GÜVENLİK GÜÇLERİ (DEVLET) BÖLGEYİ TERK Mİ EDECEK? – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

_______6 Haziran 2014_______

GÜVENLİK GÜÇLERİ (DEVLET) BÖLGEYİ TERK Mİ EDECEK?

Hakan Paksoy
Paylaş:

 

 

 

(Olayların Satır Aralarından Görülenler)

Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, 01 Haziran 2014 tarihinde bir TV kanalında bir takım açıklamalar yaptı.

Aslında çok normal bir durum, elbette bir bakan zaman zaman açıklamalarıyla kamuoyunu bilgilendirir değil mi?

Normalde evet, ama toplumu tehlikeli yanlışlara yönlendirmeye dönük olursa, hayır demek zorundayız.

Neyse, sözü fazla dolandırmadan maksada geçmek en iyisi.

Gelin önce Sırrı Süreyya Önder’in yaptığı açıklamalara bakalım: “HDP Genel Başkan Yardımcısı Sırrı Süreyya Önder, İmralı heyetinin yanı sıra HDP ve BDP eş başkanlarının da yer aldığı bir heyetin, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, İçişleri Bakanı Efkan Ala ve Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın da aralarında bulunduğu bir heyet ile görüşmeye başladı.” Diyor.

Burada en önemli ayrıntı İMRALI HEYETİ’nin tanımındadır. Aslında çok büyük bir ihtimalle artık pazarlıklar bizzat bölücübaşı ile yapılmaktadır. Çünkü görüşmeler İmralı’ya giden BDP heyetiyle değil, İmralı Heyeti(!) ile yapılmaktadır ki bu heyetin(!) de en önemli figürü odur.

Şimdi tekrar başa dönerek Beşir Atalay’ın açıklamalarına bakalım. Önce tarihe dikkat. Mayısın sonuna doğru teröristlerin yol kesme eylemleri artık kamuoyundan gizlenemez hale geliyor, dikkatleri çekiyor, homurdanmalar artıyor ve artık sosyal medyada patlama yaşanıyor. Olayların zirveye tırmandığını gören SÜREÇ YÖNETİCİLERİ derhal müdahale etme ihtiyacı hissediyor ve PKK AÇILIMINI yöneten ve müzakere heyeti sorumlusu olan Beşir Atalay devreye giriyor.

Yapılan açıklamada Atalay’ın:

“Çözüm sürecinde bir tıkanma olmadığını, diyalogların devam ettiğini belirterek, ‘19 Mayıs’ta Sayın Başbakanımızın başkanlığında son dönemlerin en kritik toplantılarından birini yaptık. Daha somut, yeni bir yol haritasının üzerinde çalışılması, sonuca doğru daha hızlı adımlar atılması kararlaştırıldı’ dedi. BDP ile yapılan toplantıya da değinen Atalay, ‘Görüşmenin özü şudur. DAHA SOMUT TARİHLERİ BELLİ, SONA DOĞRU GİDİŞ İÇİN YOL HARİTASI, BUNUN ÜZERİNDE ÇALIŞIYORUZ” açıklamaları gazetelerde manşetlere düşer.

Bu TV programındaki açıklamalarda en önemli hususlar ise dikkatli okunmazsa bir anlam yüklenemeyen, çok diplomatik bir üslupla söylenmiş, ancak; bu sözlerin muhatapları tarafından kolaylıkla anlaşılabilecek adrese teslim aşağıdaki şu cümlelerde.

“Atalay, çözüm sürecinde devletin tüm kurumlarının büyük bir koordinasyon içinde çalıştığını belirterek, ‘Ama bu, şu demek değil. Bölgedeki güvenlik tedbirleri gevşetildi, oradaki birliklerimiz başka yerlere aktarıldı falan değil. ÇÖZÜM SÜRECİ SONA ERENE KADAR, BUNLAR ORADA GÖREVLERİNİ YAPACAKLARDIR. Asayişle ilgili bir şey olduğunda da müdahale edeceklerdir’ diye konuştu.”

Bu açıklamaların yapıldığı günleri takip eden zamanda yine Beşir Atalay tarafından yapılan başka açıklamalarda;

  • Jandarmanın kır polislerine [ne demekse] dönüşeceği yani jandarmanın kaldırılacağı,
  • Teröristlerin “geri dönüşleri” için formüller üzerinde çalışıldığı, dağdan inenlerin topluma uyum sağlaması ile sosyal projelerin arka arkaya hayata geçirileceği,
  • Yerel yönetimlerin yetkilerinin artırılacağı,

bilgisi verildi.

Birkaç gün arayla yapılmış olan bu açıklamaları birlikte değerlendirmek ve bazı  sorular sorup cevaplandırmak suretiyle olup bitenleri anlamak mümkün olacaktır.

En önemli sorular:

  1. Çözüm süreci(!) sona erene kadar orada görev yapacak olanlar, yani güvenlik güçlerimiz, çözüm süreci(!) sona erdiğinde orada görev yapmaya devam etmeyecekler midir ki de böyle bir cümle kurulmaktadır?
  2. Soruyu farklı bir şekilde tekrar soralım. Çözüm süreci(!) bitiğinde güvenlik güçlerinin görevi bitmiş mi olacaktır?
  3. Eğer görev bitecekse güvenlik güçleri bölgeden çekilecekler midir?
  4. Güvenlik güçleri nerelerden çekilecektir?
  5. Eğer, güvenlik güçleri bölgeden çekilecekse, bu çekilme uluslararası hukuk ve devlet hukuku açısından egemenliğin, o bölge için terk edilmesi anlamına gelmeyecek midir?

Anlaşılan o ki Jandarma kır polisine –ki şehir dışı polisin adıdır- dönüşecektir. Ardından önce, zaten polis var, ikinci bir polis teşkilatına gerek yok denecek ve güvenlik güçlerinin tamamı görev bitti denilip çekilecektir.

Bu arada, zaten şehirlere inmiş olan teröristlerin dönüşüne yasal zemin kazandırılacaktır. Dönenlerin de önce topluma uyum sağlayarak kazanılması(!) lazım tabii. Tabii, sosyal proje deyince Facebook’a girip internette oyun oynayacak değiller ya.  Bunun içinde en önemli faktör iş ve aş olacaktır.

Onlar da en iyi bildikleri işe yani silah tutmaya devam edecekler, yani düze inen eşkıya bölgenin kolluk görevini yerine getirecektir.

Açıklamaların satır aralarına ve arka planına bakıldığında anlaşılan o ki;

TÜRK MİLLETİNİN EGEMENLİĞİ, VATAN TOPRAKLARININ BİR KISMI ÜZERİNDE TERK EDİLMEK ÜZEREDİR.

YANİ TÜRK BAYRAĞI ARTIK O TOPRAKLARDA TEK BAŞINA DALGALANAMAYACAK DEMEKTİR.

Bu durum karşısında ne yapılmalıdır sorusunun cevabını da Türk milletinin kendisi vermelidir.

 

 

 

Paylaş:

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları