Hasan Erdem İle Çocuk Edebiyatının Kaynaklarına Dair Bir Söyleşi – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Geçici Koruma Altındaki Suriyeliler Çalıştayı   • MDM İstanbul Şubesi Perşembe Sohbetleri: Türkiye’de Organ Nakli ve Sorunları

Hasan Erdem İle Çocuk Edebiyatının Kaynaklarına Dair Bir Söyleşi

Yazdığı tarihî romanlarla özellikle genç okurlarının beğenisini toplayan Hasan Erdem ile hem yazdığı eserler hem de çocukların yetiştirilmesinde tarihî romanların gerekliliği ve bu kitapların içeriğinin oluşturulması hakkında konuştuk.

2 Şubat 2021
Zübeyde Gökçen Süer

Sizleri yazdığınız tarihî romanlar ile tanıyoruz. Bize kendinizden ve yazma serüveninizin nasıl başladığından bahseder misiniz?

H.ERDEM: Kısaca kendimden bahsedecek olursam 1961 yılında Tekirdağ’da doğdum, ilkokul, ortaokul ve liseyi okuduğum Eskişehir’de büyüdüm ve Bursa’da yaşlandım diyebilirim. Üniversite okumadım. Benim hayatımda romanların çok önemli bir yeri vardır. Ailemin ve öğretmenlerimin dışında bana iyiyi kötüyü, sevgiyi saygıyı, mertliği namertliği, vatan, millet, bayrak, doğa, insan ve hayvan sevgisini öğreten okuduğum romanlar, hikâyeler olmuştur. Daha ilkokul yıllarımda kitapları, özellikle tarihî romanları çok sevdim ve çocuk yaşlarımda, gelecek bir dönemde tarihî romanlar yazmayı kafama koydum. Çocukluk hayalimi gerçekleştirebilmek, okunan bir yazar olabilmek için de binlerce kitap okuyarak kelime dağarcığımı geliştirmeye, bilgimi arttırmaya çabaladım. 2008 yılının şubat ayında emekli oldum, kendimi hazır bulduğum için okur koltuğundan kalktım ve yazar koltuğuna geçtim.

Tarihî olayları kurgulamayı seçmenizdeki temel etken ne olmuştur?

H.ERDEM: Tarihî roman, roman sanatına tarihi malzeme yapar, hikâyenin merkezine tarihî bir şahsiyeti veya tarihî bir olayı koyar. Ziya Gökalp “Başka uluslar, çağdaş uygarlığa girmek için, geçmişlerinden uzaklaşmak zorundadır. Oysa Türklerin çağdaş uygarlığa girmeleri için, yalnız eski geçmişlerine dönüp bakmaları yeterlidir.” Diye yazmıştır. Konfüçyüs “İnsanın kendi ataları yerine başkalarınınkini yüceltmesi kendini bilmezliktir” demiştir. Ben de tarihe ve tarih bilincine büyük bir önem verilmesi gerektiğini düşünüyor, yazdığım roman ve hikâyelerle gençlerimize vatan, millet, bayrak sevgisi aşılamaya çalışıyorum.

Yazmış olduğunuz tarihî romanlara son yıllarda genç okurlarımıza yönelik tarihî olaylarla bezenmiş hikâye dizileri de eklediniz. Edebiyatımızda bu alan – özellikle millî bir gençlik yetiştirmek isteyen topluluklarda- göz ardı ediliyor gibi. Bu alanda verdiğiniz eserlerinizden bahseder misiniz?

H.ERDEM: Milletleri ilerleten ve yükselten kitaplardır. Okumak yaratılış nedenimizi bilmemizi, dinimizi ve gerçek hayat kurallarını öğrenmemizi, öğrencilik ve iş hayatımızda, kısacası bütün yaşamımızda başarılı olmamızı sağlar. Hz. Ebubekir de “Kitaplar akıllı kişilerin bahçeleri, faziletti kişilerin güzel kokulu çiçekleridir” buyurmuştur.
Tarihî roman ve hikâyelerin toplumun motivasyon gücünü arttırdığına, millî şuuru güçlendirdiğine inanıyor, çocuklarımızın şahsiyetli, onurlu, vakur, marifetli, vatanını seven, ana dilini aziz sayan, törelerine sahip çıkan, millî tarihi sayesinde ayakta durduğunu bilen ve millî sorumluluk duygusuna sahip bir insan olarak yetişmeleri için kalem oynatıyorum.
Bugüne kadar yayımlanmış 8 tarihi romanım ve 3 hikâye kitabım var. Kıymetli okuyucularım çok yakında yeni romanımı ellerine alacaklar. Sekiz romanımın beşi Rumeli fatihi Türk akıncılarını merkeze alarak kurgulanmıştır. Üç kitaptan oluşan Atilla serisi Avrupa Hun İmparatoru Atilla’nın tahta çıkışından ölümüne kadar gelip geçen olayların hikâyesini anlatmaktadır. “Tarihimizden Hikâyeler” başlıklı üç kitabımda, konusunu tarihten alan yirmi üç hikâye bulunmaktadır. Hikâyelerimi okuyan çocuklarımız hoşça vakit geçirirken tarihimizin belirli dönemlerini de öğrenmiş olacaklar.

Tarihî roman yazmak ve bu açığı kapatmak isteyen genç kalemdaşlarınıza bu konuda ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz?

H.ERDEM: Türk edebiyatında ilk tarihî roman denemesi Ahmet Mithat Efendi’nin 1871 yılında yazdığı “Yeniçeriler” adlı romanıdır. Ama batılı anlamda yazılan ilk tarihi roman 1880 yılında yazılan Namık Kemal’in “Cezmi” romanıdır. Yöntemleri farklı olsa da edebiyat ile tarih arasında sıkı bir ilişki vardır. Edebiyatçı da tarihçi de konu olarak insanları ve insanların hayatlarını ele alırlar. Kurmaca romanlar bilimin gerçekleriyle doğrulanmak zorunda olmadıkları için yüzyıllar boyunca güncelliklerinden bir şey kaybetmemişlerdir.
Bugüne odaklanabilmek için öncelikle geçmişi bilmek gerekir. Peyami Safa’nın dediği gibi gençlerimizin tarih ve akıl şuuruyla beslenmeleri gerekiyor.
Tarihî roman yazmayı düşünen gençler tarihin verilerinden yararlanmalı, geçmişte yazılmış edebiyat eserleri, belli devirleri anlatan gazavatnameleri, zafernameleri, fetihnameleri, siyasetnameleri, seyahatnameleri, sefaretnameleri ve tezkireleri okumalı, haritalar incelemeli, romanlarının geçtiği coğrafyalardaki sosyal yapıyı da araştırmalıdırlar.
Romanda kurgu ve hayal gücü çok önemlidir ama tarihî şahsiyetler ve olayları anlatırken tarihî bilgilere sadık kalmak için oldukça dikkatli davranılmalı, kaynaklarca sabit olan tarihî konular değiştirilmemeli, tarihin farklı dönemlerinde yaşamış ve bir araya hiç gelmemiş tarihi şahsiyetler buluşturulmamalı, gitmedikleri coğrafyalara götürülmemeli, tarihî şahsiyetler haksız ve yersiz bir şekilde zan altında bırakılmamalı, uçuk, kaçık kurgular yapılmamalıdır.
Sayın Erdem, son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

H.ERDEM: Edebiyat eserleri olmayan milletler uygarlaşamaz ve tarih sahnesinden silinir, yok olur giderler. Kemal Tahir’in belirttiği gibi “Büyük bir tarihi olmayan, böyle büyük bir tarihe dayanmayan toplumlar, hiçbir şart altında, büyük bir millî edebiyat, sanat yaratamazlar. Böyle büyük bir edebiyat, sanat yaratmadıkça da dünya edebiyat ve sanatının vardığı çizgiye katiyyen ulaşamazlar”
Geçmişin destan, masal, hikâye anlatıcıların yerini de günümüzde tarihî roman yazarları almıştır. Önümüzdeki yıllarda edebiyatçıların özellikle de tarihî roman ve hikâye yazanların sayısının ve kalitesinin artması beni çok mutlu edecektir.
Söyleşimizi Kâzım Karabekir Paşa’dan bir alıntı yaparak sonlandırmak istiyorum.
“Tarihini bilmeyenlerin coğrafyasını başkaları çizer”

Sayın Erdem, değerli vaktinizi bize ayırdığınız ve bizimle bu bilgileri paylaştığınız için sizlere Millî Düşünce Merkezi adına çok teşekkür ediyorum.. Umarım bu yöndeki çalışmalarımız daha da yoğunlaşır. Çocuklarımız ve gençlerimiz öz membalarından beslenirler.

Yorum yapın!

Comment *

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları