Bir Kadın Öldürülünce Kaç Kişi Öldürülür?

Gariptir... Garipliktir... Dünyaya yeni bir can getiren, onu besleyen, büyüten kısacası yaşamını sürdürmesi için canını veren kadın; içinden pek çok ölüm sözü geçen haberlere konuk oluyor. Sahi bir kadın öldürülünce kaç kişi ölür?


Bu ülkede insan olmak zor… Kadın olmak ise çok daha zordu. Kadınlar için ölmek, öldürülmek “kolay” ; yaşamak “zorunlu” bir durumdu. Her köşeyi sağ olarak döndüğüne şükretmekti kadın olmak. Bu yolu da ölmeden, öldürülmeden, tamamlayacağını bilip bilmeden yaşamaktı Türkiye’de kadın olmak.

Gariptir… Garipliktir… Dünyaya yeni bir can getiren, onu besleyen, büyüten kısacası yaşamını sürdürmesi için canını veren kadın; içinden pek çok ölüm sözü geçen haberlere konuk oluyor. Sanki onun asıl görevi buymuş gibi…

Derken ardı ardına gelen kadın cinayeti haberleri gelmeye başladı. Samsun’da, Denizli’de, Aydın’da, yer-mekan önemli miydi? Türkiye’de, pek çok güzellikler barındıran ülkemde, birçok çirkinlikler birbiri ardından geliyordu.

Samsun’da küçük bir kız çocuğunun hayatta en güvendiği iki kişiden biri diğerini tekme tokat dövüyor. O kız çocuğu annesinin o duruma gelişini seyrediyor. Babasının bağırışları kendi çığlıklarına karışıyor. Annesinin dünyası kararırken kendi dünyası ise boşluğa düşüyor. Aydın’da ise bir pislik daha peyda oluyor ve 92 yaşındaki Hanım Nine’nin hayatına vahşice son veriyor. Bitiyor mu? Hayır.
Devam edecek mi? Maalesef…

Toplumdan ses çıkmamasına şaşırıyor muyuz? Seyirciliği pek şahane yerine getiriyoruz, kulaklarımızı tıkıyoruz fakat sesimizi çıkarmaya geldiğinde ise bir el bizi tutuyor. O el bizi tuttukça başka bir kadının boğazını sıkmak, bıçağı saplamak, yerden yere vurmak üzere yola çıkıyor. Biz sustukça o el daha çok kadını susturuyor. Daha fazla çocuk boşluklara sürükleniyor. Babası ve babası tarafından katledilen annesinin kaderini yaşamamak için çaba göstermeye başlıyor biten hayatında… Fakat çoğu zaman bu çocukların neredeyse hepsi ya annesi ile aynı kaderi yaşıyor ya da babası gibi…

Toplum buna da sessiz kalıyor. Öyle ya sessiz kalsa da adalet hep sapağı kaçırıyor. Doğru yolu bulana kadar da iş işten çoktan geçmiş oluyor zaten. Uzaklaşması gereken, şiddete meyilli kişi iken uzaklaşan çoğunlukla adalet oluyor. Caydırıcılar tepki gösterene değil de şiddeti yaratana verilirse belki toplum daha da güvenecek.

Kadını koruyan, kollayan ve el üstünde tutan toplumken ne oldu da ne değişti de bu hâle geldik? Günden güne artmasını geçtik her saat artar oldu şiddet olayları. İnsan düşünmeden edemiyor kıskandılar da göze mi geldik diye… Durun ben cevabını vereyim. İletişim unsurları başta olmak üzere her kadına yönelik şiddet ve kadın cinayeti haberini normalleştirdik. Her öldürülen, şiddet gören kadında normalleşme sürecine yeni baştan girdik. Tedbirler, engellemeler, uzaklaştırmalar ve yasaklar çiğnendikçe bu süreç daha da devam edeceğe benziyor.

Son olarak şunu diyelim ve en iyi temennilerimizi dile getirelim. Âlimin ölümü âlemin ölümü derler ya bir kadının ölümü ise o toplumun ölümüdür.. Umarız ki bu şiddet olayları son bulur toplum son bulmadan!

Söz Konusu 8 Mart Özel Yayını: https://www.youtube.com/watch?v=vDyx37gOjlU

Yazar

Zübeyde Gökçen Süer

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.