Tellal ile küçük kız

Masallar küçükleri uyutmak, büyükleri uyandırmak içindir. Küçükler uyusun da büyüsün; Biz büyükleri uyandıralım.


Evvel zaman içinde; kalbur saman içinde; develer tellal iken; pireler berber iken; ben ninemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken. Paraların pul, kulların kula kul olduğu bir zamanda; kuşların korkuyla uçtuğu kötülüğün azgın bir cesaretle yayıldığı, çakalların bile aklının karıştığı, aslanların sinip; farelerin kendini kral sandığı, karanlık bulutların yağmur yerine çamur yağdırdığı garip bir diyarda; kendi halinde bir kız yaşarmış. Yaşarmış deriz amma yaşamak denir mi bilinmez.

Saçları buğday sarısı, gözleri deniz mavisi, bembeyaz tenli, elma yanaklı kız çocuğuna ailesi bir isim koymamış. Bilmem gerek duymamış, bilmem umursamamış. Her gün doğan binlerce kız çocuğundan biriymiş neticede. O yüzden “bir kız” der geçeriz biz de.

O zamanlarda sokaklarda, felaket tellallığı yapan adamlar dolaşırmış. Halk ülkede olup biten her şeyi,   bu tellallar sayesinde öğrenirmiş. Her gün bir gürültü ile sokağa dalan tellallar, yaptıkları işten gerim gerim gerilmiş suratları ve borazan sesleri ile bağırmaya başlarlarmış: “Komşu ülkede savaş çıktı! Komşunun vatandaşları ülkemize misafirliğe(!) geldi. Merkezin emridir: Herkes ekmeğinin yarısını, yatağının birisini bunlara verecek!!!” Sokaktaki vatandaş şoku atlatamadan yeniden başlarlarmış: “Ey ahali paramız artık bir işe yaramıyor. Bugünden itibaren takas yoluna geri dönüle!!!”, “Bundan böyle bir ekmeğin fiyatı bir muzla ödene!!!” Ve devam ederlermiş: “Bugün katledilen kadın sayısı: 100, salıverilen katil sayısı 200!”, “Bugün meydana gelen trafik kazalarında bilmem kaç, kavgalarda ise bilmem kaç kişi öldü!!!”…

Ahali bu kara kara haberleri duyup, yeterince bunalınca içlerinden birazcık iyileşme ümidi taşıyanlar “Ehh yeter be adam, hiç mi iyi bir şey yok? Dilinden akan zehir içimizi kararttı!” diye feryat edermiş. EE ne yapsın tellal, işi budur söyler olanı biteni, boynunu büker yarın gelmek üzere geçer gidermiş sokaktan.

İşte böyle bir ortamda, her gün tozpembe düşlere dalıp, karanlık günlere uyanırmış küçük kız. Sabah sokaktan yükselen sesler rüyalarını kâbusa çevirirmiş. Her gece tellalların yok olması için dua edermiş. Sabahları ise korkuyla yataktan kalkar, belki yok olmuşlardır umuduyla cama koşarmış. Çok geçmeden yüreğini sıkıştıran o sesi duyar, duasının kabul edilmediğini görür, üzülürmüş. Çocuk kalbi işte; sanırmış ki o tellallar söylemese hiç kimse ölmeyecek, herkes mutlu yaşayacak. Omuzları düşmüş, yüzü ekşimiş bir hâlde anne babasının yanında dalarmış yine hayatın hay huyuna.

Gel zaman git zaman, büyümüş genç kız olmuş elma yanaklı güzel kız. Büyümüş büyümesine de büyütmemiş içindeki çocuğu. Yine hayal kurar, her şeye rağmen mutlu etmeyi başarırmış kendini. Çoğunun yitirdiği yaşama sevincini, kimsenin dokunamayacağı bir yerde, kalbinin en derininde saklarmış.

Artık küçüklüğünün kâbusu tellallar yokmuş sokaklarda. Sokaklarda yokmuş ama küçüklü, büyüklü ekranlara doluşmuşlar hepsi.  Ahali olup biteni bu ekranlardan izler olmuş. Böylece genç kız istemediği zaman bu tellalları görüp duymayacağını fark etmiş.

Uzunca bir müddet ne olup bittiğinden habersiz, mutlu mesut yaşamış. Öyle ki her şeyin düzeldiğine, memleketinin güllük gülistanlık bir diyar hâline geldiğine inanmaya bile başlamış. İçinden şarkılar söylediği, pembe düşler kurduğu sıradan bir günde; sokakta yürürken, bir adamın bir kadını saçlarından sürüklediğini ve dövdüğünü görmüş. Birden aklına çatık kaşlı, borazan sesli tellal gelmiş. Yine yüreği sıkışmaya, içi bunalmaya başlamış. Böylece sokakta donup kalmışken, çarpışan iki arabanın sesiyle kendine gelmiş. Arabalardan inen kaba saba adamlar, birbirlerinin boğazına sarılmış; yakası açık, sunturlu küfürler savururken bizimki tokat yemiş gibi koşmaya başlamış sokakta. O an bir gerçeğin farkına varmış. Kötülüklerin sebebi, onları her gün haykıran tellallar değilmiş. Aklını kullanmadan besleyip büyüttüğü çocukça inancı “Tellallar yok olunca güllük gülistanlık bir dünyada yaşayacağız” da tuzla buz olmuş birden.

Çocukluğundan beri hiç bir şey değişmemiş meğer. Düşünmüş, düşünmüş, düşünmüş… Sonunda her şey bu kadar kötüyken, iyi olmayı yedirememiş kendine. “Bir şey yapmalı, bir şey yapmalı ama ne?” Diye düşüne düşüne koşmaya devam etmiş. Yorulduğunu fark edip bir kenarda soluklanmak için durduğunda birinin onu izlediğini fark etmiş. Hayatı boyunca hiç görmediği bu kişi üzerine doğru yürürken, genç kızın son gördüğü güneşin keskin ışığında parıl parıl parlayan metal bir eşya olmuş. Son duyduğu ise tellalın belleğindeki sinir bozucu sesi “bugün 100 kadın katledildi, 200 katil salıverildi…” Sonrası derin ve yırtıcı bir sessizlik.

Bu masalda kimse erememiş murada. Gökten üç ölüm düşmüş; biri kadına, biri çocuğa, biri masuma değmiş. Masal da böyle son bulmuş. İyi uykular…

Yazar

Şadiye Okur

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar