Yükleniyor...
Hayat dediğimiz şey seçtiklerimizden ibaret, seçmediklerimizden de ferâgattir.
Ve aslında kader, karar anlarında şekillenir.
Örneğin; bu yazıyı okumayı tercih ederek başka bir eylemden vazgeçtiniz. Verdiğiniz bu kararla kendi kaderinizi de tayin ettiniz bir anlamda.
Yazımı kaderinizle ilişkilendirmem abartı gelmesin lütfen, kelebek etkisini hatırlatırım hemen: “Afrika’da kanat çırpmaya karar vermiş bir kelebek, Amerika’da fırtına yaratır.”
Asıl ve en güncel örnek, kısa süre önce gerçekleştirdiğimiz çifte seçimdi.
Haftalardır yapılan onca propagandadan, karşılıklı yöneltilen yüzlerce suçlamadan sonra Türk milleti sandığa giderek kararını verdi.
Bu kararın bizi nasıl bir kaderle yüz yüze bırakacağını henüz bilemiyoruz.
Umalım ki günün sonunda göreceğimiz manzara bize, “Kaderin böylesine yazıklar olsun.” dedirtmez.
Hani diyor ya Gülten Akın: “Ah, kimselerin vakti yok. Durup ince şeyleri anlamaya.”
İşte o misal, haftalardır bize sunulan, maruz bırakıldığımız seçim gündemi yüzünden pek çok şeyi durup anlama imkânımız olmadı.
Kuşkusuz, yolda bulunmak, ilerlemek çok mühim. Ama bazen de kenara çekilip mevcut fotoğrafa geniş açıdan bakmak lazım.
Fakülteden bir hocamız, derste, bizlere “Kırmızı çizginiz nedir?” sorusunu yöneltmişti. Gelen cevaplar arasında şunlar vardı: bayrağım, milletim, İslamiyet, tuttuğum takım, annem, ailem…
Benim verdiğim yanıt, Atatürk ve Beşiktaş’tı.
Hocanın dönütlerden hoşlanmadığını hatırlıyorum.
Hepimizi dinledikten sonra verilen yanıtlara sarı kartı gösterdi ve kırmızı çizgiyi ilân etti: “Arkadaşlar; tek ve en önemli kırmızı çizgimiz ‘insan’ olmalı. Bahsettiğiniz tüm kavramlar ancak insana verilen değer nispetinde varlık sahasında yer bulabilir.”
“Yaradılanı sev, yaradandan ötürü.” cümlesinde vücut bulan bu Yunus Emrece bakışa hayran kaldığımı ifade etmeliyim.
Şimdi aynı soruyla karşılaşsam bu anektodun ve düşünüşlerimin etkisiyle cevabım, insan, olurdu. Fakat şu notu eklemeyi de kendi’me borç bilirdim:
“Kırmızı çizgim insan ve bu çizginin en tepesinde de kendi’m var.”
Çünkü okunması gereken ilk kitap insandır. Ve kişi okumaya önce kendi’nden başlamalıdır.
Kendi’sini objektif bir şekilde tâhlil eden bireylerden oluşan toplumda çoğu ahlakî sıkıntının kendi’liğinden hâl yoluna gireceği muhakkaktır.
Dolayısıyla, toplum olarak istisnasız herkesin kabul edebileceği bir manevî çöküş içindeyken yapılması gereken şey insanı merkeze almak, egoizmden uzak bireyselleşmeye fırsat vermektir.
Yapbozu düşünmenizi isterim. Eğer parçaların birleşmesinden oluşan görüntü çirkinse ve ufak tefek dokunuşlar fayda getirmeyecekse en mantıklı yol; baştan, parça parça, adım adım, tekrar inşâ sürecine girmektir.
Bu inşâ sürecinin toplumdaki ateşleyicisi, aile ve eğitimdir.
Aile ve okul atmosferi ne kadar sağlıklıysa bireylerden mürekkep toplum da o kadar sağlam olacaktır.
Aile demişken şu anımı da paylaşmakta yarar var:
Bir dersimde öğrencilerime, “Okullar sizi kazanmalı, siz okulları değil.” dedim.
Dönüt hep bir ağızdan şöyle oldu:
“Bunu velilerimize de söyler misiniz?”
Daha okul sıralarındayken çocukların yaşadığı duruma bakar mısınız?
Ne hazin.
Varlıkları; kazandıkları okullar, doğru yaptıkları çoktan seçmeli yoktan sebep sorular oranında önem kazanıyor.
Korkarım, mevcut zihniyeti yok etmeden tam anlamıyla var olamayacağız.
Çocuklarını kendi’likleriyle kabullenen, onları sadece var oldukları için seven aile bireylerine çok ama çok ihtiyacımız var.
Kendi’likten bu kadar söz açılmışken kendi’mden alıntı yapayım bari:
“Halk arasında bir söz vardır, ‘Bakamayacağın çocuğu dünyaya getirme.’ diye. Kısmen doğru olduğunu kabul etmekle beraber yeterli bulmuyorum. Doğrusu, ‘Bakamayacağın, birey olmasını sağlayamayacağın, kişilik kazandıramayacağın çocuğu dünyaya getirme!’ şeklinde olmalıdır.”
Aradığımız fakat şimdilik kendi’sine ulaşamadığımız toplum, tam anlamıyla millet olma bilincine vardığında ise ‘Gestalt Kuramı’ kendinden söz ettirecektir: “Bütünde, parçaların toplamından fazla bir şey vardır.”
Kediler nankör olur, derler. Ben de kendi’siz toplumlar bakar kör olur, diyorum. Aksini iddia eden varsa patisini kaldırsın lütfen.
5 Mayıs 2021 tarihinde kaybettiğimiz Türk edebiyatının kıymetlilerinden Emine Işınsu adına düzenlenen roman yarışması doğum günü olan 17 Mayıs’ta sonuçlandı.
Ayrıntılara şu bağlantı adresinden ulaşabilirsiniz: http://emineisinsu.com/
Benim de ön jürisinde bulunma onuruna eriştiğim ödülün kazananı, Ülkü Demiray’ın Cümbezin Kızı adlı eseri oldu.
Ödüle 141 eserle başvuran yazarlarımıza teşekkür ederken; Emine Işınsu Öksüz’ün hatırası önünde saygıyla eğilir, Işınsu Hanım’ın yazdığı son kitabın ismini hatırlatarak da yazımı bitiririm: “Kendimden Kendime”