Kitap seçimi

Kitabı doğru seçememek, vücudumuz için hiç bir yararı olmayan, hatta zararlı bazı abur cubur gıdaları atıştırmaya benzer. Kötü bir kitap seçtiğimizde en büyük kaybımız ise onu okumak için ayırdığımız zamanımızdır.


Kitap seçimi

Biraz param olursa; kitap, eğer artarsa yiyecek ve giyecek alırım.” diyen Erasmus kadar kitap önceliğimiz olmasa bile okuyacağımız kitaplara alacağımız giyecek ve yiyecekler kadar özen göstermeliyiz. Kitabı doğru seçememek, vücudumuz için hiç bir yararı olmayan, hatta zararlı bazı abur cubur gıdaları atıştırmaya benzer. Kötü bir kitap seçtiğimizde en büyük kaybımız ise onu okumak için ayırdığımız zamanımızdır.

Kitap okuma, bireyin aydınlanma ve kültürel gelişmesi yolunda en önemli kilometre taşıdır. O halde işe önce kendi kültür değerlerimizi oluşturan, nesiller boyunca bizleri eğitip yoğuran yazarlardan ve onların kitaplarından başlamalıyız. Özellikle gençlerimiz doğru başlangıç yapmalıdırlar. Ömer Seyfettin okunmadan “Harry Potter” okunmaz. Yaşar Kemal, Kemal Tahir okunmadan nobel aldı diye Orhan Pamıuk da okunmaz. Tevfik Fikret, Mehmet Akif Ersoy, Yahya Kemal, Ziya Gökalp, Nazım Hikmet gibi yazarlardan bir şeyler okuyarak, hem önceki nesillerimizle kültür bağı ve gönül köprüsü kurarız hem de kültürel olgunluğa erişiriz. Okuduklarımızdan ve yaşadıklarımızdan aklımızda kalanlara da zaten “Kültür” diyoruz. En önemlisi Nutuk’u okuyacağız. Kendini feda eden nesiller sayesinde bugün özgür olduğumuzu ve bir vatana sahip olduğumuzu bileceğiz. Atatürk’ü okuyacağız ve anlamaya çalışacağız. 20. yüzyılın dünyadaki en önemli liderine sahip olmanın bilincine ulaşacağız.

Dış dünyadan önemli yazar ve düşünürlerden mümkün olduğu kadar bir şeyler okuyacağız, haberdar olacağız, ufkumuzu genişleteceğiz.

Bu temel anlayıştan sonra seçeceğimiz kitap;

  • Konusu itibariyle bilgi eksiğimizi tamamlayacak nitelikte olabilir.
  • Hobilerimizle ilgili olabilir.
  • Bizde merak uyandıran farklı bir konusu olabilir.
  • Başka kitaplarından tanıdığımız ve beğendiğimiz bir yazarın kitabı olabilir.

Günümüzde kitap seçme konusunda bizleri birer tüketici konumuna indirgeyen piyasa ekonomisinin algı operasyonuna da maruz kalmaktayız. Bir kitapçıya girdiğimizde bizleri “Çok Satanlar” veya daha da küresel bir ifade ile “Best Seller” veya “Yeni çıkanlar” gibi “Standlar” karşılar. İngilizce “Stand” sözcüğünün buradaki Türkçe karşılığı “Tezgâh”tır.

Ben bu tezgâhları gezerken, mecazî anlamda sanki okuyucuya da bir “tezgâh kurulduğu” düşüncesine kapılır, gülümserim. Bu tezgâhlardaki kitapların bir kısmı birkaç yıl, bir kısmı birkaç ay içinde o standlardan kaldırılacaklardır. Bazılarının ikinci baskısı bile yapılmadan unutulacaklar çünkü içerikleri eskiyecektir. Hâlbuki aynı kitapçının gerilerdeki raflarında Ömer Seyfettin gibi değerlerimizin eserleri yüz seneden beri durmaktadır.

Çarşı-pazarda satıcılar, sattıklarının en iyilerini hemen görebileceğimiz yerlerde sunarken, kitapçılarda tersine, en iyi kitaplar senelerden beri hep arka raflarda, mağrur bir şekilde bizleri beklerler.

Hiç kitap okumamak kadar olmasa bile arka raflardaki temel kültür eserlerini okumamış kimselerin, günübirlik yazarların tezgâhtaki kitaplarını alması da başka bir garabettir. Günümüzde maddi imkânlara sahip bir kısım insanımız kültürel eksikliğini telafi etmek ve günceli takip eder görünmek için bu tip kitapları alırlar. Bu davranışı, ünlü düşünür Arthur Schopenhauer;Boş bir kafanın boş bir kesenin imdadına koşması” olarak tanımlar.

Seçtiğimiz kitaplar da tıpkı soframızdaki yiyecekler gibi ayrı tat ve lezzetlerdedir. Francis Bacon, “Bazı kitapların tadına bakılmalıdır… Diğerleri yutulmalıdır… Ve çok azı da çiğnenip hazmedilmelidir. sözü ile bu farka dikkat çeker.

Kitap seçiminde dikkat edilecek bir diğer konu, seçimde ideolojik endişe taşımamaktır. Aydın insan, başkalarının da ne düşündüğünü merak eder. Bu konu başlı başına bir yazı konusu olmalı ama okuduğumuzu akıl süzgecinden geçirme sorumluğu da taşıdığımıza göre, herkesin ne düşündüğünü bilmek sadece bizim düşünce dünyamızı zenginleştirir. Bizi aydınlatır. İdeolojisini beğenmediğimiz bir yazarın yazdıklarına da “edebi ürün” olarak bakabilmeliyiz. 68 kuşağı olarak biz bu hataya düşmüş bir nesiliz. Ne söylendiğine değil hep kimin söylediğine bakarak seçimlerimizi yaptık. Bu durum her iki taraf gençliğin de düşünce dünyasını çoraklaştırdı. Bu çelişkili bakışa bütün fikir gruplarından birçok örnek verilebilir. Ancak en doğrusu kitap seven herkesin kendisini gözden geçirmesidir. Bunun Türk fikir hayatına çok büyük katkısı olacaktır.

Aziz Bozatlı
Yazar

Aziz Bozatlı

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.