Korkunç Yıllar – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Meselelerimiz- Sadi Somuncuoğlu   • Söz konusu açık oturum 10: Türkçesiz Türkler (Canlı yayın)

Korkunç Yıllar

Savaş, sürgün, esaretle gelen acı ve hasret dolu yılları anlatır; ismi ile müsemmâ Korkunç Yıllar.Okurken yüreğimiz daralır, içimiz bunalır.Tren vagonlarına doldurulup yurdundan sürülen, esir kamplarına hapsedilen, işkencelere maruz bırakılmış milletimizin acı feryadıdır bu kitap.

5 Kasım 2020
Şadiye Okur

Korkunç Yıllar kitabı; ismi ile müsemmâ savaşlar, sürgünler, baskılarla geçen acı dolu yılları anlatan çarpıcı bir Cengiz Dağcı romanı. Sovyetlerin baskıcı rejimi altında ezilen, yurtlarından sürülen Kırım Türklerinden olan Dağcı, bizzat içinde bulunduğu, tanık olduğu trajediyi kitaplarında etkileyici bir üslupla okurlarına sunar.

Korkunç Yıllar adlı bu kitapta, 2. Dünya Savaşı sırasında Sovyet Rusya safında askere alınan ve savaş sırasında Alman Ordusu tarafından esir edilen Sadık Turan’ın trajedi dolu hikâyesini kendi hatıratından okuruz. Aslında roman boyunca sürgün edilen, esir edilen ve kamplarda işkence çeken sadece Sadık Turan değildir. Biz Sadık Turanı dinleriz kitapta, fakat duyduğumuz tüm esir Türklerin çığlığıdır.

Kırım’dan, Almanya’ya uzanan geniş bir coğrafyada 2. Dünya Savaşı’nın yarattığı yıkımı perde perde görmek mümkün kitap boyunca. Almanya ve Rusya’nın nasıl vahşi politikalarla kıyımlar yaptıklarına şahit oluyoruz Dağcı’nın gözüyle.

Cengiz Dağcı kitaplarını okurken Kırım’ın köyleri gelir gözünüzün önüne. Gurzuf’ta, Kızıltaş’ta, Yalta’da adım adım dolaşırsınız yazarın peşinde. Çocukluğunun geçtiği bu toprakları öyle hasretle anlatır ki hiç bilmediğiniz bir memleket, sizin de burnunuzda tüter. Ben de ne zaman bir Cengiz Dağcı kitabı okusam bu topraklara hasretlik çekerim ve aklıma hep o hüzünlü türkü gelir:

Aluştadan esken yeller yüzüme vurdu.
Balalıktan osken evge köz yaşım düştü.

Men bu yerde yaşalmadım, yaşlığıma toyalmadım,
Vatanıma hasret kaldım ey güzel Kırım…

Bahçelerin meyvaları bal ile şerbet,
Sularını içe içe toyalmadım men.

Men bu yerde yaşalmadım, yaşlığıma toyalmadım,
Vatanıma hasret kaldım ey güzel Kırım…

Bala çağa vatanım dep köz yaşın döker,
Kartlarımız emenç yayıp dualar eder…

Men bu yerde yaşalmadım, yaşlığıma toyalmadım,
Vatanıma hasret kaldım ey güzel Kırım…

Kırım Türkleri ve Sovyet hâkimiyeti altındaki diğer Türkler komünist Stalin’in baskısı altında ezilirken, dünyayı alt üst edecek olan 2. Dünya Savaşı patlak verir. Savaşta binlerce Türk genci gibi Sadık Turan da Almanlara karşı savaşmak üzere askere alınır. Sadık Turan’ın tek derdi Kırım’dır. Mutlak bir gün Kırım kurtulacaktır. Yapılacak her şey hasret kalınan güzel vatan içindir.

Savaş sırasında Almanlara esir düşen Sadık ve diğer Türkler esir kamplarına götürülürler. Burada Almanların uyguladığı insanlık dışı muamelelere, işkencelere, açlığa, dayanamayan birçokları hayatlarını kaybeder. Hayatlarını kaybetmeyenlerin bir kısmı ise akıllarını kaybeder. Sadık Turan ise diğerlerine göre biraz daha şanslıdır. Bir soydaşı vasıtasıyla aşçı bir esir olur. Bu yolla en azından hayatta kalabilecek kadar yiyecek bulabilmiştir.

Kamptaki Türkler esir edildikten bir süre sonra, kaybettikleri vatanlarını geri alma vaadi(!) ile Rusya’ya karşı savaşmak için kurulan Türkistan lejyonunda görevlendirilirler. Onların tek ülküsü vatanlarına kavuşmak olsa da Almanların ülküsü Rusya ile olan savaşta galip gelmektir. Savaşı diktatörler başlatmıştır, fakat su gibi kanı akan yine mazlum milletler olmuştur. Sadık bunu anlamıştır fakat Kırım için dönmez yolundan. Kitap boyunca aslında Sadık’ın zor da olsa kendisini ikna etme çabasını da görürüz. Evet Alman üniformasını giymek zorunda kalmıştır. Bu cephede savaşmaktadır. Fakat söz konusu vatandır ve o an yapabileceği en iyi şey belki de budur. Bu açıdan bakıldığında bir sürükleniş içindedir Sadık Turan.

Roman kahramanı Sadık Turan gibi Cengiz Dağcı’da vatanında Stalin yüzünden, Almanya’da ise Hitler yüzünden trajediden payını almıştır. Sadık Turan vatanına hasret bir Kırım Türk’üdür, tıpkı Cengiz Dağcı gibi. Sadık Turan yurdundan sürülmüş, esir düşmüştür, tıpkı Cengiz Dağcı gibi. Sadık Turan ile Cengiz Dağcı’nın ülküsü birdir: Azat olmuş Kırım… Kitapta roman kahramanı ve yazarın hayatları birçok yerde örtüşür.

Gerçeklerden yola çıkılarak yazılmış bu yürek burkan, savaşin, işgalin karanlığını tasvir eden romanı okumak epey zor aslında. Okurken cümleler boğazınızda düğümlenebilir, içiniz daralabilir. Fakat esir Türklerin, sürgün Türklerin çığlıklarını duyabilmek, anlayabilmek ve anlatabilmek için, yüreğimizi kanata kanata okumalıyız bu kitapları. Kırım Türklerini,  Doğu Türkistan Türklerini, Can Azerbaycan Türklerini, kısacası yeryüzünde sürülmüş, esir düşmüş, zulüm görmüş, katledilmiş tüm Türkleri anlamak ve anlatmak için okumalıyız. Dünya, yalanlarla gemisini yüzdürürken ve yapmadıklarımızla bizi suçlarken,  bizler yaşadığımız gerçek acıları, gördüğümüz zulümleri içimize atıp susamayız. Ama hakkıyla haykırabilmek için önce acımızı tanımalıyız. Bu yüzden Cengiz Dağcı’yı,  Cengiz Aytmatov’u okumalıyız ve iyi anlamalıyız.

Yorum yapın!

Comment *

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları