Kürtçe Üzerine Bir İnceleme – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

_______23 Mayıs 2011_______

Kürtçe Üzerine Bir İnceleme

Sadi Somuncuoğlu
Paylaş:

01.01.2011 
 
Gündemimizin çok önemli konusu olan “Kürtçe” hakkında bilim ne diyor, önce bunu görelim. 

“Dil, bir toplumun etnik kökeninin en önemli göstergelerinden biridir. Bu temelde Kürtçe yapı ve kelime olarak incelendiğinde görülmektedir ki, bu dil Türkçe, Farsça (İran) ve daha az olarak Arapça’nın karışımıdır. Bu da Kürt kimliğinin oluşumunda bu üç unsurun ağırlığının olduğunu göstermektedir.

Rusya’nın Erzurum konsolosu olarak görev yapmış olan Auguste Jaba, 1860 yılında Kürtçe üzerine derlemelerini yayınlamıştır. Daha sonra da Sen Petersburg Bilimler Akademisi’nin isteği üzerine F. Justi tarafından bu kitap esas alınarak 8378 kelimeden oluşan bir “Kürtçe” sözlük oluşturulmuştur. Bu sözlük 146 yıl öncesinin, bu günden çok daha saf Kürtçesini temsil etmektedir.   V. Minorsky gibi önde gelen Kürdologlar bu sözlükteki kelimeleri menşe (aidiyet) itibariyle tasnif etmişler ve ortaya aşağıdaki tablo çıkmıştır.

3080 kelime ……Türkçe

1030 kelime ……Farsça

1200 kelime ……Zend lehçesi

370 kelime ……..Pehlevi lehçesi

2000 kelime ……Arapça

220 kelime ……..Ermenice

108 kelime ……..Keldanî

60 kelime ……… Çerkesçe

20 kelime ……… Gürcüce

300 kelime ……. Menşei belli değil,

olduğu anlaşılmıştır. (Prof. Dr. A. Haluk Çay, Her Yönüyle Kürt Dosyası, sf. 119)

Yukarıdaki tablo açıkça göstermektedir ki Kürt etnik kimliğinin oluşumunda öncelikli unsurlar, sırasıyla Türkler, İranlılar ve Araplardır. Ancak; Arapça Kürtçeye büyük ölçüde din ve Osmanlıca yoluyla girmiştir. Dolayısıyla Kürt kimliğinin oluşumunda baskın unsurlar Türkler ve İranlılardır.

Ahmet Buran’ın  Doğu Anadolu Ağızlarının Kelime Haznesi başlıklı (BTTD) araştırmasında “Kürtçe’de var olan 2500-3000 dolayındaki Farsça ve Arapça kelimenin %80’inin Osmanlı Türkçesi, %40-50’sinin de bugünkü Türkçe olduğu tespit edilmiştir. Alman De Groot 1300 yıl önce kullanılan Göktürk Türkçesine ait 532 kelimenin bugünkü Kürtçe’de halen kullanıldığını tespit etmiştir. Türkçe, Farsça ve Arapça’nın Kürtçe üzerindeki etkilerini bir “kültür alışverişi” olarak açıklamak mümkün değildir. Toplumların okur yazar olmadıkları radyo, televizyon, basın, kitap, dergi gibi iletişim araçlarının hayal bile edilemeyeceği hayvanların ve kağnıların dışında ulaşım araçlarının bulunmadığı bir dönemde bugünkü Kürtçe yapısına bir dilin oluşumunu toplulukların bire bir ilişki içinde oldukları birliktelik dışında açıklamak mümkün değildir. Dolayısıyla Kürt dili toplumsal bir kaynaşmanın ürünüdür.

Ancak Kürtçe; Türkçe ve Farsça yada Arapça’nın bir lehçesi olmayıp özgün bir dildir. Ancak Kürtçe oturmuş yapısal özellikleri düzenli, temel kuralları lehçeleri kapsayan bütünlük içinde bir dil değildir. Dahası Kürtçe’nin üç ana lehçesi olan, Sorani, Gorani ve Kırmança’nın da kendi içlerinde tutarsızlıklara yol açan ciddi sorunları mevcuttur.

Ayrıca Kürtçe çağdaş anlamda bir kültür dili de değildir. Ülkemizde yaygın olan Kırmançcadır (%95). Ancak Kırmançca konuşan toplulukların daha iletişiminde bazı güçlükler söz konusudur. Zazaca, bazılarının sandığı yada maksatlı olarak yaydığı gibi Kürtçe’nin bir lehçesi değildir. Bu husus konunun dünyaca tanınmış uzmanları olan Prof. V. N. Minosrkiy, Prof. Haddank, Prof. David Mckenzie, Ingmarg Sauberg, Terry L. Todd, Prof. Dr. Goucheie Kojima gibi otoriteler tarafından kanıtlanmıştır. W.B. Lockwood, T.M. Jhonstone da Zazacayı özgün bir dil olarak görürler. Kısacası dünyadaki ciddi bilim çevreleri Zazaca’yı Kürtçe’nin bir lehçesi olarak kabul etmez.

Ancak bu gerçeğe rağmen yıllardır. Türkiye Cumhuriyeti devletinin yayın organı TRT Zazaca’yı Kürtçe’nin bir lehçesi olarak takdim etmekte devlet 2004 AB ilerleme raporunda olduğu gibi Zazaca’nın Kürtçe’nin bir lehçesi olarak tanımlanmasına sessiz kalmaktadır. Bu tutum adete, Zazaları Kürtleştirerek Türkiye karşıtı Kürtçü cepheyi genişletmeyi hedefleyen bölücülerin işini kolaylaştırmaktadır. Bu gün konuşulan Kürtçenin kökeni konusunda birbirinden çok farklı bir çok görüş ileri sürülmüştür. Kürtlerin başlangıçta Kaldece, Arapça konuştukları yolundaki savlar ciddi araştırma ve bilimsel verileri dayanmaması nedeniyle geçerlilik kazanmamıştır.

Zerdüşt’ün bir Med olduğunu ve Avesta’yı Zerdüşt’ün yazdığını varsayan kimi araştırmacılar Kürtçe ile Avesta arasında dolaylı bir bağlantı kurmaya çalışarak Kürtçe’nin kökeninin Medce olduğunu varsaymışlarsa da fazla taraftar bulamamışlardır.” 

———————

Kaynak: Ali Tayyar Önder, Türkiye’nin Etnik Yapısı, Kripto Yayınları, Ankara 2010,50. baskı, s. 167-170.

-II-

“Bölgede M.Ö. 7-6 yy.’da hüküm süren Medlerden geriye birkaç kral isminden başka bir şey kalmadığı gibi, Zerdüşt’ün doğum yeri, yılı, yaşadığı dönem, Avesta’yı kendisinin yazıp yazmadığı ve yazıldığı tarih de çok tartışmalıdır. Avesta’nın dili ile karşılaştırılabilecek Med dili de ortada yoktur.

 Antropolojik verilere göre Kürtlerin aslen sarışın, mavi gözlü, dolikasefal, Kuzey Avrupalı Nordik bir tip olduğunu savunanlar ise Kürtlerin asli dillerinin İrani olmaması gerektiğini öne sürmüşlerdir.

 Ancak, Kürtçe’nin temel yapısı genel olarak Farsça’ya benzer. Ayrıca Oğuz Türkçesinin büyük etkisini taşır. Kelimeler ise ağırlıklı olarak Türkçe, Farsça ve  Arapçadır. Kürtçe sayılabilecek kelimeler çok sınırlıdır. (300 kadar) Kürt dili, bu toplumun, baskın olarak Türk, kısmen İran ve kısmen Arap halklarının ve yerlilerin kaynaşmasıyla oluştuğunu belgeleyen önemli bir delildir.

 Orta Doğu’da Kürtlerin yoğun olduğu bölge 300 yıl İran Sasanilerinin egemenliğinde kalmıştır. 637’de başlayan Arap işgalleri ve kolonizasyonu etkinliği ise 11’inci yy’da Selçukluların gelmesine kadar devam etmiştir. Selçuklular bölgede yerleşik bir düzene bağlı çok sayıda beylikle yeni bir egemenlik tarzı oluşturmuşlar, bu dönem Akkoyunlu ve Karakoyunlular’ın bölgedeki hakimiyeti ise 16’ıncı yy’a kadar devam etmiştir. Sasaniler’le başlayıp, Araplar, Selçuklular’la devam eden Akkoyunlu ve Karakoyunlu’ların tarih sahnesinden çekilmesiyle sona eren süreç 1300 yılı aşmaktadır.

 Bu süreç İran, Türk, Arap, Kürt topluluklarının birbirlerine kültürel miraslar devrettikleri, bir önceliklerle bir sonrakilerin bir arada yaşadıkları bir toplumsal kaynaşma ve kültürel oluşum dönemidir.

Bu kaynaşma ve oluşum kaçınılmaz olarak ırki yapı kadar Kürt dilini de etkilemiştir. Bir başka ifadeyle; Kürtçe’deki Türkçe, Farsça ve kısmen Arapça unsurlar bu dilleri konuşan halklarla Kürt toplumunun yoğun kaynaşmışlığının kanıtlarıdır.

 Tarihi veriler, antropolojik değerlendirmeler de Kürtçe’nin tanıklık ettiği bu toplumsal kaynaşmayı desteklemektedir.

 Yeni yayınlanan ve 20.000 kelimelik olduğu söylenen “Kürtçe” Sözlük de, ilkinden farklı değildir.

 Öte yandan, Alman Prof. De Groot en az “1300 öncesine ait Göktürk ve Uygur Türkçesinden 532 kelimenin “Kürtçe” diye bilinen ağızlarda bugün hâlâ kullanılmakta olduğu”nu tesbit etmiştir. Bu kelimelerden bazıları şunlardır:

Göktürk…. ………….Kürtçe ……………Anlamı

apa…………………..apo………………..amca

mın ………………….min………………..ben, benim, bana

ka ……………………ka/ko ……………..aile büyüğü, yaşlı kişi

kent …………………gend/gund………..şehir, köy

buge …………………bug(e) ……………gelin

kon …………………..kon ……………….çadır, konak yeri

kutay ………………..kutni ……………..parlak kumaş

eke …………………..kako/kek/keko…..ağabey

eke …………………..axe………………..ağa

kalın …………………khalın……………..başlık parası

lor …………………….lor…………………süt, lor peyniri

iğit ……………………eğit……………….yiğit

ilan ……………………ilan……………….yılan

 

Kürtçü ayırımcılar buna karşılık TDK Sözlüğünü ele alarak Türkçe sayılan pek çok kelimenin de Arap-Fars-Latin kaynaklı olduğunu gösterirler. Ama önemli olan kelimeler değil, dil yapısıdır. Türkçe yabancı kelimeleri dahi kendi dil yapısı içinde kullanır. Yani “nev’i şahsına münhasır” bir dil yapısı vardır!.. Kürtçe öyle mi?.. Hayır. Pek çok lehçenin birbirini tutan bir grameri yoktur. Kaldı ki, Kürtlerin çoğu, o Kürtçe olduğu iddia edilen 20.000 kelimenin büyük kısmını hayatlarında bir kere bile duymamışlardır, hiç kullanmazlar!.. Öte yandan bu kişilerin konuşma tarzı, vurguları, kelimeleri telaffuz edişleri hep Orta Asya Türklerine, özellikle Özbeklere ve Taciklere benzer. Kürt ayırımcılar hele bir o diyarlara uzansalar, kendilerini hiç de yabancı bulmayacaklardır!..

Öte yandan ilk Türkçe sözlüğün neredeyse 1000 yıl önce Divan-ı Lugat-ıt Türk olarak Kaşgarlı Mahmud tarafından hazırlandığı unutulmamalıdır… ve bu sözlük tümüyle Türkçe kelimelerden oluşur. Ayrıca Ali Şir Nevai’nin “Türkçe’nin Farsça’dan dahi üstün olduğu”nu ortaya koyan 500 yıl önceki eserleri mevcuttur.” (Kaynak: Ali Tayyar Önder, Türkiye’nin Etnik Yapısı, Kripto Yayınları, Ankara 2010, 50. baskı,s. 170-171.

III

“Nikitine’e göre, “Kürtçe’nin Hint-Avrupaî (Aryan) bir dil olduğu” tartışmalı olup, mutlak bir kabul değildir!.. Gürdal Aksoy ise, “Aryan” tabirinin Avrupa burjuvazisi tarafından uydurulmuş bir kavram olduğunu “su götürmez bir gerçek” sayar!.. (Kürt Dili ve söylenceleri, sf. 148)

Bu “Aryan” tezini Maurice Duvarger, “saçmalık” olarak niteler ve:

– “Adı var kendi yok bir dille tanımlanan; bu adı var kendi yok halk topluluğunu bir çok sözde bilgin bir yere yerleştirmeye çalıştı. Vardıkları sonuçların birbirini tutmazlığı, bunların saçmalığını da açıkça ortaya koymaktadır,” der ve, Aryan (Hint-Avrupaî) toplulukların bu tutarsız bilginler tarafından Hindistan’dan Kuzey Afrika’ya, Macaristan’dan Baltık bölgesine kadar 8 ayrı “çıkış noktası” gösterdiklerini belirterek saçmalıklara örnek diye verir! F. Rödiger ve A.F. Pott “Kürtçe’nin Kaldece (Sami) ile ilgisinin olmadığını, bu dilin İran menşeli olduğu”nu ileri sürerler.

Prof. Vladimir Minorsky Kürtçe’yi Kuzey-Batı İran dillerinden biri kabul eder. Ancak bugünkü Farsçadan ayırır. Kürtçenin Başka bir kökenden gelmesi gerektiğini ileri sürer!. Farkları şöyle sıralar:

– Telâffuz farkları,

– Şekil Farkları,

– Nahiv (cümle yapısı) farkları,

– Kelime farkları,

– Ses değişimleri farkları.

Bu büyük farklardan sonra, Kürtçe eğer Sami değilse, eğer Fars (Hint-Avrasyai) değilse, başka ne olabilir?.. Tabii ki, Ural-Altay kökenli!..

 

Kürtçe ağızlar şöyle sıralanabilir:

 

Kırmanç : Büyük Zap Suyu’nun Dicle’ye bağlandığı noktadan yukarıya, Zap Suyu boyunca, Urumiye Gölü’ne kadar çizilen hattın yukarısında kalan bölgede konuşuluyor.

 

Soranî: Bu hattın altında Irak ve İran’da konuşuluyor. Soranî ile Kırmanç dilbilgisi arasındaki fark, İngilizce ile Almanca arasındaki fark kadar büyüktür. Ancak kelimeler Felemenkçe ile Almanca kadar yakındır. Her iki ağız da köyden köye fark gösterir. Samandağ’la Kirmanşah arasındaki Kürtler, bugünkü Farsça’ya yakın bir dil konuşur.

 

Zazaca : Sivas-Erzincan-Malatya-Diyarbakır-Bingöl dairesinde konuşuluyor.

 

Gurânî : Halepçe’nin karşısında İran’da, ve Haningi’nin karşısında İran’da küçük birer dairede konuşuluyor. Zazaca ile Gurânî birbirleriyle bağlantılıdır. Bu da Zaza ve Gurânîler’in aynı

ortak kökten geldiğini, muhtemelen Hazar Denizi’nin güneybatı yakasındaki Deylem ve Gilan taraflarından olduklarını gösterir. Bu yüzyıla kadar Süleymaniye bölgesindeki bazı köylülerin “Gurânî” olduğu ve bölgedeki Kürtlerden farklı olduğu kabul edilirdi. Gurânî halkını, Gurânî konuşanları ve bu köylüleri aynı kökten kabul etmek zordur. Yazar David Mc Dowall, Zaza ve Gurânîler’in Kırmanç ve Soranîler’den önce Zagros bölgesine geldiğini öne sürüyor.

 

Güney-Doğu Lehçeleri: Bu başlık altındakilerin küçük bir kısmı Haningin-İran sınırı arasında Irak’ta, ve Halepçe-Haningin-Kirmanşah-Sananda dairesinde konuşuluyor. Zazaki’nin Kırmanç veya diye Kürt ağızlarından tamamen farklı olduğu ise V. Minorsky, Prof. Haddank, Prof. David Mac Kenzie, Ingmar Sauberg, Terry L. Todd, W.B. Lockwood, T.M. Jhonstone ve Prof. Dr. Gouchıe Kojima kesin bir dille ifade edilmiştir. Yani armutlar ile elmalar toplanıp “Kürtçe” sayılamaz!.. Ne var ki, echel-ü cühelâ (cahiller cahili) politikacılarımız, aydınlarımız ve TRT yöneticileri hâlâ Zazaki’yi “Kürtçe lehçe” diye sunmakta, Avrupa Birliği’nin aynı yöndeki raporlarına sessiz kalmaktadırlar!

 

Kaldı ki, Kırmaç kelimesi dahi Türkçe kökenlidir!.. Kırmanç, Kurmanç, Gurmanç diye geçer. Kuman Türkleri ile bağlantısı bir yana; Kurman kelimesi Divan-ı Lugat-it Türk’te ” gedelgeç, yay konan kap, yaylık” (Oğuz ve Kıpçak lehçeleri) anlamına geldiği belirtilir. Ayrıca Kırman büyük bir Türk boyunun adıdır. (Macar bilim adamı L. Rasonyi, Dünya Tarihinde Türklük, sf. 139,148) Kazak ve Kırgızlar’ın Cappas ve Maskar kollarından birer boyun adı da Kurman’dır… Yani iki Kurman oymağı Ortaasya’da, bir Kurman-Ç boyu da Anadolu’dadır!.. Kürtçe aslında “Diller karışımı bile olmayıp, kelimeler karışımı bir ağız”dır!… Özellikle Kırmançça kelimeler büyük ölçüde Türk yapısı üzerine kurulmuştur. Kürtçe aslında, eski Türk Lehçelerinde kaybolmuş kelimeleri çıkarmak için bulunmaz bir hazinedir.!.

 

Mesela, Pülümür’de kış mevsimine doğru açan bir çiçeğe, yöre halkı “karbelik” der. Bu sözü Kürtçe sayar. Halbuki Kar’ın yağacağını belli eden bu çiçeğe, bundan uygun Türkçe bir ad olabilir mi?..” (Kaynak: Ali Tayyar Önder, Türkiye’nin Etnik Yapısı, Kripto Yayınları, Ankara 2010, 50. baskı,s. 170-171.

 

IV

 

“Bazı Kürt oymaklarının öz-be-öz Türkçe adları da Müslümanlığı kabul etmelerinden sonra değişmiştir. Haldi-Halidi, Cafarlı-Caferi, (Abaza) Abhas-Abbas, Kuris-Kureyşi, Hasarenli-Hasenanlı gibi…

 

V. Minorsky, “Kürtlerin İrani sayılması, Irki olmaktan ziyade; dil ve tarih mütalaalarına dayanmaktadır. Kürtlerin merkezi sahaya yerleşmeden evvel, oralarda isimleri kendilerininkine benzeyen, fakat başka menşeli Kardu adlı bir kavim yaşamış olduğu ve bunların sonradan İran menşelilerle karışmış olduğunu ileri sürmek mümkündür,” der.

Bu ifade dahi Kürt bölücülerin sahiplenmeye çalıştığı Kardular’ın Kürt olmadığını, Kürtlerin de İranlı, yani Aryan olmadığını göstermektedir.

 

Ayırımcılar “Kürtçe”yi ayrı bir dil gibi göstermek isterler. Halbuki tek bir “Kürtçe” olmadığı gibi, hiç bir “Kürtçe” ağız da yazıya geçmiş değildir!.. (Bakınız: Goichi Kujima) Kürtçe denilen ağızların pek çoğunda gramer Türkçe’yi andırır…

 

Mesela cümlede öğelerin sıralanması çoğu zaman Türkçe gibi Özne + Tümleç + Yüklem şeklindedir.

 

Hint-Avrupai dillerdeki gibi Özne + Yüklem + Tümleç şeklinde değildir….

 

Bu da bizim yakıştırmamız değil, bilakis Kürtçülerin yayınlarında yer alan hususlardır.

 

Örnekler:

 

Ez it we re dibejim …. Min jı wi re da … Kürtçe

 

Ben ona söylüyorum … Ben ona verdim … Türkçe

 

I am telling him … I gave it to him … İngilizce

 

Min sev heye … Ez dewlemend bum … Kürtçe

 

Benim elmam var … Ben zengin idim …. Türkçe

 

I have an apple … I was rich … İngilizce

 

Wi lı ser reki ne aw heye ne çamor …. Kürtçe

 

O yolun üstüne ne su var ne çamur …. Türkçe

 

There is neither water nor mud on that road ….İngilizce

 

Ez Kırmanç ım … Ez civan ım …. Kürtçe

 

Ben Kırmanç’ım … Ben civanım (gencim) … Türkçe

 

I am Kırmanç … I am young …. İngilizce

 

Zu vare, kalemiha hılda, hikatamın binvise… Kürtçe

 

Çabuk gel, kalemini al, hikayemi yaz …. Türkçe

 

Come quickly, take your pencil, write my story… İngilizce

 

Ez dıbıjim, Kırmançi Turani’ye, ew dibiye na… Kürtçe

 

Ben diyorum ki, Kırmanç Türk’tür, o diyor ki, hayır… Türkçe

 

I say that Kırmanç is Turk, he says no… İngilizce

 

Vare, çay veho… Kürtçe

 

Gel, çay iç… Türkçe

 

Come, have tea…. İngilizce

 

Bu örnekler Hint-Avrupaî olduğu iddia edilen “Kürtçe” cümlelerin nasıl Turani bir gramer yapısına sahip olduğunu göstermektedir.

 

Kürtçe denilen şahıs zamirlerinden ilki Ez, Farsça gibi görünür ama aslı Öz’dür. Ortaasya’da Türkler “Özüm Kırgız” der… Bu ifadenin Ez Kırmançım ile yakınlığına dikkatinizi çekeriz.

 

İkincisi Min’dir ki, Anadolu Türkçesinde  Ben, Azeri lehçesinde Men şeklindedir. Ortaasya’da da kullanılır. Birinci şahıs takısı yukarda görüldüğü gibi değişmemiştir bile!…

 

Azeri’nin Men Türkem demesi ile, ayırımcının Mın Kırdım demesi arasında ancak ağız farkı vardır!.. Denizli ağzında Mustafali (Mustafa Ali) bile daha fazla farklılık gösterir!..

 

Öte yandan Ortaasya’da Kürt kelimesi Kurt veya Kırt olarak kullanılır.

 

Bir Türk boyu olan Başkırtlar gibi!… İkinci şahıs Tu veya Te’dir ki, Sen’den bozma olduğu ortadadır…

 

Üçüncü şahıs Ew’dir. “w” harfinin V’den farkı; birincinin ağzı “O” der gibi yuvarlattıktan sonra telaffuz edilmesidir ki, Türkçe’de Tavuk derken çıkar… Böylece Ew’in aslında Eo olduğu ve “O” kelimesinden bozma olduğu görülür!…

 

Şu halde sıralarsak Min-Te-Ew, Ben-Sen-O’dan başka bir şey değildir!… (Bak: Kürtçe Gramer, yazarı Dr. Kamuran Ali Bedirhan, Deng Yayınları, 1991… Bu sözde Kürtçü ayırımcı yazarın adı bile Türk’tür. Han ünvanını Türkler’den başkası kullanmaz!)

 

“Kürtçe” ağızların İran’la olan bağlantısına gelince Pers, Sasanî dillerinde, diğer Aryan dillerde de Kürt kelimesi yoktur. Med dilinde de yoktur… Arapça’ya ise sonradan girmiş olup, Etrak (ürkler) gibi çoğul haliyle Ekrad olarak alınmıştır. En eski devirlerden beri göçebe-konargöçer anlamında kullanılmıştır. Yani Kürtler İranlılardan etkilenmişlerdir, bazı Fars kökenli Kürt aşiretleri vardır ama; köken olarak tümüyle onlara bağlı değillerdir.

451 yılında Kafkasya üzerinden Mugan’ın güneyinde yerleşmiş olan Akhun Türk topluluklarından, 12. yüzyılda Harzemşahlar döneminde Mugan Türkmenleri olarak bahsedilmektedir.. Bu Türkmenler Arap kaynaklarında Ekrad-ı bi-iskan, yani yerleşik olmayan Kürtler olarak geçer.” (Kaynak: Ali Tayyar Önder, Türkiye’nin Etnik Yapısı, Kripto Yayınları, Ankara 2010, 50. baskı,s. 170-171.

 

V

 

“Açıkça görülmektedir ki, Arap kaynakları henüz yerleşik hayata geçmemiş ve belki de Müslüman olmamış Türk boylarını ayırt etmek için Ekrad ifadesini kullanmaktadırlar… Çünkü göçebe de olsa Müslüman Türkler’e Türkmen adı verilmesi de bu dönemdedir.

 

Böylece Gurti-Kardu gibi yakıştırmaları bir kenara bırakırsak; İlk defa bir Boy olarak Kürt adına Orhun kitâabelerinde rastlıyoruz… Bu uruğun Göktürk diye bilinen devletin içinde ve diğer Türk boyları arasında yaşadığı ve liderinin adının Alp Urungu olduğu tartışma götürmez. (Bakınız: Elegeş anıtı, Orhun Kitabeleri ) Herat’tan üç fersah yukarıda Ulenknişin yaylasının batısında Kürtnişin adında bir köy vardır… Anadolu Kürtleri o diyara bir sefer

yapmadıklarına göre, bu adın yöre Türkleri tarafından verildiği ortadadır.

 

Aslında bunda şaşacak bir şey yoktur!.. Çünkü Kürt kelimesi Türkçedir ve zengin mânâlar taşır:

 

Kürt : Kar yığını, çığ, bir çeşit kayın ağacı, ayva ağacı

 

Kürdüm: Merih gezeğeni (Ayrıca Beyşehir kenarında eskiden göçebe olan Türkmenlerin oturduğu Kürtler köyünde ise “süpürge otu” anlamına gelir.)

 

Kürt : kalın kar yığını (Kazak lehçesi)

 

Kürtik: yeni yağmış kar (Kazak ve Tarançi lehçesi) çığ (Sor Lehçesi)

 

Kört : Kar yığını (Kazan Tatar lehçesi) Karların dağlarda teşkil ettiği saçak, kar yığıntısı (Çuvaş lehçesi)

 

Körtük: kar denizi veya kar çölü (Uygur lehçesi) kar yığını (Teleüt, Soyon ve Karakırgız lehçesi)

 

Kürtkü: kar yığını (Karakırgız lehçesi)

 

Kürtçük: kar yığını (Yakut ve Çeremis lehçesi) (Kürt Meselesi, M. Şükrü Sekban, 1979, sf.18-19)

 

Daha da enteresanı, geçenlerde (2001, Mart) STV televizyonunda konuşan ve ülkesini tanıtan Afganistan Büyükelçisi gösterilen filimdeki bir halıyı “Kürdi” diye adlandırdı… Kendisine, “Niye bu halının adı Kürdi?” diye sorulunca, ne cevap verdi, biliyor musunuz?..

 

– “Çünkü bu tür halılar Afganistan’daki dağlı bir kabile tarafından dokunur,” dedi!.. Bu da bizim “Kürt” ifadesinin dağlı göçebeler için kullanıldığı tespitimizi desteklemektedir.

 

Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu asla bir “Kürt Bölgesi” değildir!.. Bölgede 11’inci asırdan itibaren devlet kuran Artukoğulları, Dulkadiroğulları, Akkoyunlular, Karakoyunlular, Saltukoğuları, Mengücükoğulları hep Oğuz boyundandır. Aralarında hiç Kürt Devleti yoktur!… Çünkü devlet kuran yerleşik hayata geçer, yerleşik olanın da Kürtlüğü sona erer!.. Çünkü Kürtlük, dağ göçebeliği demektir! Dil farklılığının sebebi, yörenin sarp dağlık olması ve Arap-Acem etkisinin hissedilmesidir…

 

Van Milletvekili İbrahim Aras dönemin Gerdi aşireti reisi Oğuz Bey’e sorar:

 

– “Bu ad Türk adıdır, (Sen Kürt’sen) sana nasıl gelmiş?”

– “Bendeniz 21. Oğuz’um… Bizde baba evlâdına kendi babasının adını verir, bu böylece devam eder, gider,” cevabını alır.

Ama maalesef öz-be-öz Türk olan bu aşiret reisi, Türkçe bilmiyor, yörenin karmaşık ağzını kullanıyordu!…

Amcası Kılıç Bey de!.. Adı Türk, Koçibeyi aşireti reisi Mehmet Emin Bey de!… (Doğu Anadolu Gerçeği sf. 31)

Kürtçe denilen ağızlarda cümleler Farsça-Arapça kelimelerden oluşsa da cümle yapısı, yani grameri genelde Türkçedir!.. Ve bilindiği gibi bir dilin aslını tespite yarayan kıstas ta gramerdir!..

Öte yandan, biliyorsunuz, art niyetli Avrupa Birliği’nin baskısı ile bir “Kürtçe” yayın furyası başladı. Bu son derece komik ve amaçsız bir faaliyet…çünkü Kurmançça ve Zazaca yapılan bu yayınları dinleyenler Kurmanç ve Zaza grubundan dahi olsalar anlayamıyorlar. Mesela Mahsun Kırmızıgül annesinin Zaza olmasına rağmen, yayını anlayamadığını açıkladı!… Çünkü bir Japon dil uzmanının dediği gibi 30’a yakın ağız var. İki komşu köyün “Kürtleri” bile zaman geliyor, birbirini anlamıyor!…” (Kaynak: Ali Tayyar Önder, Türkiye’nin Etnik Yapısı, Kripto Yayınları, Ankara 2010, 50. baskısı)

 

Bilim adamları böyle söylüyor. Ama biz bunları bir kenara bırakıp düşünelim. Asırlardır, aynı egemenlik, aynı vatan, aynı din, aynı kültür, aynı dil (%98 Türkçe), aynı sanat, aynı musiki, aynı örf ve adetler kazanında kaynayarak bir ve bütün olmadık mı? Akraba değil miyiz? Bizi biz yapan bu gerçeklerin inkarı mümkün mü?

O halde; aşiret, aile, etnisite, mezhep, inanç ve bölgelerdeniz ayrı diye, Türk milletinin şerefli ve eşit mensubu olduğumuzu inkar mı edeceğiz?   

Avrupa ülkeleri birleşerek daha da güçlü olmaya çalışırken, bizim “demokratikleşmek ve özgürleşmek için aşiretlere kadar bölünmemizin” istenmesi, bir Haçlı oyunu değil mi?

Unutmayalım, bu vatanda Türk Milleti yoksa, Haçlılar var demektir.
 
 

Paylaş:

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları