Lucifer: Jeffrey Burton Russell’dan Kötülüğün Tarihi – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Vatandaşın Bağışı Bloke Edilemez   • Savunma Sanayisine Bir Bakış/ Bilgi Şölenine Davet- 11 Mart 2020

Lucifer: Jeffrey Burton Russell’dan Kötülüğün Tarihi

Şeytan’ın en büyük zaferinin, var olmadığına dair modern dünyayı ikna etmiş olması olduğunu kabul eden yazar, şeytaniliğin elle tutulur, gözle görülür somut kanıtlarını savaşlarda ve işkencelerde gözlemleyebildiğimiz gerçeğiyle modern dünyanın bu görüşünün karşısına dikilir. Demet Yener yorumladı.

30 Aralık 2019
Demet Yener
Jeffrey Burton Russell: Lucifer

Lucifer, 518 sayfa ve on bir bölümden oluşan bir inceleme ve tarih kitabı olmanın yanında “Kötülük Tarihi” serisinin de üçüncü kitabıdır. Yazar Jeffrey Burton Russell, inançlar, din ve mitoloji kategorilerinde eserler yazmış bir tarih profesörü ve popüler bir yazardır. 1934 doğumlu yazar, Kaliforniya Üniversitesi’nde çalışmaktadır.

Serinin ilk kitabı olan Şeytan’da antik kötülüğü konu alan yazar, kavramın Yeni Ahit dönemindeki izlerini sürer. İkinci kitabı İblis’te ise Hıristiyanlığın ilk dönemlerindeki kötülüğün neliğini kişileştirerek 5. yüzyıl ortalarına kadarki temel hatlarını okuyuculara sunar. Jeffrey Burton Russell, üçüncü kitabı olan Lucifer’de ise Ortaçağ diabolojisinin, yani şeytan kavramını ve şeytanin din, felsefe, kültür, tarih ve psikolojideki rolünü inceleyen bilim dalının gelişimini ortaya koyarak, kötülüğün en etkin olduğu dönem olarak kabul edilen 20. yüzyıla doğru ilerler. Russell için Ortaçağ ile Yeniçağ arasında kötülük, dinsel niteliklerinden sıyrılıp günlük hayatın konusu olmaya başlar ve Şeytan, artık evren üzerinde egemen olmaya doğru ilerler. Yazara göre, Ortaçağın karanlık yüzü; karnavallardan, paskalya kutlamalarına ve oradan da bilgin ve şairlerin coşkulu arayışlarına dek her yönüyle aydınlanır ve Şeytan git gide yakınlaşır.

Bu kitap, Şeytan hakkında Ortaçağ’da egemen olan düşünceleri betimler. Buradaki açıklamalar, Ortodoks Doğu’ya ve İslam’a ait görüşleri de kapsar. Yine de kitabın esas vurgu yaptığı; Şeytan’a fazlasıyla değer veren Hıristiyan Batı düşüncesidir. İslam incelemesini ayrıntılı yapabilmek için gerekli dilleri bilmediğini belirten yazar, İslam’ın Şeytan’la ilgili görüşlerinin kısa bir karşılaştırmasına yer verir. Ayrıca yazar, Ortaçağ’da Hıristiyan diabolojinin öncelikli bileşenlerinin patristik, skolastik ve mistik teoloji; sanat, edebiyat ve drama; popüler din, vaazlar ve azizlerin hayatları ve folklor olarak sayar.

Şeytan’ın en büyük zaferinin, var olmadığına dair modern dünyayı ikna etmiş olması olduğunu kabul eden yazar, şeytaniliğin elle tutulur, gözle görülür somut kanıtlarını savaşlarda ve işkencelerde gözlemleyebildiğimiz gerçeğiyle modern dünyanın bu görüşünün karşısına dikilir. Çağımızda yaşanan bütün dehşet verici olayların kötülüğün insan doğasında özsel olarak bulunduğuna inanmamıza neden olduğunu söyleyen yazar, “Şeytan” kavramının köklerinin “kötülük” kavramına güçlü bir şekilde dolandığını ve kötülüğün oldukça etkileyici bir konu olduğunu da ekler.

Lucifer adının nereden geldiğini yazar bizlere şöyle anlatır:

“Lucifer adı, İşaya 14[i]’ün büyük prensi, kibirden dolayı arştan düşen sabahyıldızı Helel-ben-Shahar ile Hezekiel 28[ii]’in “yaratıldığı günden kendisinde kötülüğe rastlanan güne kadar kusursuz” olan güzel yüzlü meleğin birbiriyle ilişkilendirilmesinden ve bu ikisinin de bu dünyanın prensi ve Tanrı’nın krallığının engelleyicisi İblis’le ilişkilendirilmesinden doğdu. Bu üç kavramın bir araya gelişinin kesin zamanı belli değildir fakat Origenes bunları üçüncü yüzyılda bir birlik olarak ele almıştır.” (Lucifer, Russell, s. 11)

Jeffrey Burton Russell, kötülüğün kişileştirilmesi olarak Şeytan’ı, merak uyandıran “Kötülüğün Tarihi” serisinde anlatmaya devam eder. Serinin üçüncü kitabı olan Lucifer, Şeytan kavramının 5. ve 15. yüzyıllar arasındaki evrimini gözler önüne sererken din, sanat, edebiyat, tiyatro gibi alanlarla beraber skolastik felsefe, mistik teoloji, vaiz edebiyatı ve ermiş olduğu kabul edilen kişilerin, kilise büyüklerinin ve kendini dine adayanların hayatlarının anlatıldığı edebi eserler alanı olan hagiografi yardımıyla Ortaçağ diabolojisini aktarmaya çalışır. Lucifer’de, Ortaçağ’daki Şeytan kavramının yüzyıllar içinde nasıl değiştiği ve ortaya çıkan katı inançların 1500’lerde ve 1600’larda cadı avı histerisini nasıl körüklediği de anlatılır. Russell, kavramın özellikle Batı’daki gelişimini incelese de Doğu Ortodoksluğu ve İslam düşüncelerine yönelik detaylı bilgiler de yer verir. Bunun yanında konunun hem uzmanlarına hem de meraklılarına oldukça ayrıntılı ve açıklayıcı bir tarihsel kaynak sunar.

 

[i] İncil’den bir ayet. ‘… Bulutların üzerine çıkacağım;+ kendimi Yüceler Yücesine benzeteceğim…’

[ii] İncil’den bir ayet. ‘… Güzelliğinden ötürü, Gurura kapıldın, Görkeminden ötürü, Bilgeliğini bozdun. Böylece seni yere attım, Kralların önünde seni yüzkarası yaptım…’

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları