Mahir Şanlı: Kötülüğün Mitleri

Köklerimizdeki kötülüğü bilmek ve içimizdeki kötülüğün tanrıları ile tanışmayı ertelemeyelim. Neden bu kitabı okumalıyım diyorsanız, gerçekten iyiliği anlamanın yolu da kötülükten geçiyor. Siz, kötülüğü gerçekten tanıyor musunuz?


Yenilerin deyimiyle anneanne ve babaanneler pek masal anlatmıyor. Yaşı kırk ve üzerinde olan biz gençler ise şanslıydık. Ninelerimizin hayat süzgecinden geçen onlarca masal, hikâye ve efsane ile büyüdük. Belki de bu anlatılardır tüm olumsuzluklara rağmen yüreğimizin bir kısmının hâlâ nahif kalmasına sebep, kim bilir?..

Mahir Şanlı da bu anlatıların en zengin olduğu coğrafyalardan birinde, Karslı bir ailede doğmuş, bu anlatıların zenginliğini dinleyerek büyümüş ve büyümeye devam eden bir kalem. Kars özelinde dinlediği hikâye, masal ve efsaneler ona geçmişin kırk kilitli, kırk odasının kapılarını birer birer açmaya başladı. Bu uzun soluklu yolculuğunun son birkaç yılında kendisini çok yakından gözlemleme ve tanıma şansım oldu.

Efsane ve halk hikâyelerinden kurguladığı romanlarla başlayan yazma yolculuğu, kırk kilitli odaların binbir hazineli olanı, mitolojiye evrildi. Evren, yaratılış ve köken mitleri serinin ilkiydi. Bu kitabı da Millî Düşünce Merkezi için değerlendirmiştim. İlk insanların evreni ve yaratılışı nasıl anlamlandırdığını irdelerken, bugün teknoloji ve bilimde insanlığın çok fazla yol almış olmasına karşı, yaratılış ve evrenin oluşumu konusunda ancak bir arpa boyu yol aldığına beraber şahit olmuştuk.

Serinin ikinci kitabı olan Kötülüğün Mitleri de ilki gibi diğer mitoloji kitaplarından yöntem olarak ayrılıyor. Mitoloji kitapları çoğunlukla bölgeler ve milletler üzerinde lokal çalışmalar olarak bugüne kadar yayımlanagelmiş. Dünya genelindeki mitleri konu ve türüne göre sınırlayıp, sınırlanan türü tüm örnekleriyle bir bütün olarak veren eserler çok sınırlıdır. Bu eser de insanlığın en ilkel ve asla gelişmeyen dürtülerinin izini mitoloji üzerinden sürmemizi sağlıyor ve konu olarak sadece kötülük ve kötü ruhlar var.

Yaratılış mitleri üzerine sayısız çalışma varken, kötülük ve kötü ruhlar üzerine çalışmalar ve kaynaklar son derece sınırlıdır. Elbette bunun sebebi de insanın yaradılış olarak daima iyiyi, iyilikleri ve güzelliği ön planda tutması isteğidir. Kötülüklerimizin bazen iyiliklerimizden fersah fersah önde olmasına rağmen, iyiliklerin çok daha fazla değer bulması, galiba hayatı anlamlı kılan en önemli hasletimiz olmalı.

Mahir Şanlı’nın da dediği gibi; “Güzelin, iyinin, erdemlinin yüceltilmesi her çağda tercih edilen bir yoldur. İnsanlar okurken, dinlerken, izlerken de bu doğrultuda tercihler ortaya koyarlar. İyiler kazanmalı, kötü mutlaka yenilmeli, hazırlanan iksir işe yaramalı, at kahramanın tam ihtiyacı olduğu an yanında bitmelidir. “İlahi adalet” bir şekilde tecelli etmelidir. Çocuklar dinledikleri masallardan, büyüklerse okudukları eserlerden bunu beklemektedirler. Çünkü gerçek hayatta her kötülük cezasını bulamamaktadır. Yaşadığımız bazı olaylarda adalet en azından bizim beklediğimiz şekilde tecelli etmemektedir.”

Kötülüğün ve kötülerin gerçek hayatta kimse yüzüne bakmıyor ama kötülük etmeden de insan varlığını nedense sürdüremiyor. Kimse kötü değil, kimse kötülük yapmıyor, yapmak istemiyor ama etrafımız da binbir çeşit kötülükten geçilmiyor. Bu nasıl oluyor sorusunun peşinde koşarken müracaat ettiğimiz ataların anlatıları, bizi kötülüklerimizle kitap sayfaları arasında yüzleştiriveriyor.

Yüze yakın kaynak taranmış ve bunlar özgün şekilde yeniden yorumlayarak farklı ulus ve kültüre ait 22 kötülük mitine kitapta yer verilmiş. Fesatlık tanrısı Loki ile kıskançlık duygumuz satırlardan bize el sallarken, bazen tanrıların da kötülük yaptıklarını görüyoruz. Tıpkı bizim gibi. Zaten mitoloji de bizim en eski davranışlarımızın ilk yansımalarını, binlerce yılın süzgecinden geçerek bize anlatıyor. Bunu da bu eserin ortaya konma amacını anlattığı kısımda Mahir Şanlı şöyle ifade etmekte:

Genel anlamda bu mitleri işleme gayemizin anlaşıldığını umuyoruz. İnsanlığın bu hikâyeler sayesinde açgözlülüğün, ihanetin, hırsızlığın, cana kıymanın ne denli büyük kötülükler olduğunu kendi uygarlıklarına öğretme gayretinde olduğunu görmekteyiz. Öğüt yerine, kötülüklerin insanların başına ne işler açtığına başvurmak. ‘Bir musibet bin nasihatten iyidir.’ atasözündeki gibi…”

Yaşam sadece periler, melekler ve güzelliklerden ibaret değil. Kötüler, iblisler, şeytanlar ve canavarlar da var. Bunlara nasıl bir anlam yüklediğimiz, yaşadıklarımıza göre şekillenmekte. Mutlak iyilik ve sadece iyilikten ibaret insan olmadığı gibi, mutlak kötülük de yok. Ama kötü insan yoktur diyebilir miyiz, orası meçhûl. İyi ve kötü iç içe. Köklerimizdeki kötülüğü bilmek ve içimizdeki kötülüğün tanrıları ile tanışmayı ertelemeyelim.

Neden bu kitabı okumalıyım diyorsanız, gerçekten iyiliği anlamanın yolu da kötülükten geçiyor.

Siz, kötülüğü gerçekten tanıyor musunuz?

Yayınevi: Ötüken Neşriyat
Basım Yılı: 2020
Sayfa: 231

 

 

Yazar

Gülcan Havva Eraslan

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.