Milliyetçilik seçkinlerce hafife alınıyor

Seçkinler milliyetçiliği hafife alıp çağdışı fikir akımı şeklinde değerlendiriyorlar. Ancak uluslararası ilişkiler profesörü Stephen M. Walt bunun tam tersini düşünüyor.


Paylaşın:

Harvard Üniversitesi John F. Kennedy Devlet Okulu’nda Robert ve Renee Belfer uluslararası ilişkiler profesörü, Amerikalı siyaset bilimci Stephen Martin Walt’ın uluslararası ilişkiler üzerine akademik dergi Foreign Policy’de yayımlanan makalesinin özetini aşağıda takdirlerinize sunarız.

Çoğunuz gibi ben de son birkaç haftayı iki şey üzerine kafa yorarak geçirdim. İlki Tokyo Olimpiyatları ve ikincisi Covid-19 vakalarının delta varyantına bağlı olarak süratli yükselişi ile Amerikalıların aşı karşıtlığı. Bütün bunlar beni milliyetçilik hakkında tekrar düşünmeye sevk etti.

İlk olarak Tokyo Olimpiyatları’nı ele alalım. Çağdaş olimpiyatlar dünyanın her yerinden amatör sporcuların savaş meydanları yerine atletik alanlarda yarışmasını amaçlayan milliyetçiliği aşan bir işbirliği şeklinde tasarlanmıştı. Fikir olarak güzel olmasına rağmen geldiğimiz noktada olimpiyatlar her ülkenin sosyal ve siyasi düzenlerinin üstünlüğünü göstermek amacıyla madalya kazanmaya çalıştığı millî yarışma arenalarına dönüştü.

Milliyetçilik, olimpiyatların bütün bir gidişatını ele geçirmiş vaziyette. Televizyonlarda kazanılan madalya sayıları sanki milletlerin faziletini ölçüyormuş gibi devamlı suretle gösteriliyor. İddiaya girerim ki çoğu insan, atletlerin şahsi başarılarını gözetmek yerine kendi ülke vatandaşlarını destekliyor. Üstelik uluslararası siyasetten anlayan ve bu çeşit tepki vatanseverliğine karşı bağışıklığım olması gereken ben de bu çoğunluğa dahilim.

Gerçekte erdemli bireyler olup olmadıklarını dahi bilmeden, hatta hiçbirini tanımamama rağmen neden Amerikan voleybol takımının kazanmasını isteyeyim?

İşte bu milliyetçiliğin gücüdür. Milliyetçilik fikri; aynı dil, kültür, etnisite, özfarkındalığa dayalı ve kendi kendini yönetmesi gereken insanların müstakil gruplar kurmasıdır.

İnsanlar neden hiç tanımadıkları milyonlarca insana karşı sadece aynı milletten oldukları için akrabalık ya da bağlılık hisseder? Daha önemlisi bazen kendi hayatlarını dahi hiç tanımadıkları hayalî topluluk için neden feda ederler? Ve tekrar etmek gerekirse, ben neden hiç tanımadığım atletleri destekliyorum hem de başka ülkenin formasını giyseler desteklemeyeceğimden emin olmama rağmen.

Sosyal hayvanlar olduğumuz için bu şekilde davranırız. Her türden hükumet millî kimliği güçlendirmeye çalışır. Çünkü milliyetçilik, ülkenin daha zor ele geçirilmesine, iç ticaretin kolaylaşmasına, kamunun yararı uğruna fertlerin kendini feda etmesini yüreklendirmeye ve genellikle hükûmetlerin toplumları daha kolay idare etmesine yarıyor. Çin devlet başkanı Xi Jinping, Macaristan Başbakanı Viktor Orban, Rusya devlet başkanı Vladimir Putin ve Brezilya devlet başkanı Jair Bolsonaro siyasi desteği artırmak amacıyla milliyetçi söylemlere müracaat etmesi tevekkeli değil. Tabii, eski Amerika Başkanı Donald Trump’ın tamamen ikiyüzlü millî kimlik çağrısını da dahil etmek gerek.

Kariyerimin başında milliyetçilik fikri beni rahatsız ediyordu. Milliyetçiliği dizginlenmesi gereken çağ dışı bir fikir olarak görüyordum. Bu ideolojiyi uluslararası çatışmaların müsebbibi sayıyor ve dünyayı daha da tehlikeli hâle getirdiğini düşünüyordum. Özellikle milletlerin birbirlerini ıslah olmaz şeytanlar olarak görmeye ve geçmişteki suistimallerin üstünü örtmek amacıyla kullanmaya teşvik edici şekilde kullanılması şartıyla bu düşünceler yanlış da değildi. Milliyetçilik bir ülkeyi kendisinin üstün olduğuna ve düşmanların kolayca yenileceği düşüncesine ikna edebilmesi bakımından savaşı da körükleyici bir etkiye sahipti.

Bütün bunlarla birlikte milliyetçilik yararlı özelliklere de sahip. Yukarıda bahsettiğim üzere milliyetçilik ve vatanseverlik ülkenin dış güçlerce ele geçirilmesini zorlaştırıyor ve dolayısıyla millî güvenliği güçlendirebiliyor. Aynı derecede mühim başka bir husus da milliyetçilik; vatandaşların şahsi refahlarını, parçası oldukları millet uğruna feda etmeye, kendi bencil faydaları daha ileri gidemese dahi milletin çıkarlarını daha ileri götürmeye ve bundan gurur duymaya sevk edebiliyor. Kim bilir, belki de bazı atletlerin uluslararası yarışmalarda daha fazla gayret göstermesine de yarıyordur.

İşte bu fikir beni Covid-19 salgınına getirdi. Sağlık çalışanlarının ve kamu personelinin muazzam fedakarlıklarına rağmen Amerikalıların bölünmüş ve bencil ruhu salgının başından bu yana virüsle mücadeleyi baltalayan bir unsur oldu. Bu durum 2. Dünya Savaşı’ndaki savaş kampanyaları, askerlik için gönüllülük gibi millî tepkilerle Amerika’yı bir araya getiren ruhun tam tersi.

Makalenin aslına buradan ulaşabilirsiniz.

Aynı yazarın daha önce sitemizde tercümesi yayımlanan “Milliyetçilik seçkinlerce tamamen yanlış anlaşılıyor” başlıklı makalesine buradan ulaşabilirsiniz.

Yazar

A. Selim Babaoğlu

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar