2006’dan 2012’ye Fransa’da sözde Ermeni soykırımı inkâr yasa tasarısının görüşülmesi ve kabulü – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______22.04.2019_______

2006’dan 2012’ye Fransa’da sözde Ermeni soykırımı inkâr yasa tasarısının görüşülmesi ve kabulü

MİSAK Editörü

Bu yazı, Erciyes Üniversitesi Stratejik Araştırmalar Merkezi (ERUSAM) 
Arş. Gör. Özer Özocak tarafından ORSAM için kaleme alınmıştır.

Fransız Senatosu’nun sözde soykırımı reddedenlere ceza verilmesini öngören kararı her ne kadar yeni olsa da mevcut kararın temellerinin 30 Ocak 2001’de dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chriac’ın, “Fransa, 1915 yılındaki Ermeni soykırımını tanır” şeklindeki, daha önce Fransız Ulusal Meclisi’nde görüşülüp kabul edilen bir yasa tasarısını onaylamasıyla atıldığını söyleyebiliriz.

2007’de Fransız Cumhurbaşkanı seçilen Nicolas Sarkozy’nin Ekim 2011’deki Erivan ziyaretini değerlendiren iktidardaki Halk Hareketi Birliği’nin (UMP) Ermeni kökenli üyesi ve daha önceleri ASALA’nın avukatlığını da yapmış olan Patrik Deveciyan ziyaretin esas amacını ortaya koymuştur. Deveciyan, Ermeni oyları için sadece Sarkozy’nin değil diğer Fransız siyasilerinde girişimlerinin olduğunu şu sözleriyle ifade ediyordu:

Ben naif birisi değilim. Seçim dönemleri, bu tür ilerlemeler kaydetmek için bir vesiledir. Sonuçta, Hollande’nin bu açıklamaları da seçim döneminde olmamızdan kaynaklanıyor.

Deveciyan’ın, ismini zikrettiği Fransa’da muhalefette yer alan Sosyalist Parti Başkanı François Hollande, 17 Aralık 2004 zirvesi öncesinde Türkiye’nin AB ile müzakerelere başlayabilmesi için sözde Ermeni soykırımını tanımasının şart olduğunu söylemiştir. Hatta bu koşulu dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’e Taşnak Devrimci Ermeni Federasyonu Başkanı Murad Papazian ile birlikte kaleme aldıkları bir mektupla iletmişlerdir. Hollande, Patrik Deveciyan’ın belirttiği tutumunu yaptığı açıklamalarla halen sürdürmektedir.

Bu noktada 2001’de Chriac’ın onayıyla yürürlüğe giren yasa teklifinin de 2002’de yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde gündeme gelmesinin manidar olduğunu söyleyebiliriz. Aynı şekilde 2007’de yapılan ve 2012’de de yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Deveciyan’ın, “Seçim dönemleri, bu tür ilerlemeler kaydetmek için bir vesiledir” sözünden hareketle Fransız siyasilerin seçimlerde Ermenilerin oylarını alabilmek için Ermeni tezlerini destekler nitelikte açıklamalarda ve girişimlerde bulunduklarını görmekteyiz.

2001’den 2012’ye Fransızlar, Ermenileri seçimlerde yatırım aracı olarak kullanmaya çalışırlarken 1700’lü yılların başlarından itibaren her geçen gün Avrupalı devletler karşısında geriye çekilmek zorunda kalan Osmanlı Devleti’nin ve onun parçalanmasından sonra kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin iç işlerine karışmak için araç olarak kullanmışlardır.

2006’da tasarının ilk kez görüşülmesi

Fransız Meclisi’nde ilki Mayıs 2006’da görüşülen “soykırımı inkar yasa tasarısı”  aynı yılın son aylarında yeniden Fransız Meclisi’nin gündemine getirilmiş ve görüşülmüştür.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Fransa Ulusal Meclisi’nin 2006’da tasarıyı gündemine almadan önce Fransa’ya Türk-Fransız ilişkilerin önemini ve iki taraf arasındaki ilişkilerin Ermeni meselesinin gündeme getirilerek yıpratılmaması gerektiğini şu şekilde sözleriyle ifade etmiştir:

Bu kadar önemli bir ilişki içerisinde olan iki ülkenin arasına, sözde Ermeni soykırımını herhalde bir virüs olarak Fransa Parlamentosu sokmayacaktır.

Başbakan Erdoğan’ın da belirttiği gibi bu dönemde Türkiye ile Fransa arasındaki ilişkiler iki taraf için de hem çok boyutlu hem de çok önemliydi. Esasen Türkiye ile Fransa arasındaki ticari ilişkiler 2001’de alınan kararla yıpranmıştır. Buna rağmen taraflar arasındaki ticaret hacmi 10 milyar dolar civarındaydı. Fransız firmalarının otomotiv, perakende ve gıda sanayi gibi çeşitli alanlardaki yatırımları, Fransız sermayeli firmaların 2006 yılı itibariyle Türkiye’de 35 bin kişiyi istihdam ediyor olması ticari ilişkilerin iki taraf için önemini ortaya koymaktadır. Ayrıca Türkiye’nin “Euro-fighter” savaş uçağı projesini Fransa ile ortaklaşa yürütmesi, gündemde yer alan önemli savunma ihaleleri ve Nükleer santral kurulması durumunda Fransızların tecrübelerinden yararlanılması da ikili ilişkiler bakımından önemliydi.

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer bu süreçte Chirac’a mektup yazarak “Türkiye’yi kaybedersiniz.” demiştir. Türkiye Ermenileri Patriği Mesrob II ise sert bir bildiri yayımlayarak yasa tasarısının Türk ve Ermeni toplumları arasındaki diyalog sürecine darbe vuracağını söylemiştir.

Fransa Ulusal Meclisi’nde tasarının görüşmelerine Chirac’ın kendisine yakın milletvekillerine “konu hassas, soğukkanlılık ve sorumlulukla görüşün” çağrısı gölgesinde başlanmıştır. Dışişleri Bakanı Philippe Douste Blazy hükümet adına söz alarak şu sözleriyle yasa teklifine karşı çıkmıştır:

Fransa olarak, Türkiye ile Ermenistan arasında diyaloğu geliştirici barış politikası izlenmelidir. Tarihçilerin yasayla tarih yapılmasına ilişkin kaygıları ortadadır. Kaldı ki Türkiye hükûmeti, konunun tarihçiler tarafından oluşturulacak bir komisyonca incelenmesi çağrısında bulunarak önemli bir adım atmıştır. Ülkemizde bulunan Ermeni kökenli yurttaşlarımızın hassasiyetini biliyoruz. Ve soykırımı tanıyan yasayı bu parlamentodan geçirdik. Ama bu ülkede 300 bin Türk kökenli insan da var. Ve Fransa’nın Türkiye ile son derece önemli tarihi, sosyal ve ticari ilişkileri var. Ermeni soykırımını tanıyoruz ama cezalandırmayı getiren bu yasa yeni başlamakta olan diyaloğa hizmet etmeyecektir.

Yasa teklifinin görüşülmesi sırasında Fransa Ulusal Meclisi’nde tartışmalar yaşanmıştır. Fransa Ulusal Meclisi Başkanı Debre’nin oturum başlamasında itibaren görüşmelerin uzamasına yol açan tavrı, teklifi veren milletvekillerinin tepki göstermelerine yol açmıştır. Debre, görüşmeler sırasında kendisine yöneltilen tepkilerden dolayı oturuma ara vermiştir. Aranın ardından yasa teklifinin görüşülmesine teklifin lehinde ve aleyhinde yapılan beşer dakikalık konuşmalarla devam edilmiştir. Debre yasayla ilgili görüşlerin aktarılmasından sonra söz alarak 13.15’te sürenin dolduğu bu yüzden oylamanın yapılamayacağını gerekçe göstererek oturumu kapatmıştır. Debre’nin oturumu kapatma kararı üzerine Ermeniler genel kurulda “Oyla! Oyla! Oyla!” diye slogan atmaya başlamışlardır. Atılan sloganlar Meclis içindeki havanın daha da gerginleşmesine neden olmuştur.

AB Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn’in “Türkiye ile diyaloğu öldürmeyelim” diyerek işaret ettiği tasarı 2006’da ikinci kez görüşülmüştür. Fransa Ulusal Meclisi’ndeki görüşmeler sırasında UMP milletvekili Patrik Deveciyan’ın sunduğu değişiklik önergesi ”tarihçi ve bilim adamlarının araştırmalarının, yasanın yaptırımlarından muaf tutulmasını” öngörüyordu. Ancak yapılan oylama sonucunda Deveciyan’ın değişiklik önergesi kabul edilmemiştir. Türkiye’nin bütün girişimlerine rağmen yasa teklifi milletvekillerinin yasanın aleyhinde ve lehinde yaptıkları konuşmalar sonrasında 19’a karşı 106 oyla kabul edilmiştir.

Fransa Ulusal Meclisi’nin kararı üzerine TBMM Başkanı Bülent Arınç, “Bu, öncelikle 3. bir ülke hakkında parlamentoların tarihte kalmış olaylar konusunda karar almasıdır. Külliyen yanlıştır.” diyerek yasayla duyduğu tepkiyi ve aynı zamanda yasanın kabulünün yanlış olduğu yönelik Türkiye’nin kanaatini özetlemiştir.

Fransız Parlamentosu’nda yasa tasarısının kabulünden sonra Türkiye ile Fransa arasında ilişkiler iyiden iyiye gerilmiştir. Türkiye-Fransa hattında sorunun yansımaları sadece Fransızların Ankara’da yaptıkları girişimlerde başarısız kalmalarıyla sonuçlanmamıştır. Aynı zamanda sorun kendisini Fransa ile ticarette de göstermiştir. 2007 öncesi Fransa’nın Türkiye’ye ihracatında her yıl yaklaşık yüzde 10’a yakın artış gözlenirken 2007’de düşüş yaşanmıştır.

2011’de tasarının görüşülmesi

17 Aralık 2004’deki Avrupa Birliği zirvesi, Türkiye’nin AB ile müzakerelere başlayabilmesi için tarih verilip verilmeyeceğinin kararlaştırılacağı zirveydi. Bu zirve öncesinde de Ermeni sorunu Türkiye’nin önüne gelmiştir. Zirvede alınan karar Türkiye’nin AB ile müzakerelere başlaması için tarih verilmesi yönünde olunca, kabul edilen karar sonrası Fransa Dışişleri Bakanı Michel Barnier “Bunu gündeme getirmek için 10 yıl kadar bir süremiz var” diyerek aslında Fransa’nın Ermeni meselesini sonraki yıllarda da gündemde tutacağını ve bir anlamda da bugünkü sürecin yaşanacağını ifade ediyordu.

Fransa Ermeni Organizasyonları Birliği’nin (CCAF) temsilcisi Asbed Aramandayen da “Bu tasarı dört yıldır Senato’da bekliyor. Hemen onaylanıp artık yürürlüğe girmeli” dediği, 2006’da Fransa Meclisi’nde görüşülen ancak Fransız Senatosu’nun gündemine alınarak görüşülemeyen sözde Ermeni soykırımını reddedenlerin cezalandırılmasını öngören yasa tasarısı 22 Aralık 2011’de yeniden gündeme getirilmiştir.

4 Mayıs 2011’de Fransız Senatosu’ndaki Sosyalistlerden Ermeni diasporasına yakınlığıyla bilinen bir grup senatör 2006 yılında Fransa Ulusal Meclisi’nde kabul edilen ancak Fransa Senatosu’nun onayını alamayan teklifi Senato Genel Kurulu gündemine aldırmışlardır. Fransız Senatosu’nun Anayasa Komisyonu “Yasama organlarının tarih yazmaması gerekir, tasarı Fransız Anayasası ve ifade özgürlüğüne aykırı” tabirini kullanmış ve tasarının kabul edilmesinin Türk-Fransız ilişkilerine darbe vuracağı belirtilerek reddetmiştir.

Fransız Senatosu’nun aldığı karar doğal olarak Ermenilerin tepkisini çekmiştir. Fransa’daki Ermeni toplumunun önde gelenlerinden Murad Papazyan, “Sosyalistler bize hep dürüst oldu. Ama Sarkozy bize söz verdiği halde geri adım attı. 2012’de Ermeni diasporası bunu değerlendirecektir” diyerek 2012’de yapılacak seçimler öncesinde Fransız Cumhurbaşkanı Sarkozy’e bir nevi gözdağı vermiştir. Ayrıca “Dün Senato’da yapılan konuşmaları ve anayasaya aykırılık uyarılarını dinledik. Madem bu yasa anayasaya aykırı biz de Anayasa’ya aykırı olan bir yasayla konuyu yeniden getirmeye hazırlanıyoruz. Bu sefer belki Yahudi soykırımı ile ilgili yasaya bir ek yapılabilir. Ya da başka bir formül olabilir. Hukukçularımızla çözüm arıyoruz” diyerek de diaspora Ermenilerinin davalarının arkasında olduğunu ortaya koymuştur.

4 Mayıs 2001’de Anayasa Komisyonu tarafından sözde Ermeni soykırımını reddedenlere para ve hapis cezası verilmesini öngören yasa kabul edilmediği için diaspora ile Sarkozy’nin arası yukarıda belirtildiği gibi açılmıştır. Ermeni diasporasının, Sosyalistlerin adayı François Hollande’yi desteklediklerini açıklamaları da Sarkozy’yi yaklaşan seçimlerde Ermeni diasporası ile ilişkilerini onarmaya mecbur etmiştir. Sarkozy bu çerçevede Ermeni şarkıcı Charles Aznavour’un 30 Eylül 2011’de Paris’te Ermenistan’ın bağımsızlığının 20’nci yıldönümü nedeniyle verdiği ‘Ermenistan için’ adlı konserini Ermenistan Devlet Başkanı Serj Sarkisyan ile birlikte izleyerek Ermeni toplumuyla yeniden barışma yolunda ilk adımını atmıştır. Arkasından da 6-7 Ekim 2011’de resmi bir ziyaret için Erivan’a gitmeyi kararlaştırmıştır.

Sarkozy bu ziyaret sırasında “Pimi sökülmüş bir el bombası atacağım” diyerek 2006’daki tasarının 2011’de Fransa Ulusal Meclisi’nin gündemine getirileceğinin işaretlerini vermiştir. Ayrıca Sarkozy,“Türkiye büyük bir ülke, tarihini tekrar gözden geçirerek ancak onur kazanır, eğer Türkiye bunu yapmazsa hiç şüphe yok ki daha ileri gitmemiz lazım. Toplu inkarcılık kişisel inkarcılıktan çok daha kötüdür. Türkiye’ye sene sonuna kadar zaman veriyorum yoksa Ermeni soykırımını inkara ceza kanunu geçireceğim.” diyerek Türkiye’yi tehdit etmiştir.

Başbakan Erdoğan, Sarkozy’nin yaptığı açıklamalara şu cevabı vermiştir:

Ülkende 600 bin Ermeni var, 500 bin de Türk var. Eğer büyük düşünmüyor da kalkıp küçücük, daracık bir şeyle, sadece ekonomik imkânlarının haklı olduğu noktasından hareketle böyle bir tavrın içerisine giriyorsan, kusura bakma, Türkiye öyle kolay yutulacak bir lokma değildir.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ise Sarkozy’nin sözde soykırımı dahi kabul ettiklerini ifade eden açıklamasını “siyasi oportünizm” olarak nitelendirmiştir.

22 Aralık’a gelindiğinde Fransız Ulusal Meclisi Ermeni Fransa Ulusal Meclisi iktidardaki Halk Hareketi Birliğinin (UMP) Marsilya milletvekili Valerie Boyer’in hazırladığı  “Ermeni soykırımı inkar yasası”  adı altında 1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddialarını reddedenlerin bir yıl hapis veya 45 bin Euro cezasına çarptırılmasını öngören yasa teklifini görüşülmüştür. Genel kuruldaki oturuma 577 milletvekilinden onda biri dahi katılmamış ve yasa tasarısı onaylanmıştır.

Türkiye, Fransa Ulusal Meclisi’nde yapılan oylamanın yasa tasarısını destekler nitelikte olması üzerine bu karara tepkisini ortaya koymakta geç kalmamıştır. Başbakan Erdoğan Fransa’ya uygulanacak yaptırımları aynı gün açıklamıştır. Başbakan Erdoğan istişareler yapmak için Türkiye’nin Paris Büyükelçisinin Ankara’ya çağrıldığını, ikili düzeyde gerçekleştirilmesi planlanan seminer, eğitim, kurs gibi faaliyetlerin iptal edildiğini, Fransa ile her türlü siyasi istişarenin durdurulduğunu, bir dizi askeri tedbirin uygulanacağını belirtmiştir. Ayrıca yapılması düşünülen tatbikatların iptal edildiğini ve Türkiye-Fransa ekonomik toplantısına Türkiye’nin katılmayacağını vurgulamıştır. Başbakan Türkiye’nin Fransa’ya uygulayacağı yaptırımları peyderpey açıklayacağının da altını çizmiştir

Başbakan Erdoğan, Fransa’nın sahip çıktığı değerleri çiğnediğini de şu şekilde ifade etmiştir:

Şunu çok açık söylüyorum. Bu oylama Türkiye’den ziyade Fransa’ya, Fransa halkına Fransa’nın inşa edildiği ülkelere çok büyük haksızlıktır. Fransa’da düşünce özgürlüğü var mı, ifade özgürlüğü var mı? Cevabını da ben veriyorum: Yok. Bu, özgür tartışma ortamını ortadan kaldırmıştır. Ne yazık ki Fransız İhtilali’nin simgeleri olarak bilinen özgürlük, eşitlik kardeşlik ilkeleri bugün bizzat Fransa parlamentosu tarafından ayaklar altına alınmıştır. Herhalde bundan sonra Fransa, Voltaire’i de Montesquieu’yu da konuşmaz.

Fransız Meclisi’nin kararına sadece Başbakan Erdoğan değil Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, muhalefet partilerinin yanı sıra diğer partilerin liderleri, milletvekilleri, sivil toplum örgütleri ve bütün halk kesimleri tepki göstermiştir. Oylamanın tasarının lehinde sonuçlanması iktidardaki Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin partisinde dahi bölünmelere ve bazı tepkilere yol açmıştır.

2012’de tasarının Senato gündemine alınması 

Türkiye, Fransa Ulusal Meclisi’nde Ermeni tasarısı görüşmeleri devam ederken tasarının kabul edilmesi durumunda Fransız vekillerin insanların en temel haklarından biri olan ifade özgürlüğünü kısıtlamaya yönelik atmış olacaklarını vurgulamıştır. Tasarıyı Fransız Meclisi’nin gündemine sunan Valeri Boyer, Türkiye’nin bu çağrılarını Fransa üzerinde baskı kurmak olarak nitelendirmiştir.

Türkiye’nin bütün girişimlerine rağmen Fransa Senatosu sözde Ermeni soykırımını reddedenleri cezalandırmayı amaçlayan yasa tasarısını kabul etmiştir. 23 Ocak 2012’de Senato yapılan oylamaya 343 üyeden sadece 68’i katılırken “açık oy” sistemi nedeniyle birçok senatör vekâletle uzaktan oyla katılmışlar. 126 kişi yasa tasarısının lehinde 86 kişi aleyhinde oy kullanmıştır. Senato’da kabul edilen tasarının yürürlüğe girmesi için Senato’dan geçtiği tarihten itibaren 15 gün içinde Fransız Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin onayını alması gerekmektedir.

Türkiye, Ermeni tezlerinin dışında herhangi bir görüşe yer verilmesini kabul etmeyen yasa tasarına gündeme geldiği ilk günden itibaren karşı çıkmış ve bu şekilde bir kararın kabul edilmesinin ifade özgürlüğüne darbe indireceğini Fransa’ya çeşitli vesilelerle iletmiştir.

Türkiye’den kabul edilen yasa teklifine beraberinde ilk tepkilerde gelmeye başlanmıştır. Örneğin Cumhurbaşkanı Gül Fransa’yı kınadığını ifade etmiştir. Başbakan Erdoğan “Karar bizim için yok hükmündedir” diyerek Türk hükûmeti olarak kararı tanımadıklarını belirtmiştir. Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamasında “Her yönüyle sorunlu ve bir sorumsuzluk örneği olan bu kararı şiddetle kınıyoruz ve bu karara tepkimizi her türlü platformda dile getireceğimizi ilan ediyoruz” ifadelerine de yer verilerek Fransa’nın aldığı karar kınanmıştır.

Aynı zamanda muhalefet liderleri, milletvekilleri ve bütün halkta Fransa’nın aldığı karara tepki göstermiştir.

Türkiye ne yapabilir?

Türkiye son dönemlerde gerek ekonomi politikaları ve gerekse buna bağlı olarak yürüttüğü etkili dış politikasıyla dünya üzerindeki önemli ülkelerden biri haline gelmiştir. Türkiye her alanda güçlenme çabalarını da sürdürmektedir.

Türkiye’nin Fransa, Almanya, İtalya ve Rusya’nın da aralarında bulunduğu yakın ilişki içerisinde olduğu ülkelerin hatta Türkiye ile ilişkileri yok denecek kadar az olan Şili, Galler, Uruguay gibi ülkelerinde yer aldığı 22 ülke parlamentosu tarafından kabul edilen sözde Ermeni soykırımı iddialarına karşı yapması gereken en uygun hareket ılımlı olarak nitelendirebileceğimiz Ermenileri radikal Ermenilere karşı yanına almak olacaktır. Örneğin, Diaspora’da yaşayan ve Türkiye’den göç eden Ermenilere her iki halkında çektiği acılar bir kenara itilerek iki halkın hemen hemen 9-10 asır süren iyi ilişkilerine vurgu yapılabilir. Her iki tarafın bir araya gelmesine imkân sağlayacak olan sinema günleri, sanat festivalleri vb. etkinliklerde Türkiye’nin kendisini anlatmasına katkı sağlayacaktır. Bu yönde bir girişimin sinyallerini Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, 23 Aralık 2011’de Ankara’daki IV. Büyükelçiler Konferansı’nda yaptığı konuşmada vermiş ve Anadolu topraklarından göçmüş her bir bireyin Türkiye’nin diasporasını oluşturacağını belirtmiştir. Türkiye’nin yürüttüğü faaliyetler ile kazandığı her bir Ermeni beraberinde kendi tezlerini daha güçlü savunabilmesi anlamına gelecektir. Bu ise Fransa örneğinde olduğu gibi üçüncü tarafların sadece çıkarları için yaptıkları müdahalelerin önüne geçilmesinde önemli bir mihenk taşı olacaktır.

Türkiye başta Avrupa olmak üzere dünyanın diğer coğrafyalarında Türk diasporasını Türkiye’yi temsilde daha aktif hale getirmelidir. Bunun için Türk diasporasının her bir üyesinin ülkelerinde daha başarılı bireyler olmaları yönünde teşviklerde bulunmalıdır. Fransa’nın en ünlü sanatçılarından biri olan Ermeni kökenli Charles Aznavour örneğinde olduğu gibi başarılı kişilere sahip olan bir Türk diasporası, Ermeni diasporası karşısında ülkemizin elini daha fazla güçlendirecektir.

Türkiye bunların yanı sıra sık sık vurguladığı gibi Ermeni meselesinin konunun uzmanlarınca araştırılması ve ortaya çıkacak sonucu Türkiye’nin ya da diğer tarafların kabul etmesi yönündeki çağrısını sürdürmelidir. Böylece Türkiye hem bu konuda kendine duyduğu güveni hem de konunun araştırılması için taşıdığı iyi niyeti ortaya koymuş olacaktır.

 

Kaynak:

https://orsam.org.tr/2006-dan-2012-ye-fransa-da-sozde-ermeni-soykirimi-ink-r-yasa-tasarisinin-gorusulmesi-ve-kabulu/

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!
       

Yazarın MİSAK'taki yazıları