13.04.2024

Aidiyet duygusu ve kimlik karmaşası

İnsan şahsiyetinin biyolojik ve kültürel temeli ailede biçimlenir. Sağlam aile ilişkileri ve yüksek kültür ortamında yetişen insanlarda, çoğunlukla aidiyet ve kimlik duygusu güçlü olur.


İnsanlık tarihinde, başlangıçtan günümüze kadar süren en kadim toplumsal topluluk aile kurumudur. Klan yapısı olarak başlayan aile kurumu, toplumsal gelişmeye bağlı olarak, günümüz çekirdek aile tarzına evrilmiştir. Yoksul toplumlarda, geniş aile tarzında hâlâ örnekleri bulunmakla birlikte, gelişen milletlerde genel eğilim çekirdek aile yönündedir.

Çekirdek aile ve toplumsal gelişme

Çekirdek aile ile ailedeki aşırı baba otoritesi zayıflamış ve daha eşitlikçi ilişkiler ortaya çıkmıştır. Modern çekirdek ailede evli çiftler, eğer gelenekçi otoriter davranışlardan da sıyrılmışlarsa birbirlerine ve çocuklara karşı daha demokratik tavır geliştiriyor.  Kadınların ve çocukların, akıl ve bilime dayalı eğitim fırsatlarından nispeten daha fazla yararlanması, onların potansiyel yeteneklerinin toplumsal gelişmeye katkıda bulunmasına imkân sağlıyor. Baba otoritesinin gevşemesi ve aile içi eşitlikçi ilişkilerin varlığı, aile içi aidiyet duygusunu ve kimliğini daha fazla pekiştiriyor.

Çekirdek aile, çocuklara ‘aidiyet duygusu’ ve ‘millî kimlik’ kazandırma bakımından en uygun aile tipidir. Çekirdek aile, çocuk ve gençlerin toplumsal gelişmelerini sağlamada ve desteklemede yeni fırsat ve imkanlarla en uygun aracılık rolü oynuyor. Aile içinde, temel ve psikososyal ihtiyaçları yeterince karşılanan çocukların hayat şansı, bu gibi imkanlara sahip olmayanlara göre daha iyi oluyor.

Yoksul ve baskıcı aileden kaçış!

Aile ilişkileri, her daim olması gereken ülküsel bir çizgide yürümüyor. Aile bütünlüğü, aşırı otoriter yapı, ekonomik yoksulluk, sorunlarla baş edemeyecek kadar bilgisizlik ve çaresizlik gibi birçok etkene bağlı olarak bozulabiliyor. Sorunlu ailelerde, çoğunlukla sırf ‘erkek’ otoritesinin gücünün gösterilmesi uğruna aile içinde çatışma ve şiddet baş gösteriyor. Aile ilişkilerinde ortaya çıkan bu aşırı baskı, öfke, şiddet ve çaresizlik duyguları, aile bireylerinin yetenek ve yaratıcıklarını büyük ölçüde köreltiyor. Daha önemlisi, özellikle çocuk ve gençlerin, aşırı baskı ve huzursuzluktan dolayı bastırılmış ve bilinçaltına atılmış büyük bir duygusal açlıkları birikiyor. Psikanaliz kuramına göre, insanların bilinçaltında birikmiş bilinçaltı güçleri ve karmaşası, doğrudan ya da örtülü olarak hayatları boyunca birçok seçim ve davranışlarında belirleyici rol oynuyor.

Beden açlığı unutulur ama duygusal açlık kalıcıdır

İnsan hayatı, normal şartlarda iyi işleyen ve uygun bir çekirdek aile ortamında yaşanır. Aile kurumunun işlevsizliği söz konusu olduğunda, aile kurumunun boşluğunu sosyal güvenlik mantığı kapsamında uzman devlet kurumları doldurur. Devlet destek ve bakımına muhtaç çocukların, fizyolojik ve güvenlik ihtiyaçları yeterince karşılanıyor olsa bile, aidiyet duyguları hiçbir zaman iyi işleyen bir aile ortamındaki kadar doyum sağlamaz.

Endüstriyel örgütlerde, örgütün biçimsel yapı ve kurallarına uymada zorlanan çalışanlar, çalışma hayatının dışına kadar uzanan kendilerine özgü biçimsel olmayan (enformel) topluluklar oluştururlar. Tıpkı bunun gibi, toplumun mevcut aile düzenindeki biçimsel yapıya ve işleyişe karşı huzursuzluk duyan gençler de biçimsel olmayan cemaat tipi topluluklara ilgi duyabilmektedir. Bu anlamda, özellikle normal aile ilişkilerinde kendilerini sıkışmış hisseden çocuk ve gençler, kendileri için bir çıkış alanı olarak cemaat tipi oluşumlara sığınıyor. Bazen de kendi sorumluluklarını yerine getirme konusunda çaresizlik psikolojisine sahip ebeveynler -en fazla da babalar- çocukların geleceği için daha iyi olacağı zannıyla onları birtakım cemaatlere bırakıyor.

Aile kurumuyla ilişkileri zayıflatıcı ve bozucu etkilere sahip olan cemaat tipi oluşumlar, modern çekirdek aileyi, ilk çağlarda bilinen ilk aile olmanın yanında, ilk dinsel topluluk sayılan klan yapısına geriletiyor. Bu çerçevede, tıpkı klanlar gibi, başta yarı kutsallık atfedilen bir reis ve onun çevresinde erkek evlatlarla birlikte imtiyazlı bir zümre bulunuyor. Arkasında, bu toplulukla çıkar birliği yapan ve bireysel iradesi gelişmemiş bir sürü çaresiz kitle toplaşıyor. Büyük baba, büyük anne, büyük abi ve ablalardan oluşan, dinsellik görünümlü ama gerçekte tamamen çıkar birliğine dayalı hiyerarşik bir geniş aile oluşuyor.

Aidiyet duygusunun yer değiştirmesi

Çocuk ve gençlerin temel ve psikososyal ihtiyaçlarının doyumunda en uygun toplumsal ortam, insanlığın ortak deneyimi olarak sağlıklı aile kurumu olmuştur. Aidiyet ve kimlik duygusunun, aile ilişkileri tarafından olumlu nitelikte doyurulmadığı durumda, bu ihtiyaçların doyumu cemaat benzeri topluluk ilişkilerinde aranmaktadır.

Küçük yaşlarda, çaresizlik yüzünden ‘başkalarının’ rol modelliğine muhtaç olan çocukların bilinçaltında, kendilerinin aile dışındaki başka sosyal ilişkilere muhtaç edilmesinden dolayı çoğunlukla bir kızgınlık birikmektedir. Ülkemizdeki cemaat tipi oluşumlara katılan kişilerin büyük bir kısmında çok ciddi aile sorunlarının yaşandığı ile ilgili çok sayıda örnek olaylara rastlanmaktadır Siyasi parti ve dinsel topluluk mensuplarının, biyolojik babaları yerine daha çok aidiyet duydukları topluluk liderine bağlılık duymaları, küçük yaşlarda kendi ailelerinde önemsiz görülmelerinden duydukları acının bir tür rövanşı gibi görünüyor. Kendi ebeveyni tarafından yeterince kollanmadığı ve değer görmediği algısına sahip olan çocuklar, bilinçaltı güçlerinin etkisiyle cemaat tipi oluşumlardaki hiyerarşiye minnet duyuyor. Bazen de kendi ailesinin ekonomik durumu ile toplumsal statüsünün düşüklüğünden utanan gençlerin, kendileriyle özdeşlik kurabilecekleri cilalı cemaat mensupluğuna yöneldikleri görülüyor.

Aile ve millet aidiyetine gölge düşüyor

İnsan şahsiyetinin biyolojik ve kültürel temeli ailede biçimlenir. Sağlam aile ilişkileri ve yüksek kültür ortamında yetişen insanlarda, çoğunlukla aidiyet ve kimlik duygusu güçlü olur. Bu yüzden, duygusal dengeleri yerinde olup şahsiyet bütünlükleri pek bozulmaz. Her türlü yönelim ve bağlılıkları, kendi iradelerinin denetimi altındadır. Yüksek şahsiyetli insanlar, çoğunlukla aidiyet duygusu ve kimlik konusunda herhangi bir karmaşa yaşamazlar.

Toplumsal bütünlüğü örseleyecek düzeydeki cemaat tipi oluşumların, insanlık tarihinin iki temel sosyal kurumuna ilişkin aidiyet ve kimlik duygusu üzerinde oldukça yıkıcı etkileri bulunuyor.  Bir yandan, geleneksel olarak kan bağına dayalı aile kurumunu gölgeleyerek daha geniş bir dinsel veya siyasal topluluk bağlılığını ön plana çıkarıyor. Diğer yandan, yüzyıllar boyunca evrimleşen bütüncül ‘millet’ kurumunu, aralarında ciddi farklılıklar olan çeşitli cemaatler şeklinde ufalanmaya maruz bırakıyor.

Günümüzün küreselleşme sürecinin biçimsel aktörleri ‘ne pahasına olursa olsun’ kâr getirici ‘şirketler’ olurken; biçimsel olmayan toplumsal tabanı ise ‘çıkar için her yol meşrudur’ anlayışında çok sayıda cemaatler oluyor. ‘Aile-millet’ eksenine dayanan ‘millî devlet’ temelleri sarsılarak, küresel güçler karşısında millî kimlik ve dayanıklılık zayıflıyor. Cemaat tipi oluşumlar, bir yönüyle çekirdek ailenin, öte yönüyle millet olgusunun yerine geçerek çift yönlü bir kimlik karmaşasına yol açıyor.

Türkiye Cumhuriyeti’nin başlangıç hedeflerinden birisi de ‘orta sınıflaşma’ ülküsüydü. Bu kapsamda fırsat eşitliğine dayanan eğitim ve toplumsal kalkınma politikaları sürseydi, her Türk çocuğu yetenek ve iradesine bağlı olarak kendi aile ortamında eğitimini alır ve meslek sahibi olurdu. Türk ekonomisinin çeşitli sektörlerinde bir üretim gücü olarak hayata atılma imkanı bulur ve gereksiz yere kimlik bunalımına girmezdi.

 

Yazar

Feyzullah Eroğlu

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar