30.01.2026

Altın Deniz: Karadeniz

DPT Uzmanı- Denizcilik E. Müsteşarı yazarımız Mustafa Korçak'ın Karadeniz’i romantik bir doğa unsuru olarak değil; bilimsel veriler ışığında, Türkiye’nin geleceğini taşıyabilecek stratejik bir kaynak alanı olarak ele alan çalışmasının ilk bölümünü ilginize sunarız.


Dünya genelinde iklim değişikliği, nüfus artışı, kentleşme ve tarımsal baskılar nedeniyle tatlı su kaynakları hızla azalmakta; su, 21. yüzyılın en kritik stratejik varlığı hâline gelmektedir. Türkiye de bu küresel eğilimden bağımsız değildir. Kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarının hızla azalması, ülkemizi “su stresi” yaşayan ülkeler kategorisine yaklaştırmaktadır. Bu durum, geleneksel yüzey ve yeraltı su kaynaklarına dayalı su politikalarının uzun vadede yetersiz kalacağını açıkça ortaya koymaktadır.

Bu bağlamda denizlerin stratejik su kaynağı olarak değerlendirilmesi, artık bir teknik seçenek değil, ulusal güvenlik ve kalkınma meselesidir. Türkiye açısından bu alanda en büyük avantaj ise hiç kuşkusuz Karadeniz’dir.

Karadeniz, dünya denizleri arasında olağanüstü fiziksel ve kimyasal özelliklere sahip, eşine az rastlanır bir iç denizdir. Ortalama tuzluluğunun binde 17–18 seviyesinde olması, onu okyanuslar ve Akdeniz gibi %35 civarında tuzluluğa sahip denizlerden köklü biçimde ayırmaktadır. Bu özellik, Karadeniz’i yumuşak su eldesi açısından dünyadaki en avantajlı denizlerden biri hâline getirmektedir. Tuzluluğun düşük olması; ters osmoz ve benzeri arıtma teknolojilerinde enerji tüketimini ciddi biçimde azaltmakta, birim su maliyetlerini düşürmekte ve çevresel etkileri sınırlamaktadır.

Bu yönüyle Karadeniz, yalnızca kıyı bölgeleri için değil; uygun altyapı ve iletim sistemleriyle Türkiye’nin iç bölgelerine kadar uzanabilecek stratejik bir su güvenliği çözümü sunmaktadır. Deniz suyundan tatlı su üretimi konusunda bugüne kadar genellikle yüksek maliyet gerekçesiyle mesafeli durulan yaklaşımlar, Karadeniz özelinde yeniden ve gerçekçi biçimde ele alınmalıdır.

Ancak Karadeniz’in stratejik değeri yalnızca su potansiyeliyle sınırlı değildir. Enerji üretimi açısından sunduğu imkânlar, suyun sürdürülebilir biçimde elde edilmesini mümkün kılan tamamlayıcı bir unsurdur. Karadeniz, yılın büyük bölümünde istikrarlı dalga rejimine sahip olması sayesinde dalga enerjisi üretimi için elverişli bir denizdir. Dalga enerjisi; güneş ve rüzgâra kıyasla daha öngörülebilir, gece–gündüz sürekliliği olan bir yenilenebilir enerji kaynağıdır.

Dalga enerjisinin, deniz suyunun arıtılmasında ihtiyaç duyulan elektriği doğrudan karşılaması; su ve enerji üretiminin aynı entegre sistem içinde planlanmasına imkân tanımaktadır. Böylece dışa bağımlı fosil yakıt kullanımına gerek kalmadan, çevre dostu ve sürekli bir su üretim modeli geliştirilebilmektedir. Bu yaklaşım, suyun yalnızca bir tüketim unsuru değil; enerjiyle birlikte planlanan stratejik bir üretim girdisi olarak ele alınmasını sağlamaktadır.

Karadeniz’in derin sularında bulunan ve büyük ölçüde insan faaliyetlerinden izole kalmış anoksik tabakalar, hidrojen sülfür varlığı nedeniyle ayrı bir stratejik potansiyel de barındırmaktadır. Henüz araştırma ve geliştirme aşamasında olmakla birlikte, bu kimyasal yapı gelecekte enerji, hidrojen üretimi ve endüstriyel hammaddeler açısından yeni imkânlar doğurabilecek niteliktedir. Bu durum, Karadeniz’i yalnızca bugünün değil, geleceğin enerji ve kaynak denizi hâline getirmektedir.

Tüm bu özellikler birlikte değerlendirildiğinde Karadeniz; su, enerji, gıda, ulaşım ve doğal kaynaklar açısından çok boyutlu bir stratejik havza niteliği taşımaktadır. Bu nedenle Karadeniz’e yönelik politikalar; parçalı, kısa vadeli veya yalnızca sektörel yaklaşımlarla değil, bütüncül ve uzun vadeli bir ulusal strateji çerçevesinde ele alınmalıdır.

Bu çalışma, Karadeniz’i klasik tanımlamaların ötesine taşıyarak; Türkiye’nin su ve enerji güvenliğinin anahtarı olan “stratejik bir varlık” olarak değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Yumuşak su eldesi ve yenilenebilir enerji üretimini merkeze alan bu yaklaşım, Karadeniz’i yalnızca bir coğrafya değil; Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınma vizyonunun temel dayanaklarından biri olarak konumlandırmaktadır.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca yürütülen ‘’Karadeniz Kirliliğini Takip Projesi’’ nin koordinatörlüğünü yaptım. Oradan edindiğim bazı genel bilgileri metinler içinde kullandım.

Altın deniz

Türkiye, üç kıtanın birleştiği bir jeopolitik alanda, tarih boyunca su yolları, enerji hatları, ticaret koridorları ve doğal kaynakların kesişim noktasında yer alan bir ülkedir. Bu konumu şekillendiren denizlerin her biri farklı bir değer taşımakla birlikte, son yıllarda art arda ortaya çıkan bulgular, Karadeniz’in Türkiye için benzeri olmayan bir stratejik potansiyel taşıdığını göstermektedir. Coğrafi, ekolojik, ekonomik ve enerji temelli bu çok boyutlu potansiyelin toplam etkisi, Karadeniz’i yalnızca bir deniz olmaktan çıkarıp, geleceğin ulusal kalkınma vizyonunda merkezi bir bileşene dönüştürmektedir.

Karadeniz’in sunduğu bu geniş imkânlar ve stratejik değerler bir arada düşünüldüğünde, bu denize “Altın Deniz” adını vermek hem sembolik hem de gerçekçi bir öneri haline gelmektedir. “Altın” tanımlaması, klasik anlamda zenginliği değil; uzun vadeli ekonomik üretkenlik, sürdürülebilir enerji, gıda güvenliği, su güvenliği, ulaştırma üstünlüğü ve jeopolitik güç çarpanı anlamında yeni bir kavramsallaştırmayı ifade etmektedir.

Su güvenliği açısından altın değerinde bir kaynak: Yumuşak su potansiyeli

Karadeniz, dünyadaki büyük denizler arasında en düşük tuzluluğa sahip olanlardan biridir. Tuzluluk oranının binde 18 düzeyinde olması, Türkiye’nin gelecekte karşı karşıya kalacağı su risklerini azaltabilecek nitelikte devasa bir yumuşak su arıtım potansiyeli sunmaktadır. Bu düşük tuzluluk, klasik deniz suyuna göre %60–70 daha düşük enerjiyle arıtım yapılabilmesini, dolayısıyla ekonomik açıdan uygulanabilir ve sürdürülebilir bir su kaynağı oluşmasını sağlar.

Karadeniz kıyılarına entegre edilecek dalga enerjisi destekli arıtma teknolojileri sayesinde, içme ve kullanım suyu ihtiyacının önemli bir bölümü yenilenebilir enerjiyle ve düşük maliyetle karşılanabilir. Bu imkan Karadeniz’i yalnızca bir deniz değil, aynı zamanda geleceğin stratejik tatlı su deposu haline getirmektedir.

 Enerji açısından altın değerinde: Dalga, doğalgaz, petrol, hidrojen ve sülfür

Karadeniz, dünya ölçeğinde ender görülen bir enerji çeşitliliğine sahiptir:

• Dalga Enerjisi

Türkiye’nin kıyı şeridinde, Karadeniz’in tamamında özellikle Rize–Trabzon hattında yüksek kapasiteli dalga enerjisi alanları mevcuttur. Bu kaynak, arıtma tesisleri başta olmak üzere çok sayıda sektörü besleyebilecek kesintisiz ve temiz bir enerji altyapısı sunmaktadır.

• Doğalgaz ve Petrol Rezervleri

Sakarya Gaz Sahası başta olmak üzere Karadeniz’in tabanında keşfedilen hidrokarbon alanları, Türkiye’nin enerji arz güvenliği için tarihî nitelikte bir potansiyel taşımaktadır. Rezervlerin detaylandırılması ve yeni sondaj faaliyetleri, Karadeniz’i uzun vadede ulusal enerji üretiminin lokomotifi yapabilir.

• Hidrojen ve Hidrojen Sülfür Potansiyeli

Karadeniz’in tabanında yer alan oksijensiz tabaka, dünyanın en büyük hidrojen sülfür (H₂S) rezervlerinden birine ev sahipliği yapmaktadır. Doğru teknolojiyle (örneğin elektrokimyasal ayrıştırma) bu tabakadan hidrojen üretimi mümkün hale gelmektedir. Bu durum, Karadeniz’i geleceğin enerji taşıyıcısı olan hidrojen ekonomisi için stratejik bir laboratuvar alanına dönüştürmektedir.

Gıda güvenliği ve balıkçılık: Su ürünlerinde yeni bir üretim merkezi

Karadeniz, tarih boyunca Türkiye’nin en önemli su ürünleri havzası olmuştur. Ancak modern tekniklerle, kontrollü avcılık ve sürdürülebilir yetiştiricilik modelleriyle bu potansiyel daha etkin hale getirilebilir.

Palamut, hamsi, istavrit, barbun, Lüfer, Kalkan ve mezgit gibi türler için dünyanın en verimli kıyı şeritlerinden biridir.

Uygun bölgelerde kurulacak(mevcut çalışanlar var) kıyı açık deniz çiftlikleri sayesinde Karadeniz, Akdeniz gibi bir su ürünleri üretim üssüne dönüşebilir.

İklim değişikliğinin etkilerine karşı en dayanıklı denizlerden biri olması da uzun dönemli üretim açısından önemli bir avantajdır.

Karadeniz’in bir mavi gıda havzası olarak konumlandırılması, Türkiye’nin hem iç tüketimde hem de ihracatta güçlü bir avantaja sahip olmasını sağlayacaktır.

Deniz ulaşımı ve lojistik: Yeni kuzey koridorunun merkezinde bir deniz

Karadeniz, yalnızca Türkiye’nin değil, Balkanlar, Kafkasya ve Orta Asya’nın denizle bağlantı kapısıdır.

Bu bağlamda:

İstanbul ve Çanakkale Boğazları, Karadeniz’i dünya ticaret yolları için vazgeçilmez kılmaktadır.

Tuna yolu üzerinden Avrupa içlerine kesintisiz taşımacılık mümkündür.

Orta Koridor ve Zengezur bağlantıları devreye girdiğinde Karadeniz, Avrupa–Asya hattının denizsel düğüm noktası olacaktır.

Bu konum Karadeniz’i, Türkiye’nin ulaştırma vizyonunda stratejik bir lojistik omurga haline getirir.

Turizm ve kıyı ekonomileri: Yeşil–Mavi entegrasyonunun merkezi

Karadeniz kıyıları, dağ–deniz bütünleşmesinin en yoğun yaşandığı coğrafyalardan biridir. Kıyı turizmi, yayla turizmi, gastronomi, kültür rotaları, kıyı kasabalarının canlandırılması gibi alanlarda büyük bir potansiyel barındırır.

Doğal yapının korunması ile planlı turizm yatırımlarının birleşmesi, Karadeniz’i uzun vadede eko-turizmin lider bölgesi yapabilir.

Sonuç: Neden “Altın Deniz”?

Karadeniz;

  • su,
  • enerji,
  • ulaştırma,
  • gıda,
  • turizm,
  • çevre,
  • jeopolitik,

alanlarının tamamında Türkiye’nin geleceğine doğrudan etki eden stratejik bir güç çarpanı haline gelmiştir.

Bu deniz, yalnızca sahip olduğu doğal kaynaklarla değil, aynı zamanda Türkiye’nin 21. yüzyıl vizyonunda oynayacağı kritik rolle birlikte, adeta altın değerinde bir bütünleşik kalkınma alanıdır.

Bu nedenle Karadeniz’e “Altın Deniz” adını vermek, bir retorik tercihten çok, bu denizin Türkiye’ye sunduğu çok yönlü, sürdürülebilir ve uzun vadeli stratejik değeri ifade eden güçlü bir kavramsal yaklaşımdır.

 

 

Yazar

Mustafa Korçak

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar