Çıkış yolu üzerine düşünceler; 2020’lere doğru Türkiye için – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______27.03.2019_______

Çıkış yolu üzerine düşünceler; 2020’lere doğru Türkiye için

Faruk Bilge
İyi Türkiye'ye nasıl ulaşılır?
İyi Türkiye’ye nasıl ulaşılır?

Çıkış yolu için fikirler cüretkâr düzeyde olmalıdır

Türkiye’nin genel gidişatının iyi olmadığı ve Türk Milletinin çıkarına yönetilmediği yönünde yakınmaları çok çeşitli çevrelerde hep duyarız. İnsanımızın eleştiri ve yakınmaları basit ve dağınık ifadelerin ötesine geçip, olgunlaştırılıp bir çıkış reçetesine doğru evrilememektedir. Aşağıda bu konuda bir nevi zihin egzersizi sayılabilecek bir denemeye başlanıyor. Serbest düşünceyi ve zihin açıklığını öne almak için zaman zaman fikirlerin cüretkâr düzeyde örülmesinden çekinilmemiştir.

Türkiye ve Türk dünyası nereye gidiyor?

İlk olarak, Türkiye iyiye mi gidiyor sorusuna cevap aramalıyız. 2018 sonunda 2007’deki büyüklüğe gerilediği, dünya sıralamasında 17.’likten 18.’ciliğe düştüğünü; eğitim alanında üniversiteler, gençler, halkın ortalama zekâ seviyesi, kentleşmenin kalitesi, sanayileşmede alınan yol, teknoloji üretimi ve yenilikler, sosyal kültürel alan ve sair bir takım göstergelerde de durumun pek iyi olmadığını anlayıp, buna karşın daha iyi yönetilen bazı ülkelerin gelecekte dünyanın etkin güçleri arasına girmek için sıyrıldıklarını teslim etmeliyiz. Ayrıca içeride ulusal kimliğine ve birliğine yönelen, dışarıda sınırlarında olup biten gelişmeler de iç açıcı değildir. Bunun yanında; karaya kilitli coğrafyaya sıkışmış Türkistan’ın, yükselen Çin karşısında toparlanıp bütünleşerek varlığını koruyabilir bir kuvvete ulaşmak için, saate karşı yarışıyor olması gerekirken; ne tam durumunun bilincinde ne de inisiyatif özgürlüğünde olarak kaderini bekler bir halde bulunduğunu da görmeliyiz. Sovyetlerin dağılmasıyla kazanılan “de facto” bir fırsat, heder edilecek ve Doğu Türkistan’ın başına gelenler sadece biraz sonra tekrar edilebilecek gibi görünmektedir. Dünyada hâlihazırda bizi ötekileyen Batılı güçlerin göreceli olarak ağırlıkları azalırken, başka ülkelerin potansiyel başat ülkeler konumuna yaklaştıklarını görüp, Türkiye’nin yeterli çıkışı yakalayamayacağını, baskı yediği Sovyetler-Rusya ile Batı bloklarının engellemelerinden kurtulamadan güç değişiminin sonuçlarına maruz kalacağını kestirmek gerçekçi olacaktır. Bu konuda batının ve Rusların, Türkler hakkındaki tarihsel kompleksleri ile hesapsız, abartılı ihtiyat ve düşmanlıklarını tedavi etmek çok zor bir süreç olarak önümüzde durmaktadır.

İyi Türkiye’yi hayal edelim

İlk aşamada durumunu beğenmediğimiz Türkiye’nin arzu edilen, düzeltilmiş, ilerlemiş, güçlenmiş, millî çıkarlarına yönelmiş bir Türkiye’ye dönüşmesi için ne yapmalı sorusuna; düzeltilmiş Türkiye’nin nasıl bir şey olması gerektiğini tahayyül etmekle başlayabiliriz. Anlatım kolaylığı için bu istenilen Türkiye’ye “İyi Türkiye” diyelim.

İyi Türkiye, önemli projelerini başarıyla tamamlamıştır; artık onun kurumları etkilidir ve çoğu alanda performansları yüksektir. Bunların sonucu olarak ülkenin kalkınmışlığı hayli boy atmış, insanları sağlıklı ve mutlu, amaçlı; kültürü yükselmiş ve itibarı artmış, dünyanın etkili güçleri arasında yerini almış, menfaatleri çiğnenen değil fakat daha çok etkileyen bir konumdadır. Bunu daha açarsak Müslüman,  Türk ve yakını halkların şimdiki “Batı” gibi bir konuma doğru yükseltilebildiği, kentlerinin güzel, sağlıklı ve kültür biriktirmiş, sanayisinin en ileri ürünleri imal ettiği, tasarım, sanal ve yenilikçi hizmetlerde dünyada önde giden, hukukî ve içtimaî hayatın çok medeni seviyede aktığı, üniversitelerinin dünya sıralamasında en önde; gençlerinin zekâ, sanat ve spor skorlarının da önlerde, edebiyat ve düşünce üretiminde de verimli bir ülke ve tabi ki güçlü ordusuyla halkına ve dostlarına emniyet hissi yaratan ve dünya barışına katkı yapabilen bir konumda.

İyi yönetilen Türkiye: Milliyetçi Türkiye

Projelerini başarmış ve kurumları performanslarının zirvesinde seyreden bir Türkiye, uygulayıcı kurumlarına iyi yöneticiler getirebilmiş; ve organizasyon ve yönetim kalitesini hayli yükseltmiş bir ülke demektir. Önemli projeleri başarmak ve kurumların seviyelerini yükseltmek için her türlü kaynak, imkân ve fırsatlarını doğru değerlendiren, millî istikamette merkezî stratejik akılla yönetilebilen bir ülke olmak gereklidir. Buna da kısaca “İyi Yönetilen Türkiye” diyelim.

Türkiye’yi millî amaçları doğrultusunda yönetip “İyi Türkiye”’ye taşıyacak insanların millî istikametli ya da milliyetçi dünya görüşlü insanlar olması gerektiğini ve bunların da görev başına gelmelerinin bir millî siyasî çizginin iktidarı sonucu gerçekleşeceğini düşünebiliriz. Ancak unutulmamalıdır ki milliyetçi bir siyasi yönetimin Türkiye’yi “İyi Türkiye”’ye taşıyabilmek için diğer başka şeylerin yanında mutlaka iyi yönetimi sağlayabilecek kapasitede olması gerekmektedir. Bunu başaracak şekilde ayarları yapılamayan bir millî siyaset fırkasının iktidara taşınması için halkı seferber etmek ve gayret ve imkânları onların yoluna dökmek beyhûde bir çabadan öteye gidemez.

Bir an için yukarıdaki son noktanın da aşıldığını, iktidar oluşturulabildiği takdirde “iyi yönetim”’in yerine getirilebileceğini varsayarak egzersizimizi iktidarın nasıl oluşturulacağına getirelim.

Kısa Vadede İktidara Gelmek

Belirli bir halk kitlesinden iktidar çıkartmak, bizi antropoloji ve sosyoloji sahası ile toplum mühendisliği egzersizlerine götürür. Kitleyi alt kesimler itibariyle siyâsî tercihleri bakımından tanımlama ve terazide iktidar karşısı kefeye koyarak tartma işlemi demokratik yollarla iktidar çıkarma hesabı yapmaya yardımcı olabilir. İnsanlarımızın siyâsî davranışları; değerleri, kimlik algıları, menfaatleri, özenti ve hayranlıkları, mevcut iktidar hakkındaki ülkeyi yönetme performansı ve hizmet üretimi kalite algısı, muhalefetin alternatif oluşturma algısı, toplumumuzun içinden geçtiği sosyal psikolojik ve ekonomik konjonktür şartlarının ve seçimlerin uygulanma koşullarının ve sair unsurların bileşik etkisini taşır. Burada medyayı kullanabilme imkânının etkisini de ifade edebilmek için örneğin yönetme performansı ya da hizmet üretme kalitesi ifadelerinin yerine performans algısı ve hizmet kalitesi algısı ifadeleri tercih edilmiştir. Bütün bu faktörlerin detaylı hesaplanmış etkileri büyük bir araştırma çalışmasını gerektireceğinden biz bir düşünce egzersizi mahiyetindeki bu makalemizde basite indirgenmiş sembolik tanımlamalar ile herhangi bir ölçüme dayanmayan takribi ifadeleri kullanacağız.

İktidara rey verenlerin seçim davranışları

Şimdi terazimizi kuralım. Birinci kefe iktidara rey verenlerin seçim davranışları olsun:

  • Yardım alanlar,
  • Güçlü, büyük, başarılı ve muhalefete göre alternatifsiz imajı,
  • Dinî kimlik ve duygular, muhafazakârlık, özelde “İmam Hatiplilik” kimliği,
  • Uyarılmış alt kimlikler ve Türk karşıtlığı ile Batı ile uzlaşmayı içine sindirebilen Siyâsî İslâmcı elit,
  • İktidar destekçisi milliyetçi imajlı partinin parti iç siyasetine bigâne ve milliyetçi siyâsî düşüncede derinlik yerine yalnızca doğal refleks gösterenler ile bu parti organlarında yer alanlar,
  • Diğer

İktidara rey vermeyenlerin seçim davranışları

Karşı kefeye gelince:

  • Sol düşünceli, CHP’li;
  • Moderniteye çok özenen ve geleneğe tepkili olanlar, aşırı “dinî” görüntülerden rahatsızlık hissedenler;
  • Milliyetçiler,
  • Bir dindar kesim (dinî, ritüeller ve kimlikten ziyade değerler ve felsefesiyle algılayanlar);
  • Belirli bir ayrılıkçı çizgi ile ona stratejik nedenlerle ve başka etnik duygularla destek olanlar;
  • Diğer.

Bu iki kefeden birincisi ağır basıyorsa oluşacak muhtemel değişikliği zaman içinde meydana gelecek

1) Sosyo psikolojik ve ekonomik konjonktürel etkilerin katkısına,

2) İktidarın çalışmalarının artı ve eksi katkılarına,

3) Misyon çalışmaları ile halkın değerler kompozisyonunda oluşturulabilecek değişikliklere bağlayabiliriz.

Muhalefet kefesi iktidar olmak istiyorsa

Muhalefet, özelimizde milliyetçi kesim, eğer zaman içinde 1. maddede zikredilen etkilerin; sınır dışındaki olaylar, göçmenler, dünyada meydana gelen olaylar, ekonomideki krize benzer haller vb.nin kendisine iktidar getirmesini bekliyorsa kendisi de halkın gözünde iktidar alternatifi olarak gözükebilmelidir. Örneğin Türkiye, 2008-2009 krizinin en fazla etkilediği ülkelerden biri olduysa da bu durum muhalefete yaramamıştır. Neden olarak, krizin tesirleri canlı iken seçim olmaması ve krizden çıkış için önce ABD ardından AB’nin parasal genişlemesinin Türkiye’ye çok iyi gelmesini gösterebiliriz.  Ayrıca, bazen bu tür durumlarda halk, yönetimden rahatsız olsa da “Dere geçerken at değiştirilmez.” misâli riskli ortamlarda değişiklikten korkmaktadır.

Muhalefet, özelimizde milliyetçi kesim, eğer iktidar yorgunluğunun, bıkkınlığın, yanlış, haksız ve başarısız yönetim uygulamalarının kendisine iktidar getirebileceğini düşünüyorsa ki ülke özelimizde yönetimde yapılan büyük yanlışlıklar için bunun yeterli örneği vardır ve böyle bir değişiklik mümkündür. 2001 krizinde seçmen bütün partileri cezalandırmış ve parlamentoda bile olmayan, yeni başlayan bir inisiyatife fırsat vermiştir. Bizce bunun olabilmesinin gerek şartı yine de yeni aktörün kritik bir çekirdek büyüklüğe sahip imajını yakalamış olmasıdır.

Muhalefet, özelimizde milliyetçi kesim, yapacağı eğitim ve misyon çalışmaları ile (3) halkın eğilim ve değerler kompozisyonunu kendi lehine değiştirerek iktidara gelmek istiyorsa; bu durumda kendi çalışmalarının iktidarınkinden daha etkin olduğundan emin olmalıdır. Eğer iktidarın etkilerini geçebileceğini umuyorsa mücadelesini zamana yayabilir. Yok eğer, onlar bir adım mesafe alırken iktidar imkânlarını elinde bulunduranlar (medya gücü, parasal imkanlar, kendi misyon gurupları, göçmen kararı vs.) aynı zamanı kullanarak dengeleri daha fazla aksi istikamette etkileyebileceklerse teraziyi, bir an evvel, daha kısa süreli inisiyatiflerle ve siyâsî davranış kategorilerinin değişik kombinasyonlarını kullanarak etkilemeye çalışmak gerekmektedir.

Terazinin kefelerindeki malzemeler itibariyle değerlendirmelerde bulunalım

Bazı ifadelere göre ülkede önemli bir kesim yardım almaktadır. İktidar sosyal yardımları kullanarak yarışa yaklaşık %10 daha önde başlamaktadır. Benzer bir para kaynağı muhalefette olamayacağına göre iktidara gelmeden bu konuda yapılabilecek bir şey yoktur.

AP neden başarılı oldu?

Eskiden MSP ve MHP gibi fikir ve ideoloji partilerinin yanında onlardan çok daha fazla rey alan bir Adalet Partisi vardı. Bu parti, fikir ve ideoloji konularında diğer iki partiye göre daha yüzeyde; ama halkın kimliğine daha yakın idi. Lideri diğer iki partinin liderleri kadar cazibeliydi ve onlara kıyasla daha büyük gözüküyordu. Basit ama bilinen, denenmiş ve başarılı iktisâdî uygulamaları temsil ediyordu. Şehirleşmenin etkisine paralel olarak Demirel’den sonra modern görünüşlü kadın olarak Tansu Çiller de şans yakalayabilmiş idi. Bugün kısmen bu alandaki potansiyeli de değerlendirmek üzere İYİ Parti kurulmuştur. Ancak, bize göre, siyasi arenanın başat aktörlerinin, rekabet sahasını ve sürecini monopolcü güçlerini kullanıp çok aşırı kontrol etmesiyle, yeterince şans bulamamıştır. Ancak günümüzde de, herhangi bir derinlemesine fikrî eğilim göstermeyip, toplumun ortalama değerleriyle barışık, yalnızca alternatifsizlik nedeniyle iktidar portföyünde kalan bir halk kesiminin; iktidara yönelik sanal başarı imajının eskimesi, modern ve medenî seviyelere uymayan haller ile kimlik ve milliyet sahasında toplumun ortalama değerleri karşısında bazı yerde dar kesim imajından sıkılmasıyla bazı yerde de aykırılıklar nedeniyle bir kum saati etkisinin ortaya çıkabileceğini varsaymak gerçekçi olabilir. Ancak alternatifin de modern ve iş yapabilme kabiliyetine sahip ve büyük yapı imajını yaratabilmesi gereklidir.

Milliyetçi oyların organize edilmesi

İktidar destekçisi olan milliyetçi adlı parti ile muhalefette aynı siyasi kesime hitap eden parti arasında akım sağlamak düşüncesi bizce hala gerçekçidir. Nasıl ki geleneksel Refah Partisi oylarının iz bedeli mukabili %1-1,5’luk bir kısmı burada kalıp büyük kısmı iktidar partisinde yer alıyorsa benzer bir olgu özel şartlar nedeniyle ortaya çıkamamıştır. Bizce bu özel şartlar muhalefetteki milliyetçi partinin solcu bir parti ile aynı pakette kalmaya mahkûm olması ile bu ortağın kimi yerde bölücü parti ile dirsek temaslı görünmesi; buna karşılık iktidar kefesindeki milliyetçi adlı partinin de beka meselesine sahip çıkıyor imajıdır. Gelecekteki şartlar aynı cendereyi hazırlamazsa ve milliyetçi rol çalma imajı aşılabilirse bu akımın oluşması mümkündür. Ancak ülkenin dış politik şartları millî reflekse paralellik gösterebildiği sürece iktidara şans tanıyacak görünmektedir.

Muhalefet için oluşturulacak yeni bir dini yakınlık çağrışımlı çizgi

İmkân dâhilindeki son seçenek, muhalefet için oluşturulacak yeni bir dini yakınlık çağrışımlı çizgidir. Bize göre Türkiye’deki İslâmcı çizgi, dinî müktesebatın çok da taşımadığı ölçüde etnikçi refleksler ve sosyolojik mânâda millet karşıtı izler taşımaktadır. Yine İslâmiyet menşei itibariyle bilim, demokrasi ve laiklik karşıtlığı içermediği halde, Osmanlı döneminin ikinci yarısında düşülen gerileme yüzünden ve moderniteyle tanışma dönemlerinde doğru bilimsel izâha oturtulamayan reçetelerin de katkısıyla, bu milleti gereksiz bir patinaja sokan fikirler ve yanlış uygulamalar ortaya çıkarılmıştır. Bizce bütün bu yanlışların girdabına düşmeyen, aklıselimi temsil eden; örneğin dinin toplumdaki statüsünü Batıdaki Kilisenin statüsüne eşdeğer tutan, dinin esasta içermediği ölçüde gereksiz dini argümanlardan arınmış;  hak edilmeyen din karşıtı yaptırımlara da çözüm sağlayan Türklerin bir muhafazakâr siyasi çizgisi; bu potansiyelin yanlış çıkarlar için kullanılmasının önüne geçecek yegâne yoldur. Diğer taraftan, bazı Batıcı kesimlerin din karşıtı, kör gözüne karşı propagandacı ve hoyrat ayrımcı uygulamaları içerebilen siyasi geçmişleri de bu dinî siyasî çizginin varlık nedeni olmuştur. Tabanı ortalama Türk halkının dindarı iken, eliti ile muhtelif örgütlü yapılarının ve siyaset mekanizmalarının yöneticileri, özel kesimler haline gelen bu çizginin gereksiz yanlış yorumlara saptırılmasının ve bu özel kesimlerin daimi kontrolüne alınmasının önüne geçmek dini ve millî bir gerekliliktir. Günümüzün ihtiyaçları çerçevesinde din alanında yeniden aydınlanmacı bir yapı zaten ihtiyaçtır. Ancak buradaki büyük zorluk bunun nasıl yapılabileceği ile dini siyasete yaklaştırmanın, daha iyi şekilde yapmak niyetiyle bile olsa, yanlış olup olmayacağıdır.

Dinî yakınlık çağrışımlı alternatif çizginin, dindar olmasına dindarız da bu dinin ahlâkî değerler kısmı da vardı diyenler ile dine olan koyu sempatileriyle, Türk milleti karşıtlığı arasında sıkışıp kalmaktan mustarip insanlara yanlış temsilden kurtulma imkanı sağlayabileceğini öngörebiliriz.

Terazideki son çizgi olan ayrılıkçılık

Terazideki son çizgi olan ayrılıkçılığın ise milletin genelinin hayrına olabilecek bir siyasi mimârîde hayırhah bir yer alabilmesi, güvenilebilir ve hesaplanabilir bir husus olmayıp, olsa olsa konjonktürel bir siyasi duruş tesadüfü olabilir. Esasen bu kesim, iktidara gelinmesi halinde millî bir milletleşme siyaseti çerçevesinde, bütünün sağlıklı entegrasyonu için, tedavi edilmesi gereken bir alanı teşkil etmektedir.

Bu terazinin karşılıklı kefelerinde resmedilen hayali siyasi çizgi demetleri ve iktidar ile muhalefet kefeleri arasında tasarımlanan olası akım seçenekleri modeli çerçevesinde, muhalefet kefesinin ağır basması sağlanabildiği takdirde bile iş bitmemektedir. Bu defa da birbirine benzemez bu kesimlerin ortak tavır sergileyebilmeleri için uzlaştırılmaları ve koordine edilmeleri gerekecektir. Uzlaşma süreçleri birçok kez “kendin olamıyorsan ikinci tercihine razı olmak” unsurunu içerecektir; günümüzde belediye seçimlerinde ve başkanlık adaylıklarında ortaya çıktığı gibi. Esasen burada statik bir resme göre yapılan bu simülasyonların bir de dinamik yani zaman içinde farklı partilerin farklı yerlerde durmasıyla ortaya çıkacak varyasyonları olacaktır. Örneğin MHP’nin ya da Devlet Bahçelinin yerinin değişmesiyle, HDP’nin yerinin değişmesi gibi.

Parada hafif ama toplumsal etkide ağır işler

Biz düşünce egzersizimizi terazi hesabını bir tarafa bırakarak kısa vadede iktidarın gelmemesi durumunda ne yapıyor olmamız gerektiğini düşünerek devam ettirelim. Hükümet olmadan yapmamız gereken işler, elbette parada hafif ama toplumsal etkide ağır işler olmalıdır. Bu tür faaliyetler, bir yandan toplumu fikir ve kültür olarak iyi geleceğe hazırlamak kapsamında millî hedeflere yöneltirken, bir taraftan da müstakbel siyasi iktidara zemin hazırlayan faaliyetler olacaktır. İktidar dışında yapılacak işleri fikir akımları, kimlik, kültür, sivil toplum ve kalkınma düşünce ve çalışmaları olarak görebiliriz.

Bunu gelecek yazıda ele alacağız.

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!
       

Yazarın MİSAK'taki yazıları