16.04.2024

Türk üniversiteleri neden alt sıralarda?

Torpilsiz, liyakate dayalı bilim olmadıkça Türkiye asla ilerleyemez!


Londra merkezli uluslararası yükseköğretim derecelendirme kuruluşu Times Higher Education (THE), dünya üniversite sıralaması 2023’ü geçen hafta yayınlamıştır. 2023 yılının en iyi 1799 üniversitenin sıralandığı listeye 61 üniversite ile giren Türkiye’nin en başarılı üniversiteleri 401-500 bandındaki Çankaya, Koç ve Sabancı Üniversiteleridir. Bu yıl da dünyanın ve Avrupa’nın en iyi yükseköğretim kurumu, Oxford Üniversitesi olmuştur.  Daha sonra  dünya sıralamasında ABD’den Harvard, İngiltere’den Cambridge Üniversitesi  gelmektedir.

Geçen yıl listede yer alan ilk 3 Türk üniversitesi, bu yıl da Türkiye’de en iyi yükseköğretim kurumları olmuşlardır. Bunlar;  401-500 bandındaki Çankaya, 501-600 bandında yer alan  Koç ve oğlum Cihan’ın da mezunu olduğu Sabancı Üniversiteleridir. İlk 1000’de yer alan Türk üniversiteleri  ODTÜ, Bahçeşehir, Hacettepe, İstanbul Teknik, Bilkent, Boğaziçi, Düzce, Fırat, İstanbul Medeniyet ve Özyeğin’dir.

Bu yıl 7’si Türkiye’den olmak üzere  137 yeni  üniversite  listeye girmiştir. THE dünya üniversite sıralaması; 15.5 milyon araştırma yayını ve bu yayınlara yapılan 121 milyon alıntının analizine, yıllık akademik itibar anketine verilen 40 binden fazla cevaba ve yüz binlerce ek veriye dayanır. Üniversiteler, 13 ayrı performans kriteriyle ölçülmüştür. Bu üniversitelerin hiçbirinde profesör atamalarında aşağıda yer alan 9 kriter bulunmamaktadır.

ODTÜ URAP’ın da (University Ranking by Academic Performance)  aralarında olduğu 11 üniversite sıralama kuruluşu  şunlardır: ARWU, CWUR, LEIDEN, NTU, QS, RUR, SCIMAGO, THE, USNEWS. WEBOMETRICS. URAP akademik üretkenliğe odaklanan bir sistem olduğundan, sıralama sisteminin temelini üniversitelerin yaptığı bilimsel yayınlar oluşturmaktadır. Yapılan yayınların niteliğini ve niceliğini göz önünde bulunduran göstergelere ek olarak, bir de “uluslararası işbirliği” göstergesi kullanılmaktadır.

URAP’a göre makale sayısı; Web of Science tarafından taranan ve etki faktörü (Journal Impact Factor JIF) bakımından ilk yüzde 75’lik dilime giren dergilerde yayımlanmış makalelerin toplam sayısıdır. Bu gösterge; bir yükseköğretim kurumunun mevcut bilimsel üretkenliğini ölçmekte, bir kurumun bilimsel üretkenliğinde kalitenin ne derece sürdürülebildiğini ifade etmektedir.

URAP sıralamalarında “makale” ve “atıf” sayısı önemlidir. URAP dünya sıralamasındaki ilk 1.000 üniversite, 100’lük dilimlere ayrıldığında, ortaya çıkan ortalama atıf sayıları dikkate alınmaktadır. Atıf sayısı, makale sayısından farklı olarak yapılan çalışmanın kalitesine bağlıdır. Atıf sayısının artması, araştırmacıların kendileri tarafından değil çalışmalarının yer aldığı bilimsel çevre tarafından takdir edilmesiyle mümkündür.

ODTÜ URAP Koordinatörü Prof. Dr. Ural Akbulut, üniversitelerin dünya sıralamalarında üst sıralarda yer alamamasını şöyle açıklamaktadır: “Bunun temel nedeni, etki değeri yüksek dergilerdeki bilimsel makale sayılarımızın gereken hızlarda artırılamayışı ve etki değeri en düşük Q4 grubu dergilerdeki makalelerin azaltılamayışıdır. Üniversitelerimizin genellikle yayın ve atıfları her yıl az da olsa artmaktadır ama artış hızımız, dünya ortalamasının altında kalmaktadır.”

URAP’ın Türkiye üniversiteleri genel sıralaması; makale puanı, atıf puanı, bilimsel doküman puanı, doktora puanı ve öğretim üyesi/öğrenci puanı kriterlerine göre yapılmıştır. Kriterler için puanlama şöyledir:

  • Makale sayısı: SCI, SSCI VE AHCI taramalarına giren ve etkinlik çarpanı bakımından ilk yüzde 75’lik dilimde yer alan dergilerde basılan makale sayısı,
  • Atıf sayısı,
  • Toplam bilimsel doküman sayısı,
  • Doktora sayısı.

Türkiye’de bazı vakıf üniversitelerinin neden uluslararası  derecelendirme kuruluşlarının  sıralamalarına girememe nedenini merak edenlerin, aşağıdaki profesör atama kriterlerine bakmaları gerekir. Ankara’da  alanında saygın bir “tıp profesörünün” adını taşıyan vakıf üniversitesinde profesör atamasında kullanılan 9 kriter  şunlardır:

  • Dosyanın Daha Düzenli Olması,
  • Taşınır Bellek,
  • Adayın Genç Olması,
  • Adayın Dinamik Olması,
  • Adayın Yaşı,
  • Adayın Lisans ve Yüksek Lisans Programında Ders Vermesi,
  • Adayın Alanında Yetkin Olması,
  • Adayın Profesörlük Kadrosuna Atama Kriterlerini Fazlasıyla Taşıması,
  • Adayın Şartları Fazlası ile Sağlaması.

Söz konusu kriterlerin dünya genelinde bilimsel değeri koca bir sıfırdır. Bu kriterleri esas alan bir  üniversite uluslararası derecelendirmelerde en alt sıralarda bile yer alamaz.  Üniversitede profesör olacak aday “genç”, “dinamik” ve “yetkin” ise ataması yapılacak, değilse atanmayacak. Acaba sözü edilen üniversite öğretim üyesi değil de bir “atlet mi” almak istiyor sorusu akla gelmektedir. Bu komik”, “saçma” ve “bilim dışı” kriterler dünyanın hangi üniversitesinde geçerlidir diye bir soru sorulursa, cevap basittir: Hiçbirinde. Fakat biri hariç.

Daha da ilginci, YÖK bu kriterleri profesör atamalarında kabul edip etmediğini henüz açıklamamıştır.  YÖK’ün bu durum hakkında şimdiye kadar  görüş bildirmemesini de yadırgamamak mümkün değil.

Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devleti (Anayasa madde 2) ise bu durum kabul  edilemez. Google Akademik’e göre atanan aday ile atanmayan aday arasındaki bir  bilimsel uçurum  vardır: 17.10.2022: 2990-531=2,459. Dünyanın hiçbir “ciddi” üniversitesinde aralarında “bilimsel uçurum” olan bir aday atanmaz, daha doğrusu atanamaz.  Tesadüfen atanırsa, gereği yapılır.

Uluslararası değerlendirmelerdeki göstergeler, “Delfi Sistemi” kullanılarak ağırlıklandırılır. Buna göre “makale sayısı” yüzde 21, “atıf sayısı”  yüzde 21’dir. Bu durumu bilen eski YÖK Başkanı sayın Prof. Dr. Yekta Saraç “Üniversitelerimizde liyakati önceleyeceğiz.” demiştir ama Ankara’daki vakıf üniversitesi liyakat yerine siyasi kriterleri” esas almıştır.  Atanan aday ile atanmayan aday arasındaki korkunç bilimsel uçurum görmezden gelinemez.

Bu kadar büyük farka rağmen  yayınlarına çok fazla atıf alan aday atanmıyorsa, bilinmelidir ki bunun arkasında bir “başka tercih” vardır.  Söz konusu vakıf üniversitesi  bu durumda dünya sıralamalarına giremez, Türkiye sıralamalarında da  üst sıralarda yer alamaz.  Söz konusu üniversite URAP sıralamasında da altlardadır.  Bu tip atamalarla Türkiye’nin 11’nci Kalkınma Planı hedefleri ulaşılması mümkün değildir:

“Dünya akademik başarı sıralamaları 2023 itibariyle Türkiye’den en az 2 üniversitenin ilk 100’e ve en az 5 üniversitenin de ilk 500’e girmesi sağlanacak.”

Eski bir DPT mensubu  olarak 2020’li yıllarda böyle kriterler ile profesör ataması yapıldığını rüyamda görsem inanmazdım. Bu durumda 11’nci Kalkınma Planı hedeflerine ulaşılması bir  hayaldir. Sebebi, aşağıda yer alan gazete küpüründedir: “Torpilsiz, liyakate dayalı  bilim olmadıkça Türkiye asla ilerleyemez.!”

Eski YÖK Başkanının aşağıdaki “liyakat” çıkışının “suya yazılan yazı” olmaması için, profesör atamalarında yukarıda yer alan bilim dışı 9 kriter  ile atama yapılmamalı, YÖK  gereğini yapmalıdır.

 

 

 

 

Yazar

Sadık Rıdvan Karluk

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar