08.08.2022

İran’da Türklük, Medeni Türklük Hareketi ve Uluslararası Selçuk Medeniyet Merkezi’nin Faaliyetleri

Araz Cevadbeyli'nin Astana 1. Uluslarası Bilimler Sempozyumu'nda, İran tarihinde rol alan Türk devletlerini anlattığı sunumudur.


İran’da Türklüğün varlığı oldukça eskilere dayanmaktadır. Türkler, bin yıllarca ve İslam sonrası asırlarca koca bir medeniyet kurmuşlardır. Atatürk’ün nezareti altında 1931’de yazılıp yayınlanmış olan “Türk Tarihi”, Prof. Dr. Muhammed Tagi Kirişçi’nin “İran Türklerinin Eski Tarihi” ve diğer birçok tarihçinin gösterdiği gibi, İran platosundaki Türklüğün tarihi geçmişi 6-7 bin yıllık bir koca medeniyete dayanmaktadır.

İslam öncesi tartışılır tarih dışında İslam sonrası İran devlet ve medeniyet kuruculuğunun tamamen Türklükle ilgili olduğu bütün tarihi metinlerden tespit edilmektedir.

Dr. Seyf’ül-İslam Selcuqi’nin İran’da ve Rahim Cavadbeyli’nin Türkiye ve Azerbaycan’da yayınlamış oldukları çalışmalara göre İslam Sonrası İran arazisindeki Türk devlet kuruculuğunu şöyle sıralayabiliriz:

1.Hazar Devleti (468 – 1048)

Adı geçen yazarlar, Hazar Devleti’nin esas kuruluş arazisi olarak Azerbaycan, Horasan, Batı ve kısmen merkezi İran bölgesi olarak göstermişlerdir. Hazar Devleti, günümüz İran arazisinde Arap İslam hilafetine yenilerek, Kafkasya ve daha sonra kuzey Karadeniz bölgesi ile yetinmek zorunda kalmıştır. Hazar Devleti yenilip Kafkaslara, ardınca da kuzey Karadeniz’e çekilse de yerli Türkler İslamiyet’i kabul ederek kendi hayatlarını kendi topraklarında sürdürmeye devam etmişlerdir. Tebriz, Hazar Devleti’nin en önemli kültürel ve medeni merkezi olarak bölgedeki etkinliğini korumuştur.

2.Saman Yabgu (Sâmânîler Devleti) (819-999)

Orta Asya’da İslam’la şereflenen Türklerin devlet kuruculuğu esasen 840/1212 yılları arasında Orta Asya ve Maveraünnehir’de kurulmuş olan Karahanlılar Devleti ile başlar. Onun birer devamı olan ve 819-999 yılları arasında günümüz Horasan ve İran arazisinde kurulmuş olan ve açık şekilde Reşîdüddîn Fazlullah-ı Hemedânî’nin (hk. 645 – 718 / M. 1247 – 1318) “Câmiü’t Tevarih” ve “Oğuzname” eserinde Türk olduklarına vurgu yapıldığı Saman Yabgu, başka bir deyişle Sâmânîler Devleti olmuştur.

3.Gazneliler veya Sebük Teginli’ler Devleti (963-1186)

Gazneli Devleti, Saman Yabgu oğullarından Herat valisi Alp Tekin tarafından, Hindistan’ın Pencap bölgesi ile günümüz İran’ın büyük kısmı ve Harzem’e kadar olan bölgede kurulan bir Türk devleti olmuştur. Sultan Mahmut Döneminde Gazneliler Kuzey Hindistan’ı hâkimiyeti altına alarak, bölgede İslâm kültürünün daha geniş biçimde yayılmasının önünü açmıştır.

4.Büyük Selçuklu Devleti (1037-1194)

4. ve 14. yüzyıllar arasında Büyük Selçuklu Devleti, İslam Dünyasının azami kısmını yönetimi altına almıştır. Selçuk Bey, 1009’da, Oğuzları bir devlet düzeninde örgütlemeği başarmıştır. Selçuklular tarafından günümüz Nişabur, Rey ve sonra ise İsfahan başkent olarak seçilmiştir.

Melikşah, 20 Kasım 1092 tarihinde, iç kavgalar sırasında zehirlenerek öldürüldükten sonra devlet, büyük çalkantılar içine sürüklendi. Nitekim Büyük Selçuklu Devleti Melikşah’ın oğulları arasında dört parçaya bölündü:

  1. Kirman Selçukluları; 1187 tarihine kadar devam etmiştir.
  2. Şam-Halep Selçukluları; 1117 tarihine kadar devam etmiştir.
  3. Anadolu Selçukluları; 1077’den 1308’e kadar 231 yıl sürmüştür.
  4. Irak ve Horasan Selçukluları; 1194 tarihinde Harezmşah Sultan Alaattin Tekiş ile yaptığı savaşta yenilgiden sonra sona ermiştir.

5.Harezmşahlar Devleti (1097-1231)

Anuş Tegin tarafından esası koyulan Harezmşahlar Devleti, Atsız ve İlaslan (Elaslan) devirlerinde hem Irak Selçukluları hem de Kara Hitaylarla mücadele etmiştir. Nitekim Elaslan, Sultan Sencer’in ölümü üzerine bağımsızlığını ilân etmiştir. Harzemşahların en büyük hükümdarı Alaaddin Tekiş olmuştur. Tekiş, önce Kara Hitayları, ardından son Selçuklu Hükümdarı II. Tuğrul’u yenmiştir. Harzemşahlar kısa sürede sınırlarını, Doğu Anadolu’dan Maverâünnehir’e kadar genişletmiş ve adeta Selçuklu Devleti’nin vârisi olmuşlardır. 1220′de bütün ülke, Cengiz Han’ın önderliğindeki Türk-Moğol Orduları tarafından ele geçirilmiştir. Celâleddin Harzemşah, devleti yeniden toparlamak için uğraştıysa da başarılı olamamıştır. Ölümü üzerine Harzemşahlar Devleti, tamamen ortadan kalktı. Haremzşahlar önce Gürgenç, Semerkant, Gazne, sonunda ise Tebriz kentini Eldenizlerden alarak başkent yapmışlardır. Terbiz veya Tebriz, Eski Türk uygarlığının beşiği olarak bu dönemden itibaren yeniden canlanmaya başlamıştır. Harezmşahlar, Selçuklu Devleti’nin devamı olarak nitelendirilmektedir.

6.Türk – Moğol İmparatorluğu ve Elxanlı (İlhanlı) Devleti (1256-1335)

Cengiz Han’ın torunu Hülagü Han 1256’de Harezmşahların son başkenti Tebriz’de halk tarafından karşılanarak dâhil olmuş ve o eski Türk uygarlığının vârisi olan şehri, bölgenin başkenti olarak tayin etmiştir. İlhanlılar büyük çoğunlukla İslâmiyet’i kabul ederek, Tebriz merkezli devletlerini, yerli Türklerin katılımıyla etkin bir biçimde yönetmek için karşılarında duran iki büyük engeli ortadan kaldırmışlar. Birincisi, mezhep kavgalarıyla ülkenin gelişimini ve dinçliğini bozan İsmaillileri (Haşhaşileri) etkisiz hale getirmek için Alamut Kalesini ortadan kaldırdılar. İkincisi, Arapçılığı ön planda tutan Abbasi Hilafetine son vermek kastıyla 1258’de Bağdat’a yürüyüp, Müstesem’i ortadan kaldırdılar.  İlhanlı Devleti, 1335 yılına kadar, etkin bir devlet olarak ve 1357 yılına kadar ise bağımlı devlet olarak varlığını sürdürmüştür.

7.Büyük Timurlular İmparatorluğu (1370-1507)

İlhanlılardan sonra günümüz İran arazisinin çeşitli bölgelerinde, kısa süreli bazı Türk devletleri de egemen olmuştur. İlhanlılardan sonra Çobanlılar (1335-1357), Celayirliler (1336-1432), Karakoyunlular (1380-1469), Akkoyunlular (1378-1501) ve diğer bazı bölgesel yöneticiler de egemen olmuşlardır. Timurlular, kaydedilen tarihler arasında bölgeyi tam egemenlikleri altına almışlardır. Bu nedenle de o dönem Timurlular Dönemi olarak bilinir.

Emir Timur, istenilen açıdan Türk ve İslâm Dünyası için oldukça büyük önem taşımaktadır. Öyle büyük bir önem taşımış ki, kendisinden sonra İslâm Dünyasında kurulan Türk devletlerinin azami çoğunluğunda Ağ Sakallar –Ağ Saçlılar Keneşi (Meclisi) ve Devlet Şuraları hep Cengiz Han ve Melik-i Turan, Kağan’i İran ve Emîr-i Türkistan Sahipkıran Sultan’i Afkhem Emir Timur’un adlarının zikri ile geçirilmiştir. Özellikle bu gelenek İran’da en temel devlet geleneği olarak 1925’e kadar devam ettirilmiştir. Bunun devam ettirilmesinin temel nedenlerinden biri de İlhanlı Devleti’nin yanı sıra Timurluların devlet vârisliğinin Safevî Devleti’ne devredilmesidir.

8.Karakoyunlu Devleti (1380-1469)

Kara Yusuf, Sa’dlı, Baharlı, Duharlı, Karamanlı, Alpagut, Çakırlı, Ayınlı, Bayramlı, Ağaceri, ve Hacılı oymaklarının başçılığında, Celayirli’leri yenerek 1380 tarihinde, Karakoyunlu Devleti’ni kurmuştur. Karakoyunlu, başkenti Tebriz olan ve 1380-1469 yılları arasında bugünkü Doğu Anadolu, Güney Kafkasya, Azerbaycan ve tüm Güney Batı İran ve Kuzey Irak arazilerinde egemenlik kurmuş, bir Türk devletidir.

9.Akkoyunlu Devleti (1378-1501)

Akkoyunlu Devleti’nin kurucusu, Kutlu Bey’in küçük oğlu Kara Yölük Osman’dır. 1400’de büyük Emir Timur’un Anadolu’ya girişine destek verdi ve bu hizmetine karşılık Malatya’yı, 1402’de Ankara Savaşı’ndaki desteğine karşılık da Diyarbakır bölgesini aldı. 1403’te de Diyarbakır’da hükümdarlığını ilan etti.

Kara Yölük Osman Bey’in ölümünden sonra, oğulları arasında iktidar kavgası başladı ve Akkoyunlu Devleti, eski gücünü yitirdi. Kara Yölük Osman Bey’in torunu Sultan Hasan (Uzun Hasan), 1453’te Diyarbakır’ı ele geçirerek iktidar kavgalarına son verdi. Akkoyunlu Devleti’ni, sınırları doğuda Horasan’dan, batıda Fırat Irmağı’na, kuzeyde Kafkasya’dan güneyde Umman Denizi’ne kadar uzanan büyük bir devlete dönüştürdü. Karakoyunluları yenerek bu devleti ortadan kaldırdı ve başkenti yeniden Türk kenti Diyarbakır’dan Tebriz’e taşıdı.

10.Safevî Devleti (1501-1722)

Şah İsmail, 16. asrın başlarından itibaren Sultan Hasan’la olan kan bağına ve Horasan üzerinden elde etmiş olduğu Timurluların hukuki devlet vârisliğine dayanarak, büyük devlet yapılanmasına gitmiş ve Safevî Devleti’nin esasını koymuştur. Safevilerin devlet ve fikri yapılanması, 1925 tarihine kadar, Avşar ve Gacar devletleriyle sürdürülmüştür. Safevî Devleti’nin kurucusu Şah İsmail Hatayi, son padişahı ise Şah Sultan Hüseyin olmuştur. Safevîler de diğer Türk devletleri gibi Tebriz’i kendi başkentleri yapmışlardır. Safevî-Osmanlı savaşları Başkentin Kazvin’e, daha sonra ise İsfahan’a intikal ettirilmesine neden olmuştur.

11.Avşar Devleti (1736-1802)

Nâdir Şah Avşar’ın, Şiî-Sünnî yakınlaşması için yapmış olduğu girişimler, günümüz açısından da oldukça büyük önem arz etmektedir. İran ve Osmanlı uleması arasında 1159’da (1746) Necef’te müzakereler yapılmış, bir mutabakat metni imzalanarak Şiîlerin Hz. Peygamber’in ashabına kötü atıfta bulunmaması, Osmanlıların da Şiî inancını İslâm dairesinde görmeleri hususunda anlaşma sağlanmıştır. 1159 (1746) tarihli anlaşma metninde Şiîlerin dört halifeyi hayır ve dua ile anacakları ibaresi de yer almıştır.

Nâdir Şah Avşar’ın Türk-İslam anlayışı, günümüz Türk Dünyasının birlik ve bütünlüğü için bir örnek olarak büyük önem arz etmektedir.

12.Zendiye Hükumeti (1750-1794)

Kerim Han Zend, tarafından esası koyulan hükumet, ülkeyi tam kapsayamamış ve Şiraz merkezli bölgesel yapı da olmuştur. Kerim Han Zend’in Şiraz’da hâkimiyeti ele almasına rağmen sonuna kadar Horasan, Avşar sülalesinin egemenliği altında devam etmiştir.

Rahim Cavadbeyli ve Dr. Seyf’ül-İslam Selcuqi’nin tespitlerine göre Kerim Han Zend Dönemi en önemli devlet sorunu, Kerim Han Zend’in soy itibarıyla halis Türk olmaması olmuştur. Baba tarafından Lor kökenli Zend ailesine mensup olması, onun İran’da halk tarafından bir Hakan ve Padişah gibi kabul edilmesini zorlaştırmıştır. Devlet Keneşi ve Ağ Sakallar Şurası’nın esas dilinin Türkçe olmasına ve resmi diyalogların esasen Türkçe yapılmasına bakılmaksızın, halis Türk olmadığından dolayı “İnak Oğlu Çoban Kerim” hitap edilerek aşağılanmak istenmiştir.

13.Qacar/Qecer/Kaçar Devleti (1794-1925)

Türklüğün ön planda olduğu, Cengiz Han, Emir Timur ve Safevi devlet varisliğine dayanan Devlet’i-Aliye-i Gacar, Büyük Ağa Muhammed Han Gacar tarafından esası koyulmuş ve en son padişahı ise 1925’de azledilen Ahmet Şah Gacar olmuştur.

14.Pers adına Modern Ulus-Devlet / Pehlevi’ler Dönemi (1925-1979)

1925’de dış faktörlerin tesiri altında İran’a modern ulus-devlet olarak tahmil edilmiş olan Pehlevi’lerin (1925-1979) devlet yapılanması ve dayandığı Türk karşıtı Pers düşünce sistemi, ülke halkını temsil edecek bir yapı da olmamıştır.

Rahim Cavadbeyli ve Dr. Seyf’ül-İslam Selcuqi’nin tespit etmiş olduğu gibi Pehlevi Devleti’nin kurucusu olarak bilinen Rıza Han Pehlevi, kökeni günümüz Gürcistan Cumhuriyetinin Türk bölgesi olarak bilinen Borçalı’dan İran-Rus savaşlarından sonra geriye göç etmiş Türk muhacir ailelerinden olmuştur. Türk olmasına rağmen tamamen Türk karşıtı Pers düşünce sistemine dayalı bir nizam kurmaya ve ülkeye tahmil etmeye odaklanmış bir siyaset tatbik etmiştir.

Fars dili üzerinden Pers milleti oluşturma çabalarının yanı sıra Türk ve Türklüğün manen yok edilmesini esas siyaset olarak uygulamıştır. Türkçe tamamen yasaklanmıştır.

15.İran İslam Devrimi (1979…)

İran İslam Devrimi’nin en büyük kazanımı, İslami değerler üzerinden ülkeye kazandırmış olduğu bağımsızlıktır. Ayetullah Ruhullah Humeyni’nin liderliğinde kurulmuş olan İran İslam Cumhuriyeti Döneminde birçok toplumsal, Ekonomik ve kültürel meseleler büyük oranda halledilse de Azerbaycan ve Türk meselesinin Anayasal düzeyde adil biçimde çözüme kavuşturulması yönündeki beklentiler maalesef doğrultulmamıştır.

Anayasa’nın 15. maddesi ile yalnız Fars diline resmi, hukuki statü kazandırarak Türkçeyi gayri resmi düzeye mahkûm etmiştir. Hal bu ki, beklentiler, Türkçe ile Farsçanın ülke çapında resmi, hukuki devlet dili olması ve diğer azınlıkların yöresel ve bölgesel hak ve hukuklarının anayasal düzeyde tanınması olmuştur.

Azerbaycan başta olmakla bir bütün olarak İran Türkleri, milli haklar yönündeki mevcut eksikliklerin ortadan kalkması ve adil biçimde halli yönünde geniş toplumsal faaliyetlere başlamıştır. Bu faaliyetler, İran İslam Devriminin başlarından özellikle de 1989 (hk.1368) İran-Irak savaşından hemen sonra daha geniş kapsamda devam etmiştir.

Azerbaycan başta olmakla İran Türklerinin en önemli talebi, Türkçenin İran çapında (aşamalı şekilde önce Azerbaycan bölgesinde daha sonra bütün ülkede) Fars dili ile beraber şekilde resmi, hukuki statü kazanması ve bütün Türk devletleri ile kardeşçesine, beraber şekilde el ele vererek büyük bir birlik oluşturmasıdır.

Bu yönde geniş toplumsal ve medeni faaliyetler gün geçtikçe artmaktadır. Azerbaycan başta olmakla İran’ın – Tahran, Horasan, Şiraz gibi birçok önemli bölgelerinde Türk kimliğinin yeniden ihya edilmesi yönünde Türk aktivistler (Türk Kimlikcileri – Hüvviyet Talep’ler)  tarafından ciddi medeni faaliyetler, etkinlikler yürütülmektedir.

Bu toplumsal ve kültürel faaliyetlerde önemli katkısı olan merkezlerden biri de hal hazırda Tebriz’de Sn. Nazila Cavadbeyli’nin yönetiminde faaliyet gösteren “Uluslararası Selçuk Medeniyet Merkezi”dir.

“Selçuk Merkezi” ve onun faaliyetleri ile Türkiye ve Azerbaycan’daki Gönültaşlarımızın tanışmasını çok isterim.

Uluslararası Selçuk Medeniyet Merkezi, 2012’den beri Tebriz’de, Azerbaycan, İran, Türk-İslam Dünyası ve Avrasya’ya yönelik kültürel alanda çalışan “Sadakat Kültürel İhsan Derneği”, “Kalemdenhedef Yayınları” ve “Sadakat” Dergisinin devamı olarak Azerbaycan ve bir bütün olarak İran Türk kimliğinin hukuki zeminde yeniden ihya edilmesi üzerine faaliyetlerini sürdürmektedir.

Uluslararası Selçuk Medeniyet Merkezi, Selçuk Yayınlarının terkibinde Türkçe Çocuk Edebiyatına yönelik yayınlamış olduğu 100’ü aşkın eserin, Kültürel İhsan Derneği’nin Köy ve Kasabalardaki etkinliklerinde bedava dağıtımını sağlamakla Türkçe yazıp okumayı teşvik etme faaliyetlerinde bulunmuştur.

Selçuk Yayınları, günümüze kadar Türkiye’de çocuk edebiyatına dair yayınlanmış olan birçok değerli eseri, İran’da Türkçe ve Farsça yayınlayarak ülkeye kazandırmıştır. Rahmetli Servet Somuncuoğlu’nun önemli bir eseri olan “Sibirya’dan Anadolu’ya Taştaki Türkler” eseri de geniş bir izahla yayın aşamasındadır.

Türk Dil, Edebiyat, Tarih ve Medeniyet Araştırmaları konularında Türkçe-Farsça-İngilizce yayın yapan “Selçuk” Dergisinin ilk dört Özel Sayısı yayınlanmıştır:

  1. Gacar Devleti’nin Son Döneminde Yaşamış, Askeri ve Siyasi Kimliği ile Bilinen Büyük Emir Erşad Han’ın Hayatı ve Şahsiyeti;
  2. Türk ve Dünya Halklarında Kadının Yeri ve Makamı;
  3. 20. yüzyılın büyük Milli Şahsiyetlerinden Prof. Dr. Muhammed Tagi Kirişçi’nin Mücadele dolu hayatı, İlmi eserleri ve Dünya Görüşü;
  4. Gacar Dönemi İran’ın Milli ve Hukuki Kimliği;

Uluslararası Selçuk Medeniyet Merkezi’nin 05.09.2021 tarihinde “Selçuk” dergisinin 6, 7 ve 8. Özel Sayıları için tayin etmiş olduğu konu oldukça önemlidir.

Selçuk dergisi makale çağrısının son konusu:

İran’da Devlet Tarafından Türk Kimliğinin Yeniden İhya Edilmesinin Hayati Önemi” başlığını taşımaktadır.

Değerli ve ilmi bir eser olarak yayınlanması ve önemli mercilere ulaştırılması düşünülen bu konu bütün boyutlarıyla ele alınmasına çalışılacağı belirtilmektedir. Milli Kimlik olarak ele alınacak olan bu çok yönlü çalışma, iç ve dış siyaset boyutlarının yanı sıra sosyoloji, psikoloji, ekonomi, tarihsel, kültürel ve edebiyat alanlarını kapsayacaktır.

Makale Çağrısının “Cevap Aranan Sorular” bölümünde şöyle der:

  1. İran’da “Türk Dil ve Edebiyat Kurumu’nun” kurulması, Türk dil ve kimliğine anayasal düzeyde hukuki statü kazandırılması, İç ve Diş Siyaset, İktisadiyat, Refah, Gerçek Vatanseverlik, Toplumsal Barış, Toplumsal Özgüven ve Uygarlık Kuran Medeniyetler teorisi açısından ülkeye ve devlete ne vaadediyor?
  2. İran’da Türk kimliğinin, milli kimliğin asli kurucu unsuru olarak yeniden devlet seviyesinde ihya edilmesinin toplumsal, medeni, siyasi ve iktisadi açıdan küresel ve bölgesel etkisi ne ola bilir?
  3. Türk kimliğini, milli kimliğinin asli kurucu unsuru olarak yeniden kabul eden İran’a yönelik Türk ve Müslüman halklarının, devletlerinin ve genel olarak “Türksoy Teşkilatı (Turkic Council)” ve diğer Türk ve Müslüman devlet birliklerinin münasebeti nasıl olur ve karşılıklı ilişkilerdeki etkisi ne olur?

Yazılacak makalelerin dili konusunda ise şöyle der:

Makaleler Tarihi Türkçemiz başta olmakla bütün çağdaş Türk dillerinde ( İstanbul Türkçesi, Azerbaycan’ca, Türkmence, Kazakça, Kırgızca, Özbekçe, Tatarca ), ayrıca Farsça, Arapça, Rusça ve İngilizce olarak yazılabilir.

Derginin Özel Sayısında ele alınmış olan konuyla ilgili Tebriz’de Konferansın geçirileceği kaydedilmektedir. İsteyen bütün değerli kalem sahipleri konuyla ilgili Görüş, Makale ve Bildirilerini Merkezin e-posta adresine gönderebilirler.

Umarım bu kısa bir kronoloji ile anlatmış olduğumuz İran tarihinde Türklüğün nasıl yüksek bir rol oynadığı anlaşılmıştır.

Bütün yapılmış olan haksızlıklara rağmen İran’ın asli kurucu unsurunu Türkler teşkil eder. Umarım kısa zaman eşiğinde Türkçe, Farsça ile beraber şekilde resmi, hukuki statü kazanır.

Bize göre, İran’da Tarihi Azerbaycan Eyaletinin tarihi salahiyetlerinin Anayasal düzeyde yeniden tanınması ve Türk kimliğinin, devlet kimliğinin en önemli birer parçası olarak yeniden ihya edilmesi ve Türkçenin devlet dili olarak kabul edilmesi, Azerbaycan ve bir bütün olarak İran Türklüğünün en esas medeni ve siyasi stratejisi olmalıdır.

  • İran ve Türk devletleri mutlaka dayanışma içinde olmalıdır.
  • İran’ın dış siyaseti Türk Dünyasına yönelik kardeşçe olması gerekmektedir.
  • İran Türk Dünyasının önemli bir parçası olarak el ele Büyük Türk Birliğine doğru yürümelidir…
  • Bu hem bölgemiz hem de ülkelerimizin geleceği açısından hayati önem taşımaktadır.

 

Yazar

Araz Cevadbeyli

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.