İşgal altındaki kadim vatan toprağı Golan ve güncel durumu – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______31.03.2019_______

İşgal altındaki kadim vatan toprağı Golan ve güncel durumu

Özgür Kasım Aydemir

                                  

“Obaçın danışmayan oba arrıf olmaz kenni.

Biz etrak-ı cuulan, obaçın danışıyrık.

Alemimiz bir, demmimiz bir. Türkiyye bizi neçe bilir?”[1]

(Bir Colan(Golan) Türkmeni)

 

1967 yılında “Altı Gün Savaşları” olarak bilinen Arap-İsrail Savaşı sonrasında Lübnan’a, Suriye’ye ve Ürdün’e sınırı olan stratejik Golan Tepeleri[2] işgal edilmiş ve bu işgalin ardından sistematik olarak demografik değişime tâbi tutulmuştur. İnsanî şartların dışındaki bu zorunlu sürgün faaliyetlerinin öncelikli ve en yoğun muhatabı ise İsrail saldırıları sırasında derhal teslim olanlar değil, en çok direnen Türkler (Türkmenler) olmuştur. Bu sürecin 14 yıl sonrasında 1981 yılında Golan Tepeleri’ni tek taraflı olarak ilhak ettiğini belirten İsrail’in bu ifadesine karşılık Türkiye başta olmak üzere pek çok ülke bu fiili durumu tanımadığını belirtmiş ve sonucunda aynı yıl(1981) Bileşmiş Milletler Genel Kurulu’nda da İsrail’in bu kararı tanınmamış ve “işgal” olarak adlandırılmıştır. Son günlerde, ABD başkanının İsrail işgalini tanıdığına yönelik imza teşhirinin ardından uluslararası kamuoyunun yanı sıra Türkiye’de de Golan Tepeleri uzun bir zaman sonra tekrar gündeme gelmiştir. Ancak özellikle çoğu medya organları üzerinden servis edilen haberlerde işgali tanınmaz görmekle birlikte tarihî ve kültürel jeostrateji de tahrip edilerek, bu hüzünlü coğrafyanın kadim unsuru gözardı edilmekte ve toplumsal bir tahrife sebep olunmaktadır. Bu makale ile, hem tarihsel gerçeklikleri hatırlatmaya hem de doğrudan Golan Tepeleri’nde, Suriye’de ve Lübnan’da tarafımızca gerçekleştirilen saha çalışmalarından hareketle ulaşılan güncel bilgilerin paylaşılabilmesi amaçlanmıştır.

 

Öncelikle Ortadoğu’nun Emeviler döneminde (661-750) orduda görev almaya başlayan Türkler, Abbasiler (750-1258) döneminde Arap unsur dışında en nüfuzlu kesimi ve temsil ederken ordudaki varlıkları komuta kademesinde de yoğunluk arz etmekteydi. Belirtilen nüfus ve nüfuz Kölemenler (Memluk: 1250-1517) döneminde de artmış ve Zengiler ile kurucu devlet iradesi noktasına ulaşmıştır. İmameddin Zengi ile Irak Selçukluları arasındaki mücadelenin sonucunda(1132-1138) Eyyübiler bünyesinde Baalbek’e (Lübnan sınırı içerisinde, Bekaa Vadisi’ndeki tarihî, münbit yerleşim havzası) konuşlanmış Türk nüfusun bakiyesi, bu gün akrabalık bağları olan diasporadaki Golan Türkmenleri’ne ev sahipliği yapmaktadır (Aydemir 2015). Bu tarihin öncesinde ise Golan Tepelerinin, tam anlamıyla fütuhatı gerçekleşmişti. Zira “Sultan Alparslan’ın eniştesi Erbasan’ın, Sultan’a isyan ile Bizans’a sığınması üzerine beraberindeki Kurlu, Atsız ve kardeşleri, Şöklü vs. gibi beyler, Anadolu’da fetihlere devam etmeyerek kumandaları altındaki Türkmenlerle Mısır Fatımî hâkimiyetinde bulunan Filistin’e geldiler (1070). İlgili kaynaklarda ‘Filistin’e giren ilk Türkler’ olarak nitelenen ve 3-4 bin çadır halkından oluşan bu Türkmenlerin başında Kurlu Bey bulunuyordu. Kurlu Bey, beraberinde yukarıda adları geçen bey ve Türkmenlerle Taberiye Gölü[3]’nün doğusundaki Balkâ ve yöreleri ile Nûman Kalesi’ni fethederek yerleştiler. Daha sonra o, bugünkü İsrail ülkesinde bulunan Kudüs’ün 50 km. batısındaki Remle ve yörelerini de fethetti. Göçebe Arapların yağmaları sebebiyle harap ve ıssız duruma gelen Remle’yi imar eden Kurlu Bey, burasını başkent yaparak Büyük Selçuklu Devleti’ne bağlı bir Türkmen Beyliği kurdu (Sevim 1989: 24-25).” Bu doğrultudaki Selçuklu hâkimiyetinin yoğunlaşması ve ardından 13. yüzyılda Moğolların Anadolu’ya yönelik artan saldırıları sonucunda bölgede Oğuz hâkimiyeti yoğunluk kazanarak inşa edilen medeniyeti güçlendirmişlerdir. Ardından kurulan Osmanlı Devleti eliyle hızlı bir imar faaliyetinin yürütüldüğü coğrafyada, dinî hassasiyetlerle birlikte daha özenli olarak güvenlik ve imar çalışmalarına dayalı (Çaycı 2010) tarımsal ve ticari kalkınma hamlesi yüzyıllarca (devletin içerisinde bulunduğu durumlardan bağımsız bir şekilde[4]) aralıksız olarak gerçekleştirilmiştir. Ancak birinci dünya savaşını müteakiben Arap birlikleri 1916 yılında Osmanlı Devleti’ne isyan etmiş ve ardından Fransız Manda Rejimi başlamıştır ki (Aydemir 2015) Suriye ve Lübnan Türkmenleri ile geçiş bölgesinde bulunan Golan Türkmenleri için bu tarihin sonrasında zorunlu göçler başlamıştır.  Türkçe yer adlarının değiştirilmesiyle birlikte gerçekleştirilen nüfus sayımında da gözardı edilen ve resmi kayıtlara geçirilmeyen Türkmen nüfusun önemli bir kısmı bu gün hâlâ ülkelerinde vatandaşlık belgesine(nüfus cüzdanına) dahi sahip değillerdir. Tehcirle boşaltılan Türkmen bölgelerinin bir kısmına Ermeniler yerleştirilirken özellikle Golan Tepelerinde ise bu bölgelere Dürziler ve Yahudiler iskan ettirilmiş ve o zamanın öncesinde sunulmayan altyapı, elektrik ve su hizmetleri bir anda yeni meskûnlara sunulmaya başlanmıştır.

 

Yukarıda hayli yüzeysel bir şekilde kısaca özetlenen Türk varlığına ve medeniyetine karşın, bu gün Golan’daki Yahudi yerleşim bölgelerinden, Dürzilerin varlığından ve hatta Mârunilerin(!) köylerinde bahsedilmesine, buraların turizm potansiyelinin, tarımsal zenginlerinin, doğal enerji kaynaklarının bir İsrail toprağıymışçasına övülmesinin yanında zulme ve tehcire maruz bin yıllık Golan Türklerinin adının dahi anılmaması da tıpkı İsrail’in coğrafî işgali gibi, bilgi kirliliğine dayalı zihin/algı işgal çabasının sığ tezahürleri olarak karşımıza çıkmaktadır.

Golan Tepeleri’nde tamamı Türk yerleşimi olan 13 yerleşim biriminin varlığını 2004 yılında belirten Iyd’dan hareketle 2009 yılında aktaran Erol (Erol 2009: 43) 13 köy adı bildirirken (Kadiriye, Sindiyana, Aynü’l-Kara, Razeniyye, Dabbiye, Ahmediyye, Ayn-ı Simsim, Kefer Neffah, Mugayyir, Alika, Hafar, Hüseyniye, Ayn-ı Alak) Azerbaycanlı bilim insanı Ali Şamil 15 yerleşim biriminin varlığını (Şamil 2014) ifade etmiştir. Bölgede belirtmiş olduğumuz dönemlerdeki saha çalışmamızda ise biz Golan Tepeleri’nde “14 Türk Köyü”nün varlığı tarafımızca tespit edilmiştir. Ancak, Filistin, Suriye ve Lübnan arasında konar göçer bir yaşam sürdürerek dışa kapalı hayat tarzları dolayısıyla yoğun Arapça etkilenmelere karşın Türkçeyi yaşatabilmiş Golan Türkmenleri belirtilen bölgelerin tamamında akrabalık ilişkilerine dayalı bir etki alanı da oluşturmuşlardır. Tehcir sonrası bir kısmı Türkiye’de yaşayan Golan Türkmenleri içerisinde Türkiye’nin seçkin yüksek öğretim kurumlarında tahsillerini sürdüren genç nesil de bulunmaktadır ki bunlar diasporadaki Golan Türkmenlerinin en talihlilerini oluşturmaktadır. Çok az bir kısmının Ürdün’de Çerkez yerleşim birimlerinde bulundukları ancak Türkçe konuşamadıkları da saha çalışmamız sırasında elde ettiğimiz bilgiler arasındadır. Artan İsrail saldırılarına dayalı olarak doğrudan Golan’dan (çoğunlukla at sırtında Al-Kaa üzerinden) göç etmek zorunda kalan Türkmenlerin yanı sıra daha önce yurtlarını terk etmek zorunda kalmış Golan Türkmenlerinin önemli bir kısmı da son yıllarda Suriye’deki iç karışıklıklar ve savaş ortamı içerisindeki mağduriyetleri ve savunmasızlıkları dolayısıyla Lübnan’da Bekaa Vadisi içerisine göç etmek durumunda kalmışlardır. Suriye’de Golan Türkmenlerinin yoğun olarak  yaşadıkları yerler arasında bulunan (Şam, Halep, Humus ve Kuneytra’da da yoğunlukla yaşamaktadırlar.) Cuvabazzik’te özellikle Muhammed Abu Turan’ın torunları içerisinde canını kurtarabilmiş olanlar yine Lübnan Devleti’nin koruyamadığı bu bölgelerde hayata tutunmaya çalışmaktadırlar. Filistin, Suriye, Ürdün ve Lübnan’daki akrabaları tarafından büyük bir saygı gösterilen ve oldukça yakın bir zamana kadar Golan’dan ayrılmamakta direnen, yaklaşık 85 yaşındaki Golan Türkmeni Şeyh Muhammed Fayyad da yasa ve kayıt dışı yollarla kadim yurdunu terk etmek zorunda kalmıştır.   Yine saha çalışmalarımızda bölgenin geniş ailelerinden Kenco ailesinin fertlerinin de Suriye’de El-Muhaberat’tan kaçarak geri döndükleri Golan’da tutunamayıp Duris ve Hadidiye arasına akrabalarının yanına dönüşleri tespit edilmiştir. Görüşme yaptığımız orta yaş üstü kaynak kişilerimiz çoğunlukla gençlik yıllarında hayvancılıkla uğraşmış kişilerimizin tarihi olan, sözlü gelenek aracılığıyla köken bilincine de sahip olan Salur, Kınık, Avşar ve Beğdili Oğuzlarıdır. Düzensiz aralıklarla ve sıklıkla gerçekleşen İsrail saldırılarının tahrip olmuş göç yollarındaki izlerinin görülebildiği Golan Tepeleri’nde imkansızlıklar içerisinde ikram ettikleri şekerli çayları, mırraları ve beraberindeki sıkmaçları ile Türkiye sevgilerini serzenişsiz bir şekilde ifade eden kadim Golan Türkmenlerinin varlığı karşısında hiç olmazsa gönül coğrafyamızın bu ihmal edilmiş soydaşlarını gözardı etmeyen bir kamuoyunun oluşmasını temenni ediyor, yüz yıllık katliam, tehcir ve işkence altında feryat eden Golan Türkmenlerinin seslerinin Türkiye kamuoyunun vicdanında yankılanmasını bekliyor, göz yaşlarına hakim olmakta güçlük çekerek benimle görüşen Golan Türkmenlerinin güncel cansız hatıralarını paylaşıyorum:

 

Kaynaklar:

Aydemir, Özgür Kasım, 2015, Lübnan Türk Ağızları, Denizli: Nokta Yayınevi.

Çaycı, Ahmet, 2010, Ürdün’de Osmanlı Mimarisi, Ankara: Atatürk Kültür Merkezi Yayınları.

Erol Arslan, Hülya 2009, Suriye Colan (Golan) Türkmenleri Ağzı, Modern Türklük Araştırmaları Dergisi, Cilt: 6, Sayı:4, s.40-63.

Hüseyinoğlu Şamil, Ali, 2014, Colan Türkmanları (folklor ve etnoqraiya örnekleri), Bakı: Azerbaycan Milli Elmler Akademiyası Folklor İnstitutu.

Hüseyinoğlu Şamil, Ali, 2016, Golan (Colan) Türkmanlarının Milli Varlığının Korunmasında Halk Edebiyatının Rolü, Uluslararası Tarihte ve Günümüzde Ortadoğu’da Türkmenler (Irak-İran-Suriye) Sempozyumu Bildiri Kitabı, Bilecik: Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Yayınları, s.188-198

Sevim, Ali, 1989, Suriye-Filistin Selçuklu Devleti Tarihi, Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi.

[1] Türkçe konuşmayanı obamız tanımaz (Obamızda Türkçe konuşmayana güvenilmez.). Biz Golan Türkleri Türkçe konuşuyoruz. Bayrağımız bir, kanımız bir. Türkiye bizi nasıl biliyor?..

[2] Tepelerin adına dayalı olarak kendileri de Golan Türkmenleri olarak adlandırılan Türkmenler, günümüzde çoğunlukla Suriye ve Lübnan sınırları içerisinde yaşamakla birlikte bir kısmı halen Golan Tepeleri’ndeki kadim yurtlarını terk etmemekte ve burayı Colan/Coolan ya da Cuulan olarak adlandırmaktadırlar.

[3] İsrail’in kurak coğrafyadaki su ihtiyacını karşılayan ve bilinçsiz kullanımına dayalı olarak hızla su kaybı yaşanan 166 km²lik bu tatlı su gölü, Golan Tepelerinin işgali ile tamamen İsrail hâkimiyetine girmiştir.

[4] Osmanlı Devleti’nin geniş coğrafyasında farklı güzergahlardan gerçekleştirilen Hac yolcularının güvenliğini sağlamakla yükümlü “Surre Alayları”na devletin gösterdiği özen ve 1683-1689 Osmanlı-Avusturya savaşları sırasında hacı adaylarının güvenli bir şekilde kutsal topraklara ulaştığı bilgisini veren müjdecibaşına sarayda törenle hil’at giydirilmesi bu kararlılığın bariz kanıtlarındandır.

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!
       

Yazarın MİSAK'taki yazıları