Kıbrıs Türk Federe Devleti (KTFD)’nin kuruluşundan günümüze kadar Kıbrıs konusunda Türklerle Rumlar arasında yapılan görüşmeler: GKRY eksenli – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______25.03.2019_______

Kıbrıs Türk Federe Devleti (KTFD)’nin kuruluşundan günümüze kadar Kıbrıs konusunda Türklerle Rumlar arasında yapılan görüşmeler: GKRY eksenli

Ömer Lütfi Taşçıoğlu

Yazarın, “Kıbrıs Türk Federe Devleti (KTFD)’nin
kuruluşundan günümüze kadar Kıbrıs konusunda
Türklerle Rumlar arasında yapılan görüşmeler:
BM ve AB eksenli” başlıklı yazısının devamıdır.

Denktaş döneminin sonu, Mehmet Ali Talat, Derviş Eroğlu Ve Mustafa Akıncı döneminde GKRY ile yürütülen görüşmeler

“Çatışma olmaz diyemem. Kıbrıs’ta iki toplum arasında bir çatışma ihtimali bugün çok zayıftır. Ama kesinlikle olmaz diyemem. İşgal ordusu olarak görürsen sen karşıdaki orduyu, bu ihtimal her zaman vardır. Çünkü işgal ordusuna karşı kurtuluş savaşı vermek mubahtır”, “Barışın önündeki en önemli engel Türk ordusunun işgalidir”, Hriftosyas’la birlikte çalışarak adayı işgalden kurtaracağız” gibi ifadelerin sahibi olan Mehmet Ali Talat’ın 2005 yılında KKTC başkanı seçilmesi ve KKTC halkının referandumda Annan Planı lehinde oy kullanması için AB ve ABD, Talat’ın partisine siyasal ve basın desteğinin yanı sıra para yardımında da bulunmuştur. Söz konusu çalışmalara fiilen katılan AB’nin Ankara’daki temsilcisi Karen Fogg; ücretli, ücretsiz yazarlarına, “Denktaş’a saldırınız, itibarını sıfırlayınız. O Kıbrıs Türklerinin değil, Türkiye’nin çıkarını savunmaktadır. Bunu yayınız.” talimatını vermiştir. 23

Bu kapsamda AB ve ABD tarafından fonlanan bazı Türkiye Cumhuriyeti ve KKTC vatandaşı gazeteciler üzerinden Denktaş aleyhine ve Annan Planını destekleyen büyük bir kampanya yürütülmüştür. KKTC’ye ve GKRY’ye mensup gazeteciler arasında Friedrich-Ebert Vakfı aracılığıyla İstanbul’da atölye çalışmaları yapılmıştır. KKTC’nin Yurtsever Birlik Hareketi (YBH) Gençliği ile GKRY’nin EDON, NEOS, ONED ve NEDİSİ adlı örgütleri arasında ve Almanya’nın SPD Jusos, Avusturya’nın SP Gençlik Nesli, Yunanistan’ın KNE, WFDY ve IUSY adlı gençlik örgütleri arasında Avrupa Parlamentosundan temsilcilerin de katılımıyla Viyana, Bielfield, Brüksel ve Budapeşte’de ortak toplantılar yapılmıştır. 24 Hatta referandum öncesinde KKTC halkını Annan Planının tehlikeleri konusunda uyarmak üzere Kıbrıs’a giderek halk arasında konuşmalar yapan Yurt Partisi Genel Başkanı Sadettin Tantan KKTC yetkilileri tarafından tutuklanmış, aynı amaçla KKTC’de bulunan Türk akademisyenlerin ve Muharip Gazilerin KKTC’nin TV kanallarında katıldıkları programın izlenmesinin engellenmesi için elektrikler kesilmiştir.*

Denktaş aleyhinde estirilen hava ve baskıdan daha önemlisi dönemin Türk Genelkurmay Başkanı tarafından yapılan konuşma olmuş ve KKTC halkının merakla ne söyleyeceğini beklediği Genelkurmay başkanı askerlik yaşamında ilk kez aklıyla mantığının çeliştiğini ifade edince bu ifade KKTC halkı tarafından “evet oyu verin” şeklinde algılanmıştır. Yapılan oylama neticesinde Türkler % 64,9 evet verirken, “nasıl olsa Annan Planı olmadan da AB üyeliği üzerinden istediğimiz hedefe ulaşabiliriz” düşüncesinde olan Rumlar % 75,8 hayır oyu vermiştir. KKTC’nin ortadan kalkması, Türklerin bir azınlık olarak Rumlara bağlanması ve Türkiye’nin garantörlük hakkının ortadan kalkmasıyla Türk ordusunun adadan çekilmesi tehlikeleri Rumların hayır oyu sayesinde önlenebilmiştir.

Referandumdan önce Annan Planı’na evet demesi halinde KKTC’ye uyguladığı ambargoları kaldıracağını bildiren AB referandumdan sonra verdiği sözü tutmamıştır. Kıbrıs Türklerine uygulanan ambargolar halen devam etmektedir. AB’nin bu tavrı Rum/Yunan ikilisini iyice cesaretlendirmiş ve Kıbrıs başta olmak üzere Türkiye ile aralarındaki sorunlarda daha da uzlaşmaz tutum izlemeleri sonucunu doğurmuştur.

Annan Planı Referandumu AB’nin sözünü tutmadığını ve KKTC’de mevcut iktidarın Kıbrıs Türk halkının lehine çalışmadığını görmesini kolaylaştırmış ve yapılan seçimlerde UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu Cumhurbaşkanı seçilmiştir. Eroğlu Talat’ın aksine KKTC ve Türkiye Cumhuriyeti’nin ulusal ve uluslararası hak ve menfaatleri doğrultusunda bir politika izlemeye başlamış ve Rumlarla ilişkisi tespit edilince TMT’nin infazından korkarak Rum kesimine, oradan da Avustralya’ya gitmek zorunda kalan Polis Müdürü Kamil Nami’nin torunu ve Talat zamanının baş müzakerecisi olan Özdil Nami’yi25 görevden almıştır. Eroğlu döneminde KKTC ile GKRY arasında yapılan müzakereleri yapılandırmak ve ivmelendirmek üzere Eroğlu ve Nikos Anastasiadis 11 Şubat 2014’te ortak bir açıklama yayımlamıştır. Ancak aynı yılın Ekim ayına kadar devam eden görüşmeler sırasında Eroğlu’ndan istediği tavizleri alamayacağını anlayan Anastasiadis doğalgaz konusundaki anlaşmazlıkları bahane ederek görüşmelerden çekilmiştir.26

Eroğlu döneminde Talat döneminin tersine ulusal çıkarlardan herhangi bir ödün verilmediği için Rum/Yunan ikilisinin yanı sıra AB ve ABD Eroğlu’ndan hoşnut kalmamışlar ve yerine Rumlar lehine taviz verebilecek bir lider arayışı içine girmişlerdir. Bu dönemde Milliyet’in Washington temsilcisi Turan Yavuz ABD’deki Bush yönetiminin Lefkoşa Belediye Başkanı ve TKP Genel Başkanı Mustafa Akıncı’nın iktidara gelmesini arzu ettiğine ilişkin beyanlarda bulunduğunu Türkiye’ye rapor etmiştir.27

KKTC’nin Lefkoşa Türk Belediye Başkanlığı döneminde 1978 yılında GKRY’nin Lefkoşa Rum Belediye Başkanı ile ortaklaşa Lefkoşa Kanalizasyon Projesi ve Lefkoşa İmar Planı hazırlayan ve uygulayan  Mustafa Akıncı 30 Nisan 2015 seçimlerini kazanarak KKTC’nin Cumhurbaşkanı seçildikten sonra GKRY Devlet Başkanı Nikos Anastasiadis’le ilk kez 11 Mayıs 2015’de bir araya gelmiştir. Takip eden süreçte 2015 yılının Aralık ayında Türk ve Rum kesiminin elektrik şebekeleri birleştirilmiştir. Akıncı’nın BM Genel Sekreteri Guterres’in Kıbrıs Özel Danışmanı Eide’nin ara buluculuğunda GKRY ile sürdürdüğü müzakere sürecinde Kıbrıs konusundaki Türk tezlerini ve Kıbrıs’ta geçmişte yaşanan gerçekleri görmezden gelen ifadeler kullandığı gözlemlenmiştir.

Bu kapsamda Akıncı’nın yaptığı “Anastasiadis ile aynı kuşağın insanlarıyız, anlaşmamız daha kolay”, “karşımızda oturanlar düşmanımız değil, ortak gelecek üreteceğimiz ortağımızdır”, “her iki taraf da acılar çekti”, 20 Temmuz anmaları için: “kimi yas tutarken kiminin bayram yapması üzücü. Kıbrıslı Türk liderin “bir barış operasyonu değil savaş olduğunu teslim etmesi rahatlatıcıdır”28 gibi açıklamalar29 ABD  yönetimi tarafından büyük bir memnuniyetle karşılanırken30 gerek Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları gerekse KKTC vatandaşları arasında tepkilere neden olmuştur.

Akıncı’nın KKTC Cumhurbaşkanı sıfatıyla GKRY ile yürüttüğü müzakereler her nedense Türkiye Cumhuriyeti ve KKTC basınından gizlenmiş ve görüşme içerikleri ile bilgiler Rum ve Yunan basınında yer alan GKRY ve Yunanistan devlet adamlarının açıklamalarından öğrenilebilmiştir. 2018 yılının Mayıs ayında Mustafa Akıncı’nın 2017’de İsviçre’de başarısızlıkla sonuçlanan Kıbrıs konferansında BM Genel Sekreteri’nin masaya koyduğu, 1960 tarihli garantörlüğün (Türkiye’nin müdahale hakkı) yerine başka formül bulunmasını öngören metni kabul ettiğini ilan ederek Rumları yeniden müzakere masasına çağırması üzerine KKTC Dışişleri Bakanı Kudret Özersay, Akıncı’nın kabul ettiğini duyurdu. Duyuru adresi olan Guterres çerçevesinde çok sayıda belirsizlik bulunduğunu belirterek, “İçerisinde her türlü yapıcı muğlaklıklar bulunan ve herkesin kendine göre yorumladığı bir belgeyi Cumhurbaşkanı Akıncı’nın stratejik bir paket anlaşma olarak ilan etmeyi önereceğinden daha önce haberimiz yoktu. Üzülerek söylemeliyim ki hükûmet olarak biz bunu basından öğrendik” ifadelerini kullanmıştır.31

KKTC Anayasasının 100. Maddesine göre Cumhurbaşkanları görevlerine başlarken Cumhuriyet Meclisi önünde aşağıdaki şekilde ant içmektedir:

“Devletin varlığını ve bağımsızlığını, yurdun ve halkın bölünmez bütünlüğünü, halkın kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma; hukukun üstünlüğüne, demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti ve Atatürk ilkelerine bağlı kalacağıma; halkımın refah ve mutluluğu için çalışacağıma; her yurttaşın insan haklarından ve temel hak ve özgürlüklerden yararlanması ülküsünden ve Anayasa ve yasalara bağlılıktan ayrılmayacağıma; Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini yüceltmek ve üzerime aldığım görevi tarafsızlıkla yerine getirmek için bütün gücümle çalışacağıma; namusum ve şerefim üzerine ant içerim.”32

KKTC Anayasasının 103. Maddesinin (1). Fıkrasına göre Cumhurbaşkanı, görevleri ile ilgili işlemlerinden sorumlu değildir. Sorumluluk ilgili kararnameleri birlikte imzalayan başbakan ve ilgili bakanlara aittir.33 Dolayısıyla Cumhurbaşkanı Akıncı’nın Rumlarla yaptığı görüşmelerde Anayasadaki yetkilerini aşarak, Cumhurbaşkanı yeminiyle ve Anayasanın başlangıç bölümünde ifade edilen temel ilkelerle bağdaşmayan tavizler vermesinin sorumluluğu kendisini görüşmeci olarak yetkilendiren KKTC Meclisine ve Bakanlar Kuruluna aittir. Akıncı’nın bu konudaki faaliyetleri Türkiye Cumhuriyeti ve KKTC basınında ayyuka çıkmışken sadece söz konusu faaliyetlerden ve bu faaliyetlerin gizlilik içinde yürütülmesinden şikâyette bulunmak yeterli değildir ve KKTC Bakanlar Kurulunu ve Meclisini sorumluluktan kurtarmaz. Şayet Akıncı’nın Rumlarla görüşmelerde KKTC Anayasasının ve Cumhurbaşkanı yemininin amir hükümlerini ihlal eden tavizler verdiği ve durumun anlaşılmaması için görüşme içeriklerini Türk milletinden gizlediği düşünülüyorsa KKTC Anayasasının 103. Maddesinin (2). Fıkrası gereğince Meclisin üye tamsayısının 2/3 çoğunluğunun oyu ile Akıncı’nın vatana ihanetten suçlanması ve Yüce Divan’da yargılanması gerekir.34

Daha önce benzer faaliyetler gösteren Mehmet Ali Talat ve Mustafa Akıncı için Yüce Divana gidilmemiş olması KKTC Anayasasının uygulanmasında bazı zafiyetler bulunduğunu göstermektedir. Yüce Divanda vatana ihanet suçlamasıyla yargılanma talebi Cumhurbaşkanının mensup bulunduğu partinin oylarıyla Mecliste reddedilse bile Cumhurbaşkanının vatana ihanet suçlamasının Mecliste oylanması en azından KKTC ve Türkiye Cumhuriyeti halklarının dikkatini yürütülen görüşmeler üzerine çekecek ve cumhurbaşkanı ve diğer müzakerecileri görüşmelerde daha dikkatli davranmak zorunda bırakan bir baskı aracı oluşturacaktır.

Akıncı’nın Guterres Planı çerçevesinde yani Türkiye’nin garantörlük hakkından vaz geçerek yerine başka bir güvence konulması kapsamında Rumlarla yeniden görüşmelere başlanması önerisi üzerine Rum lider Nikos Anastasiadis Türkiye’den Kıbrıs’taki garantörlük hakkından vazgeçeceğini doğrulamasını istemiş, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy ise, “Rumların zihniyetiyle federal bir çözüme ulaşılamaz. Yeni bir yol denenmesi gerektiğini düşünüyoruz” açıklamasını yapmıştır.35

Diğer yandan GKRY yönetimi ve Rum halkı üzerinde belirgin bir ağırlığı olan Kıbrıs Rum kilisesinin başpapazı II. Hrisostomos bir Pazar ayininde yaptığı konuşmada; “Hiçbir Rum lider, adada Kıbrıslı Türklerin halk olarak varlığını kabul edemez. Olası bir devlette, kurucu ortak olarak yönetime ve hükûmete eşit haklarla ortak olmasını sağlayacak bir anlaşmanın altına imzasını da atamaz. Atarsa hem Megali İdea’ya karşı gelmiş olur, hem de vatan haini olarak Helen Tarihi’ne geçer.” ifadesini kullanmıştır.36

Rum Lider Anastasiadis ve Kilise Başpapazı II. Hrisostomos, Türk Lider Akıncı ve Din İşleri Başkanı Talip ATALAY ile

I. Hrisostomos Türklerle sürdürülen görüşmeler konusundaki tereddütlerini gidermek üzere kiliseye davet ettiği Anastasiadis ile yaptığı görüşmeden sonra GKRY halkına Rum lidere destek vermeleri çağrısında bulunmuş37 ve Rum liderin verdiği bilgilerin kilise tarafından memnuniyetle karşılandığını bildirmiştir. Anastasiadis’in Rum kilisesine yaptığı ziyarette verdiği bilgilerden sonra II. Hrisostomos’un tatmin olması ve GKRY halkından Anastasiadis için destek talebinde bulundur. Bu durum Anastasiadis’in Akıncı ile yaptığı görüşmelerde adadaki Kıbrıslı Türklerin varlığının halk olarak değil, ancak azınlık olarak kabul edildiğini ortaya koydu. Türklerin olası bir devlette kurucu olarak yönetime ve hükûmete eşit haklarla ortak olamayacağını ve Türk tarafının Rumlarla eşit siyasi güce sahip olmasının asla kabul edilmeyeceğini ve zaman içinde adadaki Türk varlığının Rum çoğunluğu içinde eritileceğini göstermektedir.

Türk din adamlarının “Hiçbir Türk lider, adada Kıbrıslı Türklerin Rumlara azınlık olarak bağlanmasına, Rumların Türk topraklarına dönüp yerleşmesine, şehit kanıyla alınan vatan topraklarının masa başında Rumlara verilmesine, Türkiye’nin garantörlük hakkının sona ermesine ve Kıbrıs Türklerinin yegâne güvencesi olan Türk askerinin Kıbrıs’tan çıkmasına neden olacak bir anlaşmanın altına imzasını atamaz. Atarsa vatan haini olarak Türk Tarihi’ne geçer.” ifadesini kullanıp kullanamayacağı hususu okuyucunun takdirlerine maruzdur.

Rumlar Türklerle yaptıkları görüşmelerde siyasal eşitlik başta olmak üzere Türklerin taleplerinin tamamına yakınını ret ederken Türk tarafının izlediği tavizkâr tutum Rumları daha da cesaretlendirmekte ve Türklerden yeni tavizler istemelerine neden olmaktadır. Bu konudaki değerlendirmeleri gerek Türkiye’de gerekse KKTC’nde dikkatle izlenen eski bir mücahit olan Prof. Dr. Ata Atun’un aşağıda yer alan değerlendirmeleri ve Akıncı’nın görüşme içeriklerini Türk kamuoyundan gizli tutması Türk tarafının görüşmelerde Rumlara tavizler verdiğine ilişkin iddiaları güçlendirmektedir:

“Akıncı, son 20 aydır sürdürdüğü müzakerelerde; Topraklarımızın yüzde 20’sini vererek, o topraklar üzerinde yaşamlarını sürdüren 25 bin vatandaşımızın göçmen olmasını onaylamış, KKTC toprakları içine 50 000 Rum’un gelip yerleşmesini kabul ederek, asgari 15.000 ailenin evlerinden çıkmasını ve homojen yapımızın bozulmasını kabul etmiş. Dört özgürlüğü kabul ederek; sınırsız sayıda, yüzbinlerce Rum’un, Yunanlının ve AB vatandaşının KKTC topraklarında ikamet etmesini, dolaşmasını, iş kurmasını ve toprak satın almasını kabul ederek, kendi topraklarımızda azınlığa düşmemizin önünü açmış, bütün Kıbrıs adası üzerinde 4 Rum’a karşın 1 Türk olacak şekilde nüfus kısıtlamasını kabul etmiş ama Yunanlıların serbestçe Rum veya Türk tarafında gelip yerleşmesini kısıtlayacak bir tedbiri kabul ettirememiş, çalışma izinlerinin Federal Merkezi Hükûmet tarafından verilmesini ve çalışma izni dolan günümüz KKTC vatandaşı olan Türkiye doğumlu vatandaşlarımızın geri gönderilmesini  ve ellerindeki  mülkleri  de iade etmelerini  kabul etmiş, garantileri ve Türkiye’nin garantörlüğünü tartışarak, adada mevcut TSK sayısının da, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasında belirtildiği (650 kişilik Türk Alayı) seviyeye indirilmesini konuşmayı kabul etmiş. Sayın Akıncı’nın ve ekibinin Rum’a verdikleri tavizlerin dışında elimizde kalan hiçbir kozumuz yok artık. Vere vere hepsi bitti. Çok merak ediyorum gerçekten, bundan sonra Akıncı elinde hiçbir koz olmadan neleri müzakere edecek Anastasiadis ile”. 38

Akıncı’nın Rumlarla yürüttüğü müzakerelerin vardığı noktadan rahatsız olan Kıbrıs Türk Milli Varoluş Konseyi de 21 Ekim 2015’de Akıncı’ya bir yazı göndererek;

  1. Rum ve Yunan yetkililerin sürekli olarak olası bir anlaşmada Anavatan Türkiye’nin etkin ve fiili garantörlüğünün asla kabul edilemeyeceğini belirttiklerini ve Türk ordusunun adadan tümüyle çıkıp gitmesini ön şart olarak ileri sürdüklerini,
  2. Rum ve Yunanlıların Türkiye’den gelip adaya yerleşen, burayı vatan bilen, vatandaş olan, burada doğup büyüyen, evlenen, aile kuran, KKTC’nin ekonomisine ve üretimine katkıda bulunan, eğitimini ve askerliğini burada yapan kardeşlerimizin tümüyle adadan çıkarılması gerektiğini anlaşma için önkoşul olarak ifade ettiklerini,
  3. Rum ve Yunanlıların tüm Rum göçmenlerin geri dönme hakkının tanınmasını, bu bağlamda

100.000 Rum’un Türklerden alacakları % 10 civarındaki topraklara, 60.000’inin ise Türklere bırakmak istedikleri % 24-25 oranındaki bölgeye, yani Kıbrıslı Türklerin idaresi altındaki bölgeye dönmesini şart olarak ileri sürdüklerini,

  1. Rum ve Yunanlıların taşınmaz mal tazminatı konusunda KKTC’de taşınmaz mal bırakmış olan tüm Rumlara “mülkiyet hakkının” kullanımında ilk söz hakkının verilmesini, Kıbrıslı Türklerin 41 yıllık kullanımdan doğan “mülkiyet haklarının” ise ikinci derece geçerliliğe sahip olmasını; başka bir ifade ile Kıbrıslı Türklerin 41 yıllık kullanımdan doğan, “mülkiyet” üzerindeki ‘öncelikli’ söz hakkının ortadan kalkmasını talep ettiklerini,
  2. Olası bir anlaşmada “iki kesimlilik” ve “iki toplumluluk” ilkelerinin korunmasını sağlamak ve anlaşmanın Avrupa Mahkemeleri tarafından sulandırılmasını ve etkisiz hale getirilmesini önlemek amacıyla saptanacak derogasyonların AB’nin Birincil Hukuku (kalıcı derogasyon) olmasına Rumların karşı çıktıklarını,
  3. Federal anayasada belirlenecek kıstaslar çerçevesinde varlıklardan elde edilecek gelirlerin iki toplum arasında adil paylaşımını Rum tarafının kabul etmediğini,
  4. Rum ve Yunan yetkililerinin, Rum partilerinin-siyasilerinin, Rum basınının ve Kilisenin yukarıda özetlenen hususları her gün yeni açıklamalarında vurgulamalarına karşın, gerek KKTC Cumhurbaşkanı, gerek sözcüsü, gerek müzakerecisi, gerekse KKTC hükûmeti tarafından bunlara hiçbir yanıt verilmediğinin üzüntüyle müşahede edildiğini, bu durumun Rumların haksız, hâkimiyetçi ve hegemonyacı dayatmalarının dış ve iç kamuoyunda taraftar bulmasına neden olduğunu,
  5. 1963’ten 1974’we kadar süren 11 yıllık mezalim, soy kırıma varan katliamlar ve 15 Temmuz 1974’de girişilen ENOSIS amaçlı Yunan darbesinin yol açtığı savaş sonrasında ortaya çıkan toplu göç ve 2 Ağustos 1975 Viyana Nüfus Mübadelesi anlaşmasından sonra iskân, topraklandırma ve eşdeğer mal yasası kapsamında yapılan işlemlerin ve verilen tapuların sonradan geçersiz sayılmasının hukuka aykırı olduğunu,
  6. Kıbrıslı Rumlar eğer gerçekten 11 Şubat 2014 belgesi kapsamında iki bölgeli ve iki toplumlu federal bir çözüm istiyorlarsa, Rumların federal kurucu devlet olarak KKTC’nin varlığını ve hukuksal yapısını kabul etmek zorunda olduklarını,
  7. Mal tazminatları ile ilgili hayati öneme sahip diğer bir konu olan, kurucu Türk Devletinin toprak yüzdesi kesinleşmeden ve iki bölgelilik ve iki toplumluluk birincil hukuk olarak kabul edilmeden böyle bir pazarlık kapısının açılmasının; iki bölgeli, iki toplumlu federal yapıyı ortadan kaldıracağını,
  8. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Türkiye’deki Rum ve Ermeni Vakıflarına, zaman aşımı kuralı uygulanmadan, gasp edilen mallarının iadesi yönünde vermiş olduğu kararın Kıbrıslı Rumların İngiliz Sömürge İdaresi ile işbirliği yaparak ve Vakıf Hukukunu çiğneyerek “gasp etmiş” oldukları EVKAF mallarının iadesi konusunda emsal teşkil ettiğini ve toprak ve mülkiyet müzakerelerinde dengeyi Kıbrıslı Türklerin lehine değiştirebilecek kadar büyük öneme ve büyük ölçeğe sahip olduğunu,

Savaş suçlusu oldukları Akritas-İphestos planlarıyla, BM Raporlarıyla (Doc. S/5950, Doc. S/7969, Doc. S/8286), 15 Temmuz 1974 Yunan Darbesiyle, 19 Temmuz 1974’de Makarios’un BM’de yaptığı konuşmayla ve Yunanistan Yüksek Mahkemesi’nin 2658/79 tarihli kararı*ile tescil edilen Rum/Yunan ikilisine verilen tavizlere son verilmesini ve Rumlarla yapılan görüşmelere ilişkin tutanakların Kıbrıs Milli Varoluş Konseyi ve KKTC halkı ile paylaşılmasını talep etmiştir.39

14 Şubat 2017’de Kıbrıs Türk Milli Varoluş Konseyi Başkanı Vedat Çelik Akıncı’ya tekrar bir mektup göndererek; BM ve AB desteği ile Kıbrıslı Rumların Türklere biçtiği statünün; federal eşit ortaklık değil, korumalı azınlık statüsü olduğunu, böyle bir çözümü, Kıbrıs Türk halkının kesinlikle kabul etmeyeceğini, yanlış yolda yürüyerek doğru hedefe varılamayacağını, vatandaşlık tanımı çerçevesinde KKTC’ye gelecek

40.000 den fazla Kıbrıslı Rum’a ek olarak; dört özgürlük kriteri bağlamında Türk bölgesinde ekonomik ve yaşamsal faaliyetlerini sürdürmek için Türk topraklarına gelebilecek sınırsız sayıda Rum’un; Kıbrıs Türk halkının ekonomik, sosyal ve siyasi geleceğini ve güvenliğini zayıflatarak, Türklerin eşit kurucu devlet statüsünü kısa zamanda ortadan kaldıracağını, Kıbrıs’ın barış için bölündüğünü ve iki bölgelilik ve iki toplumluluğun barış ve güvenlik için kabul edildiğini, sulandırılmış iki bölgeliliğin ise çözüm değil savaş nedeni olacak kadar tehlikeli ve stratejik bir hata olduğunu, dört özgürlüğü içeren bir anlaşmanın yol açacağı kesin sonucun entegrasyon ve Türklerin asimilasyonu olacağını, Rumlar tarafından telaffuz edilmeye başlanan tek merkez bankası, tek deniz liman idaresi, tek hava kontrol idaresi gibi taleplerin Rumların esas amaçlarının federal görünümlü Rum hâkimiyetinde üniter bir devlet oluşturmak olduğunu gösterdiğini, 4-1 oranının toplumsal eşitsizliği anlaşma hükmü haline getirerek Kıbrıslı Türkleri azınlık statüsüne indirgediğinden kabul edilemez bir taviz olduğunu belirtmiş ve Akıncı’ya şu soruları yöneltmiştir:

“Kıbrıs sorunu bir istila sorunu mudur? Hayır.

Kıbrıs sorunu adanın zoraki bölünmüşlüğünün ortadan kaldırılması sorunu mudur? Hayır. Kıbrıs sorunu azınlık-çoğunluk anlaşmazlığı mıdır? Hayır.

Peki, Kıbrıs sorunu nedir?

Kıbrıs sorunu, Kıbrıslı Rumların Kıbrıslı Türkleri tahakkümleri altına alarak, adayı Helenleştirme sorunudur.

Kıbrıs sorunu, Kıbrıslı Türklerin sahip olduğu toplumsal eşitlik hakkını ortadan kaldırma sorunudur.

Kıbrıs sorunu, Kıbrıslı Rumların askeri güçle ele geçirdiği Kıbrıs Cumhuriyeti yönetimini, Kıbrıs Rum Cumhuriyetine dönüştürmüş olmaları sonucu; anayasal darbe ile oluşmuş ‘anayasal’ bir sorundur. Rumların esas amacı, Türk askerinin adadan çıkarılması, Türkiye’nin müdahale hakkının kaldırılması ve Anavatan’ın adadan dışlanmasıdır.

Kıbrıs sorunu, Kıbrıslı Rumların adayı Kıbrıslı Türklerle eşit iki halk olarak paylaşamama sorunudur. Kıbrıs sorunu, Kıbrıs Türk halkının tarihten gelen egemenlik hakkının ortadan kaldırılması sorunudur”.

Kıbrıs Türk Milli Varoluş Konseyi Başkanı Vedat Çelik “müzakerelerde varılan noktada, öngörülen “sözde” çözüm ile Kıbrıs Türklerinin ne toplumsal varlığının sürdürülebileceğini, ne ekonomik varlığının korunabileceğini, ne de özgürlüğünün, siyasi toplumsal eşitliğinin ve toplumsal egemenliğinin garanti altına alınabileceğini belirterek, mevcut şartlar altında, Kıbrıslı Rumların AB temel özgürlük ilkeleri bağlamında Kıbrıslı Türklere dayattığı dört özgürlük şartının Kıbrıslı Türklerin yaşamsal tüm haklarını ortadan kaldıran, iki bölgeli ve iki toplumlu federal bir yönetim şeklini imkânsız kılan ve Kıbrıslı Türklerin devlet statüsünü zaman içerisinde ortadan kaldıran, kabul edilmesi mümkün olmayan bir öneri olduğunu, BM ve AB desteği ile Kıbrıslı Rumların Kıbrıslı Türklere biçtiği statünün federal eşit ortaklık değil korumalı azınlık statüsü olduğunu ve böyle bir çözümü, Kıbrıs Türk halkının kesinlikle kabul etmeyeceğini” bildirmiştir.40

Diğer yandan KKTC Cumhurbaşkanı sözcüsü olan ve GKRY ile yapılan görüşmelere müzakereci olarak katılan ve Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH)’nin kurucularından olan Barış Burcu’nun Yakın Doğu Üniversitesi tarafından kabul edilen Yüksek Lisans Tezi’nin içeriği gerek Türkiye Cumhuriyeti gerekse KKTC halkları tarafından büyük tepkiyle karşılanmıştır.

Barış Burcu’nun 131 sayfalık tezinde “1974 Türk işgalidir”, “1960 Garanti sistemi muhafaza edilemez”, “Kıbrıs Kıbrıslıların olduğu için garantörler çekilmelidir” ve “hiçbir garantör tek taraflı müdahalede bulunamaz” fikirlerini savunduğu ortaya çıkmıştır.41

Konuya ilişkin olarak yazılı bir açıklama yapan KKTC’nin Yeni Doğuş Partisi (YDP) Genel Başkan Yardımcısı Enver Öztürk; “Barış Burcu’nun yüksek lisans tezinde 1974 Barış Harekâtından bahsederken “istila” kavramını kullandığını ve “1960 Garanti Anlaşmalarının artık anlamını yitirdiği” yönünde görüşlere yer verdiğini belirterek Burcu’nun öne sürdüğü “Kıbrıs Kıbrıslılarındır. Kıbrıslı olmayan hiçbir devletin burada söz söyleme hak ve hukuku olamaz gibi iddiaların tamamen Rumlara hizmet ettiğini” belirtmiştir.42

Öztürk mektubunda ayrıca GKRY ve KKKTC dâhil Kıbrıs topraklarının 2/3’ünün, Magosa topraklarının ise tamamına yakınının Türk vakıflarına ait olduğuna ve uluslararası hukuka göre vakıf topraklarının başka bir devlete/halka devredilmesinin mümkün olmadığına da vurgu yapmıştır.43

Enver Öztürk açıklamasının sonunda KKTC Cumhurbaşkanı Akıncı’ya hitaben aşağıdaki ifadeleri kullanmıştır:

“Cumhurbaşkanı Akıncıya soruyoruz, Barış Burcu’yu sözcü atamadan önce onun bu Yüksek Lisans Tezinden ve savunduğu fikirlerden haberdar mı idiniz? Garantiler konusunda Barış Burcu ile aynı düşüncelere sahip misiniz? Değilseniz bu şahsı nasıl oluyor da sözcü olarak atamış bulunuyorsunuz?

Sayın Akıncı bu sorulara tatminkâr cevap vermek durumundadır. Aksi takdirde kendisi de Barış Burcu ile aynı fikirleri taşımakla itham edilecektir.”44

Diğer yandan Akıncı’nın eşinin başında bulunduğu STK’ya AB’nden para yardımı yapılması ve damadının ABD vatandaşı Rum olması, Baş müzakereci olan Özdil Nami’nin ise Polis Müdürü olan dedesinin Rumlarla irtibatı tespit edilince TMT’nin infazından çekinerek önce Kıbrıs Rum Kesimine ve oradan da Avustralya’ya kaçmak zorunda kalması ve Özdil Nami’nin Gülseren bölgesinde Yahudi kolonisi kurmak isteyen firmalar için dönemin Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanından talepte bulunması KKTC halkında bu ekibin Rumlarla yürüttüğü görüşmelerin sonuçları konusunda tedirginliğe neden olmaktadır.45

KKTC yetkilileri GKRY ile görüşmeleri sürdürürken GKRY bir yandan Yunanistan’la işbirliği halinde Doğu Akdeniz’de MEB anlaşmaları imzalayarak Türkiye Cumhuriyeti’ni İskenderun Körfezine hapsetmeye çalışmakta ve Türkiye’nin ve KKTC’nin deniz yetki alanlarında doğal gaz çıkarma çalışmaları yapmakta46, diğer yandan İsrail, ABD, İngiltere, Fransa ve Mısır Arap Cumhuriyeti (MAC) silahlı kuvvetleri ile Türkiye’yi ortak düşman kabul eden askeri tatbikatlar icra etmektedir47. KKTC’nin böyle bir ortamda GKRY ile görüşmelere devam etmesi, üstelik görüşmeler sırasında Rum tarafının adanın tamamına hâkim olarak Kıbrıs Türk halkını azınlık statüsünde kendisine bağlamasına ve Kıbrıs Türk halkının yaşam güvencesi olan Türkiye’nin garantörlük hakkının sona erdirilmesine neden olacak tavizler verilmesi akıl ve mantıkla bağdaşmamaktadır.

Gerek Kıbrıs konusunda gerekse Türk milletini ilgilendiren diğer konularda Türkiye Cumhuriyeti’ni ve KKTC’ni temsil eden müzakerecilerin müzakereleri sürdürürken KKTC’nin kurucu Cumhurbaşkanı ve büyük devlet adamı rahmetli Rauf Denktaş’ın müzakerecilere öğüt olarak ifade ettiği aşağıdaki sözlerini daima hatırlarında tutmaları önem taşımaktadır:

Müzakerelerde söylenen sözlere dikkat etmek, karşılığında eşdeğerde bir şey almadan tavizkâr olmamak şarttır. Milli pazarlıkta müzakereci kendi adına değil, millet adına konuştuğunu, “veririm” dediği her ne ise babasının malı olmadığını, milletin hakkı olduğunu bir saniye bile unutmamalıdır.”48

Sonuç

Kıbrıs İngiltere ve Fransa’nın 1. Dünya Savaşı yıllarında Sykes-Pico anlaşması ile Irak ve Suriye topraklarını paylaşırken yaptıkları gibi savaşmadan kâğıt üzerinde alınmış bir toprak parçası değildir. Kıbrıs 1570- 1571’de verilen 75.000 şehide ilave olarak Kıbrıs Barış Harekâtında yeniden çok sayıda şehit verilerek ikinci kez kazanılmış bir vatan toprağıdır.

1960 yılında kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Anayasası 1963 yılında Rum Cumhurbaşkanı tarafından askıya alınmış ve Türk Cumhurbaşkanı Yardımcısı ile bakanlar ve milletvekilleri görevlerinden uzaklaştırılmıştır. Bu dönemde 103 köyde yaşayan Türkler Rumların toplu katliamlarına maruz kalarak topraklarını terk etmek zorunda bırakılmıştır.

1963-1974 arasında Kıbrıs Türkler açısından kan ve gözyaşı adası olmuştur. 1974 yılında ise Yunanistan Kıbrıs’ta bir darbe teşebbüsünde bulunmuş ve darbecilerin lideri Nickos Samson adanın Yunanistan’a bağlandığını açıklamıştır. Adanın bir emrivaki ile Yunanistan’a bağlanması teşebbüsüne cevaben Kıbrıs’ta düzenin yeniden tesis edilebilmesi ve Kıbrıs Türklerinin can güvenliğinin sağlanabilmesi için TBMM’nin kararıyla Türk Silahlı Kuvvetleri Kıbrıs Barış Harekâtını icra etmiş ve zaferle taçlandırmıştır.

1974’den bu yana ada sulh ve sükûn içindedir. Yani aslında 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı ile Kıbrıs’ta çözüm sağlanmıştır. Kıbrıs’ta hiçbir yeni anlaşmaya ihtiyaç yoktur. Kıbrıs’ta yeni bir anlaşma aramak ve Rumlarla Türkleri tekrar çatışma ortamına sürükleyecek şekilde bir arada yaşamaya zorlamak mantıkla ve iyi niyetle açıklanamaz. Üstelik yapılacak yeni anlaşmada Türkiye’nin garantörlük hakkı kaldırıldığı takdirde Kıbrıs’ta 1963 olaylarının benzerleriyle karşılaşılması durumunda (ki bu kaçınılmazdır) Türk ordusunun Kıbrıs Türk halkını korumak için adaya müdahalesi hukuken imkânsız hale gelecektir.

Kıbrıs Barış Harekâtından bu yana geçen süreç içinde KKTC’ye uygulanan haksız ambargolarla Türk halkı sıkıştırılmakta ve AB üyeliği aldatmacasıyla GKRY’ye azınlık olarak bağlanmaya zorlanmaktadır.

Kıbrıs Barış Harekâtından sonra ENOSIS hayalini gerçekleştirebilmek için yeni yollar denemeye başlayan GKRY hukuka aykırı olarak AB üyesi yapılmıştır.

Kıbrıs’ın Türkiye ve Yunanistan’ın birlikte yer almadıkları hiçbir birliğe/kuruluşa tamamen ya da kısmen giremeyeceği, üye olamayacağı hem Zürih ve Londra Antlaşmalarının hem de Kıbrıs Anayasasının hükmüdür. Kıbrıs Rum Yönetiminin (GKRY) AB’ye üye yapılmasının uluslararası hukuka aykırı olmasına rağmen Türk Hükûmeti beklenmedik bir şekilde GKRY’nin AB’ye alınmasına rıza göstermiştir. Türkiye’nin o dönemde bu hukuksuzluğa seyirci kalması GKRY’nin AB üyeliğini meşrulaştırmaz. Türkiye’nin geç de olsa bunu resmen deklare etmesi gerekmektedir. AB’nin GKRY’yi adanın bütününü temsilen AB’ye üye yapan ortaklık antlaşmasının Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurucu anlaşmaları ile Kıbrıs Anayasası’na dolayısıyla uluslararası hukuka aykırı olduğu ve Türkiye’nin söz konusu üyelik anlaşmasını geçersiz saydığı Türkiye tarafından AB’ ye, BM’ ye, İngiltere’ ye ve Yunanistan’a resmen bildirilmelidir.

ABD ve AB baskılarıyla GKRY ile sürdürülen görüşmelerde KKTC adına Rumlarla görüşmeleri yürüten Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı yapılan görüşmelerin içeriğini Türk halkına açıklayamamakta ve görüşmeleri gizlilik içinde sürdürmektedir. KKTC Cumhurbaşkanı Akıncı’nın, baş müzakereci Özdil Nami’nin ve diğer müzakereci Barış Burcu’nun söylemleri KKTC halkında Rumlarla yürütülen görüşmelerin sonuçları konusunda tedirginliğe neden olmaktadır.

GKRY ile sürdürülen görüşmelerin gizlilik içinde yürütülmesinden ve görüşmeler hakkında Rum/Yunan basınından sızan bilgilerden rahatsızlık duyan Kıbrıs Türk Milli Varoluş Konseyi, Akıncı’ya birkaç kez yazı gönderdi. Rum/Yunan ikilisine verilen tavizlere son verilmesini ve Rumlarla yapılan görüşmelere ilişkin tutanakların Kıbrıs Milli Varoluş Konseyi ve KKTC halkı ile paylaşılmasını talep etmiş ve garanti anlaşmasını ortadan kaldırarak, Kıbrıs Türk halkının yegâne güvencesi olan Türk ordusunun Kıbrıs’tan ayrılmasına neden olacak ve Kıbrıs Türklerinin Rumlara azınlık statüsünde bağlanmasına yol açacak hiçbir anlaşmanın Kıbrıs Türkleri tarafından kabul edilmeyeceğini bildirmiştir. Ancak yapılan tüm haklı eleştirileri ve uyarıları görmezden gelen Akıncı her seferinde görüşmeleri yeniden başlatmak üzere Anastasiadis’e çağrı yaparak tekrar müzakere masasına oturmakta ve üstelik anlaşmaların temel zemini olarak Türkiye’nin garantörlük hakkının sonlandırılmasını öngören Guterres planının esas alınmasını önermektedir.

Rumlarla yapılacak bir anlaşmanın KKTC’nin hukuki varlığını ve uluslararası hukuktan doğan haklarını ortadan kaldıracağı bilindiği halde ısrarla Rumlarla görüşmelere devam edilmesi ve her seferinde Rumlara yeni tavizler verilmesi görüşmeleri sürdüren ekibin Türk hak ve menfaatlerini korumaktan uzak olduğunu göstermektedir. Bu kapsamda taraflar arası görüşmeler adı altında sunulan ve gerçekte Türkiye’nin garantörlük hakkını ortadan kaldırarak Kıbrıs Türklerini Rumlara azınlık olarak bağlamayı öngören görüşmelerin derhal kesilmesi gerekmektedir. Bu konuda KKTC’deki siyasi parti liderlerine de görev düşmektedir.

KKTC’deki parti liderlerinin AB ve ABD baskılarını göğüsleyecek cesarete sahip olmaları ve Cumhurbaşkanlığı seçimini kazandıkları takdirde Kıbrıs Türklerinin Rumlara azınlık olarak bağlanmasına yol açacağı aşikâr olan görüşmelere son vereceklerini ve KKTC’nin bağımsız bir devlet olarak varlığını sürdürmesi ve gelişmesi için çalışacaklarını KKTC halkına deklare etmeleri önem kazanmaktadır.

KKTC’nin Türkiye’nin dışında bir başka devlet tarafından daha tanınması Kıbrıs sorununun çözümünü büyük ölçüde sağlayabilecek bir husustur. KKTC’nin ilanından bir gün sonra Türkiye ve Bangladeş KKTC’yi tanımış, ancak ABD Bangladeş’i tehdit ederek tanımayı geri çektirtmiştir. Ayrıca BM Güvenlik konseyinden de KKTC’nin tanınmaması için karar çıkarttırılmıştır.49 Diğer yandan gerek Türkiye’nin gerekse KKTC hükûmetlerinin böyle bir talebi olmadığı gibi, yetkililer bazı ülkelerin KKTC’yi tanıma isteklerini de reddetmişlerdir Mesela KKTC, Pakistan tarafından tanınmak istendiğinde dönemin Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı KKTC’nin tanınmasına engel olmuştur. Daha sonra M. Ali Talat’ın cumhurbaşkanlığı döneminde benzer bir öneri Talat tarafından reddedilmiştir.

KKTC’nin bağımsız bir devlet olarak varlığını sürdürememesi durumunda Türkiye ile birleşmesi bir diğer seçenektir. Ancak söz konusu birleşme KKTC meclisinin alacağı Türkiye’ye katılma kararıyla gerçekleştirilmelidir. Nitekim Girit Meclisinde başlangıçta azınlıkta olan Rumlar isyanlar ve katliamlar yoluyla Türkleri adadan kaçmak zorunda bırakarak zaman içinde Meclisteki sayısal üstünlüğü ele geçirmiş ve 1913’de Balkan Harbi sırasında mevcut ortamdan yararlanarak Girit’in Yunanistan’a katılması kararını almıştır. Rumların Girit’te 1770 yılında çıkardığı ilk isyan ile Girit’in Yunanistan’a katılmasının sağlanması arasında geçen süre 143 yıldır. Rumlar azim ve sebatla 143 yıl çalışmış ve hedefledikleri sonuca ulaşmıştır. Kıbrıs Barış Harekâtından günümüze kadar geçen süre ise sadece 44 yıldır. Türk Hükumetleri ve KKTC Hükumetleri vatan toprağı olan Kıbrıs’ın tekrar Rum yönetimine verilerek Türklerin azınlık durumuna düşürülmesi ve uzun vadede Yunanistan’a bağlanması için AB ve ABD liderliğinde yürütülen baskılara 44 yıl bile dayanamamışlardır. Kesinlikle haklı olduğumuz bu milli meselede içine düştüğümüz irade zafiyeti dünya milletleri arasında en üstün vatan sevgisine ve direnme gücüne sahip olan Türk milleti açısından üzüntü verici bir durumdur.

Şehit kanı ile alınmış olan ve %100’ü Lala Mustafa Paşa Vakfı, Abdullah Paşa Vakfı ve Bilal Paşa Vakfı’na ait olan50 Maraş’ın 1974’den bu yana kullanıma açılmayarak Rumlara verilmek üzere muhafaza edildiği intibaının oluşturulması ise bir başka garabettir.

Kıbrıs’ta Rumlarla sürdürülen müzakereler sonunda Kıbrıs Türkleri Rum yönetimine azınlık olarak bağlandığı takdirde Girit adasında olduğu gibi bir süre sonra Rumların meclisteki oy çoğunluğunu kullanarak Yunanistan’la birleşme kararı almaları ve Türkleri tekrar katliama maruz bırakmaları kuvvetle muhtemeldir. Bu yapılmasa bile tamamı AB’ye alınmış bir adada AB hukuku geçerli olacağından mal ve hizmetlerin serbest dolaşımı hükmü gereğince KKTC toprakları hem Rumların hem de diğer AB üyesi ülke vatandaşlarının hiçbir kısıtlama olmadan yerleşebilecekleri, gayr-ı menkul alabilecekleri ve her türlü ticari faaliyeti sürdürebilecekleri AB toprağı haline gelecektir. AB ülkelerinin ekonomik durumları ve sermaye gücü bir süre sonra Kıbrıs Türklerinin topraklarını satarak diğer AB ülkelerine göç etmeleri sonucunu doğuracaktır. Yahudi Ulusal Fonu kaynakları ile İsrail Devletinin Filistin topraklarını satın alarak Arapları kendi vatanında azınlık durumuna düşürdüğü örnekte olduğu gibi Türklerin topraklarını Rumlara satması sonucunda Türkler bir süre sonra kendi ata topraklarında “azınlık” durumuna düşecektir.

Rauf Denktaş EOKA ile mücadele ettiği yıllarda Kıbrıslı Türk Mücahitlerle

Vatan toprağı Kıbrıs’ın ellerimizin arasından kayarak tamamen Yunan adası haline gelmemesi için Türkiye Cumhuriyeti’nin ve KKTC’nin basın mensuplarına, sivil toplum kuruluşlarına, hükûmetlerine ve  halklarına büyük görev düşmektedir.

Basın mensupları ve sivil toplum kuruluşları KKTC Cumhurbaşkanlığına aday olan kişilerin kendileri, yakınları ve göreve getirecekleri müzakerecilerden haklarında şaibeler bulunanlarla ilgili bilgileri kamuoyundan saklamamalı ve seçildikleri takdirde Kıbrıs’ta Rum yanlısı politikalar izleyebileceklerini ve görüşmelerde karşı tarafa ileride telafisi mümkün olamayacak tavizler vererek Kıbrıs Türk halkının geleceğini ipotek altına sokabileceklerini KKTC halkına duyurmalı ve böylece bu tür politikacıların makamlara gelmeleri önlenmeye çalışılmalı ve söz konusu bilgilendirme süreci seçimlerden sonra da sürdürülmelidir. Bu konuda Türk Milli Varoluş Konseyi Başkanı Vedat Çelik’in ve Prof. Dr. Ata Atun’un KKTC Cumhurbaşkanına gönderdiği mektuplar örnek olmalıdır.

Halk açısından yapılması gereken en önemli iş seçimlerde destekleyecekleri liderleri doğru belirlemek, işbaşına gelen liderler Türk hak ve menfaatlerinden sapma gösterdikleri takdirde demokratik haklarını kullanarak, düzenlenecek mitingler yoluyla liderlerini ve hükûmetlerini Rumlarla sürdürülen görüşmeleri kesmeleri konusunda uyarmak olmalıdır. Bu yapılmadığı takdirde tarih önünde yöneticiler kadar Türkiye Cumhuriyeti ve KKTC vatandaşları da sorumluluktan kurtulamayacaktır.

KKTC hükûmetine düşen en önemli görev Rumlarla sürdürülen görüşmelerde Anayasadaki yetkilerini aşan ve Anayasanın başlangıç bölümünde ifade edilen temel ilkelerle bağdaşmayan tavizler veren Cumhurbaşkanı Akıncı’nın KKTC Anayasasının 103. Maddesinin (2). Fıkrası gereğince Yüce Divan’a sevk edilmesi olmalıdır.

Türkiye Cumhuriyeti ise KKTC Cumhurbaşkanına ve Bakanlar Kuruluna Zürih ve Londra Anlaşmalarının halen geçerli bulunduğunu, gerek söz konusu anlaşmalarda gerekse KKTC Anayasasında yer alan Türkiye Cumhuriyetinin garantörlük hakkının hiçbir şekilde tartışma konusu yapılamayacağını, görüşmelerde Türk hak ve menfaatlerini ortadan kaldıracak tavizler verilemeyeceğini ve Türkiye Cumhuriyeti’nin konunun takipçisi olacağını hatırlatmalıdır.

KKTC Cumhurbaşkanı tarafından söz konusu uyarılara kulak tıkandığı, şehit kanı ile alınan vatan toprakları masa başında Rumlara verilerek Türkler Rumlara azınlık olarak bağlandığı, Rumların ve diğer AB üyesi ülke vatandaşlarının KKTC topraklarına yerleşmelerine izin verildiği, Türkiye’nin garantörlük hakkı sonlandırılarak Türk askerinin Kıbrıs’tan çekilmesiyle sonuçlanacak bir anlaşma yapıldığı ve böyle bir anlaşmaya KKTC ve Türkiye Cumhuriyeti hükûmetleri seyirci kaldığı takdirde Kıbrıs Türklerinin yeni Rum saldırılarının hedefi olmasına ve adanın tamamen kaybedilmesine engel olmak üzere; Türk milletinin millî kahramanları Dr. Burhan Nalbantoğlu, Rauf Denktaş ve Mustafa Kemal Tanrısevdi tarafından 1957 yılında kurulan ve bünyesinde Rıza Vuruşkan, Kenan Çoygun, Oğuz Kalelioğlu ve Saldıray Hakgüder gibi birçok kahraman Türk subayının ve kahraman Kıbrıs Türkü mücahidin görev yaptığı TMT’ nin yeniden faaliyete geçirilmesi kaçınılmaz hale gelecektir.

Dipnotlar

22 Ömer Lütfi Taşcıoğlu, “ABD’nin Küreselleştirme Politikaları, Ortadoğu’da Türkiye’ye Biçilen Rol”, Nobel Akademik Yayınları, 2. Baskı, Ankara, 2009, s.78-79; Talat: KKTC’nin bağımsızlığı ilan edildiği gün ağladım, Radikal, 2 Kasım 2009

23 Denktaş, age, s.191-212

24 Denktaş, age, s.201-206

* Söz konusu program sırasında TV stüdyosunu telefonla arayan Kıbrıs Türkleri; yayının izlenmesinin önlenmesi için elektriklerin kesildiğini, kendilerinin jeneratör kurarak yayını izlemeye devam ettiklerini, Kıbrıs Türklerinin gerçekleri öğrenmesine kimsenin engel olamayacağını bildirmiş ve söz konusu telefon görüşmesi program yöneticisi tarafından Türkiye Muharip Gazileri Derneği adına programa katılan yazara bildirilmiştir.

25 Taşcıoğlu, age, s. 79

26 Mehmet Uğur Ekinci, Kıbrıs’ta Müzakerelerin Çöküşü, SETA Perspektif, Sayı:177, Ağustos 2017, s.2

27 Soner Polat, Akıncı ve Çavuşoğlu, Aydınlık, 3 Şubat 2017

28 www.mustafaaknci.com, Cumhurbaşkanlığında 100 Gün, Mustafa Akıncı Resmi web Sitesi, Ocak, 2016

29 www.mustafaaknci.com, Haberler, 29.Nisan.2015-23.Ocak.2016, Ata Atun, Anastasiadis’ten Sözde Türkçe Jesti, 18 ve 21.Ocak.2016, ataatun@atun.com

30 Vincent L. Moralli, Cyprus: Reunification Proving Elusive, Congressional Research Service, January 5, 2016.

31 Ankara’dan müzakere ve garantörlük tartışmalarına yanıt: Kıbrıs’ta yeni bir yol denenmeli, Hürriyet, 4 Mayıs 2018

32 KKTC Cumhuriyet Meclisi, Anayasa, www.cm.gov.nc.tr/Bilgi/Anayasa.pdf 33 KKTC Cumhuriyet Meclisi, Anayasa, www.cm.gov.nc.tr/Bilgi/Anayasa.pdf 34 KKTC Cumhuriyet Meclisi, Anayasa, www.cm.gov.nc.tr/Bilgi/Anayasa.pdf 35 Ankara’dan müzakere… Hürriyet, 4 Mayıs 2018

36 Ata Atun, Hrisostomos Doğruyu Ağzından Kaçırdı, http://www.yurthaber61.com /hrisostomos-dogruyu-agzindan-kacirdi-makale,240.html, 7 Ocak 2015

37Rum kilisesinde sevinç çanları! Yeniçağ 15.02.2014

38 Prof. Dr. Ata Atun, Akıncı Neyi Müzakere Edecek, Önce Vatan Gazetesi, 7 Şubat 2017

  • Yunan Yargıtayı 21 Mart 1979 tarih ve 2658/79 sayılı kararında; “1974 yılında Türk ordusunun Kıbrıs’a yaptığı askeri müdahalenin Londra ve Zürih Antlaşmalarından doğan hakka dayandığını ve hukuki olduğunu, Türkiye’nin garantörlük hakkını kullanarak adaya müdahaleye hukuken hakkı bulunduğunu ve bu hakkını kullandığını, suçlu olan tarafın askeri darbe yaparak müdahaleye zemin hazırlayan Yunanlı subaylar olduğunu” hükme bağlamıştır. (Detay için bakınız Pierre Oberling, The Road to Bellapais, The Turkish Cypriot Exodus to Northern Cyprus, Colombia University press, 1982, p. 170

39 Kıbrıs Türk Milli Varoluş Konseyi Başkanı Vedat Çelik’in KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’ya gönderdiği 21 Ekim 2015 tarihli yazı

40 Kıbrıs Türk Milli Varoluş Konseyi’nden Cumhurbaşkanı Akıncı’ya mektup, http://www.detaykibris.com/kibris-turk-milli-varolus-konseyinden- cumhurbaskani-akinciya-mektup-142094h.htm, 14.02.2017

41 Hüseyin Mümtaz, Saçma Bir Kıbrıs Sabahı, https://www.turkishnews.com/tr/content/2018/09/22 /sacma-bir-kibris-sabahi-huseyin-mumtaz/, 22. 09. 2018

42 YDP: Barış Burcu Derhal Görevinden Alınmalıdır, https://haberkibris.com/ydp-baris-burcu-derhal-gorevinden-alinmalidir-2018-09-24.html, 24.09.2018

43 Abdurrahman Güzel, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Türk Tapusu Mahiyetinde Olan Şer’iyye Sicilleri ve Vakfiyeler Üzerine Çalışmalar Hakkında, http://www.ayk.gov.tr/wp-ontent/uploads/2015/01/ .pdf, s.117

44 YDP: Barış Burcu Derhal Görevinden Alınmalıdır, agm, 24.09.2018

45 Ömer Lütfi Taşcıoğlu, Kıbrıs’ın Geleceği İçin Türkiye Cumhuriyeti’ne ve KKTC Halkına Düşen Görevler, ANKA Strateji Dergisi, 10 Mart 2017

46 GKRY’nin Türkiye Cumhuriyeti’ne ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne Ait Deniz Yetki Alanlarındaki Petrol ve Doğal Gaz Arama Çalışmaları ve Münhasır Ekonomik Bölge Anlaşmaları, Social Sciences Studies Journal, Vol:4, Issue:26, 19.12.2018, s. 5699

47 Ömer Lütfi Taşcıoğlu, Yunanistan’ın ve GKRY’nin ABD, İsrail, Mısır Arap Cumhuriyeti (MAC), İngiltere ve Fransa İle Yaptığı Ortak Askeri Tatbikatlar, Social Sciences Studies Journal, Vol:4, Issue: 28, 28.12.2018, s.6434

48 Rauf Denktaş, Kıbrıs Girit Olmasın, age, s.93

49 Hande Erol, Rauf Denktaş Sonrası Kıbrıs Sorunu, Asos Journal, Akademik Sosyal Araştırmalar Dergisi, Yıl: 4, Sayı: 25, Mart 2016, s. 225

50 Eniz ORAKCIOĞLU, Maraş’ın tümü vakıf malıdır, Yeni Bakış Gazetesi, 09 Ağustos 2017

Kaynakça

Alasya Halil Fikret (1988). Tarihte Kıbrıs, Lefkoşa

Andiç Bilgehan (2002). “Kıbrıs Üzerine Oynanan Kirli Oyunlar”, Denge-Ekonomi-Bilim-Kültür ve Sanat Dergisi, Sayı:1, Ocak 2002

Ankara’dan müzakere ve garantörlük tartışmalarına yanıt: Kıbrıs’ta yeni bir yol denenmeli, Hürriyet, 4 Mayıs 2018

Atun, Ata (2015). Hrisostomos Doğruyu Ağzından Kaçırdı, http://www.yurthaber61. com /hrisostomos- dogruyu-agzindan-kacirdi-makale,240.html, 7 Ocak 2015

Demir  Nesrin  (2005).  Avrupa Birliği Türkiye İlişkilerinde Kıbrıs Sorunu, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt: 15, Sayı: 1, Elazığ

Denktash R.R. (1988). The Cyprus Triangle, K. Rustem&Brother, London

Denktaş Rauf (2001). Avrupa Birliği Kıskacında Kıbrıs Meselesi, HD Yayıncılık, Matbaacılık, Tanıtım Ltd. Şti. Ankara

Dixon W. Hepworth (1879). British Cyprus, London

Ekinci Mehmet Uğur (2017). Kıbrıs’ta Müzakerelerin Çöküşü, SETA Perspektif, Sayı:177, Ağustos 2017

Erol Hande (2016). Rauf Denktaş Sonrası Kıbrıs Sorunu, Asos Journal, Akademik Sosyal Araştırmalar Dergisi, Yıl: 4, Sayı: 25, Mart 2016

Gazioğlu Ahmet C. (2000). Kıbrıs’ta Türkler (1570_1878), 308 Yıllık Türk Dönemine Yeni Bir Bakış, Kıbrıs Araştırma ve Yayın Merkezi, Lefkoşa

Gibbons Harry Scott (2003). “Kıbrıs’ta Soykırım (The Genocide Files), Çev. Alparslan  Yılmaz-Erol Fehim, Near East Publishing, Lefkoşa

Hasgüler Mehmet/Uludağ Mehmet (2004). Devletlerarası ve Hükûmetler-Dışı Uluslararası Örgütler, Ankara

Hill Sir George (1940). A History of Cyprus, Cambridge University Press, Cambridge, , II. Cilt, s. 9

Keser Ulvi (2006). “Kıbrıs’ta Göç Hareketleri ve 1974 Sonrasında Yaşananlar”, Çağdaş Türkiye Araştırmaları Dergisi, C. 5, S. 12, İzmir

Kıbrıs Türk Milli Varoluş Konseyi Başkanı Vedat Çelik’in KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’ya gönderdiği 21 Ekim 2015 tarihli yazı

Kıbrıs       Türk       Milli        Varoluş       Konseyi’nden      Cumhurbaşkanı      Akıncı’ya       mektup, http://www.detaykibris.com/kibris-turk-milli-varolus-konseyinden-cumhurbaskani-akinciya-mektup- 142094h.htm, 14.02.2017

Kıbrıs Türk Tarihi (2014). KKTC Milli Eğitim Bakanlığı, Lefkoşa

KKTC Cumhuriyet Meclisi, Anayasa, www.cm.gov.nc.tr/Bilgi/Anayasa.pdf

Mendelson Mavrice (2001). “Kıbrıs’ın Avrupa Birliğine Girişi Neden Hukuka Aykırı Olacaktır?”, Hukuki Mütalâa, Londra

Moralli Vincent L.(2016). Cyprus: Reunification Proving Elusive, Congressional Research Service, January 5, 2016

Mümtaz Hüseyin (2018). Saçma Bir Kıbrıs Sabahı, https://www.turkishnews. com/tr/ content/ 2018/09/22

/sacma-bir-kibris-sabahi-huseyin-mumtaz/, 22. 09. 2018

Oberling Pierre (1982). The Road to Bellapais, The Turkish Cypriot Exodus to Northern Cyprus, Colombia University press

Orakcıoğlu Eniz (2017). Maraş’ın tümü vakıf malıdır, Yeni Bakış Gazetesi, 09 Ağustos 2017

Özarslan Bahadır Bümin (2007). Uluslararası Hukuk Açısından Kıbrıs Sorunu ve Avrupa Birliğinin Yaklaşımı, İstanbul

Özersay Kudret (2002). Kıbrıs Sorunu Hukuksal Bir İnceleme, 2. Baskı, Ankara Polat Soner (2017). Akıncı ve Çavuşoğlu, Aydınlık, 3 Şubat 2017

Rum Başsavcı Markides: Planda, BM’nin Açıklaması Gereken Önemli Koşullar Var (2002). http://www.habervitrini.com/gundem/rum-bassavci-markides-planda-bmnin-aciklamasi-gerekenonemli- kosullar-var-43613, 13.11.2002

Rum kilisesinde sevinç çanları! Yeniçağ 15.02.2014

Talat: KKTC’nin bağımsızlığı ilan edildiği gün ağladım, Radikal, 2 Kasım 2009

Taşcıoğlu Ömer Lütfi (2009). ABD’nin Küreselleştirme Politikaları, Ortadoğu’da Türkiye’ye Biçilen Rol, Nobel Akademik Yayınları, Ankara, 2. Baskı

Taşcıoğlu Ömer Lütfi (2018). GKRY’nin Türkiye Cumhuriyeti’ne ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne Ait Deniz Yetki Alanlarındaki Petrol ve Doğal Gaz Arama Çalışmaları ve Münhasır Ekonomik Bölge Anlaşmaları, Social Sciences Studies Journal, Vol:4, Issue:26, 19.12.2018

Taşcıoğlu Ömer Lütfi (2017). Kıbrıs’ın Geleceği İçin Türkiye Cumhuriyeti’ne Ve KKTC Halkına Düşen Görevler, ANKA Strateji Dergisi, 10 Mart 2017

Taşcıoğlu Ömer Lütfi (2018). Yunanistan’ın ve GKRY’nin ABD, İsrail, Mısır Arap Cumhuriyeti (MAC), İngiltere ve Fransa İle Yaptığı Ortak Askeri Tatbikatlar, Social Sciences Studies Journal, Vol:4, Issue: 28, 28.12.2018

Toluner Sevin (1977). Kıbrıs Uyuşmazlığı ve Milletlerarası Hukuk, İstanbul

Prof. Dr. Ata Atun (2017). Akıncı Neyi Müzakere Edecek, Önce Vatan Gazetesi, 7 Şubat 2017 Ürer Talat (2003). Kıbrıs’ın Tarihçesi, ATO Yayınları, Ankara

Vatansever Müge (2012). Kıbrıs Sorununun Tarihi Gelişimi, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi Cilt: 12, Özel sayı 2010, İzmir

www.mustafaaknci.com, Cumhurbaşkanlığında 100 Gün, Mustafa Akıncı Resmi web Sitesi, Ocak, 2016

www.mustafaaknci.com, Haberler, 29.Nisan.2015-23.Ocak.2016, Ata Atun, Anastasiadis’ten Sözde Türkçe Jesti, 18 ve 21.Ocak.2016, ataatun@atun.com

YDP: Barış Burcu Derhal Görevinden Alınmalıdır, https://haberkibris.com/ydp-baris-burcu-derhal- gorevinden-alinmalidir-2018-09-24.html, 24.09.2018

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!
       

Yazarın MİSAK'taki yazıları