Ermeni sorunuyla ilgili gerçekler – Osmanlı dönemi – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______28.04.2019_______

Ermeni sorunuyla ilgili gerçekler – Osmanlı dönemi

Ömer Lütfi Taşçıoğlu

Ermeni komiteleri ve isyanları

Bir dönem Osmanlı Devleti’nin Tebaa-i Sadıka olarak adlandırdığı Ermeniler devletin zayıf düştüğünü görünce 1860’lardan itibaren önce hayır cemiyetleri adı altında teşkilatlanmaya başlamış ve özellikle 1877-1878 Osmanlı Rus Harbini müteakip teşkil ettikleri Hınçak, Taşnak ve Ramgavar gibi komiteler[1] vasıtasıyla Osmanlı’dan kopartılacak topraklar üzerinde bağımsız bir Ermenistan Devleti kurma hayaline kapılmıştır. 1829 Edirne Anlaşmasıyla Eflak, Buğdan ve Sırbistan’ın özerklik kazanmasını ve Yunanistan’ın bağımsız devlet olarak tanınmasını kendileri için örnek olarak kabul eden Osmanlı Ermenileri 1877-1878 ve 1828-1829 Osmanlı-Rus Harbinde ve 1. Dünya Harbinde isyanlar çıkararak kendi devletine karşı düşman saflarında yer almıştır.

1. Dünya Harbi döneminde Osmanlı Devleti 8 ayrı cephede savaşırken Ermenilerin çıkardığı isyanlar devleti zayıf düşürmüş, Osmanlı orduları bir yandan bu cephelerde savaşırken, diğer yandan cephe gerisine de asayiş için kuvvet ayırmak zorunda kalmıştır[2].

I. Dünya Harbi başlamadan hemen önce Ermeni Komiteleri aşağıda özet olarak yer alan talimatları köylere kadar yayımlamıştır[3]:

  1. Her Ermeni asli ihtiyaçlarından bazılarını bile satmak suretiyle silahlanmalıdır.
  2. Seferberlik ilanıyla silah altına çağırılan Ermeniler bu çağrıya uymayacak, silahaltına alınmış olan Ermeni askerleri ordudan firar edip Ermeni çetelerine ve gönüllü birliklere katılacaklardır.
  3. Rus orduları sınırı geçer geçmez komiteciler, firariler ve çeteler Rus ordusuna katılarak onlarla birlikte Osmanlı ordusuna saldıracak, ikmal yollarını ve telgraf hatlarını kesmek suretiyle Osmanlı ordusunun iaşe ve istihbaratını sekteye uğratacaklardır.
  4. Cephe gerisinde 2 yaşına kadar olan Müslümanları gördükleri yerde ve her fırsatta katledecekler, Müslüman halkın yiyecek, mal ve mülkünü ele geçirecek veya yakıp yıkacaklardır.
  5. Terk edecekleri ev, tarım ürünleri, kilise ve hayır kurumlarını yakıp bunları Müslümanlar yapmış gibi propaganda yapacaklardır.
  6. Resmi devlet dairelerini kundaklayacak, Osmanlı zaptiye ve jandarmalarını pusuya düşürerek katledecekler, cepheden yaralı dönen Osmanlı askerlerini öldüreceklerdir.
  7. Şehirlerde, kasabalarda, köylerde isyanlar, ihtilaller çıkaracaklar, Müslüman askerlerin ve sivil halkın morallerini bozarak göçe mecbur edeceklerdir.
  8. Bomba, silah imal, tedarik veya ithal ederek bütün Ermenileri silahlandıracaklardır.
  9. Ermenilerin yaptıkları isyan, ihtilal ve katliamın faturasını Müslümanlara çıkararak bunu iç ve özellikle dış kamuoyunda neşredeceklerdir.
  10. İtilaf devletleri hesabına casusluk ve rehberlik yapacaklardır[4].

Osmanlı Devleti’nde silahaltındaki Ermeniler yukarıda belirtilen komite talimatlarına uyarak silahlarıyla birlikte ordudan firar edip Rus ordusuna katılmışlar, düşman orduları lehine casusluk yapmışlar ve Ermeni fırıncılar yaptıkları ekmeklerle Osmanlı askerlerini zehirlemişlerdir[5]. Rus tarafına geçemeyen Ermenilerin büyük bölümü ise silahlı çeteler kurarak isyana ve Türk köylerinde katliama başlamıştır.

Ermenilerin 1. Dünya Savaşı sırasında isyan çıkardıkları bölgeler aşağıda görülmektedir:

Ermeni komitecilerin tutuklanması kararı

Osmanlı Devleti, tüm ikazlara rağmen Ermenilerin masum sivil halkı katletmeye devam etmesi üzerine 24 Nisan 1915’te Ermeni Komite Merkezlerinin kapatılarak evrakına el konulması ve komite liderlerinin tutuklanması kararını almış, bu kapsamda İstanbul’da tutuklanma kararı verilen 235 komiteciden 226’sı yakalanabilmiştir. Tutuklananlarla birlikte 19 Mavzer, 74 Martini, 111 Winchester, 96 Manliher, 78 Gıra, 358 Filovir, 3591 tabanca ve 45221 adet mühimmat ele geçirilmiştir.

Tutuklanan komitecilerden 155’i Çankırı’ya, 71’i Ayaş’a gönderilmiş, Çankırı’ya gönderilenler hapsedilmeyerek gözetimli denetim altında tutulmuş ve sadece günde bir kere polis karakoluna uğrayarak şehri terk etmediklerini ispatlamak zorunluğu getirilmiştir. Daha sonra Çankırı’dakilerden 35’i suçsuz bulunarak İstanbul’a dönmelerine izin verilmiş, suçlu bulunan 25 Ermeni komiteci Ayaş’a, 57 komiteci ise Zor’a gönderilmiş, yabancı uyruklu 7 Ermeni’den 3’ü sınır dışı edilmiştir. Kalanların 31’i affedilmiş, Mondros Mütarekesinden sonra 3’ü serbest bırakılmış, İngilizlerin İstanbul’u işgalinden sonra ise kalanlar salıverilmiştir[6]. Ermenilerin soykırım günü ilan ederek dünyayı ayağa kaldırdıkları 24 Nisan 1915 tarihinde yaşananlar bunlardır.

Zorunlu göç kararı, göç ettirilen ve göçten muaf tutulan Ermeniler

Ermeni komite liderlerinin tutuklanmasından sonra da Ermenilerin tüm ikazlara rağmen isyan ve katliamlarını sürdürmeleri üzerine Osmanlı Devleti 27 Mayıs 1915’te Ermenilerden isyan edenlerin ve çete kurarak sivil halkı katledenlerin Osmanlı Devleti toprakları içinde yer alan Şam ve Musul gibi vilayetlere nakledilmeleri için zorunlu göç kanununu çıkarmıştır.

Osmanlı Devleti Dahiliye Nezareti Sicil Umum Müdürlüğünce yapılan 1914 yılı sayımlarına göre Osmanlı coğrafyasının tamamında yaşayan Ermeni sayısı 1.294.851 kişidir[7].  Göç uygulamasının yapıldığı Anadolu topraklarında yaşayan Ermenilerin sayısı ise 736.000 kişidir[8].

Bunlardan bir bölümü kendi istekleriyle başka ülkelere göç etmiş, bir bölümü göç kararına tabi olmamak için din değiştirerek Müslüman olmuş, diğer bir bölümü ise göçten muaf tutulmuştur.

Hükümet emirleriyle memleketin müdafaasını ve asayişin teminini ihlal etmeyenler, casusluk yapmayanlar, Katolik ve Protestan olanlar, mebuslar, asker, subay, askeri doktor olanlar, amele taburlarında çalışanlar, demiryollarında çalışan memurlar, ameleler, müstahdemler ve aileleri ile Müslüman ailelerin yanında çalışıp da sadakatlerinden şüphe edilmeyenler, ayrıca  İstanbul, Bursa, Kütahya Ermenileri ve düşman işgali altında bulunan Van ve Kars Ermenileri ile din değiştirerek Müslüman olanlar ve benzer durumlarda olanlar göçe tabi tutulmamıştır[9]. Göçten muaf tutulanların sayısı 204.700[10], göçten kurtulabilmek için din değiştirerek Müslümanlığa geçenlerin sayısı ise 95.000[11] kişidir. Sonuç olarak göçe tabi tutulmayan Anadolu Ermenilerinin sayısı 300.000 kadardır.

Osmanlı arşiv belgelerine göre zorunlu göçe tabi tutulan Ermeni sayısı   438.758[12], göç noktalarına ulaşan Ermeni sayısı ise 382.148[13]  kişi olup göç ettirilenlerin %87’si yeni yaşam bölgelerine salimen ulaşmıştır.

Halep’teki Amerikan konsolosu Jackson 3 Şubat 1916 tarihli sürgün edilenler listesinde 486.000 Ermeni’nin bulunduğunu rapor etmiştir[14].  Söz konusu rapor da göç ettirilen Ermenilerin büyük bölümünün göç yerlerine ulaştığını teyit etmektedir.

Osmanlı arşiv belgelerine göre eşkıya saldırıları, açlık ve salgın hastalıklar nedeniyle göç yerlerine ulaşamadan hayatını kaybeden Ermenilerin sayısı 56.610’dur[15]. Bunlardan 25.000-30.000 kadarı Osmanlı askerleri ve halkında da önemli kayıplara neden olan tifo, dizanteri gibi hastalıklardan ölmüştür[16]. Aynı dönemde Osmanlı ordusunda sadece salgın hastalıklardan ölen asker sayısının 466.759[17] olduğu dikkate alındığında harp şartlarında hastalıktan ölen Ermeni sayısının normal olduğu görülmektedir.

56.610 Ermeni’den 9.500-10.000 kadarı ise yollarda eşkıya saldırılarıyla hayatını kaybetmiştir.   Hayatını kaybedenlerden 500 kişinin Erzurum-Erzincan arasında, 2000 kişinin Urfa-Halep arasında Meskene’de, 2000 kişinin Mardin civarında eşkıya ve urbanın saldırıları sonucu katledildikleri, 5000 kadar kişinin de Dersim bölgesinden geçen kafilelere yapılan saldırılar sonucunda öldürüldüğü[18] Osmanlı arşiv belgelerinde kayıtlıdır.  Ancak Osmanlı ordusu savaş halinde bulunduğundan göç konvoylarına sadece Jandarma Müfrezeleri refakat ettirebildiği, eşkıyanın göç konvoylarına saldırmadan önce Jandarma Müfrezelerine saldırarak imha ettiği, daha sonra konvoylara saldırdığı, bu nedenle  eşkıya saldırılarıyla ölen Ermeni göçmenleri için OsmanlıDevletinin suçlanamayacağı hususu Cemiyet-il Akvam Mülteciler Komitesi’nin resmi raporlarında[19] kayıtlıdır. Diğer yandan saldırıyı yapan eşkıyadan yakalananlar yargılama sonucunda idam cezasına çarptırılmıştır.

Göçler sırasında Ermenilere yapılan saldırılar ya da kötü muamele nedeniyle çok sayıda kişi Divan-ı Harb-î Örfi Mahkemelerinde yargılanmış, yargılananlardan 1397 kişi idam dahil çeşitli cezalara çarptırılmış[20] ve yargılamalar bizzat Talat Paşa tarafından takip edilmiştir. Ancak cezalandırılanlar arasında gerçekten suçlu bulunanlar olduğu gibi İstanbul’un İngilizler tarafından işgalinden sonra iç ve dış baskılar[21] ve özellikle Ermeni kilisesinin telkinleriyle cezaya çarptırılan şehit Boğazlıyan kaymakamı Mehmet Kemal Bey gibi birçok masum insanın da bulunduğu gerçeği dikkatten uzak tutulmamalıdır.

Osmanlı Devleti göç ettirilen Ermenilerin çoğunluğunu demiryoluyla, nehir güzergahlarında şahtur denilen nehir kayıklarıyla, demiryolu ve su yolu imkânı olmayan yerlerde ise orduya ait araçlarla ve araç bulunamayan durumlarda her aileye tahsis ettiği kağnılarla taşımıştır.

Osmanlı Devleti’nin göç ettirdiği Ermenilerin güven içinde yerlerine ulaşmaları için göçmenlere tren[22], nehir vasıtaları ve demiryolu bulunmayan yerlerde araç ve kağnılar tahsis ettiği[23], toplanma merkezlerindeki göçmenlere yemek çıkardığı Amerika’nın Mersin Konsolosu Edward I. Natan’ın, 30 Ağustos 1915 ve 11 Eylül 1915 tarihli raporlarında ve   ABD’nin Merzifon Koleji Müdürü Misyoner George E. White’ın raporunda yer almaktadır.

Osmanlı Devleti göçe tabi Ermenilerin büyüklerine 3 kuruş*, çocuklarına 60 para yevmiye vermiş, göç yolunda sağladığı yardımları göçten sonra da sürdürmüş ve bunlara yeni gittikleri yerlerde tapulu ev, tarıma elverişli arazi, mesleklerinin icrası için alet, sermaye ve tohumluk vermiştir[24].

Ermenilerin Türk katliamları

Zorunlu göç sırasında hayatını kaybeden Ermenilere ilişkin rakamlar her gün yapılan şişirmelerle artırılarak Osmanlı Devleti ve Türkiye Cumhuriyeti suçlanırken Ermeniler tarafından hiçbir sebep yokken katledilen ve çoğunluğu kadın, çocuk ve yaşlılardan oluşan Türk ve Müslümanların kayıplarından bahsedilmemesi dikkat çekicidir.  Ermeniler isyan çıkardıkları bölgelerde çeteler oluşturarak erkekleri askerde olan kadınları, yaşlıları ve çocukları ağır işkencelerle katletmişlerdir. Katliamın gerçekleştiği bölgelerde Türklere ait çok sayıda toplu mezar bulunmuştur.        Yukarıdaki haritada gösterilen Ermenilerin isyan çıkardıkları bölgeler aynı zamanda Türk ve Müslüman katliamı yaptıkları yerlerdir. Bu katliamlardan bazı örnekler aşağıdadır:

a. Zeytun İsyanı (1895) ve Katliamı

O dönemde Halep vilayetine günümüzde ise Kahraman Maraş iline bağlı olan Zeytun (Süleymanlı)’da 4000’i silahlı 6000 Ermeni’nin zorunlu göç kararından 20 sene önce çıkardıkları isyanda isyancıların esir aldıkları Kaymakam ve 50 subay ile 550 erden oluşan 600 Türk esiri 14 Aralık 1895’te çoğunluğu kadınlardan meydana gelen Fernuz Ermenilerinden bir grubun saldırısıyla balta, hançer ve kazmalarla parçalanarak şehit edilmiştir[25].

Katledilen Türklerin bedenleri uzun süre katliam mahallinde kalmış, Türk askeri birliklerinin Zeytun’a ulaşmasından hemen önce delilleri yok edebilmek düşüncesiyle Türklerin cesetleri isyancı Ermeniler tarafından Kargalar Köprüsü’nden Zeytun çayına atılmıştır[26]. Ancak çayın akıntısına kapılarak yok olacağı sanılan cesetlerin bir kısmı kayalara, buz parçalarına takılmıştır.

Olayları evinin damından izleyen Padré Emanuel isimli Katolik papazı İngiltere’nin Halep Konsolosu Barnham’a gördüklerini şu şekilde anlatmıştır: “Türklerin katledilmesi iki saat kadar sürdü. Katledilen Türklerin çığlık ve feryatları dehşet vericiydi”.

Zeytun isyanları sırasında ölen Ermeni sayısı 6.000, ölen Türk sayısı ise 13.000’i asker, 7.000’i sivil olmak üzere 20.000 kişidir [27].

b. Erzurum ve Erzincan Bölgesindeki Türk katliamları

Seferberlik ilanından sonra, Erzurum merkez ve Bayezid sancağındaki Ermenilerin büyük kısmı kendi silahlarıyla, silahaltında bulunanlar da kaçarak Ruslara katılmışlar ve Rus Hükümeti bunları bir kat daha silahlandırıp, donatıp, kendilerinden özel çeteler oluşturarak sınırdan içeri göndermiştir[28] . Teşkilatlanıp silahlandırılan “Ermeni gönüllü alayları” Rus ordularının öncü kuvvetleri olarak Osmanlı ordusuna taarruz etmişler[29]  ve mahallî çetelerle birlikte bölgedeki Osmanlı halkına çok büyük mezalim ve katliam yapmışlardır[30]. Dikkat edilirse Zeytun isyanında olduğu gibi Ermenilerin Türkleri katlettikleri bu kitlesel cinayetlerin önemli bir bölümü zorunlu göç kararından önce yapılmıştır.

1914 sonlarında başlayan hazırlıklarla Ermeniler 1915’te harekete geçmiş ve özellikle 1916 Temmuz’undan itibaren Erzincan’ın Rusların eline geçmesiyle katliamı yoğunlaştırmışlardır.

Erzurum’un doğusuna kadar ilerleyen Ermeni çeteleri, bütün Ermeni köylerindeki aileleri Rusya’ya naklederek eli silah tutan Ermenileri kendilerine katılmaya mecbur bırakmış ve geri çekilirken de Müslüman köylerini yakarak, yıkarak, halkını işkencelerle katlederek imha etmiştir[31].

21 Mart 1916 tarihinde 3. Ordu Komutanı Vehip Paşa tarafından Başkomutanlığa gönderilen 108 No.lu şifrede;[32] “Ermeniler tarafından Erzurum’da yapılan katliam hakkında 10 Mart 1916’da bilgi arz edildiği, düşman işgaline maruz kalan köylerden kaçan halka, düşmanın (Ruslar) ve özellikle Ermeni askerlerinin pek canice ve vahşice davrandıkları, genç, çocuk ve kızları kaldırarak bilinmeyen bir tarafa götürdükleri, mal ve canlarını yağmaladıkları, katlettikleri, ırza tecavüzün akla hayale gelmeyecek derecede bulunduğu ve diğer kaynaklardan alınan bilgilerin de bu hususları doğruladığı” rapor edilmiştir[33].

Doğu Anadolu ve özellikle Erzurum bölgesindeki Müslüman halk Brest-Litovsk Antlaşması’ndan sonra Rusların bölgeden çekilmesi döneminde en büyük acıları yaşamıştır.

Bu dönemde Alaca köyünde Ermeniler tarafından katledilen Müslümanlara ait toplu mezar 1966 yılında, Yeşilyayla’da katledilen Müslümanların toplu mezarları ise 7 Ekim 1988’de Prof. Dr. Enver Konukçu başkanlığındaki bir heyet tarafından ortaya çıkarılmıştır. Bunların çoğunun işkenceyle katledildikleri iskeletleri üzerindeki izlerden anlaşılmaktadır[34].

c. Van Bölgesindeki Türk katliamları

1914 yılı mayıs ayında iki yabancı müfettişin Doğu Anadolu’da Vilayat-ı sitte olarak adlandırılan bölgeye vali olarak atanmaları ve temmuz ayında göreve başlamaları bölgedeki mütereddit Ermenileri de cesaretlendirmiş ve azınlıklar arasında Osmanlı Devleti’nin artık yıkılmakta olduğu kanaatini kuvvetlendirmişti.

Nitekim Ekim ayında Muş, Van ve Bitlis bölgelerinde Osmanlı Devleti’ne karşı savaşmak üzere gönüllü Ermeniler toplanmaya başlamış ve Osmanlı Devleti’nin seferberlik çağrısına gelen olmamıştır. Önceleri dikkat çekmemek için birliklerden silahsız kaçan Ermeniler sonradan azar azar silahlı olarak ve düzenli biçimde kaçmaya başlamıştır. Her yerden ve özellikle Van ve Muş taraflarından Rusya’ya ve İran’a geçen tanınmış komitecilerden Erzurumlu Antranik, Muşlu Sampat, Vanlı Hamazasp ve benzeri çete başlarının yanında 300-400’er kişilik taburlar oluşturarak Rus subaylarının yönetiminde Hoy ve Dilman yöresinde açıkça ve düzenli talime başlamışlardır[35].

Van’da konuşlu bulunan 33. Tümenin harp çıkınca Van’dan ayrılmasını fırsat bilen Ermeni çeteleri Van’da 40.000 kişilik bir silahlı güç oluşturarak Van ve çevresindeki Türk ve Müslüman ahaliyi katletmeye başlamıştır. 15 Nisan’da Van’da başlatılan Ermeni isyanında önce şehirde kalan Jandarma Müfrezesi katledilmiş ve sıra sivil halka gelmiştir.  Rus ordusunun 19 Mayıs’ta Van’ı ele geçirmesine kadar devam eden bir aylık süre içinde çete reisi Aram idaresindeki Ermeniler 23.000 Türk’ü katletmiştir.

Van’da Ermenilerin yapmış olduğu tahribatı ve mezalimi Hariciye Nezareti, yabancı misyonlara gönderdiği 16 Eylül 1916 tarihli genelgeyle şöyle açıklamıştır:

“Şamaram mahallesinde 200 kadın ve çocuk sığındıkları evde yakılmışlardır. Mirkos köyü beyaz bayrak çektiği halde tecavüze uğramış, köyün kadınları ve kızları bilinmeyen bir yöne götürülmüşler. Bazı köylerde ise öldürülen çocukların etleri annelerine yedirilmek istenmiştir.

“Aksani ve Hınıs köylerinde 500 kişiye yakın insan Şeyhane köyünde ise 200’e yakın çocuk ve kadın camiye doldurulup diri diri yakılmışlardır.

“Saray civarındaki halk kılıçtan geçirilmiş, sulara atılarak boğulmuş, 10. 000’in üstünde ceset Van Gölü üzerinde sayılmıştır.

“Yine Gevaş, Vastan ve Mukas’ta 3000 kişi katledilmiştir…

“Van’ın içinde camiler, evler, kışlalar, hatta içindeki yaralı ve hastaları ile birlikte hastaneler yakılmıştır. Yakalanan subaylar işkence çektirilerek öldürülmüştür. Bu arada şehirdeki durumu bilmeyen çevre köylerden Van’a gelmek isteyen göçmenlerden 1200 kişi Vastan ve Etkil yolu üzerinde acımadan vahşiyane bir şekilde öldürülmüşlerdir” [36].

Sadece Aram yönetiminde (muhtemelen Saray civarındaki halk) 10.000 kişi, Vastan ve Etkil yolu üzerinde 1200, Gevaş, Vastan ve Mukas’ta 3000, Van Şamaram mahallesinde 200 kadın ve çocuk, Aksani ve Hınıs köylerinde 500 ve Amerikan misyoner merkezinde 8000 Müslüman[37] (Takriben 22.900 kişi) yakılarak, tecavüz, işkence ve kılıçtan geçirilme gibi yöntemlerle Ermeniler tarafından katledilmiştir.

Ermeni katliamından kurtulmak için Van’ın sağ kalan Müslüman halkı 14 Mayıs’tan itibaren şehri terk ederek Bitlis istikametinde kaçmaya başlamış, bunlardan bir bölümü daha yollarda Ermeni çetecileri tarafından katledilmiştir[38].

Van’ın tüm camileri yıkılmış, Müslüman mahalleleri yakılmış ve Van ile çevresi yangın yerine çevrilmiştir. Van hastanesinden başka yere taşınmasına olanak bulunamayan 80 kadar hasta Er Ermeniler tarafından diri diri yakılmıştır[39].

Harpten önce 3400 Müslüman evinin mevcut olduğu Van vilayetinde harpten sonra Ermenilerin yıkmadığı, ateşe vermediği ev sayısı sadece üçtür[40]. Bitlis’te Müslümanlara ait 6500 evin ise tamamı Ermeniler tarafından yakılıp, yıkılmıştır[41].

Zorunlu göç kararının alınmasının en önemli sebeplerinden birini teşkil eden Ermenilerin Van’da yaptıkları katliamda bir aylık süre içinde öldürülen sivil Türk ve Müslüman sayısı 22.900 kişidir. 1914-1919 yılları arasında Van ve 4 ilçesinde Ermeniler tarafından katledilen Türk ve Müslümanların sayısı ise 217.105[42] kişidir.

Yukarıda bazı örnekleri verilen Ermeniler tarafından katledilen Türk ve Müslümanların toplam sayısı Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi daire Başkanlığınca 2001 yılında yayımlanan 49 No.lu[43] ve 50 No.lu dokümanlarda 518.105 olarak[44] belirtilmiştir. Ancak bu miktar sadece olayın işlendiği yer, zaman, mekân, olayın fail ve maktulleri ile olayın cereyan tarzı belirlenen katliamların bir araya getirilmesi suretiyle hesaplanmış rakamdır. Söz konusu rakama Ermeniler tarafından katledilen ancak katil ve maktul isimlerini ihtiva etmeyen diğer katliamlarda ölenler de ilave edildiğinde Türk kayıpları 2 milyon kişiye ulaşmaktadır.

d. Anadolu’da katledilen ve Ermenilerden kaçarken ölen Türk ve Müslümanlar

Prof. Dr. Justin McCarthy’nin tespitlerine göre 1912-1922 yılları arasında Anadolu’daki Müslüman nüfusun %18 i (2.500.000) hayatını kaybetmiştir.  Türkiye’nin yalnızca doğu vilayetlerinde öldürülen Türklerin sayısı 1.189.132 kişidir[45] .

Türkiye coğrafyasındaki katliamın yanı sıra, Trans Kafkasya’da Bakü, Gence, Tiflis, Kutaisi, Kars ve Revan(Erivan) bölgelerinde de 413.000 Türk ve Müslüman katledilmiştir. 1912-1922 yılları arasında Anadolu coğrafyasında katledilen 1.189.132 kişiye, Trans Kafkasya’da katledilen 413.000 kişi eklendiğinde katledilen Türk ve Müslümanların sayısı 1.602.132’ye ulaşmaktadır[46].

Bu rakama Ermeniler tarafından bulundukları bölgelerde katledilen ve Osmanlı belgelerinde katil ve maktullerin kimlik bilgileri ile katledilme şekilleri ayrıntılı olarak verilmiş olan 518.105 Türk ve Müslüman da eklendiğinde Anadolu ve Kafkasya’da Ermeniler tarafından katledilen Türk ve Müslüman sayısı 1.931.105’e ulaşmaktadır.

Diğer yandan katledilen Türk ve Müslümanların yanı sıra yörenin Müslüman nüfusunun önemli bir bölümü de katliamdan kurtulabilmek için topraklarını terk etmek zorunda kalmış ve mülteci durumuna düşürülmüştür. Rus istilasına uğrayan vilayetlerden göç eden Türk ve Müslümanların sayısı 1.604.031 kişidir ve bunlardan yaklaşık 1.000.000’u Ermeni saldırıları, açlık, susuzluk, hastalık gibi nedenlerle yollarda hayatını kaybetmiştir[47].

Kars’ın Subatan İlçesinde Ermeniler tarafından öldürülen Türk çocuklar, kadınlar ve karınları deşilerek bebekleri çıkarılan anneler

Nitekim ABD eski Başkanı Reagan’ın hukuk danışmanı olan Bruce Fein: “Beyaz Saray 1981 yılında araştırma yaptı, Ermenilerin 2 milyonun üzerinde Türk’ü katlettiği ortaya çıktı. İşgalden kaçmak ve katliamdan kurtulmak için topraklarından göç etmek zorunda kalan Türkleri de eklediğimizde 1. Dünya Savaşındaki Türk kaybı 2.400.000 kişiye ulaşmaktadır. Ermeniler, kendi arşivlerini açmıyor, çünkü bu gerçeğin ortaya çıkmasını istemiyor [48]” ifadeleri ile zorunlu göçün soykırım olarak sunulmasının yanlış olduğunu asıl soykırıma uğrayanın Türk ve Müslümanlar olduğunu açıklamıştır.

Diğer yandan katledilen Türklerin durumu ile zorunlu göç sırasında hayatını kaybeden Ermenilerin durumu mukayese edildiğinde Ermenilerden ölenlerin çok büyük bir bölümünün salgın hastalıklar ve yol şartları gibi sebeplerle hayatını kaybettikleri, Ermeniler tarafından katledilen Türk ve Müslümanların ise   ağır işkenceler altında yok edildikleri ortaya çıkmaktadır[49].

  • Yazının devamı gelecektir.

[1] Ermeni Komitelerinin Amaçları ve İhtilal Hareketleri, Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etütler Başkanlığı Yayınları, Ankara, 2003, s.10-11-36

[2] Ömer Lütfi Taşcıoğlu, Türk-Ermeni İlişkilerindeki Tarihsel Gerçekler, Talat Paşa Komitesi Yayın No:1, Ankara, 2015, s. 5

[3] Azmi Süslü, Ermeniler ve 1915 Tehcir Olayı, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörlüğü Yayın No:5, Ankara, 1990, s.103-104

[4] Genelkurmay ATASE Arşivi, No:1/2, Klasör 528, Dosya, 2061, Fihrist 21, No: 4/3671, Klasör 2811, Dosya 26, Fihrist 28, No: 1/131, Klasör 2703, Dosya 308, Fihrist 23-1, No: 4/3671, Klasör 2818, Dosya 59, Fihrist 2-25

[5] Ermeni Komitelerinin Amaçları ve İhtilal Hareketleri, Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etütler Başkanlığı Yayınları, Ankara 2003, s. 164.

[6]   Yusuf Sarınay, What Happened on April 24, 1915; The Circular of April 24, 1915, and the Arrest of Armenian Committee Members in Istanbul, Int. Turkish Studies Vol 14, Nos.1&2, 2008, s.78

[7]  Esat Uras, Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, Türkiye Matbaacılık ve Gazetecilik A.O., Belge Yayınları, İstanbul, 1987, s.136-145

[8] Hikmet Özdemir, Kemal Çiçek, Ömer Turan, Ramazan Çalık, Yusuf Halaçoğlu, Ermeniler: Sürgün ve Göç, Türk Tarih Kurumu yayınları, Ankara, 2004, s. 36-37; Kemal Karpat, Osmanlı Nüfusu (1880-1914) Demografik ve Sosyal Özellikleri, İstanbul, 2003, s.226-227

[9] Süslü, age, s.149-150; Yusuf Halaçoğlu, Ermeni Tehciri ve Gerçekler (1914-1918)”, Türk Tarih Kurumu Yayınları Sayı 90, Ankara, s. 62-63

[10] Özdemir vd, age, s.94

[11] Kemal Çiçek, Ermenilerin Zorunlu Göçü 1915-1917, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2005, s. 253

[12] Yusuf Halaçoğlu, Ermeni Tehciri ve Gerçekler (1914-1918)”, Türk Tarih Kurumu Yayınları Sayı 90, Ankara, s. 72-77; Dahiliye Nezareti Emniyet Umum Müdürlüğü 2. Şube Arşivi 68/71, 68/80-83-84, 68/101, 57/110

[13] Yusuf Halaçoğlu, age, Ankara, s. 72-77; Dahiliye Nezareti Emniyet Umum Müdürlüğü 2. Şube Arşivi 68/71, 68/80-83-84, 68/101, 57/110

[14]  Hikmet Özdemir, vd., age, s 75; US Archives NARA 867.48/271: Ek 310

[15]  Yusuf Halaçoğlu, age, s. 77

[16] Halaçoğlu, Ermeni Tehciri ve Gerçekler, age, s. 77; Dahiliye Nezareti, Emniyet Umum Müdürlüğü 2.Şube, No: 68/81

[17] Özdemir vd, age, s.252-253

[18] Halaçoğlu, Ermeni Tehciri ve Gerçekler, age, s. 77; Dahiliye Nezareti Şifre Kalemi: No. 57/51, 57/71, 59/244, 56/140, 55-A/144, 54/406, 54-A/73, 54-A/248

[19]  League of Nations (Cemiyet-i Akvam) Resmî Gazetesi, 21.9.1929

[20] Azmi Süslü, Ermeniler ve 1915 Tehcir Olayı, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörlüğü Yayın No:5, Ankara, s.149-150; Hariciye Nezareti Arşivi Siyasi Kısmı, Hazine-i Evrak, Karton 178, Dosya:23

[21]  Ferudun Ata, “İşgal İstanbul’unda Tehcir Yargılamaları, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2005, s. 290

[22] US Archives NARA 867.4016/193, Copy No: 484

[23] E. George White, Bir Amerikan Misyonerinin Merzifon Amerikan Koleji Hatıraları, Çev. Cem Tarık Yüksel, Enderun Yayınları: 46, İstanbul 1995, s. 217.

*   O dönmede halı dokuma atölyesinde çalışan bir dokuma işçisinin günlük yevmiyesi 1,8 kuruştur.

[24]  Halaçoğlu, Ermeni Tehciri ve Gerçekler, age, s. 67-68; Dahiliye Nezareti Şifre Kalemi: No. 54-A/226

[25] Salahi Ramsdam Sonyel, “The Ottoman Armenians, Victims of Great Power Diplomacy”, Oxford University Press, Lefkoşa, Northern Cyprus, 1987s. 195

[26]  Sonyel, age, s. 196

[27]  Sonyel, age, s. 197

[28]  Ermeni Komitelerinin Amaçları…, age, s.152

[29]  Süslü, Ermeniler ve 1915 Tehcir Olayı…,  age, s.85

[30] Ömer Lütfi Taşcıoğlu, Türk-Ermeni İlişkilerinde Tarihi, Siyasi ve Hukuki Gerçekler, Nobel Akademik Yayınları, Ankara, 2015, s. 127-129

[31] Arşiv Belgeleriyle Ermeni faaliyetleri (1914-1918) Cilt 1, Genelkurmay ATASE Başkanlığı Yayınları, Ankara, 2005, s. 102

[32] Hikmet Özdemir, “Seferberlik İlanından Rus İşgaline Kadar Ermeni Milislerle Çatışmalar”, Gazi Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi, Ankara, Türk-Ermeni İlişkilerinin Gelişimi ve 1915 Olayları Uluslararası Sempozyumu Bildirileri, Ankara, 2006, s.140

[33] Genelkurmay ATASE Arşivi, Cilt II, Koleksiyon: BDH, Klasör:528, Dosya: 2063, Fihrist: 1

[34]Enver Konukçu, Ermenilerin Yeşilyayla’daki Türk Soykırımı, Atatürk Üniversitesi Rektörlüğü Yayını No: 674, Ankara, 1990, s.13-102

[35] Ermeni Komitelerinin Amaçları… age, s.170

[36] Hazine-i Evrak Müdürlüğü K. 110, Dosya: 12, No. 8702962, Ergünöz Akçora, Van ve Çevresinde Ermeni İsyanları (1896-1916), Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, İstanbul, 1994, s.123-127; Azmi Süslü, Gülay Öğün, Törehan Serdar, Van, Bitlis, Muş ve Kars’taki Ermeni Katliamları-Gazilerle Mülakat, Van 100. Yıl Üniversitesi Yayınları No:8, Ankara, 1994, Naklen, Akçora, Ermeni İsyanları …, s.196).

[37] Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA). HR. SYS. HU), kr.110, Dosya: 12–2, No: 56–62.

[38] Justin McCarthy, Ölüm ve Sürgün, Çeviren: Bilge Umar, İstanbul, 1998, s. 210

[39] Ermeni Komitelerinin Amaçları… age, s. 5-10

[40] McCarthy, age, s.270

[41] McCarthy, age, s.270

[42] Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı Yayın No: 49, Ermeniler Tarafından Yapılan Katliam Belgeleri (1914-1919), Ankara, 2001, s.377, Yayın No:50, s.1053-1054

[43] Age, s. 377

[44] Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı Yayın No: 50, Ermeniler Tarafından Yapılan Katliam Belgeleri (1914-1919), Ankara, 2001, s. 1053-1054

[45] Justin McCarthy, “Ölüm ve Sürgün”, Çeviren: Bilge Umar, İnkılap Yayınları, Ankara, 1995, s. 273

* Çizelgedeki vilayetler günümüz siyasi hudutlarına göre 19 ilimizi kapsamaktadır.

[46]  McCarthy, Ölüm ve Sürgün”, age, s. 265

[47] Tuncay Öğün, “Unutulmuş Bir Göç Trajedisi Vilayat-ı Şarkiye Mültecileri (1915-1923)”, Babil Yayıncılık, Ankara, 2004, s. 37; “Müslüman Muhacirler”, Tasvir-i Efkȃr, 11 Mayıs 1919, s. 2

[48]   Bruce Fein, “Lies, Damn Lies And Armenian Deaths”, Huffpost World, June 4, 2009

[49] Enver Konukçu, “Ermenilerin Yeşilyayla’daki Türk Soykırımı (11-12 Mart 1918)”, Atatürk Üniversitesi Rektörlüğü Yayını No: 674, Ankara, 1990, s.18-26- 54-57-68-91-93

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!
       

Yazarın MİSAK'taki yazıları