Kıbrıs’ta son gelişmeler, BM süreci ve tehlikeler – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______29.09.2019_______

Kıbrıs’ta son gelişmeler, BM süreci ve tehlikeler

Ahmet Zeki Bulunç

Kıbrıs Türk Halkı, Rum­ların Kıbrıs adasını Yunanistan’a bağlama ideolojisi (ENOSİS hedefi) karşı­sında her zaman direnmiş, Kıbrıs’ta Yunan/Rum egemenliği altında yaşamayı kabul etmemiş, 11 Temmuz 1878 tarihinde Kıbrıs’ın yönetiminin geçici olarak bir anlaşma ile İngiltere’ye devri töreni sırasında Rumların ENOSİS talebine karşı çıkarak Kıbrıs’ın bir Türk adası olduğunu, “Kıbrıs’ın eski sahibine iadesini” savunmuştur.

Kıbrıs uyuşmazlığının temeli gerçekte bir Türk-Yunan davasıdır ve 1950’li yıllardan beri Türk milletinin değişmez Milli Davası’dır. Kıbrıs uyuşmazlığına sadece Kıbrıs Türk Halkı açısından bakılırsa milli davamızın önemini ve gerçek boyutunu kavramak pek mümkün olmaz, konuya gerçek teşhis konamaz ve uyuşmazlığın stratejik, jeopolitik yönleri ve Yunan ideolojisi Megali İdea göz ardı edilmiş olur.

Politika açısından genel anlamı “bir ülkenin sınırlarına dâhil olma, birleşme” olan ENOSİS, Yunan siyasi sözlüğünde (literatüründe) geçmiş tarih dönemlerinde “Büyük Yunanistan’ın/Bizans’ın” toprakları içinde bulunan yerlerin Yunan Krallığı ile birleştirilmesi (ilhak edilmesi) anlamını taşımaktadır. Yunanistan’ın bu ideolojik hedefinin önemli parçaları Anadolu’da bulunmaktadır.[1] Yunanistan devletinin, Büyük Yunanistan hedefini gerçekleştirdiği zaman “Konstantinopolis” dedikleri İstanbul’u başkent yapma hedefleri bilenen bir gerçektir. Bundan dolayıdır ki konuya sadece Kıbrıs Türk Halkı açısından bakılamaz. Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti açısından stratejik önceliklerimiz, jeopolitik hedef ve Mavi Vatan, güvenlik boyutlarıyla bakmak gerekir. Bu gerçeği ENOSİS mücadelesini veren Rum ve Yunan yetkililerinin açıklamaları ortaya koymaktadır.

Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanlarından Klerides “Kıbrıs Rumlarının hedefi, Kıbrıs’ın, Kıbrıs Türklerinin korunmuş bir azınlık statüsüne sahip olacağı bir Rum Devletine dönüştürülmesi iken, Türklerin hedefi de bu yöndeki çabaları başarısız kılarak kendi anlayışlarına göre Zürih Antlaşması’nın yarattığı ortaklık kavramını devam ettirmektir. Bu bakımdan mevcut ihtilaf bir prensip ihtilafıdır ve iki taraf da taviz vermek yerine bu prensip için tartışmaya devam etmeyi ve hatta gerekirse savaşmayı yeğliyor. Bugün, federal çözüm kabul edilmiş olmasına ve bir federasyondan çıkan anlamın, federasyonu oluşturan kurucu devletlerin, eyalet veya kantonların, belli bir anayasa çerçevesinde ortaklık oluşturmaları olmasına karşın, aynı prensipler hâlâ ihtilaf konusu olmaya devam etmektedir.[2]

Günümüzde Doğu Akdeniz’de yaşanan sorun kesinlikle bir Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti sorunu değil, Türkiye sorunudur ve Türk-Yunan uyuşmazlıklarının bir parçasıdır. Aynı zamanda son gelişmeler ışığında günümüzde uluslararası güçlü devletlerin Rum-Yunan ikilisini destekleyen politikaları, Türkiye’nin aynı zamanda emperyalizmle de karşı karşıya olduğunu göstermektedir.

Rum-Yunan ikilisinin uzlaşmazlığı ve Kıbrıs gerçekleri temelinde artık Birleşmiş Milletler Parametrelerine dayalı müzakere ve anlaşma çabaları çökmüştür. Federasyon yerine alternatif uzlaşı, anlaşma, (çözüm) yolları zorunlu hale gelmiştir. Bu yol ise değişmeyecek bir milli politika oluşturularak egemen eşitlik temelinde iki devletli bir antlaşmadır. Rum-Yunan uzlaşmazlığı ve bir uzlaşmayı sağlayacak siyasi iradeden yoksun olmaları, zamana oynama taktikleri bu zorunluğu yaratmıştır.

Yarım asırlık Kıbrıs müzakerelerinde Birleşmiş Milletler (BM) parametresi, çoğu zaman tarafların farklı yorumladıkları, kendilerine göre anlamlar yükledikleri tek bir cümleden oluşur: Detayları bir kenara bırakacak olursak ‘iki-kesimli, iki-toplumlu, siyasi eşitliğe dayanan ve iki eşit kurucu devletten oluşacak olan bir federasyon. Federasyon, yönetimin-yetkilerin paylaşılmasına, birlikte yönetme ilkesine dayanır.[3]

Yaşanan süreç ve yıllardır süren müzakerelerde Kıbrıs Rum halkının yönetimi paylaşmaya hazır olmadığı yaptıkları her açıklama da net şekilde görülmektedir.

“Rum tarafı yaklaşık 55 yıldır Kıbrıs Cumhuriyeti denilen devleti tek başına, üniter bir devlet olarak yönetmiştir, sahiplenmiştir ve bu yönde siyasal bir kültür geliştirmiştir. Federal ortaklıkta karar almaya katılım, temsiliyet, dönüşümlü başkanlık ve benzeri konularda Anastasiadis bu nedenlerle uzlaşmaz tavrını sürdürmekte ve ayak sürümeyi bir strateji olarak kullanmaktadır. Türk halkıyla hiçbir şeyi paylaşmak istememekte, korumaya alınmış bir cemaat olarak görmektedir. Bu gerçek, 2004 yılında dönemin BM Genel Sekreteri’nin Güvenlik Konseyi’ne yazdığı Raporda açıkça belirtilmiştir.[4]

BM Genel Sekreteri Raporunda Rum halkının yönetimi ve zenginliği Kıbrıs Türk halkıyla paylaşmaya hazır olmadığını vurgulamıştı. Aradan geçen on beş yıla ve Türk tarafının bütün iyi niyetli açılımlarına rağmen Rum halkının söz konusu tutumu ve Türk halkına karşı izlediği hasım politika aynen devam etmektedir. Rum halkı Türk halkı ile başta yönetim olmak üzere hiçbir şeyi paylaşmak istemediğini çok net ve çok açık şekilde ortaya koymaktadır. Yani mevcut BM parametresi olan federal çözümün temelini oluşturan yönetimin paylaşılması açısından herhangi bir değişim söz konusu değildir. Yönetimin paylaşılamadığı gerçeği açıkça, yoruma ve tereddütte yer vermeyecek şekilde Crans Montana sürecinde kesin olarak görülmüş ve BM Genel Sekreteri dâhil federasyonun olamayacağı ifade edilerek Kıbrıs müzakerelerinin çöktüğü açıklanmıştır. Dolayısıyla federasyon seçeneği ortadan kalkmıştır.

Rum tarafının gerek mülkiyet, gerekse toprak ve diğer konulardaki tutum ve beklentileri de aynıdır. Rum tarafının temel yaklaşımı ise, Türk halkının azınlık statüsüne düşürüldüğü ve korumaya alındığı, azınlık haklarıyla yetindiği, etkin ve fiili garanti sisteminin tamamen kaldırıldığı, Türk askerinin tamamen adadan çıkartıldığı, Türk halkının Türkiye ile Türkiye’nin de Kıbrıs ve Türk halkıyla her türlü hak ve statülerinden kopartıldığı bir cemaat haline getirmektir. Rum yönetimi, kilise ve diğer yetkililer bu gerçeği de her fırsatta açıkça kamuoyuna açıklıyorlar

DİSİ Başkanı Averof Neofitu, haftalık yayınlanan Kathimerini gazetesindeki 6 Ekim 2017 tarihinde yaptığı söyleşide “iki bölgeli iki toplumlu federasyon çöpe” sözleriyle ortaya koyduğu görüşlerinde “ağırlık merkezi” olarak nitelediği iki bölgeli iki toplumlu federasyonla ilgili şahsi tercihini “tek egemenlik, tek uluslararası temsiliyet ve vatandaşlık için gerekli bütün yetkileri üzerinde toplayan güçlü bir federasyon” olarak tanımladı. DİSİ Başkanı “ağırlık merkezi” olarak ortaya koyduğu bu görüşleriyle Akıncı’nın verdiği ağır tavizlere ve harita dâhil yaptığı açılımlara rağmen Kıbrıs Türk halkına kendi anladıkları ve yorumladıkları federasyonda sadece tahakkümleri altında bir azınlık statüsü verebileceklerinin altını çizmiştir. Neofitu, bu söyleşisinde Türk halkı için öngördüğü statüye daha açıklık getirerek, “Kıbrıslı Türklere siyasi eşitlik verilemez. Vizyonumuz 60 öncesine gitmek değil. Garanti Anlaşması, İttifak Anlaşması, Kıbrıslı Türklerin veto, siyasi eşitlik ve 1960 Anayasası’ndan elde ettikleri diğer siyasi hakları olmadan 60 yıl öncesine gitmektir. Ev sahibi Kıbrıslı Rumlar ile azınlık Kıbrıslı Türkler tarafından yönetilecek bir Kıbrıs’ta yaşanamaz. Yani vizyonumuz 60 yıl öncesine gitmek değil. Garanti Anlaşması, İttifak Anlaşması, Kıbrıslı Türklerin veto siyasi eşitlik ve 1960 Anayasası’ndan elde ettikleri diğer siyasi hakları olmadan 60 yıl öncesine gitmektir” sözleriyle Rum tarafının gerçek görüşlerini ortaya koymuştur.

EDEK Başkanı Marinos Sizopulos da Sinerini gazetesinde yayınlanan röportajında, “iki toplumlu ve iki kesimli federasyonun terk edilmesinin kaçınılmaz olduğunu ve Kıbrıs sorununda adanın jeostratejik rolü zeminine dayanan yeni bir strateji belirlenmesi gerektiğini[5] söyledi.

Anastasiades’in hemen her gün her fırsatta “özgür ve yeniden birleşmiş” bir Kıbrıs’ın ancak “çağ dışı” “garanti sisteminin sona erdirilmesi” ve “yabancı askerlerden arındırılmasıyla” sağlanabileceğini savunduğu bir ortamda eskimiş olan ve çağ dışı kalmış BM parametrelerine dayalı mevcut görüşme yöntemini sürdürmek ve ulusal çıkarlarımızı bu yolla koruma mümkün değildir.

Kıbrıs gerçekleri ve Rum tarafının gerçek niyetleri açısından bakıldığında üniter bir devlet olmaya çok düşkün oldukları, yönetimi paylaşmaya da asla rıza göstermedikleri dikkate alındığında gerçekçi yaklaşım artık mevcut BM parametresini de, mevcut müzakere yöntemini de sorgulamak, yeni parametreler ve yöntemler kabul etmek kesinlikle kaçınılmazdır. Türk tarafının bu yönde ortaya koyduğu egemen eşitlik temelinde iki devletli bir uzlaşı formülünün ne kadar akılcı, gerçekçi ve sağlıklı olduğu görülmektedir.

Başta Rum Yönetimi Başkanı Anastasiadis olmak üzere Rum tarafının siyasi partilerinin ve yönetim yetkililerinin bu denli açıkça ortaya koydukları tutumlarına rağmen taviz üstüne taviz vererek ille de federasyon diyen Mustafa Akıncı ve destekçilerini anlamak ve değerlendirmek oldukça güç. Akıncı’nın, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin, Kıbrıs Türk halkının, Türkiye’nin aleyhine olan Guterres Belgesi, “çerçeve anlaşma olsun” şeklindeki zirve yapmış açılım/taviz teklifini bile reddeden Anastasiades’i AKEL lideri Andros Kipriyanu’nun Anastasiades’i “uzlaşmaz ve ayak sürüyerek adanın daimi bölünmesine sebep olmakla” suçlaması da federasyon savunucularını akılcı düşünmeye yöneltmemesi de ayrıca sorgulanması gereken bir olgu olarak değerlendirilmektedir.

Türk halkını azınlık gören ve hiçbir şeyi paylaşmak istemeyen, kendi egemenliğini esas alan Rum halkına karşı “siyasi eşitlik” ve federasyon müzakereleri yerine egemen eşitlik ve egemen iki devlet arasında yapılacak uluslararası nitelikte bir antlaşma ile iki devletli bir hukuki statü esas olmalıdır.

AkıncıAnastasiadis “Müzakere Sürecinde” vazgeçilemez tezlerimiz kökünden sarsıldı

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) Başkanı Anastasiadis arasında sürdürülen müzakere sürecinin mimarı ABD’dir. Crans Montana görüşmelerinin Temmuz 2017’de çöküşüne kadar Akıncı-Anastasiadis müzakere/görüşme sürecinin en belirgin özelliklerinden biri Mustafa Akıncı’nın müzakereleri koyu bir karartma uygulayarak gizlilik içinde sürdürmesidir. Görüşmelerle ilgili “pazarlık konularında” varıldığı ileri sürülen mutabakat konuları ve görüşme bilgileri genellikle Rum basın haberlerinden ve Rum siyasilerin açıklamalarından, Rum siyasilerin kendi aralarındaki tartışmalardan, sızdırma haberlerden öğreniliyor. Katı bir gizlilik içinde yürütülen sözde al-ver müzakerelerinde Türk Tarafının (KKTC ve Türkiye) hiç almadan sürekli verdiği, Güney Kıbrıs gazete haberlerinden anlaşılmaktadır. Rum gazetelerinde iktidar ve muhalefet kanatlarının tartışmalarından anlaşıldığı üzere KKTC görüşme heyetinin ve Akıncı’nın yaptığı stratejik hatalar ve aşırı esnek davranışları nedeniyle Türk tarafı sürekli zemin kaybetmekte, Garanti ve İttifak Antlaşmaları gibi temel vazgeçilmezlerimiz ve geleceğimizin güvencesi olan kırmızıçizgilerimiz sanki üçüncü, dördüncü derecede pek önemli olmayan konularmış gibi pazarlık konusu yapılmakta, Türk tarafının aleyhine olan yeni statülerin müzakere masasında görüşülmesine olanak sağlanmaktadır.

Diplomatik görüşme taktikleri ve pazarlık yöntemleri açısından izlenen yanlış politika sonucunda Milli Davamız Kıbrıs açısından son derece olumsuz, taviz temelli ve Kıbrıs Türk halkı aleyhine ağır bir görüşme zemini oluşturulmuştur.

Türkiye’nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin konjonktürel olumsuzlukların yaşandığı, rakiplerin ise avantajlı olduğu “hassas” zamanlarda, artık gelenekselleşmiş bir niteliğe dönüşmüş olan ulusal çıkarlarımıza aykırı “müzakere zeminlerinde çözüm ve barış kavramları arkasına gizlenen plan” taslakları dayatılıyor. Annan Planı ile yaşanan bu kez daha ağır ve daha riskli süreç Crants Montana’da yaşanmıştır. Bugün de Crants Montana yönetimine dayalı olarak görünürde gayri resmi, Guters Belgesi’nin “çerçeve anlaşma” olarak esas alınacağı ve Crans Montana’da kalındığı yerden devam edilecek son derece tehlikeli ve riskli Beşli Konferans girişimleri sürdürülmektedir.

Akıncı ile Anastasiadis arasında açık ve gizli sürdürülen müzakere süreci, kamuoyuna yansıyan tartışmalarda ifade edilen 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’ndan önceki 1963-1974 dönemine geri dönüş niteliğinin çok ötesinde 1959-1960 Zürih-Londra-Lefkoşa Antlaşmalarının yarattığı hukuki ve siyasal düzeni ortadan kaldıracak ve Türk halkını tam anlamıyla “azınlık cemaati” düzeyine getirecek bir nitelik taşıyor.

Akademisyenler, siyaset ve diplomasi uzmanlarına göre Makarios’un 30 Kasım 1963’te Türk tarafına sunduğu 13 maddelik Anayasa değişikliklerinin de ötesine taşan tavizlere dayalı bir sözde “barış” çabası vardır. Bu çabalar, 1974 Barış Harekâtı ile sağlanmış olan gerçek barış ve istikrarı dinamitleyen, iç savaş koşullarını yaratacak bir çözülme sürecini hazırlıyor.

1959 Zürih-Londra ve 1960 Lefkoşa Antlaşmaları ile kurulmuş olan 1960 yılındaki “Kıbrıs Cumhuriyeti” devletinin temel niteliklerinden biri “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin uluslararası antlaşmaların” bir ürünü olduğu gerçeğidir. Bugün Kıbrıs’ta Akıncı ile Anastasiadis arasında sürdürülen görüşmeler bu temel dayanağı ortadan kaldıracak, Kıbrıs’taki uyuşmazlığı bir anayasal soruna indirgeyerek sözde “Kıbrıslı Türklere anayasada güçlendirilmiş azınlık hakları verilerek sorun AB güvencesinde anayasal olarak çözülecek.” Rum tarafının ifadesine göre “sorun evrimleşerek” çözülmüş olacak. Rum yönetimi başkanı Anastasiadis’e göre; “mevcut Kıbrıs Cumhuriyeti Kıbrıslı Türklerle Kıbrıslı Rumların ortak devletidir, bu cumhuriyeti lağvederek iki kurucu devlete dayalı yeni bir ortaklık devleti kurmaya gerek yok. Kıbrıs Cumhuriyeti vardır ve BM ile AB üyesidir. Cenevre’de 9-12 Ocak 2017 tarihlerinde yapılan ikili görüşmelerde ve Cenevre’de gerçekleştirilen çok taraflı toplantıda iki toplum lideri yanında, Kıbrıs Cumhuriyeti de dolaylı da olsa ayrıca temsil edilmiştir. Rum tarafının yapılan görüşmelerdeki hedefi, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin evrimleşerek iki toplumlu-iki eyaletli bir federasyona dönüşmesini sağlamak ve bu, Kıbrıs Rumlarının verdiği en büyük tavizdir, gerileyebileceği son sınırdır. Sorun AB 10. Protokolü temelinde egemenliğimizi Kuzeye de yaymamızın engellenmesidir. Bunun nedeni işgaldir. Türk askeri çekilmeli, garantörlük son bulmalı ve işgal sona ermelidir.

Anastasiadis, temel amaçlarının egemenliklerini KKTC’ye de yaymak, “işgale” son vermek ve garantörlüğü sonlandırmak olduğunu çok açık ve yoruma gerek kalmadan net olarak belirtiyor.

Rumların yıktıkları Kıbrıs Cumhuriyeti’nin diğer bir temel niteliği de “iki halkın eşit kurucu ortaklığına dayanan fonksiyonel federal-konfederal bir devlet yapısına” sahip olması ve Kıbrıs Türk halkının bu yapı içinde Rum halkına eşit egemen bir halk olmasıydı. Günümüzde yeniden başlatılmaya çalışılan müzakerelerin referans kavramlarının temel hedefi “Kıbrıslı Türklerle, Kıbrıslı Rumların” “oluşturucu/kurucu devletler” adı altında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni ortadan kaldırmak, bugünkü iki devletli yapıya ve sözde ‘işgale’ son vermek, Rum halkının egemenliğinde evrimleştirme adı altında üniter devlete dönüştürmektir. Böylece Kıbrıs Türk halkının kimliğini, eşit egemen statüsünü ortadan kaldırmaktır.

Kıbrıs Türk halkı, KKTC devleti ve Türkiye’nin hak ve statüleri için olmazsa olmaz, asla vazgeçilemeyecek Türk halkının güvenliğinin, varlığının temel teminatı olan Garanti ve İttifak Antlaşmalarını ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kıbrıs’taki meşru statüsünü, mevcut varlığını, bölgenin paha biçilemez caydırıcı gücünü, Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’de barış ve istikrarın ana unsurunu ortadan kaldıracak bir tartışma ortamı yaratılmıştır. Bu durum, Türk tarafının önde gelen temel ihtiyaçlarından biri olan güvenliği sağlayan garantileri tasfiye edecek ve Kıbrıs’ta Helen egemenliğine yol açacak bir tartışma süreci başlatmıştır.

Son gelişmeler ışığında BM sürecinde yeni Kıbrıs Ggirişimleri ve tehditler

Kıbrıs uyuşmazlığı gerçekte bir Türk -Yunan davasıdır. Belirtildiği üzere uyuşmazlığa sadece Kıbrıs Türk Halkı açısından bakılırsa milli davamızın önemini ve gerçek boyutunu kavramak mümkün olmaz ve konuyu stratejik, jeopolitik yönleri ve Yunan ideolojisi Megali İdea kaybolmuş, göz ardı edilmiş olur. Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti açısından Stratejik önceliklerimiz, jeopolitik hedef ve Mavi Vatan boyutlarıyla bakmak gerekir.

Bu bağlamda Anastasiadis-Akıncı-Guteres üçlüsünün ve perde gerisindeki konu ile ilgili güçlü uluslararası emperyalist aktörler tarafından açıkça “tezgâhlandığı”  görülen New York’ta 29 Eylül’de gerçekleştirilen gayri resmi görüşme girişimleri ciddi olarak ele alınmalı ve tehlikenin büyüklüğü görülmelidir.

Guterres, Akıncı ve Anastasiadis ile New York'ta görüştü

Anastasiadis-Akıncı-Guteres arasındaki gizli ya da mekik diplomasisine neden olan gelişmeler arasında şu üç gelişme önemlidir:

  1. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Ersin Tatar Hükümeti ve Türkiye Cumhuriyeti’nin federasyonun kabul edilemez bir alternatif olduğu; gerçekçi alternatifin egemen eşitlik temelinde iki devletli bir uzlaşma ya da kadife ayrılık olduğunu açıklaması ve bu yönde gelişen Türk politikası.
  2. Mavi Vatan Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanları kararlığı ve Doğu Akdeniz’deki Türk varlığı,
  3. Kapalı Maraş’ın açılması ilanı ve girişimlerin başlatılması.

Bu gelişmeler Rum-Yunan ikilisini ve emperyalist aktörleri harekete geçirdi.

Akıncı, 20 Temmuz Barış Harekâtı’nın 45. yıldönümü arifesinde BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’e gönderdiği mektupta, Crans Montana modeli gayri resmi beşli bir görüşme yapılması önerisinde bulundu. Tarih dikkat çekicidir.

Anastasiadis, Akıncı’nın önerisini hemen kabul etti

Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis Mustafa Akıncı’nın BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’e gönderdiği mektupta, gayri resmi beşli bir görüşme yapılması önerisinde bulunmasını memnuniyetle karşıladığı ve sözcüsü aracılığıyla, Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ile görüşmeye hazır olduğunu bildirdi.

Rum basınına yansıyan haberlerde “İlk Önce Görüşme, Derinlerde de Crans Montana” açıklamaları yapıldı.

Rum basını, Rum Yönetimi Başkanı Anastasiadis, Mektup Fırsatının Heba Olmasına İzin Vermedi” değerlendirmesini yaptı. Rum yetkililer “Türkiye’yi Uygun Ortamın Yaratılmasına Aktif Şekilde Katkıda Bulunmaya” çağırdı. Rum Basını “Bu Toplantının Ortak Bileşen” olduğu başlıklarıyla konuya geniş yer verdi.

Gazete haberlerinde Rum yetkililerin “Kıbrıs sorunuyla ilgili müzakerelerin yeniden başlaması süreci üzerinde hem fikir olunması nihai hedefiyle, BM Genel Sekreteri Guterres himayesinde, 5’li bir gayri resmi toplantı yapılması önerisinin en nihayetinde Türk lider Akıncı ve Rum Yönetimi Başkanı Anastasiadis için ‘ortak bileşen’ teşkil ettiğini” savunduğu duyuruldu.

Akıncı’nın Guterres’e yönelik mektubunda, gayri resmi bir 5’li görüşme yapılmasını önerdiğinin ifşa olmasının ardından, Rum lider Anastasiadis’in bu gelişmeden memnuniyet duyduğunu ifade ettiğini yazan gazeteler, devamla Rum Hükümet Sözcüsü Prodromos Prodromu’nun açıklamalarına yer verdi. Prodromu yaptığı yazılı açıklamasında: “Başkan Anastasiadis’in, kendi önerisi olan Crans Montana tipi gayrı resmî konferansın Mustafa Akıncı tarafından benimsenmesinden memnuniyet duyduğunu kaydetti.

Sayın Akıncı’nın esasında Başkan Anastasiadis’in 14 Haziran’da BM Genel Sekreterine yönelik mektubunda yazılı olarak da önerdiği tekliflerinden birini benimseyerek 13 Temmuz’da hidrokarbonlar konusunda ortaya koyduğu önerisinin aksine, 10 Temmuz’da BM Genel Sekreterine gönderdiği mektubunda, Crans Montana modelinde bir gayri resmi toplantı yapılmasını önermesinden memnuniyet duyduğunu belirttiğini” iletti.

Prodromu ayrıca Mustafa Akıncı’nın 13 Temmuz’da sunduğu hidrokarbon konusundaki önerisinin aksine,  BM Genel Sekreteri’ne gönderdiği 10 Temmuz tarihli mektubunda beyan ettiğinin esasen Kıbrıs Cumhuriyeti tarafının 14 Haziran’da Genel Sekreter’e yazılı olarak da önerdiği şey olduğunu belirterek şu ifadelere yer verdi:

Başkan Anastasiadis, özlü müzakerelerin yeniden başlamasına uygun ortam yaratılması, hedefiyle Kıbrıslı Türk lider ile ya yüz yüze veya Bayan Lute’un huzurunda, prosedürel nitelikte Crans Montana’daki oluşumla prosedürel nitelikli bir gayrı resmi konferansın zamanını ve detaylarını görüşmeye hazırdır. Müzakerelerin yeniden başlaması, Türkiye’nin gerek Kıbrıs Cumhuriyeti’nin münhasır ekonomik bölgesi içerisindeki hukuksuz faaliyetlerine gerek Mağusa’nın kapalı bölgesiyle ilgili planlarına son vererek uygun ortam yaratılmasına aktif katkı koyacağı anlamına gelir.”[6]

Anastasiadis’in, iyi hazırlık yapılmış bu tarz bir gayri resmi toplantının özlü müzakerelerin yeniden başlamasına yol açacağı ümidiyle, Crans Montana bileşiminde prosedürel nitelikli gayri resmi bir toplantının detayları ve toplanma zamanının ele alınması için Kıbrıs Türk lideriyle gerek baş başa, gerekse Sayın Lute’un huzurunda görüşmeye hazır olduğunu” da belirtmiş olmasının Güney Kıbrıs’ta olumlu bir hava yarattığı yorumları da yapıldı. Bu çerçevede Akıncı’nın Anastasiadis ile paralel öneriler sunmasının özellikle Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin ortaya koyduğu kararlılık ve Kapalı Maraş’ın açılması girişimi sonucunda oldukça zor durumda kalmış ve “köşeye sıkışmış” olan Rum tarafını rahatlatıcı ve nefes alıcı bir ortam yarattığı, hatta Anastasiadis’e bir “can simidi” uzattığı da değerlendirilmektedir.

Bu arada BM Genel Sekreteri’nin Geçici Kıbrıs Özel Danışmanı Jane Holl Lute 2-12 Eylül tarihleri arasında Akıncı ile Anastasiadis arasında referans kavramlarının belirlenmesi amacıyla sürdürdüğü mekik diplomasisi sonucunda Mustafa Akıncı ile Nikos Anastasiadis’in, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ile ortak görüşme randevusunun kesinleştiği, görüşmenin muhtemelen 28 veya 29 Eylül’de New York’ta gerçekleşeceği konusu da Rum basın haberlerine yansıdı.

Bu gelişmelerin olduğu süreçte, geleneksel olarak yeni göreve gelen Yunan Hükümet Başkanlarının ilk yurt dışı resmi ziyaretlerini Güney Kıbrıs’a yapmaları ilkesine uygun olarak Yunanistan Başbakanı Kiriakos Miçotakis gerçekleştirdiği ziyarette Rum yönetimi lideri Nikos Anastasiadis ile baş başa ve heyetlerle yapılan görüşmelerden sonra ortak basın toplantısı düzenledi. “Nikos Anastasiadis ile Doğu Akdeniz’de yoğunlaşmış Türk faaliyetlerini görüştüğünü” söyleyen Miçotakis, “Yunanistan dış politikasının en üst stratejik talebi Türk işgaline son verilmesidir. Modası geçmiş garantiler kaldırılmadan Kıbrıs sorununun çözümünün manası yok” sözleriyle Türkiye’yi işgalci olarak tanımlaması üzerine Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hükümeti, basın yayın organları ve sivil toplum örgütleri çok sert tepki gösterdiler ve Rum-Yunan ikilisinin samimiyetsizliğini ve önyargılarını ortaya koydular.

Anastasiadis, New York’a giderken Londra’da yaptığı açıklamalarda federasyon görüşmelerinin kaldığı yerden başlaması için ön koşullarını şöyle sıraladı:

  • Siyasi eşitlik ısrarından vazgeçilmelidir. Taraflar arasındaki nüfus farklılığına dikkat çekerek yüzde 21.5 ile yüzde 78.5 eşit değildir. Bu eşitsizliktir. Azınlığın, çoğunluğun kararlarını bloke etmesi eşitlik değildir sözleriyle Anastasiadis’in karşılarında egemen eşit bir halk ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bulunduğunu, uluslararası hukukta devletlerin egemen eşitler olduğunu bilmezden, görmezden gelmekte ve Kıbrıs Adasında iki egemen eşit halkın varlığını inkâr ederek “tek halkın” varlığına, Türk halkının azınlık olduğuna vurgu yapmaktadır.
  • Etkin katılım ısrarından vazgeçilmelidir. Dönüşümlü başkanlık ve her kurulda 1 Türk’ün oyunun olması kabul edilemez. Bu her kararda Türklerin VETO HAKKI olması demektir.
  • Görüşmelerde takvim sınırlandırması kabul edilemez, görüşmelerin ucu açık olmalıdır.
  • Görüşmeler 30 Haziran değil, 4 Temmuz 2017 tarihli Guterres Belgesi temelinde kaldığı yerden başlamalıdır.
  • Türkiye Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon faaliyetlerini ve tatbikatlarını durdurmalıdır. Kıbrıs Cumhuriyeti ise hidrokarbon faaliyetlerini sürdürecektir. Bu konuda moratoryum olamaz. Çünkü Kıbrıs Cumhuriyeti’nin hidrokarbon faaliyetleri egemenlik hakkıdır. Bu konu müzakere masasında görüşülemez.
  • Maraş’ın Türk yönetiminde açılması faaliyetleri durdurulmalıdır.
  • Türkiye’nin garantörlüğünün iptali ve tüm Türk askerlerinin çekilmesi kabul edilmelidir.

Bu anlayışla New York’a giden bir Anastasiadis ile anlaşmanın imkansızlığı ortadadır.

Akıncı, New York öncesi basın toplantısı düzenledi

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu çalışmaları çerçevesinde yürütecekleri temaslar için New York’a gittiklerini belirten Akıncı, burada en önemli temaslarının BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ile olacağını söyledi.

Akıncı, Sosyalist Enternasyonal Başkanlık Divanı Toplantısı’na katılacağını, Avrupa Birliği’nden (AB) üst düzey bazı yetkililer ve bazı ülkelerin dışişleri bakanlarıyla temaslarda bulunacağını ifade etti.

Güney Kıbrıs Rum yönetimi lideri Nikos Anastasiadis ile 9 Ağustos’ta bir araya geldiklerini hatırlatan Akıncı, Guterres’in liderleri ayrı ayrı arayarak Kıbrıs meselesi için görevlendirdiği geçici özel danışmanı Jane Holl Lute ile yürütülen referans kavramları çalışmalarının tamamlanmasını rica ettiğini söyledi.

Akıncı açıklamasında şu hususları da ifade etti: “Rum tarafı 9 Ağustos buluşmasında, ‘sanki her konuda anlaştık, sonra Lute geldiğinde her şeyi bitirdik ve ondan sonra bir şey oldu ve Akıncı geri adım attı’ tutumunda. Böyle bir şey söz konusu değildir. 9 Ağustos’taki buluşmada Lute ile çalışmalarımızı yürütme kararını verdik. Sayın Genel Sekreter davet ederse 3’lü bir görüşmeyi de kabul edeceğimizin işaretlerini ve çalışmaları yürütme kararlılığını ortaya koyduk. Ancak 9 Ağustos görüşmesinde de maalesef Anastasiadis’in, siyasi eşitliğimizi, etkin katılım perspektifiyle, tam ve net bir şekilde kabul etmeye yanaşmama tavrı devam ediyordu. Dolayısıyla oradan net bir uzlaşma çıkması mümkün olmadı.[7]

Akıncı, Lute’un yürüttüğü çalışmalarda “Anastasiadis’in retçi tavırlarının, referans kavramlarını net bir şekilde alt alta koyup yazacak bir noktaya ulaşmayı mümkün kılmadığını” söyledi. Bu gelişmelere ve iki taraf arasında bir “ortak zemin” olmamasına rağmen Akıncı’nın görüşme ve federasyon ısrarında direnmesi Türk tarafının elin zayıflatması yanında pazarlık gücünü de kaybetmektedir.

Anastasiadis’in Londra’da yaptığı konuşmada söylediklerinin kendilerini rencide ettiğini kaydeden Akıncı, Rum liderin gerçeği söylemediğini vurguladı.

Akıncı, ilk günden beri üç temel unsurun referans kavramlarını oluşturabileceği kanaatinde olduklarını ve bu tavrı New York’ta da sürdüreceklerini belirterek şöyle devam etti:

Bunlardan bir tanesi bizzat Anastasiadis’in, KKTC’nin Üçüncü Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu ile imzaladığı 11 Şubat 2014 açıklamasıdır. Crans-Montana’ya gidene kadar gelmiş geçmiş sağlanan bütün mutabakatlardır, bizim dönemimiz de dâhil ve Guterres Çerçevesi’dir. Biz, netlik istiyoruz, siyasi eşitlik ve etkin katılımın olmasa olmaz olduğunun bir kez daha altını çizmek istiyorum.

New York’a giderken Anastasiadis’e bir çağrıda bulunmak istiyorum: Bu konu Kıbrıs Türk halkının olmazsa olmazıdır, Türkiye böyle istiyor diye değil. Çünkü ısrarla bunu öne sürüyor. Türkiye’nin dayattığı ve onun için adım atılamadığı şeklinde maalesef kendi kamuoyunu ve dünya kamuoyunu yanıltmaya yöneliyor. Bundan bir an önce vazgeçsin. Kıbrıs Türk halkının bir ortaklık arayışı içerisinde olduğunu, kimsenin hiçbir tarafın azınlığı olmak istemediğini bir kez daha içselleştirsin, bunu anlasın.[8]

Akıncı’nın üç temel unsur olarak belirttiği referans kavramları içerik olarak tamamen temel tezlerimizle çatışan ve lehimize olmayan unsurlar olduğunun altını çizmek gerekir. Ayrıca federasyon ısrarının da değerlendirilmesi ve sorgulanması gereği vardır. Akıncı federasyon ısrarına gerekçe olarak Rum tarafının başka çözüm alternatifini kabul etmeyeceği değerlendirmesini ileri sürmektedir. Böyle bir diplomasi, görüşme ve müzakere yöntemini benimsemek peşinen kaybetmeyi kabul etmek anlamını taşır.

Akıncı’ya Göre “Çözümün adı federal bir yapıdır

Akıncı, “Yıllardır oluşmuş parametreler çerçevesinde bu (Kıbrıs’ta) çözümün adı iki kesimli, iki kurucu devletli, siyasi eşitlik ve güvenlik içinde yaşanabilecek federal bir yapıdır. Eğer bunu başaramazsak, Kıbrıs’ta olası gelişme, bölünmenin kalıcı hale gelmesidir. Bu gerçekliğin altını çizerek buradan ayrılıyorum. İki tanınmış devlet kulağa hoş gelse de görünür gelecekte olabilecek bir gelişme değildir.[9] dedi.

Böyle bir değerlendirme ve açıklama Rum tarafına taviz, daha çok taviz isteme zemini yaratmanın ötesinde bir sonuç ve uzlaşma vermez.

Akıncı, liderlerin New York’ta Genel Sekreter ile şimdilik ayrı ayrı görüşmeler yapacağını ve Genel Sekreter’in önerisini göreceklerini söyleyerek üçlü bir görüşmenin de gündemde olabileceğini ancak hemen olmasının beklenmediğini belirtti.

“Biz buna da (5’li görüşme) kapalı değiliz

BM Genel Sekreteri’nin bu süreçte daha aktif rol almasını beklediklerini vurgulayan Akıncı, “Türkiye Cumhuriyeti yetkilileri ve hükümet yetkilileri 5’li bir gayrı resmi konferansın toplanmasını istiyor. Biz buna da kapalı değiliz. İyi planlanması durumunda, hazırlıklı olunması durumunda bunun da yararlı olabileceğini düşünüyoruz. Kıbrıs Türk tarafı olarak ne istediğimizi biliyoruz. İstediklerimiz BM parametresiyle uyumludur. Sonuçta referandumlarda ne olacağına aslında halk karar verecek” ifadesini kullandı.

Öte yandan Akıncı, ucu açık ve sonu gelmez müzakereler dönmenin artık geçmişte kaldığını, bunun BM Genel Sekreterliğinin de görüşü olduğunu söyledi.

Akıncı ile açık görüşme yapabileceğini açıklarken Anastasiadis, İki Toplumun Liderleri Tarafından Referans Şartlarının Birtakım Unsurlar İçermesi gerektiği açıklaması yaparak pazarlık zemini yaratıyor.[10]

Anastasiadis’e göre,  iki toplumun liderleri tarafından referans şartlarının birtakım unsurlar içermesi gerekir. Nikos Anastasiadis 29 Eylül 2019 günü BM’nin 74’üncü Genel Kurul toplantısında, yaptığı konuşmada Kıbrıs uyuşmazlığı konusunda “Şu anda Kıbrıs sorunuyla ilgili umut ışığı veren bir yeni bir çabanın ortasında bulunulduğunu ve BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in sürecin Crans Montana’da kaldığı yerden devam etmesi için gösterdiği çabaya tam destek verdiğini” dile getirdi.

Nikos Anastasiadis, bu çerçevede ve BM Genel Sekreteri’nin müzakerelerin yeniden başlaması için uzlaşılmış bir zemin bulunması çağrısının akabinde, iki toplumun liderleri tarafından referans şartlarının birtakım unsurlar içermesi gerektiğini belirtti ve bunları şöyle sıraladı:

1. Arzu edilen çözüm çerçevesiyle ilgili temel çizgi ve ilkeleri, ayrıca müzakere sürecinin metodolojisini belirleyen 11 Şubat 2014 Ortak Açıklaması,[11]

  1. Crans Montana’da konferans yapılabilmesine olanak sağlayan, varılmış uzlaşılar,
  2. Crans Montana’da 30 Haziran 2017’de sunulan ve Garantiler ile Güvenlik, Asker, Etkin Katılım, Toprak Düzenlemeleri, Mülkiyet ve Eşit Muamele ile ilgili olan BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in 6 maddelik çerçevesi.

Bu anlayışın, Rum tarafının tarihi uzlaşısı olarak üzerinde anlaşmaya varılanlar temelinde, yegâne hedefi kapsamlı bir çözüm olan müzakerelerin yeniden başlaması yolunu açabileceğini savunan Anastasiadis, bu tarihi uzlaşının, “Kıbrıs Cumhuriyeti”nin iki toplumlu ve iki kesimli, BM Güvenlik Konseyi’nin ve Doruk Anlaşmaları’nın belirlediği şekilde siyasi eşitliği olan, tek egemenlik, tek vatandaşlık ve tek uluslararası temsiliyeti olan federasyona dönüşmesi olduğunu ileri sürdü.

Anastasiadis, konuşmasında, “yabancı asker, dış bağımlılık ve dış müdahale hakkı olmaksızın; BM Güvenlik Konseyi kararları ile AB değer ve ilkelerinden sapmayacak, yaşayabilir, işlevsel ve daimi bir federasyon çözümünü”  öne sürdü.

Anastasiadis konuşmasında bir de net mesaj vermek istediğini belirterek, “BM’nin ve BM Genel Sekreteri’nin iyi niyet misyonunun, Rum tarafı için ileriye götürecek tek yol olduğunu” ifade etti.

Anastasiadis, müzakere sürecinin yeniden başlaması için gösterilen çabaların gelişmekte olduğu şu dönemde, Türkiye’nin eylemlerinin yalnızca uluslararası hukuku ihlal etmekle kalmayıp, aynı zamanda özlü müzakereler için olumlu ortamın oluşturulması hedefini ciddi şekilde baltaladığını iddia etti. “Sorumluluk yükleme oyunu başlatma niyetinde olmadığını” ifade eden Anastasiadis, …”yine de gambot diplomasisini, şantaj taktiklerini ve Rum tarafının baskı altında müzakere etmeye zorlanmasını kabul edemeyeceğini” kaydetti.

Anastasiadis, çatışma başlatmak niyetinde olmadığı; aksine Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son duygusal yorumlarına katıldığını ve bu yorumların, özünde Kıbrıs’ta başarıya ulaşılmasını istedikleri şeyleri yansıttığını savundu ve “Özgürlük, barış, refah, adalet ve herkes için barış dolu, güvenli bir gelecek” dedi.

Rum Partilerden Anastasiadis’in Konuşmasına Tepkiler[12]

Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis’in BM’nin 74’üncü Genel Kurulu çerçevesinde 26 Eylül 2019 günü yaptığı konuşmaya geniş yer veren Rum basını, siyasi partilerden gelen ilk tepkileri de aktardı.

Haravgi “AKEL, Başkan Söylediklerini Pratiğe Döksün”  başlıklı haberinde AKEL’in, Rum Yönetimi Başkanı Anastasiadis’in Genel Sekreter Antonio Guterres’le bugün yerel (Kıbrıs) saatle 15.30’da yaptığı görüşmeyi “kritik” diye nitelediğine dikkat çekti.

Habere göre AKEL’den yapılan açıklamada, Anastasiadis’in etkin katılım ve Bakanlar Kurulu’nda bir olumlu oy ile ilgili yakınlaşmaya bağlı olduğunu açıkça ortaya koyması, Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın da “düşük politika organlarında kararların tamamında değil sadece bir kısmında olumlu oy olacağını öngören yakınlaşmaya geri dönmesi gerektiği” öne sürüldü.

Anastasiadis’in Kıbrıs sorununa dair konuşmasının önemli olduğunu belirten AKEL, “ancak Kıbrıs Rum tarafının itibarını ve özlü müzakereleri yeniden başlatma çabasının geleceğini belirleyecek olan, Başkan Anastasiadis’in, BM Genel Sekreteri ile görüşmesinden başlamak üzere göstermesi gereken devamlılık ve tutarlılıktır. Başkan’ın konuşmasında söylediklerini pratiğe dökmesini diliyor ve umuyoruz” ifadelerini kullandı.

Alithia gazetesi, DİKO’nun, Anastasiadis’in BM Genel Kurulu’nda söylediklerini, konfederasyonu kabul etmesi olarak yorumladığını, konuşmanın DİSİ ve AKEL’i memnun ettiğini yazdı.

Habere göre DİKO tarafından yayımlanan açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Referans Şartlarının Başkan Anastasiadis tarafından bu içeriğiyle resmen kabul edilmesi kötü çözüme, konfederal çözüme, Türk politikasının değişmez politikası olan konfederasyon çözümüne götürür. Başkan’ın, müzakerelerin yeniden başlamasına şartlar koşmasını doğru buluyoruz. Başkan’ın Kıbrıs Cumhuriyeti MEB’indeki Türk kanunsuzluklarına, Maraş’ın iskana açılması tehditlerine ve genel Türk saldırganlığına vurguları ve Türk Cumhurbaşkanı’na Garantiler ve sözde siyasi eşitlik konularında verdiği cevap doğru çerçevededir.”

EDEK, “Başkan Anastasiadis’in konuşmasında, Kıbrıs sorununun doğası konusuna, Türkiye’nin MEB’imizdeki ve işgal altındaki Maraş’taki meydan okuma faaliyetlerine ve tehdit altında yapıcı diyalog yapılamayacağı vurgusunda doğru atıflar vardı. Ancak Başkan’ın Kıbrıs sorununun çözümü için kabul ettiği prosedür, aslında, bir çıkmazı daha gündeme getirecek”  ifadelerini kullandı. Anastasiadis’in, BM Genel Sekreteri’nin, iki bölgeli iki toplumlu federasyonu gündeme getirmeyi hedefleyen Kıbrıs müzakerelerinin Crans Montana’da kaldığı yerden başlaması çabalarına tam bağlılığını ve iradesini tekrar ettiği, Türkiye’nin Doğu Akdeniz ve Kapalı Maraş’taki tavrını Güvenlik Konseyi önünde gündeme getirdiği görüşünü ortaya koyan DİSİ “Genel Sekreter’in gerek Başkan Nikos Anastasiadis gerek Mustafa Akıncı ile yapacağı baş başa görüşmeler ile diyaloğun yeniden başlama yolunun açılmasını dileriz” ifadesine yer verdi.

Gazeteler, kullandıkları başlık ve spotlarda, Anastasiadis’in BM Genel Kurul kürsüsündeki konuşmanın şu öğelerini öne çıkardı:

Politis, “İki Bölgeli İki Toplumlu Federasyona Net Atıf… Anastasiadis’in Siyasi Eşitliğe Uzlaşıcı Yaklaşımı… Başkan Anastasiadis Siyasi Eşitlik Konusunda Daha Ilımlı Söylem Kullandı, Referans Şartlarıyla İlgili Ortaya Koyduğu Noktalar Sayın Lute’un Yazdığı İlk Metne Gönderme Yapıyor… Talepleri Kıbrıs MEB’inin yüzde 44’ündeki Menfaatiyle Sınırlıyken Türkiye Kimin Haklarını Koruyor” ve “Kıbrıs Türk Tarafına Değil, Erdoğan’a Eleştiri”

Alithia (manşet) “Uluslararası Toplum Önünde Anastasiadis’ten Netlik Kazandırma…   Başkan Anastaiadis BM Genel Sekreteri’nin, Kıbrıs Sorununa İki Bölgeli İki Toplumlu Siyasi Eşitliği Olan Federasyon Çözümü İçin Müzakerelerin Crans Montana’da Kaldığı Yerden Yeniden Başlaması Çabalarına Tam Bağlılığını ve İradesini Vurguladı” ve “Başkan Anastasiadis’ten BM Genel Kurulu Kürsüsünden Netleştirme: İki Bölgeli İki Toplumlu Federasyon Çözümüne Dair Referans Şartları İçin Hazır

Haravgi “Başkan İki Bölgeli İki Toplumlu Federasyon Arayışına ‘Bağlı’… 9 Ağustos Karşılıklı Anlayışı BM Genel Sekreteri’nin Çağrısına Cevap

Fileleftheros “Erdoğan’a ve Diğerlerine Cevap… Anastasiadis’in Türkiye’ye, Akıncı’ya ve İç Cepheye Yönelen Konuşması… Diyaloğa Hazır Ama Şantajları Reddediyor.

Rum basınından yansıyan tepkiler dikkate alındığında gerek müzakerelerin başlama zemininin hazırlandığı, bu zeminin Rum-Yunan istek ve koşullarını sağladığını ve gerek Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin hakların ve çıkarların korunması girişimlerinin görüşmeler süresince  durdurulacağı, önünün kesileceği, Kapalı Maraş girişiminin dondurulacağı ve Crans Montana’da Akıncı’nın harita dâhil verdiği tavizlerin cepte tutularak kalındığı yerden devam edileceği ve Guteress Belgesi’nin esas alınacağı, Federasyonun gündemde kalacağı buna karşılık egemen eşit iki devletli uzlaşma önerilerinin gündem düşeceği  beklentilerini ve görüşme koşullarını karşılandığı yönünde ellerinin güçlü olarak masaya dönecekleri imajı edindikleri değerlendirilmektedir.

Sonuç

Anastasiadis’in referans kavramları ve görüşme koşulları değerlendirildiğinde Rum tarafının temel değişmez ve değiştirme niyetinde olmadıkları Helen egemenliğine dayalı, Türk halkını azınlık olarak bu devlet içinde eritmeye, kimliğini yok etmeye yönelik hedeflerinden vazgeçmeyeceği anlaşılmaktadır.

Kıbrıs uyuşmazlığının yaratıcısı olduklarını ve bu uyuşmazlığın köklerinin yüzlerce yıllık bir geçmişe sahip olduğunu, bunun yaratıcıları olduklarını unutarak uyuşmazlığın kaynağının “Türk işgali ve adanın toprağı ve halkının bölünmesi olduğu” gerçek dışı tezlerine dayandırmaktadırlar. Böyle bir anlayışın temel teşkil ettiği bir müzakereden sonuç çıkmayacaktır. Ancak Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin ve KKTC’nin girişimlerini, Kapalı Maraş’ın açılış sürecini ve egemen eşitlik ve iki devletli uzlaşı koşullarının oluşturulmasını engelleme taktiği ile sonuç alacakları hesaplarıyla zamana oynama, Türk halkını oyalama ve haklarını gasp etme taktiğini sürdüreceklerdir. Ancak umutları çökmeye mahkûmdur.

Anastasiadis New York’a giderken “Federasyon Tabutuna” bir çivi daha çakmıştır.

 *Başkent Üniversitesi Öğretim Görevlisi, Dr. Emekli Büyükelçi

[1] Megali İdea hareketi, 1204 yılındaki Dördüncü Haçlı Seferi sonucunda Latin egemenliğine giren BİZANS’I, başta İstanbul (onlara göre Konstantinopolis) olmak üzere “yeniden kurmak” düşüncesiyle başladığı ifade edilmektedir. Bu düşünce ve özlem hem Yunan milliyetçiliği hem de Hıristiyan dünyası için önemli bir dönüm noktasını oluşturmuştur. Hatta “Modern Milliyetçilik” anlayışının da bu hareketten kaynaklandığı ve ilk milli mücadelenin bu olduğu da iddia edilmektedir. Yunan Kral OTTO’nun ilân ettiği meşruti ortamda yapılan ilk seçimleri kazanan “Fransız Partisi’nin” lideri, Yunanistan’ın ilk Başbakanı İONNİS KOLLETTİS 1844 Ocak ayında, meşruti anayasa hazırlanırken yaptığı konuşmada Megali İdea programının çerçevesini çizmiştir. Kolletis, “Yunanistan Krallığı, bütün Yunanistan değildir. O,  Yunanistan’ın sadece küçük ve en fakir parçasıdır. Yunanlı sadece Kraliyet sınırları içinde yaşayan Yunanlı değildir: Yanya’da, Selanik’te, Seraz’da, Edirne’de, Konstantinopolis’te, Trabzon’da, Girit’te, Sisam’da yaşayan ve tarihin herhangi bir döneminde ve hangi topraklarda yaşamış olursa olsun, Yunan ırkına mensup olan herkes Yunanlıdır. Elenizmin iki büyük merkezi vardır: ATİNA ve KONSTANTİNOPOLİS. Atina sadece kraliyetin başşehridir; Konstantinopolis ise bütün Elenlerin sevinci, ümidi olan büyük başşehirdir.” Daha geniş bilgi için bkz. Halil İnalcık, “Helenizm, Megali İdea ve Türkiye”, Doğu Batı Düşünce Dergisi, Yıl:8, Sayı:31, Şubat, Mart, Nisan 2005. (s.9-10;13-17); M. Murat Hatipoğlu, Yunanistan’daki Gelişmelerin Işığında Türk-Yunan İlişkilerinin 101. Yılı (1821-1922), Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları: 85, Ankara, 1988, s.29-33).

[2] Glafkos Clerides, Cyprus: My Deposition, Ed. 1st.,Vol.,3, Alithia Publishing, Nicosia, 1990, p.105.

[3]Cypressturk, http://www.cypressturk.com/kuzey-kibris/hp-genel-baskani-kudret-ozersayin-kibris degerlendirmesi-h523.html, 14 Temmuz 2017.

[4] İbid.

[5] Simerini gazetesi, 8 Ekim 2018

[6] Kıbrıs Haber Ajansı, 18 Temmuz 2019,  https://www.kathimerini.com.cy/gr/politiki/etoimos-gia-synantisi-me-akintzi-o-anastasiadis.

[7] KKTC Basın ve yayın haberleri, Lefkoşa 23 Eylül 2019

[8] İbid.

[9] İbid..

[10] Kıbrıs Postası, http://www.kibrispostasi.com/c58-GUNEY_KIBRIS/n298235-Anastasiadis-iki-toplumun-liderleri-tarafindan-referans-sartlarinin, 29 Eylül 2019.

[11]The Draft Statement, BM Gözetiminde Lefkoşa’da başlayan görüşmeler çerçeve belgesi, 11 Şubat 2014.)

[12]Kıbrıs Postası,http://www.kibrispostasi.com/c58-GUNEY_KIBRIS/n298265-Rum-partilerden-Anastasiadisin-konusmasina-ilk-tepkiler, 27 Eylül 2019.

 

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!
       

Yazarın MİSAK'taki yazıları