24.09.2021

Siyasetçinin yüzü

Siyasetçilerin söylemlerinin aksine, nerdeyse tüm toplumlarda nüfusun büyük çoğunluğunca siyaset kaypak bir alan, siyasetçiler de esnek düşünceli ve tavırlı insanlar olarak görülür. Siyasetçi ne güvenilir, ne de göz ardı edilir.


Siyasetçilerin çoğunun akli, ahlaki ve vicdani sınırlarının siyaset atmosferince kuşatılmış olması sebebiyle eylem ve söylemlerindeki çok yüzlülüğün kendilerince gerekçeli sebepleri vardır. Siyasetçilerin çoğu çok yüzlüdürler. Bazıları ise iki yüzlüdür. Siyasetçilerin sıradan yurttaşları rahatsız eden yönleri çok yüzlülükleri değil, iki yüzlülükleridir.
Siyasetçilerin söylemlerinin aksine, nerdeyse tüm toplumlarda nüfusun büyük çoğunluğunca siyaset kaypak bir alan, siyasetçiler de esnek düşünceli ve tavırlı insanlar olarak görülür. Siyasetçi ne güvenilir ne göz ardı edilir ne de vazgeçilir. Bazen umutların sembol kişiliği, bazen kitlelerin kendi yoksunluk ve yetersizliklerini aşan bir figür durumunda olurlar. Alışılagelmiş sözlerden biri ‘siyaset ciddi ve saygın bir iş, siyasetçi de saygın bir kişiliktir’. Toplumlarda kitleler siyaset ve siyasetçi adına gerilmekten, taraf olmaktan geri durmaz. Buna rağmen, bilim insanları siyasetçiyle ilgili olumlu vasıfları sıralarken, toplumun çoğunluğunun hafızasında neden olumsuz özellikler öne çıkar? Ve siyasetçi neden ‘iki yüzlü’ olarak görülür?
Medyada salgın hâlde dolaşıma sokulan kısa ifade alıntıları ve video kliplerinden siyasetçilerin yüzlerini düşünmeye ve akıp giden zaman içinde toplumun hafızasında nasıl yer edebilecekleriyle ilgili bir değerlendirme yapmaya çalışırken ana referanslardan biri olarak da, yaşı 50’nin üstünde olanların hatırlayacağı, yakın zamanlarda ebediyete göçmüş siyasetçilerle ilgili o günlerdeki ve bu günlerdeki değerlendirmeler akla geliyor.
Siyaset ve siyasetçi milletin, ülkenin, devletin, kamu düzeninin, kalkınma ve refahının… yani toplumsal enerjinin görünen yüzüdür. Toplumda umulanla bulunan arasındaki farkın yarattığı enerji siyasete ve siyasetçiye yansıyor. Vatandaş muhayyilesi siyaseti ve siyasetçiyi ya koruyor ya kırıyor; bir kısmı ise ya övüyor ya sövüyor.
Siyasetçilerle ilgili; ülkelere, kültürlere, rejimlere, inanç ve ideolojilere, gelişmişlik durumuna, hatta coğrafyalara göre değişen karakterler ve kriterler sıralanıyor. Çalışmaların çoğu tabi ki gelişmiş ülkelerde yapılmış.
Siyaset ve siyasetçiyle ilgili algı, imaj veya anlayışların kaynakları nelerdir? Siyaset alanı mı siyasetçiye böylesi bir görüntü kazandırıyor, siyasetin doğası böyle olduğu için mi siyasetçiyi kendine benzetiyor; yoksa siyasetçi mi siyaseti böyle bir alan haline getiriyor? Siyasetçilerin kendilerinde oluşan hafif bir esinti neden bağlılarında veya karşıtlarında fırtınaya sebep olabiliyor?
Siyasetçi, lider, siyasi lider ve siyasi parti lideri terimlerinin birbirinden ayrı kavramlar olduklarını belirtmek durumundayız. Yazımızın konusu hasseten liderlik ve liderlik vasıfları değildir.
Siyaset sosyolojisi ve siyaset psikolojisinin bu sorulara cevap verebileceğini; en azından her birinin diğeri üzerindeki etkisinin objektif kriterlere göre yapılmış araştırmaların, ekstrem durumları ve liderlikleri istisna ederek de olsa, durumu biraz aydınlatacağını umuyordum. Her biri onlarca sayfa olan her bir araştırma ve inceleme çalışmasının da daha önce yapılmış araştırmaların gözden geçirilmesi (review articles) olduğunu; her birinin kendi araştırma amacı ve bağlamında bazı karakter ve kriterleri sıraladıklarını görünce de işin içinden çıkılamayacağı anlaşıldı. Bu sorulara matematiksel cevabı olanlara da rastlamadım. İyi mi?
Bu da siyasetin ve siyasetçinin işine geliyordur. Durum; sayısız belirleyici bileşenin olduğu bir ortamda sayısız kişilikler arasındaki sayısız karşılıklı etkileşimler ve ilişkiler karmaşası. Şimdiye kadar yapılmamışsa bile yakında süper bilgisayarlar ve yapay akıl makinalarının bu konuya önemli katkı sağlayabileceğini sanıyorum.
Konuyu daraltmak ve somutlaştırmak için siyaseti, uzun vadeli ve belli değerler sistemine dayalı liderlik ve organizasyonlardan (policy) ayırıp gündelik siyaset (politics) kapsamında değerlendirmeyi ve siyasetçiyi de gündelik siyasetçi (politician) olarak gördüğümü belirtmeliyim.

Siyasetçilerde aranan nitelikler ve çok yüzlülük

Araştırmacılara göre, siyasetçinin başlıca nitelikleri: dürüstlük, tutarlılık, akıllı, mantıklı, uyumlu, diplomatik, kararlı, iyi huylu, dinleyici, öngörülü-vizyoner, sezgisi keskin, ahlaklı, açık düşünceli ve sözlü, tutkulu, ihtiraslı, empati yapabilen, sabırlı, yiğit ve cesur, dik duruşlu, karizmatik, iyimser, umut ve güven veren, aklıbaşında, dayanıklı, bağımsız, sıcakkanlı, dostça, sevecen, tecrübeli, inançlı, enerjik, bilgili, çok dilli, çok yönlü, kültürlü, kendini kontrol edebilen, gönüllü, karar verme gücü ve yetkinliği yüksek, disiplinli, düzenli, yaşamaktan hoşlanan, öz güvenli, küresel düşünebilen, geniş ufuklu, yardımsever, diğerkâm, rahat tavırlı, heyecan ve duygularını kontrol edebilen, nezaketli, hakimiyet ve hitabet, saygın, ağırbaşlı,yüksek anlayış ve kavrayış hızı (intikal), dayanışmacı, geçimli… olarak sıralanıyor. Say say bitmiyor.
Kısaca, tüm araştırmalarda ‘çok yönlülük’, ‘çok yüzlülük’ öne çıkarılıyor. Bu durumun ‘iki yüzlülük’ ile ilgisi ne kadar? İşte buna dair esaslı bir yazıya rastlamadım. Belki de konu çoktan tüketilmiş olduğundan!
Çok kişiliklilik ise konumuz dışındadır. Ancak bazı düşük profilli çok kişilikli siyasetçilerin de bazı dönemlerde siyasi hareketlerde yer aldığına şahit olmuşuzdur.

Yaşarken övülenlerin zamanımızda yerildiği, kınandığı yada zamanında sövülenlerin günümüzde övüldüğü kısa alıntılar sağanağında insan ister istemez ‘neden?’ diyor. Günümüzdeki siyasetçilerin toplumsal hafızada nasıl bir yerde olabileceklerini akla getiriyor. Tarihe, tarihteki olaylara ve kişilere hem zamanın şartları ve atmosferi içinden (prospective – muhtemel, olası) hem de içinde bulunduğumuz andan (retrospective – geçmişe yönelik) bakabilmek siyasetçinin siyaseti hakkında ipuçları verebiliyor.
Çok yüzlü olmak akla ilk gelen anlamıyla ‘iki yüzlülük’ anlamında değildir. Çok yüzlülük bir siyasetçi için aynı zamanda çok yönlülük ve kişisel yetenek zenginliğidir. Başarılı siyesetçilerin çoğu çok yüzlüdürler. Onları kınanmaya veya hayranlık duyulmaya götüren ise bu yeteneklerini ne için, nasıl kullandıkları ve genel hayat çizgilerinde olan sapmalardaki bu yeteneklerinin veya güvenilmezliklerinin etki boyutudur. Geriye kalan bazen fırsatçılık ve ‘iki yüzlülük’tür. Halkın hafızasında çok yüzlülük, siyasi esneklik ve hoşgörüyle, yalancılık ve güvenilmezlik arasında geniş bir yelpazede yer edebilir.
Sosyal normlardan, toplumun genelinde oluşan gerçek ve sanal algılardan (virtual perceptions), imajdan ve beklentilerden farklılaşan dili, beyanı ve davranışlarından siyasetçinin siyasi kişilik analizi daha kolay yapılabilir. O kişi hakkında toplumun kısa vadeli hafızasında kalıcı olan da bu özellikleri olur ama asıl siyasi kişiliği ve siyasi mirasını tarih değerlendirir.

Yakın geçmişteki siyasetçilerle ilgili yüzeysel hafıza kaydımız

Önüne ses ve görüntü alıcısı dayanan bir siyasetçimizin pragmatist ve nüktedan bir yaklaşımla, doğaçlama olarak, konunun özüne nüfuz edebilmiş olduğu kadar, toplumun ortalamasından bir yetişkinin anlayacağı açıklıkta fakat kısaca, veciz halk ifadesiyle verdiği cevapları hepimiz hatırlarız. Benzeri bir yetkinliği olmasa da iletişim teknolojisi araçlarından ‘prompter’ı bir siyasetçimizin, dünyadaki popüler siyasetçiler arasında eşine az rastlanır bir mükemmellikte kullandığını da biliyoruz. Aynı siyasetçimizin, prompterdan koparak kullandığı ifadelerinde aynı uyumu, vurguyu ve akıcılığı göremeyebiliyoruz. Kendini hitabet şehvetine kaptırıp gözünü yansıtıcıdan ayırdığında yaşadığı dil kazaları hemen sosyal medyada salgın oluyor.
Siyasi ortam oluşturan siyasetçilerle siyasal ortamın yetiştirdiği siyasetçilerin popüler kültürdeki karşılıklarıyla tarihteki karşılıkları oldukça dramatik farklılıklar gösteriyor. Siyasal ortam oluşturan siyasetçilerden bazılarına devlet adamı (statesman) denildiğiyle ilgili popüler kültürdeki herkeste bir farkındalık ve anlayış birliği vardır. Popüler siyasetçi ile siyasetçi – devlet adamı arasında derin, geniş ve uzun bir ara vardır. İki tanım arasında düzinelerce siyasi kişilik özellikleri sayılabilir.
Kendileri paranoid olmasalar bile, siyasetçiler çoğu zaman belli konularda toplumun belli kesimlerini istedikleri tepkileri vermeleri yönünde harekete geçirmek için paranoyaya yaklaşan söylemlerde bulunurlar. Hassasiyetler oluşturmaya çalışırlar. Toplumda heyecan, taraftarlık duygudaşlığı, kaygı ve korku oluşturarak saflarını bütünleştirmeye, konsolide etmeye çalışırlar. Bunun için uzun yıllar içinde geliştirilmiş bir dili, söylemi ve bir değerler sistemini ifade eden terminolojiyi kullanırlar. Halkçı, Devrimci, Atatürkçü, Kemalist, Yurtsever, Ulusalcı, Milliyetçi, Ülkücü, Ümmetçi, Siyasal islamcı, Emekçi, Mütedeyyin muhafazakar, Liberal, Faşist, Komünist, Kapitalist, Sosyalist, Hümanist… söylemlerde fark edilir bir farklılık vardır. Ancak ifadelerdeki çok yüzlülük ile iki yüzlülüğü ayırt etmek zaman alır.
Siyasetçilerin davranış tarzını anlatmak için kullanılan klişe bir ifade vardır: Siyasetçi bir şeye ‘evet’ diyorsa ‘olabilir’; ‘olabilir’ diyorsa aslında ‘hayır’ demek istiyor olabilir. Eğer bir şeye ‘hayır’ diyorsa o siyasetçi değildir. Güneydoğu Asya toplumlarında (Endonezya) yaygın sosyo-kültürel özelliklerinden birisi de, birisi size herhangi bir konuda ‘hayır’ demez. Bir saygı ve nazaket davranışı olarak, ‘hayır’ demek yerine, hafif bir başı yana eğme ve tebessümle karşılık verir. Gerçekten ne dediğini, nasıl karşıladığını yüzüyle gözünü birlikte okuduğunuzda anlayabilirsiniz… Birisi ‘hayır’ diyorsa, ortada nezaketi, hoşgörüyü aşan ciddi bir durum vardır demektir. Demek ki kültürlerin siyasetçileri de çok farklı.
Farklı kültürel ortamlardan, fikriyattan, inançlardan gelen siyasetçilerin oldukça yakın ve çok sayıda benzer karakter özelliklerine, yetkinlik ve yeterlilik düzeylerine sahip oldukları da şaşırtıcı değildir.
Ülkenin tehlikede olduğu, beka, dış güçler, emperyalistler, yerli işbirlikçiler, Türkiye’ye diz çöktürmek isteyenler, parçalamak isteyenler, ‘Eeeyy AB, Almanya, Amerika…’ vs söylemleri ülke insanlarında bir birlik duygusu oluşturur, hoşnutsuzluklar bir süre ötelenir, acil durum dayanışma duyguları ortaya çıkar… Ancak bu söylemlerin bedeli sonradan ağır ödenir. Nihayet benzeri söylemleri ABD gibi süper bir gücün liderlerinden de duyabildik; Minnesota’da patlak veren olaylar boyunca göstericilere yakıştırılan sıfatlar yanında Türkiye’de çok kullanılan, bildiğimiz siyaset söylemi… ‘ABD’yi karıştırmak isteyen dış güçler’. Burda kastedilen dünyadaki diğer güçler değil elbette… Onların dış güçleri küreselciler ile hispanikler ve Afrika kökenliler. Bu arada, Orta ve Güney Amerika ülkelerinin çoğunun nüfusunun nerdeyse yarıya yakını Avrupalı, Afrikalı ve yerli halkların karışımıyla oluşmuş ve artık sabitleşmiş melez durumda olduğunu da hatırlamak lazım.

Çok yüzlülük ve iki yüzlülük doğal insani yetenek mi?

Siyasetçilerdeki çok yüzlülüğün doğadaki görüngülerle (phenomenon) ilişkisi nedir? Değişim ve dönüşüm (metamorphosis) ile yabancılaşma (alienation) çok farklı kavramlar… biyolojik, psikolojik, düşünce (mantık ve felsefi) ve inanç (ideolojiler dahil) boyutları var. 50 – 60 yıldır değişmediğini söyleyen birini takdir edip hayranlık mı duymalıyız? Değişim ve dönüşümün evrenin gerçeği olduğunu mu temel almalıyız?
Değişim, dönüşüm, başkalaşım ve GELİŞİM ile çok yüzlülüğü ve iki yüzlülüğü bir araya getirmek mümkün mü? Suyun halleri ilk öğrendiğimiz fizik kuralı: gaz, sıvı, katı. Yüksek yapılı, omurgalı canlıların ana karnındaki, ömürlerine göre kısa sayılan dönemde geçirdikleri olağanüstü gelişim… Bir de başkalaşım var ki bu durum çoğu kere psiko –patolojik ve sosyo – patolojik olarak ifade edilir.
ABD’deki ve Türkiye’deki Gezi olayları benzeri durumlarda değişmeyen ve olayın aslıyla yapışık seyreden bir yönü de; hak arama, ses duyurma, farkındalık oluşturma, tepki gösterme eylemlerinde fırsatçıların, yağmacıların, şiddete eğilimli kişiliklerin ve anarşistlerin, yerli ve yabancı işbirlikçilerin olayın seyrine damga vurmalarıdır. Bu gibi durumlarda siyasetçilerin söylemleri ve kullandıkları dil o kadar benzerdir: iktidardakilerin dili olayın bir yönünü, muhalefettekilerin dili diğer yönünü ama aynı mesajları vermeye yöneliktir. Saflarının duruşunu korumak ve kitleyi genişletmek… Bir de olayın bütünlüğü içindeki her bir yönünü görebilmek ve buna göre söylem ve eylemler geliştirmek devlet adamı siyasetçilerin özelliklerindendir.
Siyasetçinin günün şartları ve seyri içinde söyledikleri sözlerin ve gösterdikleri tavrın fikriyatı ve inançlarıyla ne kadar örtüştüğü, ne kadar tutarlı olduğu üzerinde durulması gerekirken, özellikle günümüzde sosyal medya aracının gücüyle bir algı oluşturma çabasına araç oluyor. İnsanlar aslında karşı oldukları bir düşünce atmosferinde birilerinin belli bir amaçla sürüme soktukları alıntıları (yazı, ses, görüntü) zevk ve heyecanla paylaşıyorlar. Bir göz, bir kulak ve bir akıl tabii ki olanları ve etkilerini izlemekte ve ölçmekte. Böylesi durumlarda siyasetçilerce söylenen bir söz daha sonra lehine veya aleyhine devreye sokulur. Peki o siyasetçi o sözden ibaret midir? Binlerce siyasetçi ile birkaç devlet adamını hangi bakışla, anlayışla, hangi somut ve soyut belirteç (indikatör) ve göstergelerle (kriter) ayırt edeceğiz?
Çoktan ebediyete göçmüş, her alandan tanınmış insanlar ve tabii ki çoğu siyasetçiler için anakonik, sloganımsı alıntılar sosyal medyada eskimeyen eskiler olarak varlığını sürdürmekteler. Bu alıntıların çoğu da o kimlik ve kişiliklerin toplumlardaki yaygın imajlarına uygundurlar, yani söylememiş olsalar bile sonradan yakıştırmalar o kişinin toplumun genel ortalamasındaki algıya uygun düşmektedir. Nasreddin Hoca ve Temel fıkraları ya da Atatürk’e izafeten yapılan paylaşımlar gibi. Sorun atfedilen kimlik ve kişiliğin gerçeğine uymadığı durumlar. Bu durum, bilgi kirliliği oluşturmasının ötesinde, toplumun ortak aklına yönelik bir saldırı ve tecavüzüdür.
Nihayetinde milletin, memleketin, devletin gününü ve geleceğini siyaset ve siyasetçi şekillendiriyor. Toplum hafızasında ve tarihinde de kişilik özelliklerinden ziyade, bu bile tartışmalı kalmak üzere, bıraktıkları soyut ve somut değerlerle yer alıyorlar. İki yüzlülükleri ise bir süre sonra unutuluyor.

Siyaset ahlak ve vicdanında çok yüzlülük

Siyasetçiler birbirleri hakkında onca suçlamalarda, iftira ve hakaretlerde bulunduktan sonra konunun şahsi olmadığını, siyasi olduğunu ifade ederler. Başka açılardan, başka değerlerle insanları suçlamak, iftira ve hakaret etmek belki hoş karşılanacak bir şey değildir, hatta suçtur ama siyasi ve siyaseten ise her şey mübah anlayışı… Siyaset gerçekten böyle bir alan mı?
Yedek subay okulunda, deli dolu bir ön yüzbaşı üst komuta kademesiyle iletişimin nasıl olması gerektiğini anlatırken “Üst tarafta ne derseniz deyin, isterseniz sövün ama sonunu arz ederim ile bitirin” demişti. Tabi olacak şey değil, doğru da değil. Siyasetçiler; “siyasi bir mesele, siyaseten…” diyerek bir korunma alanı oluşturmaya mı çalışırlar? Ve böylesi bir siyasal, sosyal ve kültürel ortamın ‘yeni anayasa’ ve ‘insan hakları’ tartışmalarında alan sınırı ne olabilir?
Siyasetten sıtkım sıyrılmış olsa da dönüp dolaşıp her şeyin ucunun siyasete çıkıyor olduğunu görmek bunaltıcı ve çelişkili bir durum. Benim gibi milyonlarca insanın sessiz çığlığını duyacak; böylesi bir siyasi ortam oluşturacak siyasetçiler de, olsalar bile, ortalıkta gözükmüyorlar. Siyasetçilerin bir vakanın sadece bir yönünü öne çıkarıp; aşırı duygusallık ve heyecan yaratıp ilgi çekerek, taraftarlarının duruşlarını tahkim etme amacıyla yaptığı konuşmalardan artık gına gelmiş milyonların ‘insan hakkı’ ne olacak?
Günümüzde önde gelen siyasetçilerin arkasında onca mühendislik destek gücünün olduğunu hatırımızda tutsaydık daha az mı gerilir ve kutuplaşırdık acaba?

Yazar

Mustafa İmir

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.