21 Azer: Millet olma azmi – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______05.05.2020_______

21 Azer: Millet olma azmi

Millî Hareketin doruk noktası olan 21 Azer Hareketi; Azerbaycan Türklerinin millet olma azmini ortaya koydu. İran’da Azerbaycan/Türk meselesini uluslararası platforma taşıdı. BM’nin ilk ele aldığı mesele Azerbaycan meselesi oldu.

Nesib Nesibli
Sovyet tankları Tebriz'de
Sovyet tankları Tebriz’de (1941)

 

İran’ın kuzeyinin Sovyetler Birliği, güneyinin de İngiltere tarafından işgal edilmesi ülkedeki siyasi durumu değiştirdi. Sovyetler işgal eylemini Rıza Pehlevi’nin Faşist Almanyası ile sıkı işbirliğine dayandırarak, 1921 Sovyet-İran Anlaşması’nın 6. maddesi uyarınca verilen birkaç notadan sonra 1941 yılının Ağustos ayında Sovyet ordu birliklerini bu ülkede konuşlandırdı. Gerekli direnci gösteremeyen İran ordusu dağıldı. Bu, Rıza Şah diktatörlüğünün çöküşüne neden oldu. Eylül ayında Rıza Şah, oğlu Muhammed Rıza’nın lehine iktidardan vazgeçmek zorunda kaldı.

Böylece, İran’da göreceli liberal bir siyasi ortam oluştu. Siyasi tutuklular hapishanelerden serbest bırakıldı. Ülkede antifaşist bir hareket başladı. Ortaya yeni siyasi partiler çıktı.

Güney Azerbaycan’da da sosyo-politik yaşam canlandı. 20 yıllık anti-Türk, anti-Azerbaycan rejiminin burada bulunan Fars memurları, halkın intikamından korkarak Tahran’a kaçtı. Türkçe konuşmaya ve Türk kültürüne uygulanan yasaklar kalktı. Millî ruha sahip aydınlar yeni oluşan fırsatları değerlendirerek harekete geçti.

Farklı bir millet kavramı

Ekim 1941’de Tebriz’de Azerbaycan Cemiyeti adı altında bir kurum oluşturuldu. Mirza Ali Şebüsteri, İsmail Şems, Ali Maşınçı, Cafer Ekberi, M.M. Çavuşi, Hilal Nasiri ve diğerleri Cemiyet’in kurucularıydı. Cemiyet, 1 Kasım’dan başlamak üzere Farsça ve Türkçe Azerbaycan gazetesini yayınlamaya başladı. Gazetede, yeni kurulmuş olan Cemiyet’in amacına ilişkin yazılar yayımlanmaktaydı. Bu gazetenin materyalleri Azerbaycan Cemiyeti’nin taleplerine ilişkin bir fikir oluşturmaktadır. Millî ve sosyal özgürlük için mücadele eden bu cemiyet, siyasi alanda demokratik Anayasa ve meşruti yönetimin uygulanmasını, eyalet ve vilayet encümenlerinin oluşturulmasını, temsilcilerin Millî Meclise halk tarafından seçilmesini, egemen sınıf ve kesimlerin çıkarlarını savunan yasaların gözden geçirilmesini, Azerbaycan’ın yasal haklarının savunulmasını, devletin Azerbaycan’da sanayi tesislerini inşa etmesini, işsizliğin ortadan kaldırılmasını, dil özgürlüğünün sağlanmasını, anadilde tüm seviyelerde eğitim ve kitap yayınlanmasını istemekteydi. [1]

Azerbaycan gazetesinin resmî İran milleti anlayışından farklı bir millet kavramını ortaya koyması da ilginçtir. Gazetenin sayfalarında sıklıkla Azerbaycan milleti anlayışına rastlamak mümkündür. Gazeteye göre, bu millet ‘… duygu, dil, gelenek ve toprak bütünlüğüne sahip halktır’.[2] Milleti oluşturan unsurlar arasında dile büyük önem veriliyor, dil milletin temel alameti sayılıyordu.[3] Azerbaycan Cemiyeti ve basın organına göre, İran’da tek bir dil olmadığından İran milleti de yoktur, çok milletli İran toplumunu (İran milliyetini) birleştiren asıl şart ‘amaç ve ideal birliği’ olabilir.[4] Azerbaycan Türklerinin (Azerbaycanlılar, Azerbaycan halkı) ayrı bir millet olduğunu ispatlamak için gazetede millî dilin önemine vurgu yapılıyor, onun (Türkçenin) diğer dillerle (ilk başta Farsça ile) eşitliği konusunda ısrar ediliyordu.

Dil sorunu, Azerbaycan Cemiyeti için vazgeçilmez bir ‘kırmızı çizgi’ olarak kabul edilmekteydi. Gazete, 15 Aralık 1941 tarihli sayısında kararlılıkla şunu yazmaktaydı: “Her kim dilimize, geleneklerimize, kaynaklarımıza kastetmek isterse, biz onu düşmanımız olarak görecek ve son nefesimize kadar onları yok etmeye çalışacağız.” Azerbaycan gazetesi, Farsçanın Azerbaycan’da yayılmadığını, ‘Azerbaycan dili’nin Türk dilleri sisteminde bağımsızlığını, Azerbaycan nüfusunun dili ile İran’ın diğer eyaletlerinin dili arasında daha 7. yy’dan itibaren hiçbir benzerliğin bulunmadığını, İran’da Moğol hâkimiyeti ile Azerbaycan’ın Türkleşmesi arasında hiçbir bağlantının olmadığını belirterek, Azerbaycan’da mevcut dilin kullanım dönemine ilişkin bilimsel bilgilere yer vermekteydi.[5] Böylece, İran milleti ile ilgili resmî ideolojinin Azerbaycan’la ilgili ana fikirleri yalanlanıyor, millî varlığın kanıtı için teorik gerçekler ortaya konuluyordu.

Türklere karşı “milli zulüm siyaseti”

Azerbaycan, aynı zamanda Şahın (Tebriz’de Farsça yayınlanıyordu) gazetelerinin en çok üstünde durduğu konulardan biri de, Rıza Şah diktatörlüğü döneminde Azerbaycan’a karşı uygulanan millî zulüm siyaseti idi. Söz konusu gazetelerde yayınlanan makalelerde sosyal hayatın farklı alanlarında, özellikle dil konularında, millî ayrımcılık siyaseti kınanıyor, bu siyasetin ezilen Azerbaycan’ı ekonomik ve kültürel olarak geride bıraktığı vurgulanıyordu.

Azerbaycan Cemiyeti, yeni koşullarda Tahran yönetiminin Azerbaycan’a yönelik siyasetinin değişmesi gerekliliğini öne sürüyordu. Azerbaycan gazetesi 2 Şubat 1942 tarihli sayısında bu cemiyetin amacına dair şunu yazıyordu: “Bizim gazete Tahran’da yasaklanmış, sanki biz Azerbaycan’ın İran’dan ayrılmasını istiyoruz. Temel amacımız, halkın anadilini kullanmaya yönelik demokratik haklarını savunmaktır. Hükümet, Azerbaycanlıların [halen] Farsça konuşan halk olmadığını ve hiçbir zaman da olmadıklarını artık anlamalıdır. Bizim resmî ve anadilimiz [konuşma dilimiz] Azerbaycan dilidir. Biz, anadilimizin okullarda ve devlet dairelerinde kullanılması için elimizden geleni yapacağız. Dilimizi yozlaştırmaya çalışanlar bu işten vazgeçmelidir.” Azerbaycan Valisi Halil Fehmi de, Şahın gazetesine gönderdiği mektubunda, yerli halkın kendi dilini sahiplenmesine Pan-İranistlerin düşmanca tavırlarına karşı çıkıyordu. O, Azerbaycan nüfusunun kendi dilinde konuşmaya çalışmasının, kesinlikle onun merkezî hükümete ve ülkenin bütünlüğüne karşı olduğunu göstermediğini kayd ediyordu.[6]

Bu arada, kendisini ‘Türkiye, Irak ve diğer ülkelerde bulunan 37 bin İran Türkü mülteci ve göçmenin temsilcisi’ olarak tanıtan Sanan Azer (Mehmet Sadık Aran) adlı yazar, İstanbul’da İran Türkleri adlı son derece ilginç bir kitapçık yayımladı.[7] Söz konusu kitapçıkta, Türklerin İran tarihindeki rolü özetlenmiş, onların mevcut durumu araştırılmıştır. Çalışmanın ilk cümlesinde konu şu şekilde açıklanıyor: “Talihsiz bir insan zümresi olarak İran sınırları içinde yaşamaya mahkûm bulunan biz İran Türkleri asırlardan beri İran varlığını koruduk. Kanımızı İran istiklâli için akıttık. Hatta kendi ırkdaşlarımız olan Anadolu Türkleriyle İran uğrunda savaştık. Malımızı İran davası için sarfettik.” Çalışmanın sonraki bölümlerinde bu tezi kanıtlamak amacıyla yazar, çeşitli kaynaklar kullanarak tarihî geçmişi analiz etmiştir. Yazar, ‘Arap istilasından İran istiklâlini kurtaran, Doğu, Batı ve Kuzeyden İran’a saldıran güçlere karşı göğsünü gererek kılıçlarıyla İran’ı koruyan… Fars dili ve edebiyatını bir devlet dili ve Doğu kültürü haline getiren ve Hindistan’a kadar bu dili yayan ve koruyan yine Türk sultanları ve hakanları olduğunu’ kayd ediyor. Klasik Fars edebiyatının ölümsüz eserlerinin özelikle Türk hükümdarları döneminde yaratıldığını vurgulayan yazar, onların Fars eyaletlerine dokunmadığını belirtmektedir. Daha sonra Sanan Azer, Pan-İranistlerin ‘Türkler Farsları asimile etti’ tezini ‘asılsız, insafsız, ilme, tarihe ve hakikate uygun olmayan iddialar’ olarak kabul etmektedir. Bu iddiaların ‘sırf İran’daki milyonlarca Türk’ün varlığını yok saymak ve onları boğmak, mahvetmek maksadıyla uydurulduğuna’ işaret etmektedir.[8]

Yazar, İran’daki Türklerin demografik ve etnografik durumunu da açıklamaktadır. İran’da nüfus sayımının yapılmaması buradaki Türklerin kesin sayısını göstermeyi imkânsız kılmaktadır. Yazarın tahminine göre, söz konusu yıllarda İran’da yaşayan 10 milyon nüfusun 5 milyonunun Türk olması gerekir. Onlardan 3 milyonu eski Azerbaycan eyaletinde, diğerleri ise çeşitli bölgelere yerleşmiştir.[9]

Sanan Azer’e göre, İran karşısında ‘görevleri olan, ancak hakları ve alacakları’ olmayan Türklere İran devleti çeşitli yöntemlerle zulüm etmektedir. Bu yöntemler arasında ‘İran’daki Türklerin varlığının yalanlanması ve tarihinin çarptırılması’ (1); ‘Türkçe coğrafi adların, dağların, vadilerin, nehirlerin, tepelerin, köy adlarının, kent adlarının, hayvan adlarının, soyadlarının, çocuk adlarının, tarihî Türk adlarının, Türklerden kalma tarihî eser ve anıtların adlarının hep resmî ve sistematik bir şekilde Farslaştırılması’ (2); ‘çocuklara Türk ismi vermek ve Türkçe soyadı almanın şiddetle yasaklanması’ (3); okullarda derslerin yalnızca Farsça olması (4); yeni nesle kendi milletinden nefret etme propagandasının yapılması (5); ‘ben İranlıyım, fakat Türk’üm’ diyenlerin fiziksel olarak yok edilmesi (6); Azerbaycan’daki sanayi tesislerinin Fars bölgelerine taşınması (7); yurtdışından vatanına geri dönen insanların Azerbaycan’da yaşamasına izin verilmemesi (8); Türkçe okul açmak,  kitap ve gazete yayınlarının yasaklanması (9); eski Türkçe kitapların, Tebriz şairlerinin taş baskı kitaplarının toplatılarak yok edilmesi (10); Türk soylu ve Türkçe konuşanların Rıza Şahın emri doğrultusunda devlet dairelerinde yönetici kadrolarına atanmaması, mevcut olanların da çeşitli bahanelerle buradan uzaklaştırılması (11); Rıza Şahın Türk elitini fiziksel olarak yok etmesi  (12) çalışmada tarihî olgular ve argümanlarla açıklanmaktadır.[10]

Adalet istemenin zamanı

Yazar, vatandaşlarını dış müdahaleden (özellikle de Sovyetlerin işgalinden) koruyamadığı için İran devletini lanetlemektedir. Yazara göre, Farslar savaşmaya hiçbir zaman hazır olmamışlardır: “Fars yönteminde ‘müdafaa’ maddesi bulunmuyor. Kapılar açıktır. Gelenler gelsin ve keyfi hareketlerini icra etsinler. Sade[ce]: İran yaşasın (!).”[11] Yazar bu dayanılmaz durumun düzelmesi için soydaşlarını mücadeleye çağırıyor, ‘adalet istemenin zamanının geldiğini’ vurguluyor.

Müttefiklerin İran’ı işgalinden ve Rıza Pehlevi’nin istifasından sonra şaşkınlık yaşayan rejim, bir süre sonra demokratik hareketleri önlemek, kendisinin siyasi ve ideolojik konumunu korumak için toparlanarak harekete geçebildi. Salamulla Cavit anılarında, millî meseleye ve bu bağlamda Azerbaycan meselesine karşı tutumun sertleşmeye başladığını, hatta durumun Rıza Pehlevi’nin iktidarı döneminden daha kötü hale geldiğini yazıyordu: “Dört yıllık emekten sonra Farsça hazırladığım Nümunehaye Folklore Azerbaycan [Azerbaycan Folklor Örnekleri] kitabının 2. cildine, üzerinde Azerbaycan sözü olduğundan dolayı matbaada el konuldu. Genceli Sebahi’nin Kartal kitabının yayımlanması engellendi. Hasan Mecidzade’nin Apardı Seller Saranı kitabının Farsçaya çevrilmesine rağmen, basılmasına izin verilmedi.”[12]

Bunun yanı sıra Azerbaycan’da yayılan yeni fikirlerin ve derinleşmekte olan hareketin önlenmesi için iktidardaki rejim ideolojik faaliyetlerini genişletti. Hüseynkulu Kâtebi’nin Azerbaycan ve İran’ın Millî Birliği adlı kitapçığının [13] alelacele yayımlanması bunun bir göstergesi olarak düşünülebilir. Söz konusu kitapçık Seyid Ahmet Kesrevi’nin malum kitabından (Azeri, ya Zebane Bastane Azerbaygan) sonra Pan-İranizmin İran’da Azerbaycan/Türk meselesini konu edinmiş en önemli ürünü olarak kabul edilmelidir. Yazar kitabın ortaya çıkmasının başlıca sebepleri arasında, ‘Şahriver olaylarından sonra’ (1941 Ağustos olayları) Azerbaycan’da yaşanan süreçlerin ‘Azerbaycan ruhu’ ile uyuşmadığını belirtmektedir. Kâtebi, Azerbaycan Cemiyeti’nin faaliyetinden, ‘Azerbaycan milleti, dili ve bağnazlığından’ rahatsız olduğunu ifade etmektedir.[14] Kitapçığın adından anlaşılacağı üzere, bu çalışmanın amacı İran’ın millî birliğini, bu ‘birlik’te Azerbaycan’ın özel konumunu tespit etmektir. Yazar İran milleti’ni oluşturan dokuz bileşeni işaret etmektedir: Toprak, tarih, ırk, dil, mezhep, yasalar, gelenekler, edebiyat ve kamuoyu, duygular ve millî irade. Bu bileşenleri/alametleri Azerbaycan konusuna uygularken yazar önyargılı davranmakta ve bunu da gizlememektedir. Bu konuda şunları yazmaktadır: “İran’da birçok lehçe ve dilin olmasının, birkaç kabilenin [tireye ağvam] yaşamasının, kaç tür meslek ve mezhebin mevcut olmasının ne önemi var ki? Onların hiçbiri önemli değil, çünkü İran, millet ve vatan kavramları bunların hepsinden üstündür, onların [İranlıların] millî ve toplumsal gayeleri aynıdır.” Daha sonra Kâtebi daha açık bir şekilde şu hükmü vermektedir: “Azerbaycan’ın İran’ın diğer bölgeleri ile gaye birliğinin dışında hiçbir birliği olmasa bile, Azerbaycan’ın varlığı ile İran’ın bir parçası olduğunu tüm dünyaya tekrar tekrar bildirebiliriz: geçmişte böyle olmuş, şimdi de böyledir ve gelecekte de şayet bir şey olmazsa, yine böyle olacaktır. Dilinin Türkçe olmasına rağmen, ruhen İranlı olduğunu söyleyen o pak ve güçlü Azerbaycan ahalisi haklıdır.”[15]

Hüseynkulu Kâtebi’nin kitabında Azerbaycan’ın geleceği ile ilgili rahatsızlığını sıkça dile getirmesi, aynı zamanda burada bulunan Sovyet ordusunun himayesinde Sovyet Azerbaycan’ı temsilcilerinin geniş propagandasıyla ilişkiliydi. 1941 yılı Eylül ayının ikinci yarısından itibaren, Tebriz’de ve Azerbaycan’ın diğer kentlerinde Azerbaycan Komünist (Bolşevik) Partisi Merkez Komitesinin Üçüncü Sekreteri Aziz Aliyev başkanlığında kalabalık bir grup faaliyete başlamıştı. 2-3 ay içinde ‘Aziz Aliyev Misyonu’ndaki kişilerin sayısını 2-3 bine ulaştırmak için Moskova’dan onay alınmıştı.[16] Bu grup Sovyetlerin lehine geniş siyasi propaganda çalışmaları yürütüyor, aynı zamanda Azerbaycan’da yerel halkın millî bilincinin gelişmesine yönelik önemli etkinlikler gerçekleştiriyordu. Bu amaçla,  Tebriz’de iki günde bir 4000 tirajlı Vatan Yolunda, Urmiye’de ise Kızıl Asker gazeteleri yayınlanıyor, Bakü’den gönderilen opera grubu burada Türkçe oyunlar sergiliyor, çeşitli müzik topluluklarının Güney Azerbaycan kentlerinde konserleri düzenleniyor, yerel aydınların eserlerini ana dilde yazmaları teşvik ediliyordu. İran hükümeti, Sovyet Azerbaycan’ı temsilcilerinin faaliyetinden duyduğu rahatsızlığı Sovyet tarafına bildiriyordu. Aynı zamanda, Tahran, Azerbaycan’da süreci kontrol altına almak için yerel yönetimi güçlendirmekteydi.

1942’nin yazında Tahran basınının Azerbaycan Cemiyeti’ne karşı propagandasından ve kamuoyu oluşturmasından sonra hükümet, söz konusu cemiyetin faaliyetinin yasaklanması, basın organının çalışmasını durdurmasına ilişkin karar aldı. Moskova, Almanlarla yaşanan savaştaki durumun karmaşıklığını göz önünde bulundurarak, kendisine yeni sorunlar yaratmamak için 1942’nin Mart ayında Aziz Aliyev Misyonu’nun geri çağrılmasına karar verdi. Aynı yılın ortalarında bu gruptan toplam 84 kişi kalmıştı.[17] Aynı tip grubun yeniden İran’a gönderilmesi için 1944 yılına kadar beklemek gerekecekti.

İran’ın enerji kaynaklarına ulaşma siyaseti

1944 yılında Sovyetler Birliğinin savaş bölgelerinde durumu kökten değişti ve Alman birlikleri Sovyet sınırlarından çekildi. Sovyet yönetimi artık aktif bir şekilde ‘İran meselesi’ ile ilgilenebilirdi. Moskova, İran’ın enerji kaynaklarına ulaşmayı İran siyasetinin merkezi haline getirdi. Bu arada Sovyet istihbaratı, ABD petrol şirketlerinin İran’dan petrol imtiyazları elde etmek için aktif bir şekilde çalıştıklarını ortaya çıkardı. Sovyet Azerbaycan’ından gönderilen uzmanlar İran’ın kuzeyinde, yani Güney Azerbaycan’da zengin enerji kaynaklarının bulunduğunu tespit etti. Mart ayında Sovyet yönetimi Güney Azerbaycan’da faaliyetin genişletilmesi, aynı zamanda burada anadilde ortaokulun açılması, Bakü’den kültür alanında çalışanların turnelerinin düzenlenmesi, Vatan Yolunda gazetesinin tekrar yayımlanması, matbaanın kurulmasına karar verdi. Güney’de bu işlerin organizasyonu ve Sovyetler lehine propaganda yapılması amacıyla 1944 yılının ilkbahar ve yazında 620 kişiden fazla çeşitli meslek sahibi Sovyet Azerbaycan’ından buraya görevli olarak gönderildi.[18]

Eylül ayında Tahran’a gönderilen Sovyet heyeti İran hükümetinden petrol imtiyazları alma hedefine ulaşamayınca, Moskova isteğinden vazgeçmeyerek diğer baskı yöntemlerine başvurdu. Öte yandan, Faşist Almanyasının teslim olmasının ardından İran hükümeti Müttefik Devletlere silahlı kuvvetlerini ülkeden çıkarmaları için devamlı çağrıda bulundu. ABD ve İngiltere hükümetleri Tahran’ın bu diplomatik adımlarını savunuyor, İran’ın zayıflamasının Sovyetler Birliğini güçlendireceğine inanıyordu. İkinci Dünya Savaşı’nı kazanan Müttefik Devletler arasında çatışmaların ortaya çıktığı bir ortamda, 6 Haziran 1945 tarihinde Sovyet yönetimi Güney Azerbaycan’ın geleceğini doğrudan etkileyecek önemli bir karar aldı.

Sovyetler Birliği Komünist (Bolşevikler) Partisi Merkez Komitesinin Siyasi Bürosu, ‘Güney Azerbaycan’da ve İran’ın diğer illerinde ayrılıkçı hareketi organize etme önlemlerine ilişkin’ tamamen gizli bir belge kabul etti. Bu belgede İran içinde Azerbaycan eyaletlerinin geniş millî özerklik kazanması için hazırlık çalışmalarına başlanmasının temel yönleri belirlendi.[19]

21 Azer Hareketi
“21 Azer Hareketi ile Azerbaycan Türkü oluşmuş bir millet olma azmini ortaya koydu.”

Komünist Parti’nin söz konusu belgesi Güney Azerbaycan’daki siyasi gelişmelerin arka planını teşkil etti. Daha sonra yaşanan olaylar, aşağı yukarı bu belgede çizilmiş olan hatlar doğrultusunda gelişti. 3 Eylül 1945 tarihinde Tudeh Partisi’nin Azerbaycan eyalet teşkilatının temelinde Azerbaycan Demokrat Partisi’nin kurulmasına dair halka müracaat edildi; 2 Ekim’de söz konusu Parti’nin ilk kurultayı program ve tüzüğünü kabul etti, merkezî organlarını seçti; 20 Kasım’da bölgelerden seçilen 700’den fazla delegenin katılımı ile Tebriz’de Azerbaycan Halk Kongresi çalışmalara başladı ve kendini Kurucular Meclisi ilan etti; Halk Kongresi ‘İran dâhilinde ve İran’ın toprak bütünlüğüne, bağımsızlığına zarar vermeden Millî Hükümet’in oluşturmasına’  karar verdi; Azerbaycan eyaletinde seçimler yapılarak 12 Aralık 1945’de (Güneş takvimine göre 21 Azer 1324’de) Millî Meclis’in ilk açılış toplantısı yapıldı; burada Millî Meclis’in yanı sıra Meclis’e karşı sorumluluk taşıyan Millî Hükümet’in üyeleri (Başbakan Seyid Cafer Pişeveri) ve çalışma programı onaylandı; Millî Hükümet bir yıl zarfında özerk Azerbaycan’da ana hâkimiyet organı oldu. Bu olayların ayrıntılarını ortaya koyan onlarca eser bulunmaktadır.[20] Bu nedenle, konumuz için gerekli olduğundan Güney Azerbaycan’da 21 Azer Hareketi olarak bilinen bu tarihî olayın özünü ortaya koymaya çalışalım.

Millî hareketin doruk noktası

İran resmî tarihçiliği ve bir kısım Batılı araştırmacılar 21 Azer Hareketini ‘bölücü’ bir hareket olarak görmüş, bu hareketin amacının İran’dan ayrılmak olduğunu iddia etmişler. Stalin döneminde, Sovyet siyaseti de 21 Azer Hareketini bölücü bir hareket olarak nitelemiştir. Ancak 1945-46 yıllarında Güney Azerbaycan’daki siyasi süreçte kabul edilen belgeler, hareketin asıl amacının İran’ın toprak bütünlüğü içinde Güney Azerbaycan’ın gerçek özerklik kazanması olduğunu göstermektedir. Millî hükümette Dışişleri ve Savunma Bakanlıklarının olmaması, İran’ın resmî para biriminin kullanılması, İran’ın devlet sembollerine saygı vs. bu amacın ayrılmak değil, ülke içinde özerk yönetimin oluşturulması olduğunun göstergesidir. Yukarıda belirtilen Azerbaycan Halk Kongresi’nin (20 Kasım 1945) kararında şunlar kayd edilmektedir: “Azerbaycan halkı içişlerini yönetmek ve millî özerkliği sağlamak için eyalet encümeni oluşumunu genişleterek ona Millî Meclis (MM) şekli vermektedir. İran dâhilinde ve İran’ın toprak bütünlüğüne, bağımsızlığına hiçbir şekilde zarar vermeden kendi Millî hükümetini oluşturuyor.”[21]

28 Ocak 1946’da Azerbaycan Millî Hükümeti’nin BM Genel Kurulu’na yaptığı başvuruda, son on yıllar içinde İran hükümetinin Azerbaycan’a karşı millî zulüm siyaseti izlediği ifade edilerek, bu hareketin Settar Han, Bağır Han ve Şeyh Muhammed Hiyabanî’nin önderliğindeki millî hareketlerin devamı olduğu ifade edildi.[22]

13 Haziran 1946’da Tebriz temsilcileri ile Tahran yetkilileri arasında imzalanan anlaşmaya göre, mevcut İran Anayasası uyarınca, Azerbaycan Millî Meclisi Azerbaycan Eyalet Encümeni, Azerbaycan Millî Hükümeti ise Azerbaycan ostandarlığına [valiliğine] dönüştü.

21 Azer Hareketinin lideri Seyid Cafer Pişeveri Azerbaycan Demokrat Fırkası’nın (ADF) kurulmasından kısa bir süre sonra hareketin ana amacı – İran’ın bütünlüğü içinde Azerbaycan’ın özerkliğine ilişkin şunu yazıyordu: “Biz İran’ın bağımsızlığına bağlı olmakla birlikte Azerbaycan halkının kültürel haklarını ve kendi kaderini kendi gücüyle tayin etmesini istiyoruz.” [23] Pişeveri, bir diğer makalesinde, ADF’nin temel belgelerinden bahsederken özerklik konusuna açıklık getirmektedir: “Başvurumuzda olduğu gibi, programımızın temelini meşrute [anayasa] ve Anayasa’nın korunması, Azerbaycan halkının içişlerinde özerk olmasını sağlamak için en kısa sürede eyalet ve vilayet encümenlerinin seçilmesi ile birlikte anadilde yazıp okuyarak devlet dairelerinden faydalanma konusu oluşturmaktadır.” [24]Hareketin liderleri 21 Azer’in diğer bir amacının ise Azerbaycan’daki özerkliğin İran’ı demokratikleştirmesi olduğunu defalarca vurgulamışlardır. Örneğin, Pişeveri bu bağlamda şunları yazmıştır: “Azerbaycan halkı özgürlüğünü kazanmakla tüm İran halklarını da esaretten kurtaracak… Biz Azerbaycan halkının mutluluğunu ve İran’ın fakirlik ve felaketten kurtulmasını istiyoruz… Eğer bizim yerel özerklik sloganımız İran’ın her eyalet ve vilayetinde uygulanırsa, milyonlarca şerefli insan devletin savunucusu olma yolunu tutar, bu vesileyle güçlü bir hükümet ortaya çıkarak memleketin [İran’ın] sorunlarını çözmekte başarılı olur. Gerçek merkeziyet ise [İran’da] bu yolla oluşmaya başlar.”[25] Hareket liderlerinin Azerbaycan’a özerklik, İran’a demokrasi! çizgisi, onları himaye eden Sovyetler arasında anlaşmazlığa neden olmaktaydı. Bir dizi kaynağın doğruladığı gibi, bu anlaşmazlık Mir Cafer Pişeveri’nin Mart 1947’de Sovyet Azerbaycan’ında katledilmesine yol açtı.[26]

21 Azer’in ikinci önemli özelliği, hareketin demokratik bir hareket olduğu gerçeğidir. Azerbaycan Demokrat Fırkası’nın yöneticileri ezilen halklara özerklik verilmesini ülkenin demokratikleşmesinde önemli bir araç olarak görüyordu. Azerbaycan Halk Kongresi, Millî Meclis özgür seçimlerin sonucunda kurulmuştu. İran tarihinde ilk kez kadınlar da bu seçimlere katıldı. Bazı yazarların iddialarının aksine, 21 Azer’i komünist bir hareket olarak değerlendirmek yanlıştır. Partinin belgelerinde halk sınıflara ayrılmıyor, mülkiyet hakkı tanınıyordu. ADF’nin lideri hareket döneminde bu konuda şunları yazmıştır: “Fırkamız millî bir fırka olduğu için sınıf ve tabaka ayrımı yapmadan bütün topluluğu kendi bayrağı altına çağırıyor… Fırka siyasi ve sosyal bir teşkilattır ve halkı aydınlatır ve organize edebilir. Ancak ona emir veremez. Halka hükümet edebilecek teşkilat eyalet encümenidir. Bu encümen demokratik yollarla halk tarafından seçilmelidir. Bütün devlet daireleri ve onların başında duranlar, çalışmalarında bu yüksek kuruma tabidir ve onun talimatlarını yerine getirmekle yükümlüdürler… Fırkamız halk fırkası olarak milletin tamamına dayandığından halkın görüşlerine ciddi şekilde önem vermelidir. Bunu devamlı aklımızda tutmalıyız.”[27]

En önemli özelliklerinde bir diğeri de 21 Azer’in, Güney Azerbaycan Türklerinin millî hareketinin bir aşama oluşturmasıdır. Hareket liderleri tüm konuşma ve yazılarında, Meşrutiyet hareketi ve 1920 yılı millî-demokratik hareketinden esinlendiklerini, bu hareketlerin önderlerinin (Settar Han, Bağır Han, Hiyabanî) onlar için birer örnek olduğunu vurgulamışlardır. Pişeveri aynı zamanda, millî hareketin önceki evrelerinde yapılan hataların tekrarlanmayacağına işaret etmekteydi. Pişeveri bu bağlamda şunları yazıyordu: “Eğer Başkomutan Tahran’a inanmasaydı, eğer Şeyh Muhammet Hiyabanîhain, yalancı ve bin yüzlü kurmaylarının sözlerine önem vermeseydi, eğer Lahuti’ye ihanet eden yalancı pehlivanlar idam edilseydi, şimdi sadece Azerbaycan değil, belki de tüm İran, dünyanın en ilerici, en demokratik ülkelerinden biri olacaktı. Bu hataları devamlı göz önünde bulundurarak kararsız ve tereddütlü insanların haince telkinlerine kulak vermeden kendi gücümüze inanmalıyız.”[28]

Millî demokratik özerklik ilkesi ile yola çıkmış olan hareket liderleri İran milleti kavramına, yani tek dilli (Fars dilli), tek kültürlü (Fars kültürlü) egemen millet kavramına karşı da tutumlarını göstermek zorundaydılar. Azerbaycan Halk Kongre’sinde İran Şahına, Meclis Başkanına ve Başbakana gönderilen mektupta Azerbaycan halkı’nın milliyet, dil, gelenek ve kendine has özellikleri ayrı bir millet olduğu, dünyadaki her millet gibi, Azerbaycan milleti’nin de millî hükümet kurma hakkına sahip olduğu, bu milletin kendisini Azerbaycan’ı demokratik ilkelerle yönetmek yeteneğine sahip olduğu vurgulanıyordu.[29] Hareketin ilk döneminde kabul edilen diğer resmî belgelerde ve aynı zamanda hareket liderlerinin söylemlerinde Azerbaycan halkı, Azerbaycan milleti kavramları hâkim olmuştur. Bu kavram, Rıza Şah döneminden kalma resmî İran milleti kavramına karşıt olarak oluşturulmuş, sıkça kullanılan İran milleti terimi İran’ın tüm nüfusu, halkı anlamını taşımıştır. İran’ın çok milletli yapıya sahip olduğu düşüncesi her zaman vurgulanmıştır.

Dikkati çeken unsurlardan bir diğeri ise, bu dönemde günlük konuşmada kullanılan Türk, Türk dili kavramları yerine, belgelerde ve yazılarda genelde Azerbaycan halkı, Azerbaycan milleti, Azerbaycan dili terimlerinin kullanılmasıdır. Bu, Sovyet Azerbaycan’ında yeni kabul edilen Azerbaycanlı kavramının hareket liderleri tarafından Güney Azerbaycan’da kopyalanması için yapılan bir girişimdi. Millî tarihle ilgili yazılar Sovyet Azerbaycan’ında yeni basılan Azerbaycan Tarihi kitabının [30] ana tezlerini tekrarlamaktaydı. Bu kavramlar, özellikle Firudin İbrahimi’nin önce Azerbaycan gazetesinde dizi makaleler şeklinde, daha sonra da ayrı bir çalışma olarak yayınlanmış Azerbaycan’ın Kadim Tarihinden adlı kitapçığına [31] aitti. Burada Azerbaycan Türklerinin tarihî Med devleti ile ilişkilendiriliyor ve güncelleniyordu. Yazar, büyük bir iftiharla Med devleti tarihini vurgulayarak millî düşünceyi Fars-Türk ilişkilerinin bugününe çekmeyi düşünmüş, Med devletinin acı kaderini yaşamamak (Ahamenilerin bir sömürgesi olmak) için okurlarını uyanık olmaya çağırmıştır. Resmî tarihçiliğin aksine, yazar, Med devletinin Farsların tarihi ile bir ilgisi olmadığını, şimdiki Azerbaycanlılar’ın kurduğu bir devlet olduğunu iddia etmektedir.

21 Azer Hareketi döneminde üzerinde durulan en önemli konulardan birinin millî dil olması da doğaldı. Millî hareketlerin millî dil ve kültür konularına öncelik vermesi genel bir durumdur. Bu, Azerbaycan’ın millî güçlerinin özellikle hassasiyet gösterdiği bir konuydu. Çünkü Rıza Pehlevi rejiminin Türklüğe karşı uyguladığı siyasetin en hassas alanı millî dil ve millî kültür alanlarındaki yasaklardı. Millî Hükümet başlangıçtan itibaren çalışmalarını anadilde oluşturdu; eğitim sistemini anadilde yaptı, okuma yazma bilmeyenler için onlarca kurs açıldı; onlarca yeni okul kuruldu, Tebriz’de üniversite, dram tiyatrosu ve filarmoni orkestrası kuruldu. Şair ve yazarlar encümeni [birliği], besteci ve mimarlar derneği kuruldu; anadilde ders kitapları ve diğer kitaplar yayınlandı. Mir Cafer Pişeveri bu konuda şunları ifade etmiştir: “Bizim dilimiz düşmanların iddialarına rağmen çok geniş ve farklı bir dildir. Kökleri halkımızın kanında ve kalbindedir. Biz onu ana sütü gibi emerek vatanımızın ruhunu okşayan havası ile solumuşuz. Ona hakaret edenler, onu muti ve suni göstermek isteyenler bizim gerçek düşmanlarımızdır…  Biz, Azerbaycan’ın her yönden içişlerini yönetmeyi hak ettiğini biliyoruz. Halkımızın konuştuğu dil de Farsi değildir. Bu nedenle de kendi dilimiz ile halkımızın dünyanın medeni halklarının seviyesine ulaşması için çalışıyoruz.”[32] Tahran’la yapılan görüşmelerde Azerbaycan temsilcileri dil konusundan vazgeçmeyeceklerini vurgulamış, neticede anlaşmanın sağlanması uğruna Azerbaycan’daki orta ve yüksek eğitim kurumlarında eğitimin ‘Farsça ve Azerbaycan dilinde yapılmasına’ ilişkin bendin ilave edilmesini kabul ettiler. Aynı zamanda, anlaşmanın 5. maddesine yapılan 3. ilavede şunlar yer almıştır: “İran meşrutiyetine Azerbaycan halkının üstün hizmetlerini, hürriyet ve demokrasinin sağlanmasında Azerbaycan halkının göstermiş olduğu fedakârlıkları ödüllendirmek amacıyla, devlet Azerbaycan’daki gümrük gelirinin yüzde 5’nin Azerbaycan Üniversitesi’nin ihtiyaçlarının karşılanması için aktarılmasına onay verir.”[33]

Azerbaycan’da millî-demokratik hâkimiyet sadece bir yıl sürdü. Tahran, 1946 yılının sonbaharına doğru toparlanarak Azerbaycan’daki yönetimin üstüne gitti. Tahran’ın arkasında, İran’da Sovyetlerin güçlenmesinden endişe eden ABD ve İngiltere duruyordu. Azerbaycan’daki hareketi yok etmek için Tahran’a askeri, mali ve diplomatik yardımlar sağlandı. Tahran, uygun şartları hazırladıktan sonra 12 Haziran tarihli anlaşmayı ihlâl ederek, silah gücüyle Azerbaycan’daki özerk yönetimi ortadan kaldırmaya karar verdi. Sovyetlerin desteğinden mahrum olmuş, hatta onun baskıları ile karşı karşıya kalmış olan Azerbaycan Millî Hükümet lideri Pişeveri’nin deyimi ile bir süre önce ‘Ölmek var, dönmek yok!’ sloganını öne sürmüş olsa da fiilen teslim oldu. On binlerce hareket üyesi Tahran’ın silahlandırdığı irticacı gruplar ve İran ordu birlikleri tarafından öldürüldü, ADF yönetimi ve aktivistleri ise Sovyetler Birliği’ne kaçtı.

Azerbaycan özerkliği ve İran’ın demokratikleşme şansının felaketli sonucu konusunda onlarca araştırma mevcuttur. [34] Burada konumuz için önemli olan birkaç hususu belirtmekle yetinelim.

Öncelikle, 21 Azer Hareketi ile Azerbaycan Türkü (veya Azerbaycan halkı) oluşmuş bir millet olma azmini ortaya koydu. Yerel özerk yönetimlerini yaratması ve icraatları ile bu halk kendini yönetmeye layık ve hazır olduğunu gösterdi. 21 Azer Hareketi İran Türklüğünün daha önceki dönemlerdeki (Meşrutiyet, 1920) millî hareketlerin devamı oldu, ancak millî meselenin daha net bir şekilde ortaya konulması açısından millî hareketin bir önceki dönemlerini aşarak millî hareketin doruk noktasını oluşturdu.

21 Azer Hareketi tecrübesi, yerel özerkliklerin başarıları ülke çapında gayri Farsların millî hareketleri, aynı zamanda İran’ın (en başta Tahran merkezi hükümetinin) demokratikleşmesi ile sıkı bağlantılı olduğunu gösterdi. Hareket liderlerinin konuşma ve yazılarında bu zarureti vurgulamalarına rağmen, bu alanda belirli girişimlerde bulunsalar da (örneğin, Kürt özerkliği ile ilişkilerin kurulması) pratikte bu iki güç arasında ittifak kurulmasında başarılı olamadılar.

21 Azer’in kazanımlarının yok oluşunun, Azerbaycan ve Türk milletinin yeniden facia yaşamasına ilk sebep olanlar, İran’da millî meselenin çözümünü istemeyen, ülkenin demokratikleşmesinden ürken İran irticasıysa, ikinci sebep olanlar 21 Azer liderlerinin, hareketi Sovyet siyasetine bağlaması idi. Sovyet yönetiminin İran’dan petrol imtiyazı alma karşılığında Güney Azerbaycan yönetimini desteksiz bırakması, hatta Tahran’ın Azerbaycan’a saldırısına direniş göstermemesi için ona yapılan baskılar, sonraları ‘ihanet’ olarak kabul edilecekti. [35]

21 Azer Hareketi İran’da Azerbaycan/Türk meselesini uluslararası siyasi platforma çıkardı. Yeni kurulmuş olan Birleşmiş Milletler’in ilk ele aldığı ve büyük güçlerin çıkarlarının çatıştığı mesele Azerbaycan meselesi oldu.

21 Azer Hareketinin İran’daki Türkler’in milletleşme sürecinde gösterdiği olumlu ve/veya olumsuz etkiler sonraki yıllarda da kendisini gösterdi.

Dipnotlar

1 Vidadi Mustafayev, Cənubi Azərbaycan. Milli şüur (XX əsrin I yarısı),Bakı: Əbilov, Zeynalov və oğulları, 1998, s.110-111.

2 Azərbaycan (Təbriz), 18.12.1941.

3 A.g.e., 12.11. 1941.

4 A.g.e., 05.01.1942.

5 Vidadi Mustafayev, Cənubi Azərbaycan. Milli şüur (XX əsrin I yarısı), s. 113.

6 A.g.e., s. 112.

7 Sanan Azer, İran Türkleri, İstanbul: Cumhuriyet matbaası, 1942, 22 s.

8 Sanan Azer, İran Türkleri, s. 10.

9 A.g.e.,s. 12-13.

10 Sanan Azer, İran Türkleri, s.17-18.

11 A.g.e., s.14.

12 Salamulla Cavid, O günün həsrəti ilə.Xatirələr, Bakı:Yurd, 2003, s. 57.

13 Hoseynqoli Katebi, Azərbaycan və məsəleyi melliye İran, Təbriz, 1942. Bu şahsın sonralar milli grubların faaliyetine katılması, özellikle Tebrizli Ali ile sıkı iş birliğinde olması ilginç hal sayılmalıdır. Bkz: Təbrizli Əli, Ədəbiyyat və milliyyət,Tehran: Atropat,[1978], s.115.

14 Hoseynqoli Katebi, Azərbaycan və məsəleyi melliye İran, s.4.

15 A.g.e., s. 16.

16 Cəmil Həsənli, Güney Azərbaycanda Sovet-Amerika-İngiltərə qarşıdurması (1941-1946), Bakı: Azərbaycan nəşriyyatı, 2001, s. 13-14.

17 Cəmil Həsənli, Güney Azərbaycanda Sovet-Amerika-İngiltərə qarşıdurması (1941-1946), s. 36.

18 A.g.e., s. 40-64.

19 A.g.e., s. 96-98.

20 Örneğin, bkz: Ə. Quliyev, Cənubi Azərbaycan milli-azadlıq və demokratik hərəkat tarixindən (1941-1945), Tarix və Fəlsəfə İnstitutunun əsərləri, I buraxılış, Bakı, 1951; M. Çeşmazər, Azərbaycan Demokrat partiyasının yaranması və fəaliyyəti, Bakı, 1986; Şövkət Tağıyeva, Əkrəm Rəhimli (Bije), Səməd Bayramzadə, Güney Azərbaycan. Məlumat kitabı, Bakı, 2000; Əkrəm Rəhimli (Bije), Güney Azərbaycanda milli-demokratik hərəkat (1941-1946), Bakı: Meqa, 2003; М. Ибрагимов, О демократическом движении в Южном Азербайджане в 1945-1946 гг., Баку, 1948; Правда об Иранском Азербайджане, Баку, 1949; К. Мамедов, О нацональноосвободительном движении в Иранском Аэербайджане в 1945-1946 гг., Ученые записки Азерабджанского Государственного Университета. Гуманитарная серия,N1, 1959; Nəcəfqoli Pesyan, Mərg bud baz gəşt, həm bud. Tarixçeye Ferqeye Demokrate Azərbaycan və Hezbe Komeleye Kordestan əz soqute padeqanhaye Azərbaycan to esteqrare niru, İsfahan, 1948; Əhməd Rezvani, Macəraye Azərbaycan əs şəhrivəre 1320 ta azəre 1325, Ərak, [ilsiz]; George Lenczowski, Russia and the West in Iran, 1918-1948. A Study in Big-Power Rivalry, Ithaca, New York: Cornell University Press, 1949; Robert Rossow, The Battle of Azerbaijan, 1946, The Middle East Journal, Vol. 10, No 1, Winter 1956, pp. 17-32; Ervand Abrahamian, ‘Communism and Communalism in Iran: The Tudah and the Firqah-i Dimukrat’, International Journal of Middle East Studies, vol 1, no 4, July 1970, pp. 291-316; David B. Nissman, The Soviet Union and Iranian Azerbaijan. The Use of Nationalism for Political Penetration, Boulder and London: Westview Press, 1987; Louise L’Estrange Fawcett, Iran and the Cold War. The Azerbaijan Crisis of 1946, Cambridge: Cambridge University Press, 1992; Touraj Atabaki, Azerbaijan. Ethnicity and Autonomy in Twentieth-century Iran, London and New York: British Academic Press, 1993; Jamil Hasanli, At the Dawn of the Cold War. The Soviet-American Crisis over Iranian Azerbaijan, 1941-1946, London etc: Rowman, 2006.

21 Şövkət Tağıyeva, Əkrəm Rəhimli (Bije), Səməd Bayramzadə, Güney Azərbaycan. Məlumat kitabı,s. 219.

22 A.g.e., s. 236.

23 Azərbaycan (Təbriz), 05.09.1945; Mir Cəfər Pişəvəri, Seçilmiş əsərləri, Bakı: Azərbaycan Dövlət Nəşriyyatı, 1984, s. 274-275.

24 Azərbaycan (Təbriz),  25.09.1945. Mir Cəfər Pişəvəri, Seçilmiş əsərləri, s. 297.

25  Mir Cəfər Pişəvəri, Seçilmiş əsərləri, s.276, 298, 321.

26 Toplantıların birinde Azerbaycan Komünist Partisi Birinci Sekreteri Mir Cafer Bağırov’un 21 Azer hareketinin yenilgisinin ana nedeninin ve ADF’nin en büyük hatalarından birinin Sovyet Azerbaycan’ı ile yeterince sıkı ilişkilerin kurulmaması, ‘ona dayanmaması’ görüşüne cevap olarak Pişeveri şunları ifade etmiştir: “Yoldaş Bağırov’un fikrinin aksine, bizim en büyük hatamızın ve hareketimizin yenilgiye uğramasının nedeninin, gereken seviyede İran Azerbaycan’ı ile İran arasındaki sarsılmaz birliğe ve Azerbaycan’ın İran’dan ayrılmazlığına dayanmadığımız olduğuna inanıyorum.” Şövkət Tağıyeva, Əkrəm Rəhimli (Bije), Səməd Bayramzadə, Güney Azərbaycan, s.267.

27 Mir Cəfər Pişəvəri, Seçilmiş əsərləri, s.275, 281, 297.

28 Azərbaycan (Təbriz), 12. 09. 1945.

29 A.g.e., 23.11.1945.

30 Azərbaycan tarixi. Qısa oçerk. Qədim zamanlardan XX əsrə qədər, Bakı, 1943.

31 Firudin İbrahimi, Azərbaycanın qədim tarixindən, Təbriz, 1946.

32 Mir Cəfər Pişəvəri, Seçilmiş əsərləri, s. 277-278, 329.

33 Anlaşmanın tam metni için bkz: Əkrəm Rəhimli (Bije), Güney Azərbaycanda milli-demokratik hərəkat (1941-1946), s. 180-183.

34 Yukarıdaki kaynak listesine bkz.

35 Ayrıntılı bilgi için bkz:  Salamulla Cavid, O günün həsrəti ilə. Xatirələr, s. 75-86; Cəmil Həsənli, Güney Azərbaycanda Sovet-Amerika-İngiltərə qarşıdurması (1941-1946),özellikle kitabın 16. bölümü, s. 501-542.

 

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!
       

Yazarın MİSAK'taki yazıları