07.08.2022

Siyasetin dilini seçmenler belirler

Siyasetçi, kötü bir dil kullanacağı zaman yadırganacağı ve ayıplanacağı düşüncesiyle, kelime ve kavramlar konusunda son derece dikkatli ve duyarlı olmaya çalışır. Böyle olmayanlar ise nitelikli siyaset alanında kendilerine saygın bir yer bulamazlar.


Toplumlar, insanlık tarihi boyunca her daim yöneticiler ve yönetilenler olmak üzere iki ana sınıftan meydana gelmiştir. Toplumsal işlevleri bakımından yöneticiler, yönetim otoritesini temsil adına birtakım kararlar alırken, yönetilenler bu kararlara uymakla yükümlüdür. Bütün zamanların en önemli sorunlarından biri, kimlerin yönetici olacağı ve bunların nasıl belirleneceği hususudur. Demokratik düzenlerde, yöneticilerin kimler olacağına ilişkin, seçim sürecinde başarılı olmanın yolu, büyük ölçüde seçmenleri ikna edici bir siyasi iletişimden geçmektedir.

Siyasetin hitabet dili

Siyasi iletişim sürecinde, seçmen davranışlarının etkilenmesi amacıyla topluma yönelik hitabette kullanılan dilin niteliği, hem siyasetçilerin hem de seçmenlerin nitelikli bilgiler (ana dile hâkimiyet, bilimsel bilgi, felsefe vb.) açısından eğitim ve kültür düzeylerine bağlıdır.  Söz gelimi, en ideal durum, siyasetçilerin ve mesaj alıcı hedef kitlenin yüksek kültürlü ve bilinçli insanlar olmasıdır. Siyasetin mesaj ve söylemleri çoğunlukla rasyonellik ve gerçeklik içeresinde gerçekleşir. Siyasetçilerin bilgili ve aydın bir iletişim niteliğine karşılık, hedef seçmen kitlesi eğitim ve kültür düzeyi düşük kişilerden oluşuyorsa siyasetçilerin mesaj ve söylemleri, seçmenler tarafından muhtemelen yeterince anlaşılmayacaktır. Siyasetçilerin oldukça yetersiz ve sıradan kişiliklere sahip olmaları durumunda ise bunların entelektüel ve bilgili hedef kitle üzerinde bırakınız etkili olmalarını, onlar bu tür iletişimlere muhatap dahi olmak istemeyeceklerdir. Çok tanıdık bir durum olarak, hem siyasetçilerin hem de mesaj alıcısı kitlenin popüler kültür taşıyıcısı olduğu ve her iki tarafın da nitelikli bilgiler açısından yetersiz olduğu kültür ortamında ise siyaset dili son derece sert ve kaba söylemlerle gerçekleşecektir.

 Bilinçli seçmen siyasetçiyi kendine benzetir

Siyasi partilerin, kendi görüş ve düşüncelerini seçmenlere ulaştırmaları, onların desteklerini almaları ve seçimlerde oy davranışlarını etkilemeleri bakımından birbirleriyle kıyasıya yarışmaları gerekir. Belirli bir uygarlık düzeyine gelmiş ve demokratik kültürü özümsemiş olan toplumlardaki rasyonel düşünceye sahip seçmenlerin, çoğunlukla “doğru ile yanlış” ve “iyi ile kötü” arasındaki farklılığı algılama ve ayırt etme kapasitelerinin yüksek olmasından dolayı siyasi partiler, kendi seçmenlerine doğrudan akıl ve bilime dayalı siyasi programları ve projeleriyle ulaşmaya çalışırlar. Duyarlı ve akıllı seçmenler, siyasi partilerin kendi rakiplerini eleştirmelerine yalnızca belirli neden-sonuç ilişkisi bağlamındaki somut kanıtlar altında itibar edebilir. Aksi halde, sadece rakiplerin karalanması ve kötülenmesi üzerine bir siyaset söylemi, her şeyden önce uygar ve akıllı seçmenlerce son derece sıkıcı ve kavgacı bir siyaset anlayışı olarak görülür.

Demokratik düzen konusunda belirli bir aşamaya gelmiş olan toplumlarda, seçmenlerin daha nitelikli ve uygulanabilir siyaset programlarını izlemeleri, siyasetçiler üzerinde o kadar etkili olur ki onlar da duyarlı seçmenlerin karşısına bilerek, öğrenerek ve araştırarak çıkmak için özel bir çaba gösterirler. Bu toplumların siyasetçileri, özgüvenlerinin yüksek olması nedeniyle; siyaset yapma eylemi içinde bulundukları sürede, kendi parti görüş ve programlarını destekleyici çalışmalar yapan aydın ve düşünce insanlarından, asla bir emir-komuta zinciri biçiminde olmayacak tarzda, akademik ve bilimsel destek almaktan yüksünmezler. Akıllı ve duyarlı seçmenler, toplumsal yapıyı sürekli iyileştirmeleri, yeni düşünceler ve projeler üretmeleri konusunda alternatif siyasi partileri birbirleriyle adeta yarıştırırlar. Böyle bir seçmen topluluğu karşısında kalan siyasetçiler için seçmenlerin beklentilerine uygun cevap verebilecek olumlu ve ufuk açıcı dil kullanma zorunluluğu kaçınılmazdır. Bu nedenle siyasetçi, kötü bir dil kullanacağı zaman yadırganacağı ve ayıplanacağı düşüncesiyle, kelime ve kavramlar konusunda son derece dikkatli ve duyarlı olmaya çalışır. Böyle olmayanlar ise nitelikli siyaset alanında kendilerine saygın bir yer bulamazlar.

Bilinç düzeyi düşük seçmen neden haz alıyor?

Eğitim ve kültür düzeyleri düşük siyasetçilerin, zihinsel ve duygusal yetenek düzeylerinin nispeten yetersizliği nedeniyle nitelikli bir iletişim için gerekli olan uygun kelime ve kavram bilgileri oldukça yetersiz kalmaktadır. Bu tip siyasetçiler, içinde yetiştikleri dar kültür çevresinde öğrendikleri sınırlı kelime ve kavram bilgileri ölçüsünde kullandıkları dil ile sorun çözücü ve sosyal bütünleşme sağlayıcı mesajlar veremezler. Kaldı ki bu tip siyasetçilere itibar eden seçmenler, kendilerine neden-sonuç ilişkileri ve mantıki çıkarımlar içeren mesajlar yöneltilse bile, muhtemelen zihin dünyalarında bu kavramların karşılığının olmaması nedeniyle, verilen mesajlara çoğunlukla ilgisiz ve kayıtsız kalacaklardır. Bu yüzden, bu kitleye karşı çoğunlukla dinî ve millî içerikli heyecan verici ve hamasi mesajlar verilir. Çünkü bu kitlenin, daha önceden alışkın oldukları şartlandırıcı eğitim ve propaganda etkinlikleri doğrultusunda dinî ve millî simgelerle coşturulması, onların taraftarlık ve bağlılıklarını sağlamada daha etkili sonuçlar verdiği görülmüştür. Bu yüzden, muhafazakâr ve sözde milliyetçi siyasetçiler, kendileri de çoğunlukla popüler kültür taşıyıcısı olmaları nedeniyle seçmenlerine yönelik söylemlerinde, daha çok rakiplerini kötüleyici ve aşağılayıcı mesajlar vermeyi tercih ederler. Zaten bu seçmen türü, çoğunlukla okumayla ve zihinsel öğrenme ile pek ilgileri olmayan, içi boş ama heyecan verici hitabetlerden kendilerine bir doyum sağlamaya çalışan, sevdiği siyasetçilerin kimliklerinde kendi varlıklarını özdeşleştirmeye çalışan kişilerdir.  Evrensel bir değer olan Kur’an, tam bu tip kişileri, adeta resmeder: “Sen onları gördüğünde kalıpları hoşuna gider ve konuşacak olsalar sözlerine kulak verirsin: Giydirilmiş kalaslar gibidir onlar. Her çığlığı kendi aleyhlerine sanırlar; onlar kökten düşmandırlar: Artık onlara karşı dikkatli ol! Allah onları kahretsin: Nasıl da savruluyorlar!…” (Münafikun Suresi, 4).

Rasyonel düşüncenin ve toplumsal bilinçlenmenin yeterli olmadığı toplumlarda, muhafazakâr ve sözde milliyetçi kesim, demokrasiyi daha iyi bir hayat sürme imkân ve fırsatı olarak görmekten çok, kendi dünya görüşlerinin bir gösteri ve savaş alanı gibi görme eğilimindedir. Bu tür seçmenler, destekledikleri siyasetçileri, kendi zihin dünyalarının ve “davalarının” birer savaşçısı gibi gördükleri için onların boş polemiklerinden, demagojilerinden veya laf ebeliklerinden garip bir haz alırlar. Böylece, siyasetçiler ile seçmenleri arasında zaman içinde büyük bir duygudaşlık ve kolektif bilinçaltı özdeşliği meydana gelmektedir. Siyasetçilerin, meydanlarda, salonlarda ve çeşitli iletişim araçlarındaki seçmenleri etkileyecek söylemlerinde, yeniliklerden, geliştirici programlardan ve projelerden söz etmeleri, seçmen ya da yandaşları üzerinde fazla bir duyarlılık oluşturmaz iken; rakip siyasi partilere yönelik haklı ya da haksız, yerli ya da yersiz “sert açıklamalar” yapmaları ve hatta küfür gibi sözleri kullanılmaları çok büyük bir heyecan dalgası doğurmaktadır. Siyasetçilerin, seçmenlerine yönelik olarak yaratıcı, sorun çözücü ve iyileştirici bir içeriğe sahip açıklamalar yapmaktan çok; rakiplerin kötü oldukları üzerine inşa edilmiş bir hitabette bulunması, biraz bilgi, görgü ve düşünce yapılarının eksikliğinden ise de çoğu seçmenlerin böyle bir dil konusunda siyasetçileri ayartıyor olmasındandır.

Genel anlamda siyasetin, dar anlamda siyaset dilinin niteliğinin arttırılmasının köklü çözümü, akılcı ve ahlaklı bir dil kullanımı konusunda toplumsal talebin ve beklentilerin yükselmesidir. Toplum, daha iyisine ve güzeline layık olduğunu göstermeli ve talep etmelidir. Akıllı tüketiciler, pazar alanında kötü ve kalitesiz mallara razı olmadığında, üreticiler piyasada kalmak uğruna daha iyisini ve kalitelisini sunmak zorunda kalıyorsa siyasetin niteliğini yükseltecek olan en etkili çözüm de seçmenlerin “doğru” ile “yanlış” arasında gerçekçi seçim yapmayı öğrenmesiyle mümkün olacaktır.

Yazar

Feyzullah Eroğlu

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar