02.02.2023

Ahlak dinin nesi oluyor?

Toplumda dikkat çeken sosyal kurallar ahlak ve dindir. Ahlak, toplumsal aklın, vicdanın ve deneyimin, bazı davranışları iyi veya kötü olarak nitelerken kullandığı kurallardır. Din, doğaüstü bir gücün varlığına, yüceliğine inananların, bu güç tarafından emredildiğine inandıkları ilkeler topluluğudur.


İnsanlık tarihi, ortalama her insanın yaşamını birer sosyal varlık olarak topluluklar hâlinde sürdürdüğünü göstermektedir. İnsanların sosyal bir varlık olduğu gerçeği, onların tek başlarına bir yaşam sürmelerine göre, birlikte yaşamanın gerektirdiği birçok sosyal kuralın varlığını da zorunlu kılmıştır. Bir toplum olarak yaşayan insanların, belirli yerlerde ve zamanlarda, belirli durum ve şartlar karşısında çoğunlukla belirli tarzlarda davranmalarını gerektiren ve oradaki ortak yaşamı düzenleyen sosyal kurallar, dengeli bir ortak yaşamın mümkün olması bakımından standart hareketler geliştirmişlerdir. Toplu yaşamın düzenini ve etkinliğini güvence altına almak adına geliştirilen sosyal kuralların bir kısmı, yazılı hukuki düzenlemeler biçiminde kamusal bir zorunluluk oluşturur. Bir kısmı da toplumsal bir gönüllülük esasına dayanmak suretiyle bireylerin akıl, vicdan, bilgi ve eğitimleriyle ilintili davranışlar olarak özgür iradelerine bırakılmış olan sivil kurallardır.  Bunlardan, toplumsal katmanlar üzerindeki etkileri ve birbiriyle ilişkileri bakımından en dikkat çeken sosyal kurallardan birisi ahlak ise diğeri de din olmalıdır.

Ahlak-Din ilişkisi

Ahlak, toplumsal aklın, vicdanın ve deneyimin, belirli davranışları “iyi” veya “kötü” olarak nitelerken kullanmış olduğu kurallar topluluğudur. Ahlak kavramının özü, toplumsal düzenin sürdürülebilirliği için bireylerin birbirlerine ve yaşadıkları doğal çevreye, herhangi bir çıkar ve beklenti olmaksızın, birtakım değerler katmaları ve “iyilik” yapmalarıdır. Buna karşılık, zarar verici her türlü niyet ve eylemden uzak durmaları ve her türlü “kötülükten” sakınmalarıdır. Din ise doğaüstü bir gücün varlığına ve yüceliğine inanan kişilerin, bu üstün güç tarafından emredildiğine inandıkları birtakım ilkeler, değerler, ritüeller ve simgelerden meydana gelen kurallar topluluğudur. Gök kaynaklı olsun ya da kültürel inşa olsun, bütün inanç sistemlerinin öğretilerinin özünde, “iyi insan” olma yönünde ahlaki değer yargıları ve özgeci davranışlar vardır. Dinlerin ritüelleri (çeşitli ibadet ve ayinleri vb.) ve simgeleri (söz gelimi hilâl, haç, siyon yıldızı vb.) ise bir yandan aynı dine inanan insanlar arasında yoğun bir heyecan ve duygu zenginliği yaratırken diğer yandan da inananlar için o inanç topluluğu içinde statü elde etme, davranışları sağlama aracı olarak kullanılabilmektedir.

Ahlak dinlerin özü olmalıdır

Toplumsal düzenin oluşumunda ahlak kavramı, insanların toplumsal süreçlere ve doğal çevreye karşı, her durumda özgeci hareket tarzıyla yaklaşmasını ve kötülüklerden uzak durulmasını öngörmektedir. Söz gelimi, iyilik yapmak anlamında insan ilişkilerinde “adaletli ve dürüst olmak”, “çalışkan ve üretken olmak”; doğaya ve insanlara karşı “saygılı ve merhametli olmak”; kötülükten sakınmak anlamında “haksızlık yapmamak”, “yalan söylememek”, “yolsuzluk yapmamak”, “çalmamak”; insanlara ve doğaya “zarar vermemek” tarzındaki hareketler evrensel ahlaki ilke ve değerler olarak kabul edilir. Aslında, neredeyse bütün inanç sistemlerinin kavramsal özünü de bu ahlaki ilke ve değerler oluşturmaktadır. Ancak, her toplumda var olan birer sosyal kurum olarak “ahlak” ile “din” ilişkisi, kavramsal olarak birbirlerini tamamlaması gereken sosyal kurallardır. Buna karşılık, uygulamada bütün toplumlar bakımından birtakım çelişkiler taşımaktadır. Dinlerin kişisel ve kolektif yaşantısında, dinin temel öğreti ve özünü oluşturan ahlaki değerlerden kopulması sonucunda, sadece ritüel ve simgelerin sağladığı yoğun dinî söylem ve görsellik üzerinden koyu bir ikiyüzlülük ortaya koyulduğu da çok sık rastlanan durumlar arasındadır. Dinler tarihine ve günümüz inanç sistemlerinin uygulamalarına bakılacak olursa, özellikle siyasetçi-din adamları ittifakınca, çoğunlukla dinlerin, öğreti ve ahlaki özlerinden kopartılarak ritüeller ve simgeler ile dinî söylem ve görsellikler aracılığıyla toplumsal katmanlar üzerinde, mevcut iktidar ilişkilerine yoğun bir bağlılık duygusu yaratılmaktadır. Bu bağlamda, sosyolojik anlamda dikkatli ve duyarlı bir laiklik düzenlemesi ve uygulamasının olmadığı toplumlarda, inanç üzerinden geniş bir sömürü alanı oluşturulmasının yanında ciddi bir dinî ikiyüzlülük yaratılması da söz konusu olmuştur.

İslâmiyet bir ahlak dinidir

İslâm Dininin, ahlak-din ilişkisi bakımından son derece evrensel değerlere sahip olduğunu biliyoruz. Kur’an’daki yaratılış ile ilgili ayetlerde, “yeryüzü halifesi” olarak tasarlanmış olan kişioğlunun kendinden beklenilen “insanileşme sürecini veya evrimini”, büyük ölçüde ahlaki değerler sayesinde tamamlayabileceği apaçık ortaya konmuştur. Hz. Muhammed’e ilk bildirilen buyruk, “Oku” buyruğudur; evrenin ve insanın yaratılışının “algılanması ve anlaşılması” üzerine kesin bir buyruktur. İniş sırasına göre, ikinci sûrenin “Kalem” adını alması ve Peygamber’e hitaben “ve kesinlikle sen, çok büyük bir ahlak üzerindesin” (Kalem S.,4) denilen âyet ile Peygamberin şahsında bütün inananlara, “ahlaklı olmaları” işaret edilmektedir. İslâmiyet’in ilk mesajlarının, geçmişten geleceğe bütün çağlar için insanlığın daimî iki temel sorunu olan “cehaletin” (yani akıl ve bilim karşıtlığı) ve “ahlaki yozlaşmanın” giderilmesiyle ilgili olması, insanların ahlaki değerler kanalıyla daha iyi insan olmaları gereğinin daha açık bir biçimde anlatılmak istenmesidir.  Ayrıca, Kur’an’da ahlaki değerlerle ilgili ayetlerin, dinin öngördüğü ritüellerden ve simgesel yönlerinden daha fazla yer almış olması, İslâmiyet’in ruhunu ve anlam bütünlüğünü temsil bakımından son derece önemli bir olgudur. Ancak, Peygamber’in vefatından hemen sonra başlayan iktidar mücadelelerini ve eski “kabileci” anlayışları yeniden hortlatanlar, İslâmiyet’in ahlaki özünün giderek hayatın dışına itilmesine yol açmışlardır. Bu mücadelelere taraf olanlar, kendilerine daha fazla taraftar devşirmede işe yarayacağını düşünmüş olmalılar ki Kur’an’ın “apaçık” buyruklarıyla ilintili olmayan bir takım kültürel, dinî söylemleri ve törensel eylemleri, dinin ruhuna ve özüne daha uygun düşen ahlaki değerlerin önüne çıkarmışlardır. İslâmiyet’ten önce de bulunan ve Orta Doğu bölgesinde oldukça yaygın olan akıl ve bilim dışı kültürel tortuların, Hz. Muhammed’in vefatından hemen sonra başlayan şiddetli iktidar mücadeleleriyle ilgili eylemlerle birleşimi sonucunda, İslâmî ahlak ve erdemi yeterince içselleştirememiştir. Yönetim kademelerindeki kişilerin yönetme anlayışları, büyük ölçüde toplumun inanma tarzını da aynı yönde etkilemiştir. Böylece, yönetici kadroların yönetim etkinlikleri sırasındaki ahlaki değerleri yozlaştırmış olması hâli, birçok konuda olduğu gibi toplumun genelinde de ahlakı ihmal eden, ancak bunun yerine sadece görselliğe ve simgeciliğe dayalı bir dinî zihniyet giderek yerleşmiştir.

Sonuç olarak, Kur’an’daki İslâmiyet, akılcı ve bilimsel gerçekler ve evrensel değerlerle özdeşleşen bir ahlak dinidir. Kur’an’ın ilk buyruklarından birisi ve Peygamberimizin sünnetinin en görkemlisi, “ahlaklı olma” ve “kötülüklere direnme” tavrıdır.

Yazar

Feyzullah Eroğlu

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar