13.05.2026

Ulusötesi baskıyı önleme: Uygur diasporası örneği

Yazarımız Abdulhalik Kara, Sheffield Üniversitesi öğretim üyesi David Tobin ve Uygur araştırmacı Nyrola Elimä tarafından yayımlanan "Ulusötesi Baskıyı Önleme: Uygur Diasporası Örneği" raporunu yorumluyor.


Sheffield Üniversitesi öğretim üyesi David Tobin ve Uygur araştırmacı Nyrola Elimä tarafından yayımlanan Ulusötesi Baskıyı Önleme: Uygur Diasporası Örneği (Preventing Transnational Repression: The Case of the Uyghur Diaspora) başlıklı yeni yayımlanan rapor, otoriter devletlerin – özellikle Çin’in – eleştirmenleri susturmak ve diaspora topluluklarını sınırlarının ötesinde kontrol etmek için kullandığı ulusötesi baskı (TNR) pratiklerini derinlemesine inceliyor. 114 sayfalık Rapor, ulusötesi baskıyı, bir devletin egemenlik alanı dışında bireylerin ifade özgürlüğü, örgütlenme ve toplanma gibi temel haklarını kısıtlamayı veya engellemeyi amaçlayan eylemler olarak tanımlıyor. Uygur ve Kazak diasporalarına odaklanan çalışma, Türkiye, Kazakistan ve Birleşik Krallık’ta yürütülen saha araştırmalarıyla bu baskıların yöntemlerini, etkilerini analiz ediyor. 52 kişiyle yapılan görüşmelerle desteklenen rapor, sivil toplum kuruluşları (STK’lar) ve hükümetler için somut öneriler sunarak, diaspora topluluklarının haklarını korumaya yönelik kapsamlı bir yol haritası ortaya koyuyor.

Ulusötesi baskının doğası ve Çin’in stratejisi

Ulusötesi baskı, otoriter rejimlerin – özellikle Çin’in – sınır ötesinde muhalifleri susturmak, eleştirel sesleri bastırmak ve diaspora topluluklarını kontrol etmek için giderek daha sık başvurduğu bir yöntemdir. Rapor, Çin’in bu uygulamalarını Doğu Türkistan’daki kitlesel gözaltılar, zorla çalıştırma, kültürel ve dini kimliklerin silinmesi gibi soykırım politikalarının bir uzantısı olarak değerlendiriyor. Çin Komünist Partisi (ÇKP), uluslararası imajına zarar verebilecek anlatıları engellemek ve kendi söylemine aykırı bilgileri bastırmak amacıyla siber taciz, fiziksel gözetim, aile üyelerine yönelik tehditler ve zorla geri çağırma gibi taktikler kullanıyor. Özellikle Uygur ve Kazak diasporalarını hedef alan bu politikalar, Çin’in küresel “yumuşak güç” stratejisinin bir parçası olarak öne çıkıyor.

Uygur ve Çin’in politikalarına ilgilenen STK’lar, soykırım ve insan hakları ihlallerini belgeledikleri ve uluslararası hukuk ihlallerini ortaya koydukları için ÇKP’nin başlıca hedefleri arasında. Rapor, bu örgütlerin karşı karşıya kaldığı başlıca baskı biçimlerini şöyle sıralıyor:

Siber taciz: E-posta veya telefon hackleme, sahte sosyal medya hesaplarıyla trölleme.

Tehdit içeren iletişim: Anonim telefon görüşmeleri veya mesajlarla korkutma.

Fiziksel gözetim: Diaspora üyelerinin veya örgüt liderlerinin takip edilmesi.

Ailelere baskı: Çin’deki aile üyelerine yönelik tehditler veya cezalandırma.

Yasal engeller: Oturum izni iptalleri, sınır dışı etme veya diğer hukuki baskılar.

Çalışma, Türkiye, Kazakistan ve Birleşik Krallık’taki farklı siyasi ve ekonomik bağlamların, ulusötesi baskının biçimlerini ve etkilerini nasıl şekillendirdiğini karşılaştırmalı olarak ortaya koyuyor. Türkiye’nin siyasi yapısı ve Çin ile karmaşık ilişkileri, Uygurların sınır dışı edilme ve gözetim riskini artırırken; Kazakistan’ın Çin’e yakınlığı, yerel baskıların yoğunlaşmasına yol açıyor. Buna karşılık, Birleşik Krallık’ın demokratik ortamı ve güçlü siber güvenlik altyapısı, Uygurlar için daha etkili bir koruma sağlıyor.

Vaka çalışmaları: Türkiye, Kazakistan ve Birleşik Krallık

Rapor, üç ülkedeki STK’ların ulusötesi baskı deneyimlerini ve geliştirdikleri karşı stratejileri vaka çalışmalarıyla detaylandırıyor.

Türkiye’deki Nuzugum Aile ve Kültür Derneği’nin başkanı Münevver Özuygur ile yapılan görüşmede, Çin’den gelen finansal teşvik teklifleri ile hukuki tehditler öne çıkıyor. Bu teşvikler, diaspora üyelerine para veya ailelerine yardım teklif edilerek casusluk yapmalarının ya da faaliyetlerini durdurmalarının sağlanmaya çalışıldığı durumları ifade ediyor. Örneğin, Çin Büyükelçiliği bazı üyelere Çin’e dönmeleri için maddi destek ve tek kullanımlık seyahat belgeleri teklif etti. Hukuki baskılar ise asılsız şikayetlerle Türkiye’de Uygurların oturum izinlerinin sebepsiz iptal edilmesi, vatandaşlık başvurularının muğlak gerekçelerle reddedilmesi veya sınır dışı edilme riski gibi uygulamaları kapsıyor. Zinnetgül Tursun ve iki çocuğunun üçüncü bir ülke üzerinden Çin’e sınır dışı edilmesi, bu tehditlerin ciddiyetini gösteren çarpıcı bir örnek.

Türkiye merkezli Uluslararası Doğu Türkistan Örgütleri Birliği (IUETO) yöneticilerinden Abdureşid Emin, örgütün Çin Büyükelçiliği tarafından hem finansal teşviklerle hem de yasal baskılarla hedef alındığını aktarıyor. Bu baskılar, üyelerin Çin adına bilgi paylaşmaları veya faaliyetlerini durdurmaları için maddi teklifler almalarını, oturum izinlerinin iptal edilmesini, etkinliklerin engellenmesini ve hukuki süreçlerle taciz edilmelerini içeriyor. Çin’in Türkiye üzerindeki diplomatik baskısı, IUETO’nun kamuya açık etkinliklerini zorlaştırıyor.

Kazakistan’da Atajurt gibi örgütler, Çin’deki insan hakları ihlallerini belgelemek için çalışsa da, ülkenin Çin ile yakın ilişkileri nedeniyle yoğun baskı altında. Atajurt’un lideri Bekzat Maxutkanuly, finansal cezalar, banka hesaplarının dondurulması ve seyahat yasakları gibi uygulamalarla mücadele ediyor. Ravkat Mukhtarov ise Jana Cekara Film Festivali’nin Çin baskısı nedeniyle mekan iptalleriyle karşılaştığını, ancak festivali çevrimiçi ortama taşıyarak daha geniş bir kitleye ulaştığını belirtiyor. Bu örgütler, mobil cihazlar aracılığıyla dijital aktivizm yürüterek uluslararası farkındalığı artırmaya çalışıyor.

Birleşik Krallık’ta demokratik ortam ve güçlü siber güvenlik altyapısı, ulusötesi baskıya karşı görece daha iyi bir koruma sağlıyor. Stop Uyghur Genocide Direktörü Rahima Mahmut, siber güvenlik önlemleriyle tehditleri azaltmaya çalıştıklarını; 2023 ve 2024’teki siber saldırılar sonrası profesyonel destek alarak güvenlik yazılımlarını güncellediklerini anlatıyor. Yet Again’den Jaya Pathak ise STK’ların güvenlik protokollerini standartlaştırması gerektiğini vurguluyor ve hassas verilere erişimi olan bir çalışanın casusluk suçlamasıyla tutuklanmasını örnek olarak gösteriyor. Birleşik Krallık’ta Uygur diasporası düşük nüfus nedeniyle sosyal izolasyon yaşasa da, hükümetin yayımladığı ulusötesi baskı rehberleri güven duygusunu artırıyor.

Öneriler ve sonuç

Rapor, ulusötesi baskıyı önlemek için STK’lar ve hükümetlere şu önerilerde bulunuyor:

1. Siber güvenlik eğitimi: STK’lar için düzenli eğitim sağlanmalı.

2. Koruma prosedürleri: Şeffaf güvenlik prosedürleri uygulanmalı, veri ve kişi güvenliği önceliklendirilmeli.

3. Güvenlik desteği: Casusluk veya karalama kampanyalarında güvenlik birimleri hızlı bilgilendirme yapmalı.

4. Topluluk katılımı: Tek bir kaynağa bağımlılık azaltılmalı.

5. Resmî rehberlerin paylaşımı: Ulusötesi baskıya karşı kılavuzlar medya yoluyla yaygınlaştırılmalı.

6. Net tanım: Resmî belgelerde ulusötesi baskı, bireysel tacizden net şekilde ayrılmalı.

7. Ekonomik bağımlılığın yönetilmesi: Hükumetleri Çin gibi otoriter devletlerle ticari ilişkilerde riskler gözetilmeli.

8. Veri paylaşımı ve oturum sorunları: Sığınmacı verileri paylaşılmamalı, Türkiye ve Kazakistan gibi ülkeler güvenli sığınak olarak görülmemeli, vatandaşlık süreçleri kolaylaştırılmalı.

Tobin ve Elimä’nın raporu, Çin’in ulusötesi baskısının karmaşık doğasını ve Uygur diasporasının karşı karşıya olduğu zorlukları anlamak için önemli bir kaynak niteliğinde. Türkiye, Kazakistan ve Birleşik Krallık’taki farklı siyasi bağlamlar, bu baskının ev sahibi devletlerin politikalarına göre nasıl değiştiğini ortaya koyuyor. Raporun önerileri, diaspora haklarını korumak ve otoriter müdahalelere karşı küresel direnci güçlendirmek için pratik bir yol haritası sunuyor. İnsan hakları savunucuları, politikacılar ve akademisyenler için değerli olan bu çalışma, uluslararası adalet ve dayanışma adına güçlü bir çağrı niteliği taşıyor.

 

 

Yazar

Abdülhalik Kara

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar