Yükleniyor...
Sayın Cumhurbaşkanı’mız Katar dönüşü, her zamanki gibi uçakta gazetecilere açıklamalar yaptı. Bu açıklamalarda benim de amasız, fakatsız katıldığım düşünceler vardı. Mesela, “Netenyahu, Gazze kasabı olarak yargılanmalı ve cezasını çekmelidir. Tam rakamını bilemediğimiz ama çoğunluğu çocuk 17-18 bin şehidin kanında doğrudan Netenyahu’nun kanlı elleri vardır.” (1)
Buraya kadar hiçbir farklı düşüncem yok Cumhurbaşkanı’mızdan fakat “Hamas bir terör örgütü değildir.” düşüncesine katılmam mümkün değil. Bu son savaşın başlamasına sebep olan, üstelik sonucunda Filistin halkının kan ve gözyaşına boğulacağını bilmemek için herhangi bir analiz gerektirmeyen adımı atıp kadın erkek, genç yaşlı ve özellikle çocuk ayrımı yapmadan saldırıyı yapan, adı ne olursa olsun terör örgütüdür.
Sayın Cumhurbaşkanı’mız Hamas seçimle iktidara gelmiş, halkının haklarını savunan siyasi bir harekettir tezini savunuyor ama danışmanları onu, bu açıklamalar sırasında bir gazeteci çıkıp “Netenyahu atama yoluyla mı İsrail başbakanı oldu?” diye sorarsa zor durumda kalırsınız diye uyarmıyor mu ki?”
Bu soru aklıma takılır takılmaz yine o çıktı piyasaya. İç sesim… “Sormaz, sormaz!” dedi. “Neden?” diye karşı atağa geçtim. Uçakta gazetecilerle çektirdiği fotoğraf, birçok gazetenin manşetindeki “Netenyahu Gazze Kasabı” haberinin fotoğrafıydı. Şimdi o fotoğrafa bak ve düşün bakalım: O fotoğraftakilerin hangisi yukarıdaki soruyu sorar sence?
Bu iç sesim var ya, illa beni yanlış yollara sürükleyecek. Sorusunu duymazdan geldim. Şimdi ona haddini bildireceğim. Sayın Cumhurbaşkanı’nın iç sesimin bile bahane üretemeyeceği bir açıklaması daha oldu. Yine tamamına katıldığım bir düşünce. Bu defa iç sesimi ben çağırdım. “Şu açıklamaya ne diyeceksin bakalım?” diye sordum ve açıklamayı dayadım gözüne:
“Sadece bizden değil, Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne dünyanın değişik yerlerinden de İsrail aleyhine ciddi manada başvuru yapan ülkeler bulunuyor. Bu ülkelerin bu dik duruşunun yanında da Filistinlilerle dayanışma içerisinde olan insanların sayısı her geçen gün artıyor. Londra’nın caddelerinde, New York’ta Beyaz Saray’ın önünde, Paris’te, Belçika’da, Hollanda’da, dünyanın birçok yerinde yükselen bu sesler, Filistin’deki zulüm bitene ve suçlulardan hesap sorulana dek dinmeyecek.”(2)
“İşte böyle atarlar golü! Sustun kaldın değil mi?” dedim. “Yoo susmadım, susmam da…” dedi. Yoksa golü ben mi yiyecektim? Çekinerek sordum. “Nesi var bu açıklamanın?”
“Bu açıklamada bir şey yok. Sorun şurada: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 16 Kasım’da partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda “13 bine yakın insan öldü, nerede bu başkanlar? Vicdanınız insafınız yok mu? Olay haçlı-hilal meselesidir.”(3) dedi mi dedi. “Şimdi dünya kamuoyu 16 Kasım’da yapılan açıklamayla 6 Aralık’ta yapılan açıklamalardan hangisine inanacak? Dahası ‘İsrailliler Yahudi’dir. Haçlı benzetmesi de nereden çıktı, yoksa bilinçaltının yansıması mı?’ diye sorarlarsa ne diyecekler?
Yok yok! Bu defa yenilgiyi kabul etmeyeceğim. Şu iç sesime haddini bildireceğim: “Sayın Cumhurbaşkanı’mızın yine uçakta göğsümüzü kabartan ‘Türkleri tanımıyorlar, bedelini çok ağır öderler.’ cümlesine ne diyeceksin? Sendeki düşünce yetmezse akıl hocan Emekli Öğretmen’e sor istersen.”
Bu defa da gerilemedi iç sesim: “Böyle ufak tefek işlerde Emekli Öğretmen’i rahatsız etmeye gerek yok ki… Ziya Paşa’nın bir dizesi bile bana yeterince yardım eder: Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz.” dedi ve sıralamaya başladı:
Şimdilik bu kadar yeter!
“Bunlar ne?” diye sordum.
“Sen laflarını sıraladın, ben yaptıklarını…” dedi.
1 Yorum