Sizce Neden? – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Program İptali   • Açık Oturum: Söz Konusu-3

Sizce Neden?

Günümüz Türkiye’sinde hâkim olan teslimiyetçi ruh nedeniyle birçok imkân ve şanstan mahrum bırakıldığımız için en büyük felaketleri bile normalleştirmiş durumda olduğumuz gerçeği yazık ki çok can yakıyor. Öyle ki suçsuz olduğu halde aksine inandırılmış ve idamı kabul etmiş bir zavallı durumundayız.

17 Temmuz 2020
Demet Yener

Günümüz Türkiye’sinde hâkim olan teslimiyetçi ruh nedeniyle birçok imkân ve şanstan mahrum bırakıldığımız için en büyük felaketleri bile normalleştirmiş durumda olduğumuz gerçeği yazık ki çok can yakıyor. Öyle ki suçsuz olduğu halde aksine inandırılmış ve idamı kabul etmiş bir zavallı durumundayız. Biz ipi çoktan geçirdik boynumuza. Bir ayak arıyoruz topuk sesinden tanıdığımız. “Sadece altımızdaki sandalyeye bir tekme savuracak kadar yüreği olsun yeter.” diyecek kadar çaresiziz. Gerekirse hiçbir şey hissetmesin, üzülüp ağlamasın, sadece tekme atmayı bilsin. Elimizi taşın altına sokacak kadar bile yüreğimiz yokken nasıl bekleriz ya da umut ederiz kurtuluşu? Bu nedenle acısız bir infaza rıza gösteriyoruz. İçinde bulunduğumuz dönemin tüm çıkmazlarını görmezden gelerek ellerimiz ceplerimizde, ıslık çalarak yürüyoruz kendimize ait hayatın onlar tarafından belirlenen gidişatında.

Biçimsel kalıplara göre ilişki kurmakla duygusal bağlara göre ilişki kurmak ayrımından habersiz bir toplumun fertleri olarak bizler, ne gündelik ilişkilerimizin ne de bürokratik ilişkilerimizin tam yürümeyişine akıl erdirebildik. Bu yürümeyişe üzülüp kızarken kendimizi sorgulamaz hale geldiğimizden bile bîhaber zavallı insancıklardık. Sonra utanmadan hayıflandık “Bu dünya nasıl bu hale geldi?” diye. Oysa ki bir oyun hamuru misali elimize verilen ve şekillenmek için bize muhtaç olan her şeyi rant için, tembellik uğruna, bencillik adına bizler değil miyiz çarpık çurpuk şekillendiren? Bireysel çıkarlarımız, ait olduğumuz toplumun çıkarlarından bile öne geçerken aklımız neredeydi? Ne vakit bitti arkadaşlıklar, dostluklar, komşuluklar? Aile olmaktan neden ve ne zaman vazgeçtik biz? Komşusu açken tok yatamayan insanlardan bu yana geçirdiğimiz bu evrim neden? Suçlu arıyorsak aynaya bakmalıyız. Tabi bakacak yüzümüz ve cesaretimiz varsa hâlâ.

“Çoğunluk daima haklıdır.” ilkesini(?) benimseyen insanlar -ki bu kolay yolu tercih edenler daima çoğunlukta- zararın ucu kendisine gelip dayanana kadar kurulu düzene itiraz etmediği gibi bir de kulaktan dolma, araştırılmamış hatta doğruluğu dahi sorgulanmamış söylemlerle düzenin savunucusu gibi davranırlar. İtiraz eden, sorgulayıcı ve bilgi yüklü beyinlere sahip insanlara da acıyarak bakar, onları küçümserler. Bu insanların ardına düşüp çoğalmayı ve güçlenmeyi denemek yerine korkunun ve yaşamsal hazların vazgeçilmezliğinin etkisinde suskunlaşıp toplumun adeta hayalet halini almış bireyleri olarak yaşamlarını sürdürmeyi tercih ederler. Kendilerini ancak bu sayede bir parça da olsa güvende hissederler. İnanacak güçlü bir fikrin olmayışının yanında bir de cesaretten yoksun yüreklere sahip olmamaları da onları hızla bu yok oluşa sürükler.

Aykırı ve düzen dışı fikirlerin, yaratılmış bu koyun sürüsüne asla güçlü bir biçimde çıkamama sebebi “Bir kişi, tek başına neyi değiştirebilir ki?” şeklindeki anlamsız yargı değil midir? “Bir kişinin hiçbir gücü olmadığına inanıyorsanız, siz hiçbir zaman bir sivrisinekle aynı yatağa girmemişsiniz demektir.” şeklindeki tümceyi ilk okuduğumda, yukarıdaki yargının anlamsızlığının ifade edilebilir olduğu gerçeğini görebilmiştim. Farklı yerlerde bölünmüş ve parçalanmış biçimdeki fikirler bir araya toplanabilseydi eğer, bu gün şikâyet edilen ne varsa ortadan kaldırılabilir ya da en azından etki alanı daraltılabilirdi. “O halde bizim eksiğimiz nedir?” sorusunu sormanın zamanı geldi artık. Nedir eksik olan yönümüz? “Yalnız değilsin ve aslında seninle aynı fikre sahip birçok insan var.” diyebilecek cesaret ve donanıma sahip, aynı zamanda bencil egolarından önce VATAN ve İNSANLIK diyen bir “LİDER”den başka bir eksik yok bu tabloda. Öncelikle ardında durup kendimizi ifade edebileceğimiz bir lider etrafında toplanıp gücümüzü görmemiz, sonrasında formal ve informal ilişkileri düzene koyup herkes için adil bir düzen kurmamız gerekir ki bu kokuşmuş ve çürümüş düzenin dışına çıkıp insan olduğumuzu yeniden hatırlayalım. “Peki, neden bir lider çıkaramıyoruz?” sorusu çınlıyorsa kulaklarımızda, zihninizde en azından bir parça uyanış başlamış demektir. “Sürü” (tebaa) olgusundan sıyrılıp “birey” olmayı ve egosunu görmezden gelmeyi başarabilen insan sayısı neredeyse HİÇ olduğu için gerçek bir lider çıkaramıyoruz. Dürü olmaktan sıyrılıp birey olduğumuzu hatırlasak da bir lider çıkaramayız. Bireyin yalnızlığını terk edip “yurttaş” olursak elde edebiliriz ancak hep birlikte hareket etme kabiliyetini ve ancak bu sayede olur bir lider çıkarma şansımız. Bizler, koltuk sevdası ve iktidarın cezbedici gücü kolayca insanları etkisine aldığı için bir lider çıkaramıyoruz. “Yüzüklerin Efendisi” adlı roman ve film serisinin başrolündeki Frodo Bagins’e emanet edilen “güç” yüzüğünü ondan almaya yeltenmeyecek bir nefsimiz olmadığı için bir lider çıkaramıyoruz. Sorgulama ve araştırma yetimizi yitirdiğimiz için bir lider çıkaramıyoruz. Yeniden bir toplum düzeni inşa edecek kadar güçlü bir lideri tüm silahlarımızı teslim edip kendimizi çaresizliğe mahkûm bıraktığımız için çıkaramıyoruz. Güvensizliklerimiz ve sorumluluklarımız nedeniyle elimizi kolumuzu bağlayan kurulu düzen yüzünden bir lider çıkaramıyoruz. Tek yumruk olmayı başaramadığımız ve ne istediğimiz konusunda uzlaşamadığımız için o çok ihtiyacımız olan lideri bir türlü bulup çıkarmayı başaramıyoruz.

Sizce neden çözümünü bildiğimiz sorunlarımız konusunda yakınmaktan vazgeçerek toplum olarak harekete geçemiyoruz? Tarihimize dair birçok şeyle övünürken tek vücut olan Türk halkı ve onun durdurulamaz hırsıyla neden ayağa kalkamıyoruz? Neden kenetlenemiyoruz yarınımız için? Bizi durduran ne? Bizi mahkûm ettikleri atalet mi? Sanırım öyle…

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları