15 Eylül 2026

Şu Alfabe Meselesi

Geçtiğimiz günlerde Bakü'de alınan kararla Türk dünyası ortak alfabeye geçme kararı aldı...Yağmur Tunalı bu yazısında bu meseleyi ele alıyor.
Yazar: A. Yağmur Tunalı
Tahmini Okuma Süresi: 5 Dakika
Yazı Boyutu: Satır Boşluğu:

Şu Alfabe Meselesi

 

34 harfli alfabenin gündem oluşuna bir açıdan sevinmiştim. Hiç olmazsa alfabe üzerinden dil konuşulacaktı. Ne yazık, öyle olmadı. Yalınkat hazır paylaşımlar yapıldı. Konudan uzaklaşıldı. Aklına eseni yazanlar meydanı doldurdu. Kafalar karıştı.

Okuyanlar, bizim alfabemiz de 34 harfli olacak zannettiler. Bazı harfler üzerinden, “bize gelmez”, “Olmaz! İstemeyiz!” lafları havalarda uçuştu. Konuyu, içinde bulunan, bulunmayan fakat bilen birçok ilim adamı yazdı. İlk anda hatırladıklarım, Vahit Türk, Mesut Şen, Ali Akar ve M.Fatih Kirişçioğlu etraflıca izah ettiler. Okunduğunu ve okunduysa da anlaşıldığını gösteren bir hava yaygınlaşmadı.

 

Yanlış Yanlış Üstüne

 

Muziplik bu ya, traji komik işler ortasında zihin boş durmuyor. Bir hafta boyu kafamda bir fikir dolaştı, durdu. Propaganda Bakanlığı gibi çalışan “İletişim Başkanlığı”mızın bu gibi ciddi meselelerle ve kültür konularıyla ilgilenme derdi yok. Olsaydı, esaslı dezenformasyon malzemeleri bulduklarını görür ve peş peşe bildiri ve açıklamalarla ortalığı velveleye verirlerdi.

Şaka bertaraf, bu alfabe konusunu ele alış şeklimiz bize bizi gösterecek önemli bir örnekti. Özellikle Türklük meselelerinde hassas görünen çok parçalı kitlenin durumunu bir daha gördük. Türklük ve Türkiye meselelerini nasıl takip ettiğimizi gördük. Hadi ağır konuşmayalım.. desek de durum ağır. Gördük ki, Sovyetler dağıldıktan sonra Alfabe gibi çokça konuşulan temel bir meselede sıkça yapılan haberlerden bile habersiziz.

 

Durumumuz Böyleyken Böyle

 

Neyin ne olduğunu bilmeden, anlamadan üzerine atlıyoruz. Samimiyetle, heyecanla yapıldığı muhakkak. Fakat içinde düşünme kırıntısı yok. Bundan dolayı sosyal medya paylaşımlarından onda yedisi hatalı çıkıyor. Böyle bir ortamı nasıl normalleştirdiğimize bakmak lazım. Evet, bilmemeyi ve bilmeden konuşmayı, hatta ahkâm kesmeyi normalleştirdik.

Bu durumlara nasıl düştüğümüzü anlarsak çok şey değişecek. Soru soracak ve cevabını arayacağız. “Doğru mu?”, “Acaba öyle mi?” diyeceğiz. Peş peşe sorularla doğru bilgiye ulaşacak ve sonra duyuracağız. Böyle yaparsak çok şey değişir. Bizi kimse kolayca peşinde sürükleyemez. İkna edilmemiz gerekir. Bugünkü partiler, dernekler, cemaatler veya kişiler bizi üç beş sloganla kolayca kandıramazlar. Beni meselenin bu tarafı çok ilgilendiriyor.

 

34 Harfli Alfabeye Gelince

 

1991 yılında İstanbul’da, Türk Cumhuriyetlerinden ve Türkiye’den uzmanlarla geniş bir katılımla iki gün süren bir alfabe sempozyumu yapıldı. Ben de o salondaydım. Uzun tartışmalar oldu. O şartlarda bu 34 harfli çerçeve alfabede karar kılındı. Başka yol bulunamadı, çünkü Elçibey’in Millî Eğitim Bakanı dostumuz Feridun Celilov başta birçok dil bilgini bazı harflerin hemen kabul edilmesi için ısrar ettiler. Sonunda bu çerçeve alfabe çıktı.

Bu yeni çalışma onun devamıdır. Türk Keneşi’nin kurucu genel sekreteri Büyükelçi Halil Akıncı ve Ahmet Bican Ercilasun gibi iki otorite de söylüyor ki bu çalışmalar hep devam etti. 1991 toplantısı ilim adamlarının işiydi. Sonrakiler devletlerin inisiyatifiyle seçilmiş delegelerin katıldığı resmî toplantılar. Bu tarafı çok önemli. Bitmiş bir iş değil, devam edecek.

Son açıklanan 34 harfli alfabede 1991’e göre tek değişiklik var, W yok, Û var. Tartışılacak bir tercih gibi görünüyor. Tabii bu da bir çerçevedir. Hükumetlerce kabul edilmiş ortak alfabe değildir. Özellikle yeni latine geçecek Türk Devletleri ve topluluklarına tavsiye niteliğindedir.

 

Olması Gereken

 

Bir dilin bir tek alfabesi olur. Hedef budur. Ancak zorlu bir süreçtir. Başarılıp başarılamayacağı şuur ve güç işidir. Arapça, İngilizce, Fransızca gibi büyük ve yaygın dillerin alfabesi tektir. Büyük dillerden Türkçe bu imkândan mahrumdur. Slav dillerinde siyasi ayrışma keskinliği dolayısıyla alfabeler farklılaşmıştır. Bizde de bu tehlike var.

Alfabe sadece ilim meselesi değildir. Hatta doğrudan doğruya siyasidir. Sovyet zamanında Türkleri Kiril’e geçirdiler. Her bir Türk bölgesinde ayrı millet, dolayısıyla edebiyat dili oluşturmak istediler. Bunun için alfabelerde de farklılıklar koydular. Birkaç harf ayrılık için yeterdi. Mesela, y harfi bir yerde u sesi verirken, başka bir Türk lehçesi alfabesinde i sesi veriyordu. Bir bakıma şu anda yapılan çalışmalar, o kötü mirasın yüzyılı aşan geçmişinin gölgesinde yapılıyor.

İlk yapacağımız iş Rus bölücülüğüne karşı bir bilinç oluşturmaktı. Bu kötü geçmişi üzüntü ve millî hınçla anma yolunu açmalıydık. O zaman işler daha kolay olurdu. Çerçeve alfabe bu geçmişe karşı tavır alamayışımızdan dolayı şimdilik mecburiyet gibi görünüyor.

1991 sempozyumunda Turan Yazgan’ın yer yer hiddetlenerek hatırlattığı işte bu mirasın reddiydi. Buradan çıkılacak ve ortak alfabeye geçilecek mi? Bunu zaman gösterecek.

A. Yağmur Tunalı
Yazar: A. Yağmur Tunalı

Yazarımız Ol!

Yazınızın Millî Düşünce Merkezinde yayınlanmasını ister misiniz? Yazınızı gönderin, değerlendirelim, yayımlayalım.

Yazını Gönder!

Bağışta Bulun!

Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye düşünüyor musunuz? Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha etkili olacaktır.

Tıkla!

“Şu Alfabe Meselesi” için bir yanıt

  1. Sayın A. Yağmur Tunalı,

    “Şu Alfabe Meselesi” başlıklı yazınızı dikkatle ve büyük bir ilgiyle okudum. Konuyu sadece bir alfabe meselesi olarak değil, tarihî ve siyasî bağlamıyla birlikte ele almanız takdire şayan. Bu önemli tartışmayı gündeme taşıdığınız için içtenlikle teşekkür ederim.

    İzninizle, konuyla ilgili birkaç düşüncemi paylaşmak isterim.

    Bugün hâlâ kullanmakta olduğumuz Türk Latin Alfabesi, yalnızca Türkiye Türkçesi’ni değil, diğer Türk halklarının lehçelerini ve tarihî metinlerini de kapsayacak biçimde tasarlanmıştır. Döneminin dil uzmanları tarafından titizlikle şekillendirilmiş ve Atatürk gibi büyük bir vizyonerin öncülüğünde hayata geçirilmiş bu alfabe Türk dünyası için ortak bir yazı dili kurma çabasının en somut ürünüdür. Nitekim Türkiye üniversitelerinde yapılan akademik çalışmalarda, Manas Destanı, Kutadgu Bilig gibi önemli metinler de dahil olmak üzere Türk lehçelerinden sayısız metinler Türk Latin Alfabesi ile fonetik doğruluk içinde ve okunabilir biçimde yazıya aktarılmıştır.

    Yeni önerilen 34 harfli alfabe, iyi niyetli bir çaba olarak değerlendirilse de, Türk halkları için bir çeşit “seç-beğen-kullan” yaklaşımına dayanması; Kazakistan ve Özbekistan gibi ülkelerin içinde “ı” harfi gibi Türk dilini yazmak için elzem olan temel bir harfin bulunmadığı alfabeleri kabul etmiş olması; “ı” harfi yerine “y”, “y” harfi yerine ise “ai”, “oi” gibi birleşik şekillerin önerilmesi, ortak yazım birliğinin önünde engel teşkil edecektir. Bu, aynı sesin farklı yerlerde farklı şekilde yazılması gibi ciddi bir ayrışmaya yol açacaktır.

    Bütün bunlar göz önünde bulundurulduğunda, zaten köklü, işlevsel ve başarısı ispatlanmış bir yazı sistemimiz varken; bu yapıyı terk edip, imlâyı ayrıştıracak bir sisteme yönelmek yerine, mevcut Türk Latin Alfabesi’ni temel alarak ortaklaşma yolunda ilerlemek çok daha isabetli olacaktır.

    Bu tür yapıcı ve yön gösterici yazılarınızın devamını diler, tekrar teşekkür ederim.

    Saygılarımla,
    Arzu Turan

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla yazı yüklemek için kaydırın ➔