Yükleniyor...
Bu vatan topraklarında bin yıldır egemen olarak yaşıyoruz. Bunun tabii neticesi olarak; dağları-taşları, ormanları-ovaları, şehirleri-nehirleri, köyleri-kentleri, hasılı coğrafyada ne varsa her şeyi eserlerimizle donatmış; dilimizle-kültürümüzle, canımız-kanımızla, ilmimiz- imanımızla ruh vermişiz. Bu manzarayı gören herkes burasının Türk ülkesi olduğunu bilir.
Ancak son zamanlarda Doğu ve Güneydoğu Anadolumuz’dan Türkün mührünü kazımak ve bütünlüğümüzü bozmak için her yola başvurulduğunu görüyoruz.
gibi vatan topraklarının terk edildiğini gösteren haller alenen yaşanıyor.
Bu vahim tablonun bir yenisi, BDP/PKK ‘nin desteğiyle milletvekili seçilen Şerafettin Elçi adının Şırnak Hava Limanına verilmesiyle yaşandı.
Elçi kimdir? Milli-Üniter Devleti, etnik ortaklı federasyona dönüştürmek isteyen bir bölücü. Bayındırlık Bakanı iken 1978’de rüşvetten Yüce Divan’da yargılanıp, “Görevini kötüye kullanmaktan” 2 yıl 4 ay hapis cezası alan kişidir. Ayrıca, T.C. Hükümeti’nin Bakanı olduğu halde, “Ben Kürdüm!” dediği için de, cezalandırılmıştır. Anayasa ve kanunlarımıza göre her Hükümet üyesi, meşruiyetini ve yetkisini Türk Milletinden alır ve görevini Türk Milleti adına yapar. Bunu inkar suçtur. Bir etnisiteye aidiyet ise, özel hayatla ilgili kültürel bir haktır.
Buradaki amacımız, Şırnak Hava Limanı’na bu isim verilerek, ayrışmanın, Başbakan eliyle sürdürüldüğünü göstermektir. Yine, Emniyet Genel Müdürlüğü, polis karakollarına şehit isimlerinin verilmesini yasaklanmış. Bu karar, İstanbul dâhil bazı bölge illerinde, “Tahrik ediyor” denilerek, Türk Bayrağı’nın indirilmesine benziyor.
***
Size son 10 yıldan bir demet sunduk. Önceki hükümetler döneminde yaşanan böylesi maddi ve manevi çöküntüyü, aydınların ve iktidar sahiplerinin yetersizlikleriyle izah ederdik. Ama şimdi mesele değişmiş, ham hayal dediğimiz bir “macera(!)” uğruna milleti, ümmeti, vatanı ve devleti bölecek bir yola girilmiştir. O da; etnik ve dini (İhvan) örgütle birleşmekmiş!..
Bu tespitin mantığı da şöyledir: Ne diyorlar? “Bu devlet; tek millet, tek dil ve tek merkez temelinde kurulmuştur. Bu üniter-milli yapı büyümeyi engelliyor. Hâlbuki ‘Türkiye sadece Türklerin değildir.’ ‘İnkâr edilen’ etnik gruplar, kolektif eşitlik içinde egemenliğe ortak edilir, sınırlarımız dışındaki topluluklarla kucaklaşırsak büyüyebiliriz. Kısaca, tekçi yapıdan, çokçu yapıya geçmeliyiz” diyorlar. Yani; etnisite, Nusra, Mursi, Hamas, İhvan ekseni üzerinde yürüyen bir siyaset!.. Temelinde ırkçılık ve siyasi dincilik var. Bu “Yeni bir medeniyet tasavvuru”ymuş… Ne kadar hoş(!) değil mi?
Bu siyasetin sloganı“demokratikleşme!”dir. Türkçesi, egemenliğin paylaşılmasıdır. Türk Devletinin ortadan kaldırılması. Siz; “demokratikleşme, özgürleşme ve temel insan hakları bireyle ilgili kavramlardır, kolektif hak olarak kullanılamaz. Dünya gerçeğine, sosyolojinin ve siyasetin kanunlarına, hukuka, dinimize, tarih ve kültürümüze aykırıdır” diyebilirsiniz. Ama önümüzdeki “tuzak” budur.
***
“Eskiler; “Süleymaniye”yi yeniden yapmak için, bir Mimar Sinan yetmez… Bir de Sultan Süleyman lâzım. Ama yıkmak için dört amele, dört kazma ver, sonra nasıl yıkıldığını gör” demişler. Bu sade sözler, yapmanın çok zor, yıkmanın çok kolay olduğunu anlatıyor.
Burada Süleymaniye, sanat ve iman abidesi olarak Türk Milletinin yüksek egemenlik ve medeniyetini temsil ediyor. Egemenliğimizin mührüdür. Bu mühür bize; Sultan Alparslan, Osman Gazi, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve şehitlerimizin kutsal emanetidir. Bu güne kadar dışarıdan yıkamadılar, işbirlikçilerle yıkmaya çalışıyorlar. Emin olun yıkılmayacaktır. Güçleri yetmeyecektir.