Türkçüler Resmigeçidi

Aydil’in gözleri açılmış, o muhteşem manzaraya bakıyordu. İşte Atsız da belirmişti. Elinde çantasıyla köprü üzerinden Haydarpaşa vapuruna doğru yürüyordu. Galiba kendisi de vardı yanında. Gel oğlum Aydil, diyordu Atsız, yolumuz Tanrı Dağı’na!


Paylaşın:

8 Mayıs’ta yitirdiğimiz Aydil Erol’un aziz ruhuna!

En önde şaha kalkacakmış gibi başını oynatan doru atı üzerinde Tanrıkut Motun vardı. Kılıcının parıltısı, gün ışığıyla yarışıyor gibiydi. Okluğundan çıkan sesler daha da şaşırtıcı idi. Sanki oklardan ıslık sesi çıkıyordu. O “yay” diye bağırdıkça arkadan gelen erler de “yay” diye gürlüyordu. Üç kez “yay” diye uran vurduktan[i] sonra hep birlikte alalıŋ yā takı kalkan / kün tug bolgıl kök kurıkan[ii] diye bağırıyorlardı.

Tanrıkut Motun ve erlerinin ardında Sır Temir Kağan vardı. Ak atının üzerinde dimdik duruyordu. Onun uranı altı bölümdü: Teŋri teg / Teŋride bolmış / Türk Kagan / erür men / Sır Temir Kagan / erür men.[iii]

Altı bölümlük uran, erler tarafından üç kez vurulduktan sonra Sır Temir Kagan kün batsıkıŋa[iv] diye gürlüyordu. Gürleme değil âdeta bir marşın bestesiydi bu. “Batıya, Batıya!” diye tekrarlanan bir marşın bestesi gibi.

Aydil gözlerini ovuşturuyordu. Bu bir düş müydü yoksa hayal mi? Bir daha gözlerini ovuşturdu. Sonra kulak memesini çekti. Oklardan çıkan ıslık sesi kulaklarını dolduruyordu. Sır Temir Kağan ve erlerinin söylediği marş da. Ne düş ne hayaldi, işte hepsini görüyordu, duyuyordu.

Kür Şad at üzerinde değil yerdeydi. Bir su kıyısında sanki vuruşuyordu. Kimisi hayale benzeyen kırk çeri vardı yanında. Onlar da vuruşuyordu. Yalnız biri kılıcıyla değil kopuzuyla dövüşüyordu. Birden Kür Şad ve 40 çerisi bir buğu gibi göğe yükseldi. Bir dağın doruğunda yere ağdılar. Tiril diyordu Tanrı Dağı’nın doruğunda, 40 çeri yanıt veriyordu bir ağızdan tirildeçi biz, bir miŋ üç yüz yıldın soŋ tirildeçi biz.[v]

Aydil’in gözleri açıktı, kulakları havaya dikilmişti. Kırk çerinin seslerini duyuyordu.

Tunyukuk’un yağız atı bir ulu duvarın üstünden uçmuştu. Tunyukuk bulutlarla yarışır gibiydi. Uranı bulutlara karışıyordu: Ötüken yirke![vi] Yedi yüz er vardı ardında, Ötüken diye uran vurmakta idiler.

Köl Tigin Çin generalini yakalamış, kağanın katına getirmişti. Erler Köl, Köl Köl Tigin diye uran vurmakta idiler. Gökte davullar urana eşlik ediyor, bir türkünün nağmeleri zamanın içinden geçip bugüne ulaşıyordu.

Bağdat’ta, Dicle kıyısında yürüyordu Kâşgarlı Mahmut. Yanında iri kavuklu, kaftanlı yayalar vardı. Arada bir duruyor ve yanındakilere soruyordu: Kim siz? Yanındakiler yanıt veriyordu: Türk biz, Teŋri sǖsi Türk biz.[vii]

Bağdat mıydı orası? Bu Türk oğlu ne ara Bağdat’a gelmişti? Şu saray Harun Reşid’e ait olmalıydı ve işte Kâşgarlı, yanındakilerle birlikte saraya giriyordu.

Aydil şaşkınlığı üzerinden atmıştı. Artık emindi, önünde bir resmigeçit vardı. Arkadan kimler gelecek acaba, diye düşünürken Nevayi’nin ahenkli sesini işitti: Türk nazmıda çü min tartıp alem / Eyledim ol memleketni yek-kalem.[viii]

Koca Temür, Aksak Temür mü birleştirmişti Türk ülkesini kılıcıyla, yoksa Nevayi mi yek-kalem eylemişti kalemiyle? Kılıç yanında kalem de iş görüyordu demek ki. Nevayi ne de ahenkli yürüyordu. Yanında musikişinaslar, ressamlar, genç şairler vardı.

Oğuz Kağan’dan haber veren Vânî Mehmed Efendi Viyana seferinden dönüyordu. Hüzünlüydü, gün batısındaki ordu yenilmişti. İçten içe bir sevinci de vardı. Kalemini kullanmış, Türk’ün efsanesini çocuklarına, torunlarına aktarmıştı. Türkler Yecüc Mecüc değil Tanrı’nın ordusu idi.

Görkemli mi görkemli bir geçit töreniydi. Ahmed Vefik Paşalar, Süleyman Hüsnü Paşalar, Gaspıralı İsmailler, Ali Suavi’ler, Namık Kemal’ler arka arkaya sökün ettiler. Namık Kemal haykırıyordu: Dönersem kahpeyim millet yolunda bir azimetten. Ardından Genç Türkler geliyordu: Arş yiğitler vatan imdadına diyerek. Kırım’dan yükselen uran bütün Türk dünyasına ulaşıyordu: Dilde, fikirde, işte birlik!

Ahmed Midhat geniş omuzlu, iri bedenli bir aksakaldı. Sesi ta Kazan’dan işitilmişti. Necib Asım ile Veled Çelebi iki bilge idi. Biri bengü taşları, biri ata sözlerini okuyup yazıyordu.

Şu genç adam ne kadar da heyecanlı idi. Geliniz Canib Bey, edebiyatta, lisanda bir ihtilal vücuda getirelim, diyordu. Türkçede ihtilal yapan adamdı. Nice kahramanlık hikâyesini, kendinden sonra gelenlere yumuşak ve açık bir dille aktarmıştı. Türk’ün sade sesi de, Türk’ün mizah duygusu da, Türk’ün Turan ülküsü de onun hikâyelerinde geleceğe yol bulmuştu.

Şu sakin, dervişmeşrep adam Diyarbakır’dan çıkıp Beyaz Kule’ye gelmeseydi Turan ülküsü bu kadar yayılma alanı bulur muydu acaba? Nabızlarında vuran derin duyguları, tarihin ve destanın sesini iki mısraa sığdırıvermişti: Vatan ne Türkiyedir Türklere, ne Türkistan / Vatan, büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan. Bu mısralardan sonra nice kalp tarihinin derin sesini duymuş ve Turan ülküsüne bağlanmıştı.

Mustafa Kemal de onlardan biriydi. Ama önce şu yabancı postallar bu vatan toprağından sökülüp atılmalıydı. Beyaz Kule’den, İstanbul’a, oradan Malta’ya geçen dervişmeşrep adam sonunda Ankara’ya ulaştı ve Mustafa Kemal’le buluştu. Ankara garının o mütevazı odalarında baş başa verip neler konuştular kim bilir.

Aydil şimdi Dumlupınar’dan kalkan atlıları görüyordu. “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!” diye haykıran kumandanı görüyordu. Kordon boyunu görüyordu, İzmir’in caddelerini dolduran Türk bayraklı anaları, babaları, yavruları görüyordu. İzmir’in dağlarında çiçekler açar, diyerek bayraklarını açıyorlardı. Sonra bir efe çıkıyordu bir sekinin üstüne, Bize de derler Çakıcı, yar fidan boylu! diyerek gür sesini havaya bırakıyordu. Havanın zerrelerine dokunup bize kadar ulaşsın diye.

Ne güzel adamdı o adam! Ne güzel gözlerdi o gözler! Ne güzel meclisti o meclis!

Aydil’in gözleri açılmış, o muhteşem manzaraya bakıyordu. İşte Atsız da belirmişti. Elinde çantasıyla köprü üzerinden Haydarpaşa vapuruna doğru yürüyordu. Galiba kendisi de vardı yanında. Gel oğlum Aydil, diyordu Atsız, yolumuz Tanrı Dağı’na!

[i] Uran vurmak = Slogan atmak.

[ii] Alalım yay ile kalkan / Güneş tuğ olsun gök çadır.

[iii] Semavi Tanrı’dan olmuş Türk kağanıyım ben, Sır Temir (İstemi) Kağanım ben.

[iv] Gün batısına.

[v] Diril. Dirileceğiz, bin üç yüz yıl sonra dirileceğiz.

[vi] Ötüken’e!

[vii] Kimsiniz? Türk’üz, Tanrı ordusu Türk’üz.

[viii] Türk şiirinde bayrak çekince ben / Eyledim o memleketi tek kalem.

Yazar

Ahmet Bican Ercilasun

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar