Türklerde Kadın! – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış
Millî Düşünce Merkezi
MİSAK logo

_______26 Aralık 2018_______

Türklerde Kadın!

Yağmur Ozan Özben
Paylaş:

Türklerde kadın

Sevgili okuyucu,

Bu yazıda günümüzde Arapların kadına bakışını din zanneden ulusumuzun geçmişinde, kadının yerini, ona nasıl değer verdiğini işleyeceğiz…

Bu yazıda Türk kültüründe kadının yerini açıklamakla birlikte Saka – İskit Türklerindeki ulusuna ve devletine hizmet etmiş Tomris Han’ı ve Tanrı’nın adeta bir mucizesi olan kadınlarımızı yazacağız…

Bu yazıda 16. yüzyıl Avrupa’sında hor görülen kadının nasıl Kale Bey’i olduğunu anlatacağız.

Bu yazıda Türk Töresinde kadın aşağılamanın, kadın öldürmenin, kadına el kaldırmanın “Şerefsizlik” olduğunu anlatacağız…

Yeniçağ Gazetesi yazarı Mevlüt Uluğtekin Yılmaz, 21 Ekim 1999’da hainlerin bizden kopardığı o güzel insan olan Ahmet Taner Kışlalı’nın kadına verdiği değeri ve Arap kültürünün olumsuz etkilerini şöyle anlatıyor;

Eski Türk boylarında kadın özgür ve eşit bir toplumsal konuma sahipti. Ziya Gökalp’e göre eski Türkler hem demokrat, hem de feminist idiler.

Türklerde feminizmin birinci nedeni, toplumda var olan demokrasi, ikinci nedeni ise Türklerin o zamanki dini olan Şamanizmin, kadındaki “kutsal” güce dayanmasıydı.

Hukuksal açıdan kadın ve erkek tamamen eşitti. Erkeğin yalnızca bir karısı olabilirdi. Kadınlar doğrudan doğruya hükümdar, kale muhafızı, vali ve elçi olabilirlerdi.

Tarihte devlet başkanlığı yapmış ilk kadınlar da Türklerdi. Delhi Türk Devleti’nde Raziye Sultan, Kirman’daki Kutluk Devletinde Türkan Hatun bunun en ünlü örneklerini oluşturuyordu.

İslam dinini kabul ettikten sonra, Türk toplumu da ağır ağır değişmeye başladı. Bu konuda, dinin getirdiği kurallardan çok, İran ve Arap kültürlerinin olumsuz etkileri görüldü.

Eski Türk destanları kadını hep yüceltirken, Türklerin İslam dini kabulünden sonra, 1070 yılında yazılan “Kutadgu Bilig” artık kız çocuğunu değersiz sayıyor, kadınların örtünmemelerini eleştiriyordu.

Ve Tomris Han…

Tomris Han’ı Kırmızılar yazarı Ali Alper Çetin şöyle anlatıyor;

“Tomris Han’ı tanıyalım!

Dünya tarihine ilk damga vuran, ilk kahraman kadın “Türk” hükümdar; Tomris Handır! Türklerin ilk kadın Hakanı. Tarihte bilinen, Dünya’nın da ilk kadın hükümdarı olarak kabul edilir. M.Ö 7. Yüzyılda yaşadığı sanılan Saka (İskitler) Türklerinin kağanı. Saka – Türk Devleti’nin başbuğudur. Yunanlılar ona, “Leydi Origana” derler.

Kendisi Türkleri birleştirip Turan birliğini kuran ve Turan kağanı olan Alp Er Tunga’nın torunudur.”

Ali Alper Çetin, Tomris Han’ımızı anlattıktan sonra yazısının devamında Tomris Han’ın o muhteşem savaş hikâyesini de anlatıyor;

“İran’ın başında o zamanlar kana susamış, çok can almış, cani bir kral varmış, Kiros…

İran orduları, Saka Türkleriyle birkaç kere savaşmış onları yenmişler…

İran hükümdarı Kiros, doğuya doğru gitmiş. Batı Türkistan’ın bir bölümünü ele geçirmiş. Kiros, sinsi ve hain biriymiş. Gözü Tomris Katun’un topraklarındaymış. O zamana kadar kalleşçe, birçok oyunlar yaparak çok can aldığı bu topraklarda, şimdi de sinsi bir planla almak istiyormuş.

Tomris Katun’a evlenme teklif etmiş. Haber göndermiş. Evlenelim demiş. Tabii evlendiği takdirde; Tomris Katun’un tüm toprakları ona kalacak, çok uzun yıllardır baş edemedikleri düşmanları ile baş etmiş, hatta birde onların başına geçmiş olacakmış.

Bu tabii onun planı…

Tomris Katun böyle bir teklifi hemen reddetmiş.

İran Hükümdarı Kiros, aldığı red cevabından sonra Tomris Katun’a savaş açmış.

Çok kanlı şekilde savaşlar başlamış.

Kiros sadece askerleri ile değil, eğittiği çok vahşi köpeklerle savaşa girmiş.

Tomris Katun’un savaşçılarının başında oğlu Başşad Barsgan Tiğin (Persler onu Spargapies diye adlandırır.) varmış.

Kiros, Tomris Han’ın oğlu Barsgan Tiğin’i sinsi bir oyunla tuzağa düşürmüş. Barsgan, Kiros’un eline esir düşmüş.

Savaş, İran Hükümdarının zaferi ile bitince Tomris Katun’un oğlu bunu kaldıramamış ve intihar etmiş.

Tomris Katun bu acı olaydan sonra deliye dönmüş. Çok üzülmüş, bir o kadar da kinlenmiş.

Tomris Katun, inanılmaz planlarla sabahı zor etmiş. Sabah savaş kaldığı yerden devam etmiş.

O dönemlerde Türkler:

Ok atmakta, at binmekte, kılıç kullanmakta, savaş arabalarını kullanmakta çok iyilermiş.

Tomris Katun, savaşı bizzat yönetmiş.

Akıl oyunları, karşı tarafın gittikçe güçsüzleşmesine sebep oluyormuş.

Sonunda Kiros yenilmiş. Üstelik bunu canıyla ödemiş.

Türk askerleri, onun cansız bedenini Tomris Katun’a getirmişler.

Tomris Katun, kimsenin beklemediği bir şey yapmış, onun kafasını, kılıcı ile gövdesinden ayırmış.

Kan dolu bir fıçının içine elindeki kafayı atmış.

Bağırmış.

Onun sesi yerde, gökte çınlamış.

Hayatında kan içmeye doymamışsın. Şimdi kana kana iç!’”

Kale Beyi Bir Kadın

(Barbaros Hayrettin Paşa’nın Hatıraları 2. Cilt S.199)

“Barbaros Hayrettin Paşa anlatıyor…

Sultan Süleyman Han Batı’ya doğru yol alırken Budin Kalesi’ni de fetheder. Yörenin saygın kişisi Hristiyan Krandos’u, fethettiği Budin Kalesi’ne bey yapar. Süleyman Han kaleden uzaklaşarak başka yörelere gider. Ne var ki Sultan Süleyman’ın Bey olarak atadığı Krandos vefat eder. Bu olay üzerine de eşi Krandos’un makamına oturur ve bir bey gibi orayı yönetmeye başlar.

Ancak Sultan Süleyman’ın İstanbul’a yöneldiğini öğrenen Alman kralı, bir kadının yönettiği, eskiden kendisinin olan o kaleyi almak ister. Bunun için oraya gönderdiği elçi ile şu sözleri iletir:

“Sen ki ölen Krandos’un eşi Sinyorasın! Elçim sana vardığında gerekir ki merasim ile bana kalemi (Budin) teslim edip, sonra hâk-i pâyime yüz süresin. Seni yine yabana atmayız; bir mansıp ile kayırırız. Amma sakın ki inat ve muhalefet etmeyesin. Zira sen bilirsin ki bu kale evvelde benimdi. Osmanlı Padişahı Sultan Süleyman elimden alıp kocana verdi. Şimdi yolu ve erkânıyla mal sahibi olarak malımı geri alabilirim. İnat ve muhalefet etmeden kaleyi bana temsil edersen hoş… Aksi halde kaleyi senin başına yıkarım!” Der.

Alman kralının gönderdiği elçiye, Budin Kalesinin muhafızı konumundaki Sinyora şöyle der;

Bu kaleyi benim erime Sultan Süleyman verdi. Erim öldü. Şimdi bu kale bana emanettir. Bu kalenin sahibi Padişah-ı âlem-i Penâh Sultan Süleyman Hazretleridir. İmdi kaleyi Alman Kralına teslim eyleyesin, evvelden kale onundu der ise ne âlâ veririz. Velhâsıl Padişah Hazretlerinden ne türlü emr-i âli gelirse gereğince amel ederiz.” Diye cevap verir.

Bu sözlere Alman Kralı çok öfkelenir. Durumun gittikçe alevleneceğini anlayan Budin Kalesi’nin Kadın Beyi Sinyora, beklemeden İstanbul’a Sultan Süleyman’a durumun önemini bildirir.

Mektubu okuyan Kanunî Sultan Süleyman Han, bizzat kendisi ordunun başına geçip Alman Kralı’na ders vermek istese de, devlet adamları onu sakinleştirirler.

Bundan sonra Fettah Paşa komutasındaki 80.000 asker yola çıkan Osmanlı Ordusu Budin’e yetişir ve Alman ordusunu perişan der.

Fettah Paşa Krandos’u karısı Sinyora’yı Sultan Süleyman’ın emri ile Budin Kalesi’ne resmen Bey tayin eder.

16. yüzyılın dünyasında kadını yok sayan Avrupalılara adeta bir ders verir gibi, Türkler bir kadını Avrupa’nın ortasında bey yapmıştır.”

Ayrıca kadının yüceliğini Altay Dağları’nın en yüksek tepesine “Kadınbaşı” ismi verilerek yaşatılmıştır.

Mustafa Kemal Atatürk Birinci Maarif Kongresi’nde ayrı yerlere oturtulmuş kadın ve erkekleri görünce, görevliye şunları söyler;

“Ne yapmışsınız siz? Toplantıya kadın öğretmenleri de çağırmışsınız. Onları neden ayrı yerlere oturttunuz? Utanmıyor musunuz? Ayıptır. Kendinize mi güveniniz yok? Yoksa bu hanımların iffetine mi? Bir daha kadınların erkeklerden ayrı tutulduğunu görmeyeyim.”

Bu sözler Atatürk’ümüzün kadına verdiği değeri çok güzel anlatmaktadır. Bu sözler işte bir Türk’ün söyleyeceği sözlerdir!

Biz Türkler her zaman kadına değer verdik. Onun bir mucize olduğunu kavradık. Günümüzde kadınlarımızı dövenler, onları aşağılayanlar Arapların Cahiliye Dönemi’nden mi kalmışlar tartışılır…

Esen Kalın.

Paylaş:
Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları