Yükleniyor...
Türk milleti ve devletini ideolojik bir kalıba döküp dönüştürmeyi hedefleyen siyaset “milli refleksi” ateşlemeye yetti. Millet ayağa kalktı. Son 10 yılın siyasetinin ülkeyi getirdiği yer burasıdır. İnatla sürdürülen bu siyaset doğru analiz edilmezse, toplumun bütün katmanlarına yayılan gerçeği anlamak mümkün olamaz. Bu tehlikeli gidişten dönülemez. Belki bir süre için ertelenebilir, ama kısa zaman sonra daha büyük boyutlu ve önüne geçilemeyecek şekilde geri döneceği bilinmelidir. Karşımızda, pansuman tedavisi ile geçiştirilecek bir mesele yoktur. Mesele varlığımızla ilgilidir, bünyevidir, köklüdür ve ülkenin dağılması söz konusudur.
Türkiye bu noktaya durup dururken gelmedi. Her biri ülkeyi sarmaya yetecek kadar (başka bir bunun bir tanesi olsa bile hükümetler istifa eder) tehlikeli adımlar atıldı. Atılmaya devam ediliyor. Türk milleti saf ve sabırlı olduğu için, bıçak kemiğe dayanıncaya kadar bekledi. Geçen yazımızda da belirttiğimiz bu yıkıcı düzenlemeleri ve söylemleri bir defa daha hatırlayalım.
Son 10 yılda:
İşte, halkı ayağa kaldıran gerçeğimizin özeti böyledir. Bu siyasetin sorumluları da bellidir.
Bu analize şöyle bir itiraz yapılabilir. “İyi de %50 oy alan bir siyasete bunlar söylenebilir mi? Söylenebilir. Çünkü yukarıda sayılanların hangisi halka açıkça söylendi de %50 oy alındı? Söylenmedi, gizlendi, bunları açıklayanlar şiddetle yalanlandı ve ağır bir dille suçlandı.
Devlet, para kaynakları, medya, yandaşlar ve emperyal güçler arkanızda ise, kamuoyunu bir süre için de olsa aldatabilirsiniz. Ama milli vicdan aldatılamaz. Günü gelince ayağa kalkar. İşte Gezi Parkından 60-70 il ve bir o kadar ilçeye birden sıçrayıveren ve 17 gündür “istifa” diye haykıran ses, milli vicdanın sesidir.
***
Tamamen masum ve “milli savunma refleksi” olarak gördüğümüz bu harekete, şimdi anneler de katılarak can suyu vermiştir. Bu masum direnişi kirletmek ve fırsattan istifade varlığını duyurmak isteyen aşırı uçlar, slogan, flama ve bayraklarıyla öne geçmeye çalışıyorlar. Yine teröristbaşının, Gezi Parkı direnişi kontrol altına alınmalı emriyle PKK harekete geçerek, paçavralarıyla meydana çıktı. Direnişçi gençlerin, aşırı ve bölücü unsurları saf dışı etmek için gösterdiği gayretler, bütün Türkiye’nin takdirini kazanmaktadır. Ama nedense istihbarat ve güvenlik güçleri, herkesin gördüğü bu kötü niyetli bozguncuları tespit edip gözaltına almıyor? Topluluk içinde olmuyorsa evlerinden toplamıyor?
Acaba milli refleksi yıpratmak için bunlardan medet mi umuluyor? Medyadaki, “Teröristbaşı, Erdoğan’ın imdadına yetişti yorumları haksız mı?
Son bir soru; gördüğümüz kadarıyla Erdoğan ülkeyi devletin meşru zeminlerinde, meşru organ ve kadrolarıyla değil de, gayrimesul danışmanları ve illegal zeminlerde yönetiyor. Acaba neden? Hükümet, TBMM, Meclis grubu, Parti organları sadece zevahiri kurtarmaya mı yarıyor?