“ANKARA” VE TÜRKİYE’NİN GÜNDEMİ – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Ahmet Bican Ercilasun: Bilge Tonyukuk   • Meselelerimiz- Sadi Somuncuoğlu

“ANKARA” VE TÜRKİYE’NİN GÜNDEMİ

7 Mayıs 2016 Türkiye gündeminden başlayalım: Terör örgütü IŞİD, Kilis’i her gün vuruyor, her gün şehit ve yaralılarımız var. Şehirden göç başlamış, ama teröristlerin üzerine gidilemiyor; demek ki, çaremiz yok! Operasyonlarda ise; Nusaybin’de 53 günde 55 şehit, 303 yaralı; Sur’da 74 günde 44 şehit, 60 yaralı, Cizre’de 11 şehit, 165 yaralımız var. Bölgede operasyon devam […]

6 Mayıs 2016
Sadi Somuncuoğlu

7 Mayıs 2016

Türkiye gündeminden başlayalım:

Terör örgütü IŞİD, Kilis’i her gün vuruyor, her gün şehit ve yaralılarımız var. Şehirden göç başlamış, ama teröristlerin üzerine gidilemiyor; demek ki, çaremiz yok!

Operasyonlarda ise;

Nusaybin’de 53 günde 55 şehit, 303 yaralı;

Sur’da 74 günde 44 şehit, 60 yaralı,

Cizre’de 11 şehit, 165 yaralımız var.

Bölgede operasyon devam ediyor.

Toplam şehidimiz 470 olurken yaralılarımızın sayısı 1000’i geçmiş!

Terörle mücadele ne zaman bitecek, bunu kestirmek çok zor. Zira, bu ihanetin kökünü kazımak için acilen sıkıyönetim ilanı şart, ama “zinhar” deniliyor; şiddetle karşı çıkılıyor.

Kimler mi çıkıyor? Yazalım, sadece PKK/KCK ve emperyalistler değil, AKP’nin tepe yöneticileri.

Halbuki, dünyanın hangi hukuk devleti böyle bir durumla karşılaşsa, anında sıkıyönetime başvurur. Çünkü, olağan şartlara göre eğitilmiş kadro ve mevzuat ile, olağanüstü şartlardaki bir ülkenin yönetilmesi mümkün değildir. Bunun için hukuk ve demokrasiyle yönetilen bütün devletlerin anayasalarında “olağanüstü hal” ve “sıkıyönetim” adıyla iki kurum vardır. Bu kurumlar, olağanüstü şartlara göre eğitilmiş, tecrübe sahibi uzmanlarla ve buna göre hazırlanmış mevzuatla çalışırlar.

Nasıl ki, eğitimden Millî Eğitim Bakanlığı, sağlıktan Sağlık Bakanlığı sorumlu ise; güvenlikten de MGK, TSK, Jandarma Komutanlığı, MİT ve Emniyet Genel Müdürlüğü gibi kurumlar sorumludur. İktidar bu güne kadar, özellikle TSK ve Jandarmayı iç ve dış güvenlik konularından uzak tutmuştur.

Bir ara Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel dedi ki;

“Çözüm süreci nedir ben bilmiyorum, Bakan Atalay’dan istedim göndereceğini söyledi, ama henüz göndermedi.”

İki gün sonra Atalay,

“Hazır olunca göndereceğim”

cevabını verdi.

Bu iki açıklama, vahameti ve her şeyi anlatmaya yeter sanırız.

Yöneticilerin sıkıyönetimden “öcü görmüş” gibi kaçınması boşuna değildir. Çok yazdık, tekrarlayalım: PKK/KCK’nın amacı ülkeyi bölmek, kullandığı aracı ise terördür. AKP siyaseti, örgütün ideolojisine ve amacına değil, terör yapmasına karşıdır.

Bunun delilini Erdoğan, 1993’de yapılan mülakatta aynen şöyle vermiştir:

“‘Türkiye Türklerindir’ gibi tezler yanlıştır. Türkiye, Türkiye’de yaşayan herkesindir. 27 etnik grup vardır, hepsinindir.”

Bu esasa göre 2004’ten itibaren PKK ile gizli pazarlıklar yapılmıştır ve mutabakata varılmıştır. Eğer sıkıyönetim ilân edilirse yetki güvenlik güçlerine geçecek, mücadele anayasa ve yasalarımıza göre yapılacağından, Oslo ve İmralı mutabakatının (çözüm süreci) şartları dikkate alınmayacaktır. Bu durumda terör yok edilecek, “mutabakatlar”da çöpe atılmış olacak; her şey boşa gidecektir!

Bölücülük merkeze alınmadan terör yenilemez.

Bu gerçek; bölgeyi silah deposu haline getiren PKK/KCK saldırılarına verilen; bunca şehit ve yaralı, bunca akan kan ve gözyaşı, bunca sönen aile ocağı, bunca harabeye dönen kentlerimiz, bunca iç göç ve bölünme tehlikesiyle ortaya çıkmış olmuyor mu?

Bitmedi; ülkemizin Irak ve Suriye’nin kuzeyindeki kukla yönetimlerle kuşatılmasının; dost ve müttefik ülkelerle hasım, düşman konumdaki ülkelerle (Yunan, Rum, Ermeni gibi) dost olunmasının bir anlamı yok mu?

Irak ve Suriye’den kaçanlar başta olmak üzere dünyanın her yerinden gelen sığınmacılara, dünyada sadece Türkiye’nin sınırlarını açması, bugün 4 milyon olan sayının, gelmesi beklenenlerle 6 milyona ulaşacağı, bunun millî güvenlik sorunu yaratacağı, hesap edilemiyor mu?

AB ile imzalanan “Geri Kabul” anlaşmasına göre, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Adanın meşru hükümeti olarak kabul edilmiş olmayacak mı?

Böylece, Kıbrıs’tan Kolordumuzu çekmek, Garantörlük Antlaşmasını geçersiz saymak zorunda kalmayacak; KKTC’yi kaybetmiş olmayacak mıyız?

Ege’deki, adalarımızı Yunanistan’ın alenen işgaline ses çıkarmayarak, gelecekte de Ege Denizinin Yunan gölü olmasına rıza göstermiş ve KKTC’nin kaybı ile birlikte düşünüldüğünde, Akdeniz ve Ege’nin Türkiye’ye kapatılmasıyla “kara devleti” konumuna düşmeyecek miyiz?

Buna, doğuda Ermenistan ve İran, Güneyde Irak, Suriye ve Rum, batıda Yunan kuşatmasıyla ülkemizin ne duruma düşeceği bilinmiyor mu?

Gerçek Türkiye gündemi işte böyle. Ankara’nın ki ise…

Yorum yapın!

Comment *

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları