Atatürk’ün İzinde: Sivas Kongresi

Atatürk’ün kararı kesin. Sivas’ta Kongre toplanacak. Hatta Kongrenin bazı delegeleri Sivas’a ulaşmaya başlamış ve kendi aralarında istişarelere başlamışlar bile. Atatürk de Erzurum Kongresince tayin edilmiş Doğu İlleri Temsil Heyetinin üyeleriyle ve bu heyetin başkanı olarak Kongreye katılacaktır.


Bugün 4 Eylül… Sivas Kongresinin yıldönümü.

Atatürk’ün Nutkunu esas alarak onun izinden gitmeye devam ediyoruz.

Hatırlayacağınız üzere önceki videolarımızda Atatürk’le birlikte 19 Mayıs’ta Samsun’a çıkmıştık. Sonra 28 Mayıs’ta Havza’ya, 22 Haziran’da Amasya’ya gitmiştik. 23 Temmuz ile 7 Ağustos arasında ise Erzurum’da kongredeydik. Buralardaki faaliyetleri ve gelişmeleri izledik. Şimdi de Sivas Kongresine giden yola, kongrenin gidişatına ve sonraki etkilerine gelin hep birlikte bakalım.

7 Ağustos’ta Erzurum Kongresi tamamlanmış ve doğu illerinin müdafaasına uğraşan bütün yerel teşkilatlar arasında bir koordinasyon kurulmuştu. Ayrıca Şarkî Anadolu Müdafaa-yı Hukuk Cemiyetinin tüzüğü kabul edilmiş ve yine bu cemiyet adına Doğu Anadolu’yu temsil eden bir Temsil Heyeti oluşturulmuştu.

Daha Amasya Genelgesiyle Sivas’ta bir kongre toplanacağı ilan edildiğinden itibaren ise hem İstanbul hükümeti hem de işgal kuvvetleri bu kongreyi toplatmamak için türlü girişimlerde bulundular. Çünkü millî hareketin bu Kongreyle gelişmesinden ve kendi işgal planlarını bozmasından korkuyorlardı. Hatta bu yüzden Atatürk, Amasya’da iken hızlıca Sivas’a gitme gereğini duymuş ve tedbirler almıştı.

İşte bu girişimler, Atatürk Erzurum’dayken de devam ediyor. Mesela bakın bu vereceğim bilgi çok ilginç. 20 Ağustos’ta Sivas valisi Atatürk’e bir telgraf çeker. O telgraftan şunları öğreniyoruz: Aralarında işgal subaylarının da bulunduğu çeşitli kişiler, şehre gelerek yetkililere baskılar yapıyorlar. Hatta İtilaf devletlerinin subayları, bir kongre toplanması hâlinde bunun Sivas’ın işgaline kadar gidecek bir olaylar zincirini başlatacağını söylüyorlar, yani gözdağı veriyorlar. Sivas valisi bir Fransız binbaşısının baskılarını zikrediyor.

Atatürk’ün cevap telgrafı ise mealen şu sözlerle biter: “Fransız binbaşısı bilmelidir ki, Fransızların Sivas’ı işgale karar vermeleri kendilerine pek pahalıya mal olabilecek yeni kuvvetlerle ve çok paralarla yeni bir harbe karar vermelerine bağlıdır. Böyle bir kararı, bu binbaşı ve arkadaşları düşünseler bile, Fransız milletinin böyle bir karara uyabileceğine ihtimal verilemez.”[1] Bu cevabi telgraftan şunu çıkarabiliriz ki Atatürk hem dünya şartlarını günü gününe takip edip isabetli tespitler yapıyor hem de sürekli haberleşmelerle günün şartlarında bozulmaya meyilli halk maneviyatını yüksek tutmak için uğraşıyordu.

Atatürk’ün kararı kesin. Sivas’ta Kongre toplanacak. Hatta Kongrenin bazı delegeleri Sivas’a ulaşmaya başlamış ve kendi aralarında istişarelere başlamışlar bile. Atatürk de Erzurum Kongresince tayin edilmiş Doğu İlleri Temsil Heyetinin üyeleriyle ve bu heyetin başkanı olarak Kongreye katılacaktır.

Doğu İlleri Temsil Heyeti, 29 Ağustos’ta Erzurum’dan yola çıktı. Sivas yolunda Erzincan’ı geçince bu heyet durduruldu. Heyeti durduranlar ileride dar bir boğazın tutulduğunu, devam ederlerse taarruz altında kalacaklarını söylüyorlardı. Söylediklerine göre en iyisi dönüp Erzincan’da beklemekti. Ama Atatürk kararlıdır. Ona göre böyle bir durumda beklemek olmaz. Devam edecektir. Bir saldırı hâlinde çatışılacağını bildirir. Yapılan plana göre amaç, hızla boğazı geçmektir. Bu sebeple çatışma sırasında kayıplar olsa bile hiçbir şekilde durmadan yola devam edilecektir. Atatürk, Nutuk’ta bu düzenlemeyi anlattıktan sonra “hulasa yürüdük ve geçtik” diye anlatımı bitirir. Ona göre bu olay, heyeti yavaşlatmak için bir oyundu.

Nihayetinde 2 Eylül’de heyet Sivas’a ulaşır. Kısa süre sonra Kongre başlayacaktır.

4 Eylül 1919’da, yani 102 yıl önce bugün Sivas Kongresi açılır ve kongrenin ilk günü Atatürk başkan seçilir. Atatürk açış konuşmasında “bugün bir araya geldiğimiz bu kongrenin kararı 21 Haziran’da verilmişti” diyerek Amasya Genelgesine atıf yapar.

Kongrenin gidişatına baktığımızda yurdun dört bir yanından gelen farklı fikirlerdeki delegeler arasında başlangıçta bir insicam olmadığı anlaşılıyor. İlk günler çeşitli müzakerelerle geçer.

Atatürk’ün önem verdiği esas konu ise, gündeme dördüncü gün gelir. Günün müzakerelerindeki konu Şarki Anadolu Müdafaa-yı Hukuk Cemiyetidir. Nihayet bu cemiyet bütün vatanı kapsayacak bir hâle getirilir. Böyle olunca adında ve tüzüğünde de bazı değişiklikler yapılır. Artık adı Anadolu ve Rumeli Müdafaa-yı Hukuk Cemiyetidir. Tüzüğünde de sadece Doğu Anadolu’yu belirten maddeler bütün vatanı belirten ifadelerle değiştirilerek yeniden kabul edilir. Böylece cemiyetin tüzüğünde yer alan Doğu İlleri Temsil Heyeti de bütün vatanı temsil edecek bir hâl alır.

Sivas Kongresini bir iki gün meşgul edecek meselelerden biri de özellikle İstanbul’dan gelen delegelerin, İstanbul’daki işgal havasının etkisiyle yaptıkları bazı temasların Kongrede tartışılmasıydı. Bunlar İstanbul’dayken burada bulunan yabancı devlet temsilcileriyle görüşmüşler ve bu görüşmeleri sonucunda bir ülkenin himayesinin gerekliliğine kanaat getirmişlerdi. Düvel-i muazzama arasında da Amerika’ya doğru meyletmişlerdi. Bu yöndeki fikirlerini daha Atatürk Erzurum’dayken dahi ona telgrafla iletmişlerdi. Erzurum’da Atatürk, saatlerce ve hatta günlerce telgraf görüşmeleriyle bu verilen bilgilerin şüpheli ve güvenilmez olduğuna muhataplarını ikna etmeye çalışmıştı.

Kongre sırasında görüldü ki, bütün haberleşmelere rağmen bu kafa karışıklığı devam ediyordu. Bazı Kongre üyeleri konuşmalarında hem tam bağımsızlıktan bahsediyor, hem de bir ülkenin himayesini istemenin gelişmek için daha elverişli olacağını söylüyorlardı. Bu iki durumun aynı anda mümkün olamayacağını fark etmiyorlardı.

Kongre başkanı olarak Atatürk’ün burada aldığı tutum da üzerinde durulmaya değer. Himaye lehinde ve aleyhinde olan bütün konuşmacılara fikirlerini serbestçe ifade etmeleri için fırsat verdi. Himayeyi savunanların sözlerini, kendisi tam tersi kanaate sahip olmasına rağmen, kesmedi ve uzun uzadıya atılan nutukların sonuna kadar dinlenmesini sağladı. Bütün bu uzun konuşmaların diğer delegeleri de etkilemesi ve onların da kafasını karıştırması tehlikesi vardı. Fakat Atatürk buna rağmen onların sözlerini kesmedi.

Burada her türlü fikrin ifadesine gösterdiği saygı ortaya çıkıyor. Ama bir şey daha tespit ediyoruz. Kongrede bulunanlar ve aykırı da olsa her türlü fikri seslendirenler o günün şartları içerisinde milletin temsilcileriydi. Orası da milletin haklarını savunmak için toplanılmış olan bir yerdi. Milletin temsilcilerinin ikna edilmesi gerekiyordu. Milletin temsilcilerinin ikna edilmesi demek milletin ikna edilmesi demekti. Atatürk her türlü fikri tartıştırarak olmayacakları, olamayacakları da delegelere göstermiş oluyordu.

Bu uzun tartışmalar, sonuçsuz ve kongreyi de boşa meşgul edici tartışmalar olarak görülür. Konu bakımından öyledir de… Fakat insanları ikna etmek ve maneviyatı kuvvetlendirmek başka bir şeydir. Atatürk’ün Nutuk’ta, Kongre’deki tartışmaları anlattığı kısmı okuduğumuz zaman edindiğimiz izlenim şudur: Atatürk, bu tartışmalar yoluyla, tereddütte olan veya kafası karışan kişileri de yeniden kazanmış ve onları tam bağımsızlık yönünde motive etmiştir. Böylece Amerikan himayesini savunan uzun konuşmalar, nihayetinde, Amerika’da Türkler aleyhine yapılan kara propagandayı engelleme fikrine doğru evrilmiştir. Alınan karar da Amerikan kamuoyunda oluşması muhtemel bir yanlış algıyı düzeltmek yönündedir. Bunun için Anadolu’daki gerçek durumu tespit edecek bir heyetin gönderilmesini talep eden bir mektup yollanmasına karar verilmiştir.

Sivas Kongresi’nin bütün engellemelere rağmen toplanması, İstanbul hükümeti ve İtilaf devletlerinin bazı karşı hareketlerine yol açtı. İngilizler Eskişehir ve Afyon’daki kuvvetlerini iki katına çıkardılar. Ama daha ileri gidemediler.

Diğer yandan İstanbul hükümetince görevlendirilen bazı kişiler, yanlarında İngiliz işgal kuvvetlerinden bir binbaşıyla birlikte kuvvet toplamaya çalıştılar. Amaçları, Malatya üzerinden Sivas’a gelerek Kongre’yi dağıtmaktı. Atatürk süratle duruma müdahale etti. Malatya ve civarındaki birliklere bu kişileri tutuklama emri verdi. Ayrıca Sivas’tan da bir birliği Malatya’ya doğru gönderdi. Nihayetinde Atatürk, Kongreye karşı bu girişimi tersine çevirerek İstanbul hükümeti tarafından gönderilen kişileri kaçmak zorunda bıraktı. Böylece Kongre bir taarruza uğramadan 11 Eylül 1919’da başarıyla tamamlandı.

Ancak, Atatürk Kongre’ye karşı bu girişimi cezasız bırakma niyetinde de değildi. İstanbul hükümetinin bu girişimle ihanetini gösterdiğini düşünüyordu. Bütün vilayetlerden özellikle padişaha telgraflar çekilmesini ve hükümetin şikâyet edilmesini istedi. Sivas’tan da aynı telgraflar Kongre adına çekiliyordu. Anadolu’dan İstanbul’a âdeta telgraf yağıyordu. Fakat telgrafların padişaha ulaşması engelleniyordu. Bunun üzerine doğrudan doğruya Damat Ferit’e telgraflar çekilerek, hükümetin artık milletle tamamen ters düştüğü ifade edildi ve istifaya çağrıldı. 12 Eylül’de de kesin bir karar verildi. Damat Ferit hükümeti istifa edip yeni bir millî hükümet kurulana kadar bütün Anadolu’nun İstanbul’la haberleşmesine son verildi. Böylece İstanbul’un Anadolu’dan haber alma imkânları neredeyse tamamen yok edildi.

Sivas Kongresi, amaç olarak bütün vatan sathındaki millî hareketleri birleştirmek ve mücadeleyi tek bir elden idare ederek daha güçlü bir hâle getirmek için planlanmıştı. Kongre, Millî Mücadele’yi yürütecek ve temsil edecek kurumların oluşmasını sağladı. Bunlar Anadolu ve Rumeli Müdafaa-yı Hukuk Cemiyeti ile Temsil Heyeti’dir. Ayrıca Kongre’nin hemen sonrasında İstanbul’la temasın kesilebilmesi ve bütün Anadolu’da bunu uygulayacak tedbirlerin alınabilmesi millî hareketin giderek güç kazanmaya başladığını gösteriyor. Nitekim sonraki olaylar, millî hareketin gücünü ve Sivas Kongresi’nin etkilerini gösterecektir.

Bütün bu anlattıklarımızı Millî Düşünce Kanalımızdan da izleyebilirsiniz.

Atatürk’ü takibe devam edeceğiz.

 

 

 

[1] Gazi Mustafa Kemal (Atatürk), Nutuk-Söylev 1. Cilt 1919-1920, 10. Baskı, Ankara: Türk Tarih Kurumu, 2019, 108-109; Gazi Mustafa Kemal (Atatürk), Nutuk, Ankara: Kaynak Yayınları, 2015, 82.

Yazar

Konuralp Ercilasun

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.