Yükleniyor...
6 Şubat 2023 Pazartesi günü önce Pazarcık’ta saat: 04.17’de 7,7 büyüklüğünde, sonra doğup büyüdüğüm Elbistan’da saat: 13.24’te 7,6 şiddetinde, 11 ilimizi kapsayan iki büyük deprem meydana geldi. Pazarcık depreminden sonra sabah aldığım ilk bilgide, Elbistan’da sadece üç binanın yıkıldığı ve iki kişinin vefat ettiği şeklindeydi. Ardından yaşanan ikinci deprem Elbistan’ı yıktı geçti.
Kahramanmaraş merkezli bu depremlerden on ay kadar önceydi; Karaelbistan’da yaşatılan bir gelenekle ilgili metin hazırlığı yapıyordum. Araştırmam sırasında; farklı tarihlerde Elbistan’ı da kapsayan bölgesel ya da yerel irili ufaklı ve aralıklı depremleri okumuştum: 587, 1114, 1513, 1544 ve 1795 yıllarında da benzer depremler olmuş, şehirler tamamen yıkılmış ve binlerce insan kaybedilmiş.
10 yaşındaydım; sanıyorum 27 Mart 1962’de Elbistan’da -şiddetli olmasa da- artçılarla birlikte 40 gün süren bir depremi yaşamıştık.
Prof. Dr. Feda Şamil Arık’ın; “Selçuklular Zamanında Anadolu’da Meydana Gelen Depremler” başlıklı makalesini okudum. Anlatımlara bakılırsa; yaşadığımız bu depremler, 29 Kasım 1114 tarihindeki depreme çok benzemekte ve aynı bölgeyi kapsamaktadır. Yazar; depremde yaşananları Süryani, Ermeni ve Arap kaynaklarına dayanarak yazmıştır.
Özellikle dönemin tarihini kaleme alan Urfalı Mateos’un tafsilatlı anlatımları, gerçekten depremin dehşetini gözler önüne sermektedir: “Herkes hayatından ümidini kesmiş ve kıyamet gününün geldiğini zannetmişti” demektedir.
“Maraş’ın tamamen toprak altına gömüldüğünü, şehirde yaşayan hiç kimsenin depremden sağ kurtulamadığını ve yaklaşık 40 bin kişinin öldüğünü” belirtmektedir. Kayıplar, bazı kaynaklara göre tüm bölgede, bazı kaynaklara göre ise sadece Maraş’tadır. Ama hepsi de “Her tarafın karla kaplı olduğunu, artçı sarsıntıların günlerce sürdüğünü, bu yüzden hayatta kalan insanların korku içinde yaşadıklarını, evleri yıkılmamış olsa bile içeriye giremediklerini, kar altında derme çatma yerlerde hayatlarını sürdürdüklerini” yazmaktadır.
Elbistan; 8-9 Büyüklüğündeki bu felaketin ardından biraz güneye, Şardağı’nın eteğine ve Ceyhan Nehri’nin kenarına -bugünkü yerine- kurulduğu tahmin edilmektedir. Eski yerleşim yerinin adı da Karaelbistan olmuştur. Hâlen yerleşim devam etmektedir.
Anadolu’nun en eski şehirlerinden biridir. Tarihi M.Ö. 25.000’li yıllara kadar gitmektedir. Çok eski dönemlere ait birçok yerleşim alanlarının, kalıntıların ve höyüklerin bulunması bunu doğrulamaktadır. Bu süreçte Luviler, Hattiler, Hititler, Asurlar, Frikyalılar, Lidyalılar, Medler, Persler, Kapadokyalılar, Makedonyalılar, Komegenler, Romalılar, Bizanslılar, Araplar, Memlûkler, Moğollar, Selçuklular, Dulkadirliler, Osmanlılar hüküm sürmüşlerdir.
Elbistan sadece depremlerle yıkılmamıştır; defalarca istilalar, saldırılar, yağmalar, kıyımlar, savaşlar yaşamış ve tahrip edilmiştir.
Şehrin yaşadıklarını TDV İslâm Ansiklopedisi (c.11, s.1-3), “Elbistan” maddesinden kısaltarak yazmaya çalışacağım:
“Ovanın etrafının yüksek dağlarla çevrilmiş olması stratejik önemini arttırdığı gibi bu özelliği sebebiyle VII. yüzyılın ortalarından X. yüzyılın sonlarına kadar Anadolu’ya yapılan askerî harekât ve akınlardan oldukça etkilendi.
-Elbistan 951 yılında Hamdânî Emîri Seyfüddevle tarafından tahrip edildi.
-Birçok defa Türkmen gazilerinin akınlarına hedef olan Ceyhan (Elbistan) bölgesi, 1085’te Anadolu Selçuklu Sultanı Süleyman Şah’ın emîrlerinden Buldacı tarafından fethedildi.
-1097 yılında Haçlıların eline geçti ve yağmalandı. 1103 yılına kadar birkaç defa el değiştiren bölge, tekrar Haçlıların hâkimiyetine girdi.
-Sultan I. Kılıçarslan 1105’te burayı yeniden fethetti.
-1124’te Dânişmendlilerin eline geçti.
-1144’te Sultan I. Mesud zamanında Anadolu Selçuklularının eline geçti.
-1156’da Elbistan ve yöresi Dânişmendlilerin Sivas meliki Yağıbasan’a bırakıldı.
-Yöreye, II. Kılıçarslan yeniden hâkim oldu ve 1202’de de Konya’ya bağlı bir vilâyet haline getirildi. Valiler tarafından idare edildi. Özellikle Emîr Mübârizüddin Çavlı, imarında önemli hizmetlerde bulundu.
-IV. Kılıçarslan’ı Selçuklu tahtına çıkaran İlhanlı kumandanı Baycu Noyan, 1258’de Elbistan’a girdi, pek çok kişiyi öldürdü, kadın ve çocukları esir aldı. 1277 yılına kadar çeşitli valiler tarafından idare edilen Elbistan, XIII-XIV. yüzyıllarda orta büyüklükte meşhur bir şehirdi.
-Memlûk Sultanı Baybars, Anadolu seferi sırasında İlhanlı Hükümdarı Abaka Han’ın ordusunu Elbistan yakınlarında bozguna uğrattı (15 Nisan 1277).
-İlhanlı idaresinin sarsılması sonucu 1337 yılında Taraklı oymağının reisi Halil Bey yöreyi ele geçirdi; fakat bir yıl sonra Dulkadiroğlu Karaca Bey’e terk etmek zorunda kaldı. Böylece Elbistan, 1338 yılından itibaren yeni kurulan Dulkadiroğlu Beyliği’nin merkezi oldu.
-Şehir 1381’de Memlûklerin eline geçtiyse de 1384’te yine Dulkadiroğlu Halil Bey tarafından geri alındı.
-1399’da Yıldırım Bayezid, bir harekât gerçekleştirmişse de bölge Osmanlı topraklarına katılmayarak Dulkadiroğlu Nâsırüddin Mehmed’e bırakıldı.
-1400’de Timur, Elbistan ve yöresini tahrip etti.
-1435’te Halep Valisi Tanrıbirmiş ordusuyla Elbistan’a yürüdü ve şehri yağmaladı. Ardından 1436’da yine yağma ve tahribe mâruz kaldı.
-1465’te Dulkadirli Arslan Bey, Memlûk Sultanı Hoşkadem’in gönderdiği fedai tarafından Ulu Cami içinde öldürüldü.
-1471’de Şehsuvar Bey’in Mısır ordusuna mağlûp olmasından sonra da Emîr Yeşbeg ve kuvvetleri tarafından yağmalandı. Bu tarihten itibaren bölge, Osmanlılarla Memlükler arasında nüfuz mücadelesine sahne oldu.
-1505’te Şah İsmail’in saldırıları sonucu şehir tahrip edildi, Dulkadirli Sarayı ve kale tamamen yıkıldı.
-12 Haziran 1915’de Osmanlılarla Dulkadir Beyliği orduları arasında Göksun civarında yapılan Turnadağı Savaşı’nı Osmanlılar kazandı; Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt’un kesik başı ile veziri ve bir oğlunun başı Kahire’ye gönderildi.
-1521 yılında Dulkadiroğlu Beyliği’ne son verilmesiyle Elbistan doğrudan Osmanlı idaresine bağlandı.
-XVII. yüzyılda Anadolu’da görülen karışıklıklar ve ayaklanmalarda Elbistan bir korunma ve sığınma yeri oldu. 1608’deki isyanların elebaşısı Kalenderoğlu Mehmed Paşa ile arkadaşları maiyetleriyle beraber Elbistan’da toplanmıştı. Göksun yaylasında Kuyucu Murad Paşa ile yaptıkları şiddetli çarpışmadan Elbistan da etkilendi.
Yöre XIX. yüzyılın ortalarına kadar büyük yolların uzağında olması dolayısıyla asayişsizlik içinde kaldı. Bu sebeple sosyal ve ekonomik yönden pek fazla gelişemedi. XIX. yüzyılda ekonomik gücü azaldı, hatta XVI. yüzyıldaki seviyesinin altına indi.
Yüzyıllar boyunca uğradığı tahribat sebebiyle Elbistan’da pek fazla tarihî eser bulunmamaktadır.”
Eskiden “Tarihî İpek Yolu”nun çok yakınından geçmesi(Afşin’den) sebebiyle Batı’dan Doğu’ya ya da Doğu’dan Batı’ya seyahat eden seyyahların, keşif veya fetih amacıyla geçen hükümdarların, komutanların ve orduların uğrak yeri olmuştur.
Değerli okuyucularım; yazılarıma, yukarıda belirttiğim “Karaelbistan’da Mekân Geleneği” ile başlayacaktım ama depremler sebebiyle Elbistan’la başlamak zorunda kaldım.
Fazla ayrıntıya girmeden birkaç yazımda daha Elbistan’dan bahsedip sonra geleneği aktarmaya çalışacağım. Haftaya buluşmak dileğiyle…