De-delerin laneti

Acaba yanlışta ısrarımızın sebebi nedir? Tutucu olduğumuzdan mı alıştığımız yanlışları bırakamayışımız? Yoksa vurdumduymazlığımız mı bunların sebebi? Oysa dün umursamadığımız şeylerin yarın pişmanlığını yaşar dururuz.


Özellikle “de”lerin “da”ların sürekli yanlış kullanımı; ayrı yazılması gerekenlerin bitişik, bitişik yazılması gerekenlerin de ayrı yazılması çok garip ve sinir bozucu geliyor bana. Bunların ayrımını yapmak çok mu zor? Çok zorsa ayrımı yapabilenler üstün zekâlı olmalı!

“Yalnız”lar neden hep yalnış(!) yazılıyor da yanlış yazılmıyor?! Bunu ayırmak da oldukça zor olsa gerek. Yoksa herkez(!) doğrusunu yazabilir, hiç kimse de yanlış yapmazdı.

Noktalama işaretlerine hiç girmiyorum bile. Herkes, en azından, cümle sonuna doğru işareti koyabiliyorsa ne mutlu!

Bir de “ki” var ki evlere şenlik… “Ki” nin dili olsa “de” ye derdi ki “Seninki de dert mi benimkinin yanında?” ya da “Ne olacak ki bizim bu halimiz?”

Bunlar sıkça gördüğüm ve çokça takıldığım garabetten, hemen aklıma geliverenler…Daha başkaları da var. Mesela, özellikle sosyal medyada gördüğüm kadarıyla herkesin bir “yiyen”i var. Fotoğrafın altına yazıyorlar “Yiyenim gelmiş, hoş gelmiş.” Niye gelmiş, yemeye mi gelmiş? Nedir, kimdir bu “yiyen”? Herkes anlayıp yorum yapıyor. Ben anlamıyorum, anlayışsızsam demek ki!

“Parelel”(!) kelimesi mimlendiği için midir, bilinmez sürekli “mütevazi” kelimesi kullanılıyor. Kullananlardan şüpheleniyorum; kripto örgüt üyesi olabilirler ve belki de bu şekilde haberleşiyorlardır! Bir araştırılsın. Doğru çıkarsa “mütevazılık” yapamayacağım; direk (!) “ben buldum” diyeceğim. Direkt olarak dedektifliğe soyunuyorum, yaşasın “ükelalık” (!). Şimdi ben bunları yazarken “Word” kelimenin altını çizerek uyarıyor, tabii ki merak edip bakarsan doğrusunu görürsün. Aynen şöyle diyor; “mütevazi (paralel) yerine mütevazı (alçakgönüllü) sözcüğünü mü kullanmak istediniz?”. Ne kadar çok yanlış yazılıyorsa artık cihaz bile uyarmak gereği duyuyor…Gâvur icadı, ukala filan ama Türkçeyi bizden iyi biliyor vesselam!

Özellikle genç nesilde gözlemlediğim bir yazışma dili var. Gençlerimizin çoğu nedense 29 harflik alfabemizi ayrıştırıp ya sadece 8’ lik kısmını ya da 21’ lik kısmını kullanıyor . “ii” , “eet”  ya da “mrb”, “nbr” “tmm” en çok rastladıklarım…Bu da bana yanlış beslenmeye bağlı ishal veya peklik olmayı çağrıştırıyor…

Bir de gazetecilerin yazdıkları var

Bir de gazetecilerin (!) yazdıkları var. Son zamanlarda, parayı bastırıp bir internet sitesi yaptıran herkes kendisini gazeteci zannediyor ve havalı bir şekilde “internet gazetecisiyim” diye kendini tanıtıyor. Gel gör ki dilbilgisinden, imlâdan, kısaca Türkçeden bihaber. Konuştuğu gibi (kaba saba) yazmaya kalkıyor, okumaya kalkanın gözlerini kanatıyor. Ama sorsan bunlar hep doğallık, yapay sevmiyoruz… Gerçi basılı gazetelerde de aynı durumlara rastlamak mümkün… “Geliyoruz, gidiyoruz sizi evde bulamıyok yavv” durumları…Yerelde bunlar daha çok galiba. Bir kaç gün önce kutladığımız (!) Dil Bayramımız ile ilgili köşe yazısı yazmayı akıl edenler olmuş ama yazdıklarını yayımlamadan önce kontrol etmeyi düşünememişler sanırım.

Takıntılı sayılabileceğim bütün bu noktalar, her okuduğum yazıda gözüme gözüme batar; internet ortamındaysam ve yorum yapma imkânım varsa hemen yorum yaparım. Nedendir bilinmez yaptığım yorumlara da genellikle “beğenmedim” işareti konur ve bazen de karşı yorum yapılır; “Ne güzel bir şeyler anlatıyor, niye takıyorsunuz bunlara?” gibi. Demek ki herkes yanlıştan rahatsız olmuyor; çok zeki oldukları için yanlış yazılandan bile anlatılmak isteneni şıp diye anlıyıveriyor! “Leb demeden leblebi” hesabı…

 

Peki, yanlış yazılmasına rağmen nasıl olsa herkes anlıyor diye, umursamayıp görmezden mi gelelim? Doğru, kurallara uygun bir şekilde kullanılmayan her şey gibi yanlış kullanılan dil de bozulmaz mı? Mesela; nasıl olsa karnım doyuyor deyip sürekli yanlış beslensek sağlığımızdan olmaz mıyız? Bence bu da öyle bir şey…

 

 

Dilimizi yanlış kullanmaktan başka bir de aralara İngilizce kelimeler sokuşturarak konuşma sanatı var ki henüz adı konamamış. Bazen de aksi söz konusu oluyor ve öz Türkçe konuşmak için olmadık kelimeler türüyor…O da ayrı bir konu.

Hani hepimiz âlimken gecelerden bir gece cahil bırakılıvermiştik ya! Acaba bütün bunlar bir gecede cahil bırakılmamızdan dolayı mezar taşını okuyamadığımız dedelerimizin bize laneti mi? (Konuyla ilgili MİSAK’ta yayımlanmış olan  yazımızı mutlaka okuyun)

Not: Fotoğraflardaki gazete alıntıları bugüne kadar karşılaştığım güzelliklerden (!) sadece birkaçı. Sizlerle paylaşmak istedim.

 

Yazar

Fatma Zehra Okur Cerit

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar