Ekran gediklileri

Her çıkan her şeyi biliyor. Konuşurken havasına bakarsanız sanki hakikaten biliyor. Biraz ilerleyince anlıyorsunuz ki bilmesi gerekmiyor, bir merkezden servis edilenleri düşünmeden ve inanmadan tekrar ediyor. 


Paylaşın:

Eski Türkiye’nin bugünden bakınca yeniden yeni olduğu alanlar vardı. Birisi o zamanlar hiç beğenmediğimiz medyaydı. Çok eleştirirdik. Yanlışları ve kötü alışkanlıklarıyla acımasız yönleri vardı, bunları söylerdik, çekinmezdik. Beğenilmese de “Niçin söyledin?” diye yakamıza yapışılmazdı. Cevap ve düşünce açıklamak için geniş alana hitap eden medya organlarını belki her zaman kullanamazdık ama bulabildiğimiz alanlarda hürdük. “Yeniden yeni” dediğim budur. Şimdi dar bile denemeyecek menfezlerde zor nefes alıyoruz.

Yüz elli yılda demokratik kültürü kolay edinmemiştik. Medya göstergelerinden biriydi. Demokrasimizin aksaklığından bahsederdik ama ayaktaydı. Yeni Türkiye’de o aksaklıklar giderilecekken, var olan dengeler de kayboldu. Yirmi yıl öncenin Türkiye’siyle şimdiki Türkiye’yi çeşitli yönlerden kıyaslamak düşünmeye ve anlamaya geniş yollar açar.

Seçmene-seyirciye saygı

Otuz yıl öncesine kadar televizyona çıkmak büyük merasimdi. İnsanlar üstlerine başlarına çeki düzen verirlerdi. Daha önemlisi neyi nasıl söyleyeceklerine dikkat ederlerdi. Sanki en zor imtihana girer gibi kamera karşısına geçerlerdi. Hayatı topluluk karşısında konuşmakla geçen hocaların kamera önünde heyecandan şaşırdığı olurdu. Bu cümleyi yazarken birçok isim gözümün önüne geldi. Cümlelerini tek tek almak ve montajlamak zorunda kalmıştım.

Kameraya, televizyona alıştık. İşin o kısmında değişme kabul. Kılık kıyafete de eskisi kadar önem vermiyoruz; belki bazılarımız için tek önem verilecek giyim unsuru başörtüsü kaldı, bu da kabul. Ama güzel kardeşim, söz var. Bildiğini düzgün konuşmak var. Yalan yanlış söylememek var. Her konuda konuşmamak var. Utanmak var. Hayır utanmıyoruz.

Her çıkan her şeyi biliyor. Konuşurken havasına bakarsanız sanki hakikaten biliyor. Biraz ilerleyince anlıyorsunuz ki bilmesi gerekmiyor, bir merkezden servis edilenleri düşünmeden ve -belki- inanmadan tekrar ediyor.  Başkası aksini söylerse de mektep çocuğu gibi “Benim ağamın istemediği sözü nasıl söylersin?” der gibi dikleniyor ve üstüne yürüyor. Yeterince itiraz etmediğini düşündüğünde de bir sancılanma tutuyor. “Ya beni bu yalakalık-tapınma mesleğinde yeterli bulmazlar da zılgıtı veya tekmeyi yersem?” diye kıvranıyor. Böyle bir manzarayı Türkiye’ye yakıştırıyor musunuz?

Tek ölçüsü bu olan bir alay insan yıllardır ekranlarda. Medyanın yüzde seksenine yakını sahibinin sesi ve aykırı söz zaten yok. Oralarda, totaliter ülkelerde olduğu gibi yaranma yarışı cereyan ediyor. Türkiye diye düşünmezseniz eğlenceli de. Dedikodu ve yaftalama yarışında bayağı tartışıyorlar. Ona buna çatarken biri el altından el artırıyor. Öbürü pey sürüyor. Tam bir kumarbaz edasıyla kıvranıyorlar. Eğlencesi Cüppeli dinlemek kadar değilse de idare eder.

Türkiye’nin ahlâk ortalaması bu mu?

Sahibinin sesi kanallarda kalamıyorum.  Nispeten ortadan giden Habertürk‘e bakıyorum. Orada da insanlar rahat değil. Dört kişi çıkacaksa ikisi iktidardan, ikisi muhalefetten. İktidar tarafı, eski siyasetçi, kamuoyu araştırmacısı, gazeteci kılığındakiler ve rektörler-profesörler tarafından temsil ediliyor. Çünkü başka görüşten olanların karşısına Ak partili vekillerin çıkması yasak. Onlar gökten indiler. Paryalarla karşı karşıya konuşmaları olur mu? Onun için dublör kullanıyorlar. Türkiye de yıllardır bunu yutuyor. Affedersiniz, bu durumdan bahsederken böyle argolara mecbur kalıyoruz, evet yutuyor.

Gazeteciye “Sen gazeteciliğini et ve gazeteci gibi konuş!” diyen yok. Adam, edilen her cümleye “Cevap vereceğim” diye atlıyor. Diğerlerini konuşturmamak ve kötülemek için kuru gürültü hazır. Sorulan hiçbir şeye cevap vermiyor, övgü ve yergi ezberini tekrarlıyor.  “Kardeşim sen kimsin? Gazeteci öyle konuşmaz, öyle karşı çıkmaz ve öyle eleştirmez, sen kimsin?” diyen yok. Bunlar partiliden partili. Hocaya, rektöre, “Sen ilim adamı mısın?” diye soran yok. “Militan gibi konuşmana bir şey demem de adının önünde rektör, profesör gibi unvanlar var.” diyen yok. Her çıkışta nasıl göründüklerini yüzlerine vursalar belki bir şeyler değişir. On yıldır ekranda her şeye karışan, burada adını edemeyeceğim yüzüne maskeler yerleşmiş isimlerin maskeleri düşer ve piyasadan çekilirler.

Hiç şüpheniz olmasın bu isimler ve benzerleri yarın pek kötü anılacaklar. Bu milletin unutkanlığına sığınmaları kurtarıcı değildir. Zaman unutmaz.

“Yeni” bu mu?

Resim aslında net! Kadın programları, diziler, evlilik ve yemek programları da eklenince vıcık vıcık bir Yeni Türkiye fotoğrafı çıkıyor. Kolayca anlayacağınız, bu ülkede ahlak ve ölçü kalmadığıdır. Bir düzen kaldığını da düşünemezsiniz. Demokrasiyi, hakkı, hukuku, adaleti zaten geçin!  Diyeceğim o ki ekranlar sahteliğimizin aynası. Görünmeye çalıştığımız gibi olmadığımızın aynası. Hakikatten uzaklığımızın aynası.

Otuz yaşın altındakiler bilmez: Eskiden böyle değildik. Bir ölçüde ölçülüydük. Siyasetçinin muhatabı siyasetçiydi. Gazeteci, ilim adamı, uzmanlığına göre konuşturulurdu. Bu hususu ayrıca işlemeliyim. Şimdi diyeceğim şu olsun: Gazeteci gazeteci gibi, Profesör, profesör gibi, ilim adamı gibi konuşacak. Emin olun, sadece bunu takip etsek, siyasetçilerin, özellikle baştakilerin ışığı söner!

 

Yazar

A. Yağmur Tunalı

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar