Eylül’ün beşi!

Yıl 2012. Yine böyle bir Eylül başı yani yaz bitmek üzere ama hava sıcak. Kışlık sebze hazırlama telaşı içindeyim. Eldiven giymeden ve tat kontrolü yapmadan doğradığım biberlerin, havanın sıcağı ile birlikte, en acı şekilde canımı yaktığı bir gün.


 

Yıl 2012. Yine böyle bir Eylül başı yani yaz bitmek üzere ama hava sıcak. Kışlık sebze hazırlama telaşı içindeyim. Eldiven giymeden ve tat kontrolü yapmadan doğradığım biberlerin, havanın sıcağı ile birlikte, en acı şekilde canımı yaktığı bir gün. O acı içinde işlerimi bitirerek dinlenmek için salona geçip uzanmış, bileklerime kadar yanan ellerimi nereye koyacağımı ararken öyle bir ses ve sarsıntı oldu ki yanımdaki kızımla neye uğradığımızı şaşırdık. Kafamdan anında yüzlerce ihtimal geçti: “Şu mu oldu, bu mu? Tüp mü patladı? Nerde, nasıl oldu?” Hatta camlar o kadar şiddetle şangırdadı, perdeler öyle bir sallandı ki “bizim evi hedef alıp roket attılar” düşüncesi bile geçti aklımdan.

Can havliyle camdan dışarı baktığımda tam karşımızdaki tepeden, dumanla karışık bir ateş topunun yükseldiğini gördüm. “Allah!” dedim, “Sen koru!”  Askeriye’nin olduğu yerdi orası. Kafamdan geçen ihtimallerin bir anda yönü değişiverdi. “Orada asker var mıydı? Varsa çok muydu? Tüh tüh yazık çocuklara!” derken kendi oğlumun “anneee!” derken titreyen sesini duydum. 6 yaşındaki oğlum balkondan patlamayı görmüş, korkudan olduğu yere çakılıp kalmış, kurtarayım diye beni çağırıyor. Hemen gidip kucakladım, sevdim, sakinleştirdim ve çocuklarımla birlikte camdan izlemeye koyulduk. Tepeler alev alev yanıyordu artık. Bu arada evimin önünden geçen ambulans, itfaiye ve polis sirenleri birbirine karışıyor, sanki birbirleri ile yarış halinde olay mahalline yetişmeye çalışıyordu. Bir taraftan izlerken bir taraftan da sürekli dua ediyordum ki anne kuzularına bir şey olmamış olsun.

Bir müddet sonra bütün televizyon kanalları canlı yayına geçti ve haberi vermeye başladı: “Son dakika! Afyonkarahisar’da cephanelikte patlama!” başlığıyla. Bütün yetkililer, ilgililer, ilgisizler toplandı olay yerine. Tabii en önemlisi, oradaki Mehmetçiklerin aileleri haberi duyar duymaz Afyonkarahisar’ın yolunu tuttu.

Bir gözümüz televizyonda, bir gözümüz pencerede; bir azalıp bir artan alevlerde. Pencereden sadece alevleri görebiliyor, televizyondan da olay yerini ( tabii ki kanalların gösterdiği kadarını), açıklama yapanları izliyoruz. Yakın illerde oturan asker aileleri kısa sürede gelmiş ama nafile, çocuklarına ulaşmaları ne mümkün. Anacıklar onlar için kurulan çadırlarda ayılıp bayılıyor, feryatlar alevlerle yarışıyor. Yanan tepeler gece yarısından sonra söndürülebildi ancak. Peki ya anaların babaların yüreklerinde çıkan yangınlar? Üzerinden dokuz yıl geçmesine rağmen eminim ki yüreklerindeki kor ateş, üzeri küllenmiş bir şekilde duruyordur.

Maalesef o gece 25 askerimiz patlamada şehit oldu (11 de yaralı). Kimlik tespitleri, DNA testi sonucunda yapılabildi. Vücut bütünlükleri tamamen bozulmuştu çünkü. Yani olayı duyar duymaz yavrularına koşan annelere yavrularının cansız bedeni bile gösterilemedi.

O gece ve ertesi gün boyunca ambulanslar, cenaze araçları vızır vızır kışlaya gidip geldi. İlgili, ilgisiz bir sürü kişi çeşitli açıklamalarda bulundu. Bazı yetkililerin talihsiz açıklama ve davranışları pek çok medyada eleştiri ve hatta alay konusu oldu. Patlamanın sebebi ile ilgili de çok çeşitli açıklamalar yapıldı. Kaza mı, kasıt mı? Kaza ise ihmal var mı? Bu yazı bir araştırma ve eleştirme yazısı olmadığı için bu derin mevzulara girmiyorum.

Mahkeme sonucunda suçlu bulunanlara ceza verilse de giden canlar geri gelmiyor. Sebep her neyse sonuç, 25 askerimizin ortada çatışma vs. yokken patlayan bombalarla şehit düşmesi.(12 bin el bombası olduğu söylenmişti) Şehit oldukları yer de yine bir şehidimizin adı; Şehit Uzman Çavuş Mete Saraç Kışlası!

O gün ben ellerimin can yakan acısını unuttum. Ellerim biberle uğraşınca yine yanıyor ve onlar her yandığında aklıma o acı gün geliyor. Artık ellerimle beraber yüreğim de yanıyor ve ardından tuhaf bir sızı kalıyor. Tıpkı o analar gibi.

Bu yıl yüreğimi yakan başka bir şey daha oldu. Afyonkarahisar Belediyesi’nin düzenlediği bir dizi etkinlikte yer alan konserlerden ikisi tam da 5 Eylül gününe yani askerlerimizin şehit olduğu günün yıl dönümüne denk getirilmiş. Kasıt mı, ihmal mi? Kasıt olduğunu zannetmemekle birlikte ihmal ve umursamazlık olduğunu düşünüyorum ki bu da diğeri kadar acı.

Ruhlarınız şad olsun.

 

Yazar

Fatma Zehra Okur Cerit

2 Yorum

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.