Yükleniyor...

Bir ülkü sahibi olmayı anlayamayan aydınların, bilim adamlarının olduğu bir durumda köylülerden anlamasını beklemek doğru değil tabi. Köylüler de koca profesörün niçin geldiğini anlamıyorlar: “Siz galiba bizim köylülerimizin ahlâkını bozmaya geldiniz. Köylülerimiz bilimi ne yapsınlar?!” Bir köylü şöyle diyor: “Duyduğuma göre bu genç çok okumuş, hatta okuya okuya aklını bile oynatmış.” Galiba dünya köylerinin hepsinde geçerli olan bir kural bu: Çok okuma ile delilik arasında doğru orantı vardır.
Bilim dünyasından arkadaşlarının tavırlarına aldırmayan Raçinski, köylülerin kendisine bakışlarını da görmezden gelerek işe koyuluyor. Köyündeki cevherleri buluyor, onlara sadece matematik öğretmiyor, diğer alanlarda da eğitim veriyor, hayata dair bilgi ve birikimlerini aktarıyor, fikir dünyalarını geliştiriyor. Birçok nitelikli öğrenci yetiştiriyor.
Bir kitap kurdu olan amcam bazı kitapların, özellikle romanların keçiboynuzu gibi olduğunu söylerdi. O kadar olay kurgusunun içinden size kalacak olan da keçiboynuzunun içindeki bal gibidir. Bence de bazı kitaplar üzüm tanesi gibidir. Küçüktür, içi dolu ve lezzetlidir. Çekirdeğiyle yerseniz bir çıtırtı ve hafif bir acılık hissedersiniz. Ama en nihayetinde keyiflidir. İdeal Öğretmen de böyle bir kitap. Bu kısa kitabı okuduğunuzda, Raçinski’nin düşünceleri, heyecanı, tavırları, uyguladığı yöntemler keyif veriyor. Sonra o heyecanı baltalamaya çalışan insanlar gözünüzün önünde canlanıyor. Üniversitede ona karşı çıkanlar ile köylüler o kadar tanıdık gelecek ki belki onlarla bir yerlerde karşılaştığınızı düşüneceksiniz. Kitabın sonunda Raçinski’nin ülküsüne biraz da olsa ulaşmış olması keyfinizi arttırıyor.
İdeal olanı yapmak ve ülküye ulaşmak zordur. Hepimizin zorluklara karşı koyarak, ideal davranışlarla ülküye ulaşabilmesi ümidiyle.