İnsanın özürleri – Milli Düşünce Merkezi Millî Düşünce Merkezi - Dünyaya Türkçü Bakış

DUYURU   • Türk ilim dünyasının acı kaybı   • Söz konusu-6: Kadın ve çocuk şiddetinin arka planı (canlı)

İnsanın özürleri

Sahip olduklarının kıymetini bilmek, çoğu zaman sahip olmadıklarına özenmekten zor gelir. Bu sebeple sayısız mutsuzluk biriktirir insan hayat defterinde. Böylece hep bir yanı eksik yaşar. Asıl sorulması gereken soru şu: Ya insan gerçekten de bu denli eksik ya da defolu olsaydı?

27 Eylül 2020
Demet Yener
İnsanların yazık ki kendince sahip olduğu ruhsal özürleri vardır…

Bazen tek gereken biraz umut, bazı anlarda şans ve bir miktar da sabırdır. Kek tarifine benzeyen bu ölçü ve malzemeler genelde çok az insanda mevcuttur. İnsanoğlunun öyle özürleri vardır ki esasen özrü kabul edilemez. Elindekine yerinip yakınmakla öyle meşgul olur ki bardağın dolu tarafı asla ilgisini çekmez. Alamadığı bir ayakkabı için karaları bağlamışken elindeki ve en az onun kadar beğenerek aldığı diğer ayakkabıları unutur. İnsanda yetinme duygusu hiç yok, ne yazık ki… İnsan, şükretme özürlüdür!

Sevmeler az gelir hep, kızgınlıklarsa fazla. Hayatın eksilerinin altında ezildiğini düşünüp dövünürken aynı zamanda onun artılarının üzerinde durduğunu da unutur. İnsan hep unutur. Unutma delisi, hatırlama özürlüdür!

Görünür olanla çok meşguldür mesela. Görünenin arkasındaki gerçeklikle hiç ilgilenmez. Soğuk ya da kendini beğenmiş gibi duruyor diye tanışmaya bile niyetlenmez kalabalığına yeni katılanlarla. Görünüşünü beğenmediği yemeği tatmaz; sevmeyeceğini önceden biliyordur çünkü. İnsan, araştırma özürlüdür!

Kulaktan dolma bilgilerle de hayatı sürdürebilecekken kitap okumaya vakit ayırmak angarya gelir. Ya uykusunu getirdiğini ya gözlerini yorduğunu ya da asla ilgi alanına hitap eden bir kitap, dergi ya da gazete bulamadığını söyler. Fikirleri, aslında başkalarının akla yatkın sözlerinin karması olduğundan fikirsizdir aslında. Kur’an’ı, Atatürk’ü, tarihi, siyaseti, insan ilişkilerini ve hatta aşkı hep birilerinin onların da muhtemelen başkalarından duyarak kurduğu tümcelerle öğrenir ve en acısı da bunların gerçekliğine inanır. İş olduğunu bilse acıkmayı bile durdururdu aslında. Düşünce tembeli yani. İnsan, fikir özürlüdür!

Hüznü çok sever, mutluluğa hep uzaktan bakıp onu hayal etmeyi ve böylece ruhuna işkence etmeyi çok sever. Melankoli onun doğal hali gibidir. Mutluyken ilk aklına gelen yakında mutsuz olacağıdır. “Çok gülersen yakın zamanda kesin ağlarsın.” gibi bir inanç hayatına kendiliğinden yerleşivermiştir. İnsan, gülme özürlüdür!

“Doğruyu söylemek gerekirse” diye başlayan bir cümle kalıbı hayatının doğal akışı içinde yadırganmayacak bir yer bulmuştur kendine. Yani asıl olan potansiyel birer yalancı olduğudur her insanın ve buna rağmen arada sırada doğruyu söyleyebilir. Yalanı sevmez, istemez ama arada mutlaka söyler. Gerçeklerin acıtan yanı öyle korkutucudur ki ona çok kolay döner sırtını ve sarılır kurgulara. İnsan, gerçeklerden korkan bir dürüstlük özürlüdür!

Nasıl bakarsa öyle görür etrafını insan. Aleni biçimde ortada olan şu ki engel veya özür sadece bedene ya da zihne sabitlenmiş olmak zorunda değildir. Bazen ruha, bazen karaktere ya da kişiliğe eklenmiş de olabilir. Peki, hangisi daha kötü? Sağlam bedenlerde gezen milyonlarca insan ruhen ya da zihnen özürlü! Üstelik olmayan bir engeli varmış gibi yaparak…

Sahip olduklarının kıymetini bilmek, çoğu zaman sahip olmadıklarına özenmekten zor gelir. Bu sebeple sayısız mutsuzluk biriktirir insan hayat defterinde. Artılardan çok eksilere takar ama kafayı. Böylece hep bir yanı eksik yaşar. Asıl sorulması gereken soru şu: Ya insan gerçekten de bu denli eksik ya da defolu olsaydı?

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yazarın millidusunce.com'daki yazıları