Kıbrıs Türk Kültür Derneği’nden Basın Bildirisi

Kıbrıs Türk Kültür Derneği, 21-25 Aralık Millî Mücadele ve Şehitler Haftası dolayısıyla bir basın bildirisi yayımladı.


Kıbrıs Türk halkının en doğal ve en başta gelen insan hakkı olan yaşam hakkına son vermek için Rum-Yunan tarafının başlattığı soykırım eylemlerinin tarihimize “Kanlı Noel” olarak yazılan 21 Aralık 1963 vahşetinin 57’inci yıl dönümünde şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnetle anıyoruz.

Kıbrıs Türklerine yapılan katliamların, etnik temizlik ve soykırım hareketlerinin yarattığı acıları, kayıpları, baskıları unutmadan, Rumların Türklere karşı neler yapabileceklerinin bilinci içinde günümüzde egemen, bağımsız ve tam güvenlik içinde özgür yaşamanın değerini yeniden anlamlandırarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni yaşatma kararlılığımızı teyit ediyoruz.

Uluslararası antlaşmalarla kurucu ortağı olduğumuz 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti devletinin ömrü çok kısa oldu. Türkiye-Yunanistan-İngiltere-Kıbrıs Türk Liderinin ve Kıbrıs Rum Liderinin ortak imzalarını taşıyan uluslararası antlaşmalarla sağlanan güç paylaşımı ve kurulan dengeler çerçevesinde, Enosis hedefi ile yaratılan Kıbrıs sorununun çözüldüğü umutları yeşermişti. Kıbrıs’ta barış içinde güvenli ve huzurlu bir gelecek umutlarıyla kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti, Rum-Yunan ikilisinin planlı Enosis katliamlarını başlatması nedeniyle sadece üç yıl yaşatılabildi. Kıbrıs Türk Halkını yok ederek Enosis’i gerçekleştirmek için 21 Aralık 1963 gecesi başlatılan soykırım vahşetinde, insan haklarının evrenselleştiği, 1948 Soykırım Sözleşmesinin kabul edildiği bir çağda dünyanın gözü önünde ve emperyalist devletlerin görmezden geldiği 20. Yüzyılın en büyük katliamlarından biri Türk halkına yaşatılmıştır. Bugün sözde bir federasyon içinde egemen ve bağımsız devletimizi ortadan kaldırarak yapay bir “birlikte yaşama” edebiyatını sürdürenler, Rumların Türk halkıyla birlikte yaşamaya ancak üç yıl dayanabildiklerini ve Kıbrıs Türk halkıyla hiçbir şeyi paylaşmak istemedikleri gerçeğini, yaşadığımız soykırım vahşetini unutmamalıdırlar.

Kıbrıs Türk Halkı, Kıbrıs’ın yönetiminin geçici olarak devredildiği tarihten ancak 96 yıl sonra yaşamaya başladığı en güvenli, en huzurlu, en istikrarlı barış ortamına 20 Temmuz 1974 Türk Barış Harekâtı ile kavuşmuştur. Kıbrıs Türkü bu koşullara kolay gelmemiştir. Kıbrıs Türk halkı Kıbrıs’taki varlığını korumak, özgür, bağımsız ve egemen olarak tam güvenlik içinde yaşamak için olağanüstü zor koşullarda varoluş mücadelesi vermiştir. Bu mücadele sonucunda onurlu ve egemen bir halk olarak şerefle kurduğu Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti devletinde yaşamını sürdürmektedir.

Kuşkusuz ekonomik, sosyal, sağlık gibi her ülkede yaşanabilecek iç sorunlarımız vardır. Bu sorunların aşılması halkımızın sağlıklı kararlar vermesi, haklarını en iyi şekilde koruma bilincini geliştirerek ve siyaset kurumunu daha güvenli, devletinin kurumsal yapılarını daha sağlıklı ve daha nitelikli bir hale getirmesi gereği vardır. Varoluş mücadelesini başarı ile vermiş olan Kıbrıs Türk Halkı var olan iç sorunlarını aşarak egemen ve bağımsız devletini daha da kökleştirme başarısını mutlaka gerçekleştirecektir. Unutmamalıyız ki egemenlik, bağımsızlık ve özgürlük hiçbir şeyle değiştirilemez. Bu gerçeği Kıbrıs Türk halkı tarihinin en önemli dönüm noktalarından biri olan 21 Aralık 1963 soykırımını, Rum vahşetini var oluş mücadelesi yıllarında yaşayarak görmüştür.

Kıbrıs Türkü’ne yaşam hakkı tanımayan, uluslararası antlaşmaların, sözleşmelerin, Birleşmiş Milletler kararlarının tanımladığı ve yasakladığı bütün insanlık suçlarını işleyen Rum-Yunan ikilisi dün olduğu gibi bugün de değişmez hedefleri olan Enosis’i gerçekleştirebilmek için düşman gördükleri Türk halkını imha etmek gereğine inanmaktadır. Bu gerçeği Rum-Yunan liderlerinin açıklamaları tartışmasız ortaya koymaktadır. Yeni bir sorun olarak yaratıp sürdürdükleri Doğu Akdeniz krizinde, ABD, AB, Fransa başta olmak üzere uluslararası güçleri Türkiye’ye karşı yaptırım kararlarıyla, siyasi baskılarıyla uluslararası hukuka aykırı haksız ve dayanaksız hedeflerine ulaşabilmek için uyguladıkları politikalar bir kez daha Türklere karşı gerçek niyetlerini göstermektedir. Rum liderlerinin “Cennetle cehennem birleşirse ve su ile ateş yan yana gelebilirse ancak o zaman Türklerle dost olabiliriz” sözleri, başta soykırım olmak üzere gerçekleştirdikleri insanlık suçlarının kaynaklandığı anlayışı ve savundukları hedefler Rumların gerçek tutumlarını ortaya koymaktadır.

21-25 Aralık Millî Mücadele ve Şehitler Haftası münasebetiyle bu gerçekleri hatırlatmak, Rumlara karşı bir intikam ve kin duygularını ifade etmek anlamı taşımamaktadır. 21-25 Aralık Millî Mücadele ve Şehitler Haftası’nı, Kıbrıs Türk halkına uygulanan soykırım eylemlerinin yarattığı unutulamaz acıları, vahşet olaylarını, geçmişte yaşananları sağlıklı değerlendirmek ve anlamak, tarihi gerçekleri doğru kaynaklardan öğrenerek kazanılan deneyimler ışığında egemen eşitliğimizi, özgürlüğümüzü ve bağımsızlığımızı korumanın bilincini güçlendirmenin bir etkinliği olarak değerlendirmeliyiz.

İnsanın en temel ve doğuştan sahip olduğu vazgeçilemez ve devredilemez temel hakkı, evrensel nitelikteki yaşam hakkıdır. Yaşam hakkının yok edildiği bir durumda diğer insan haklarından doğal olarak söz edilemez. Bu nedenledir ki İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde yaşama hakkı temel hak kabul edilmiştir. Bunun için devletin öncelikli görevi vatandaşlarının insan haklarını korumaktır. Türk halkının bu haklara sahip çıkması, hiçbir şekilde haklarından taviz vermemesi gereği vardır. Bu gereği Türk halkına 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti devlet yetkilerini kullanan Rum yöneticilerin uyguladıkları soykırım planları ortaya koymaktadır.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti devletinin ve Kıbrıs Türk halkının geleceğinin belirlenmesi görüşmelerinde ve süreçlerinde Rum liderlerinin Enosis’i gerçekleştirmek için Zürih Antlaşmasının, Garanti ve İttifak Antlaşmalarının sağladığı hak ve statüleri kaldırma mücadelesinden vazgeçmediklerini, geçmeyeceklerini Temmuz 2017 Crans Montana görüşmelerinde kesin bir şekilde ortaya koydukları olgusu ışığında artık Kıbrıs’ta bir antlaşma iki eşit egemen bağımsız devlet ve garanti sisteminin korunması temelinde olabileceği gerçeği bütün taraflarca kabul edilmelidir.

21-25 Aralık Millî Mücadele ve Şehitler Haftası’nda Şehitlerimizi rahmet, Gazilerimizi şükranla anarız.

KIBRIS TÜRK KÜLTÜR DERNEĞİ

YÖNETİM KURULU

Yazar

Alperen Okur

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.