18 Mayıs 1944 Kırım Tatarlarının Sürgünü – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______18.05.2019_______

18 Mayıs 1944 Kırım Tatarlarının Sürgünü

Gülcan Havva Eraslan

Rus hâkimiyetine girdiği 18. Yüzyıldan itibaren asimilasyon ve sindirme politikalarına maruz kalan Kırım Tatarları, kitleler hâlinde göçe zorlanmış ve kendi vatanlarında azınlık durumuna düşmüştür. Bolşevik ihtilâli sonrası da bu durum değişmemiştir. Yaşadıkları yerlerin isimleri farklılaştırılmış ve alfabeleri 10 yıl içerisinde iki kez değiştirilmiştir. Kültür varlıkları tahrip edilen ve vakıflarına el konulan Kırım Tatarları, ekonomik yaptırımlarla ezilmişlerdir. Kendi topraklarında azınlık durumuna düşürülen Kırım, 18 Mayıs 1944’te toplu sürgüne maruz kalmış, 250 bin Kırım Tatar Türk’ü, insanlık dışı şartlarda haftalarca süren ölüm yolculuğuna çıkarılmıştır.

Kırım Tatarları, Özbekistan başta olmak üzere Sovyetler Birliği’nin (Rusya)çeşitli bölgelerine sürülmüştür. Büyük çoğunluğu yolculuk sırasında olmak üzere, 18 ay içerisinde, 100 binden fazla insan hayatını kaybetmiştir.

Yüzyıllar süren Rus emeli

Tarih boyunca Kırım, Ruslar için hep özel bir yere sahip olmuştur. Rusya’nın yüzyıllar boyunca süren “sıcak denizlere” inme hayâliyle örtüştüğü için, Kırım’da mutlak Rus hâkimiyeti kurmak en önemli politik hedeflerinden biridir. Rusların, Karadeniz ve sıcak denizlere inme politikaları sürekliliğe sahiptir. Çarlık Rusya, Bolşevik Dönemi, Sovyetler Birliği ve Rusya Federasyonu algıda farklılığa yol açsa da, Kırım ve Türkistan coğrafyası için bu adlandırmalar, kesintisiz Rus tahakkümü demektir.

Cengiz Han’ın soyundan gelen Hacı Giray tarafından 1441 yılında Kırım Hanlığı kurulmuştur. Yaklaşık 300 yıl Osmanlı Devleti himayesinde kalan Kırım, ayrı bir statüde, Kırım Hanlığı tarafından yönetilmiştir. 1774 yılında Osmanlı ve Rusya arasında imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması’ndan sonra, 1783’te tamamen Rus hâkimiyetine girmiştir. 1 ve 2. Dünya Savaşları döneminde Kırım’da geçici yönetimler olmuş ama tam bir bağımsızlık mümkün olmamıştır.

1784 yılından sonra Çarlık Rusya, Kırım coğrafyasına yoğun bir Slav nüfusu taşıyıp iskân etmeye başladı. Kırım Tatar köylülerinin topraklarına el konup, bölgeye getirilen Slav nüfusa dağıtıldı. Tatarları idarî işlerden uzaklaştırıldı. Yoğun göç ve iskâna bağlı toprak kaybı, yönetimden uzaklaştırılmak, gerek bu nüfus nakli ve ekonomik sıkıntılar gerekse yabancı bir toplumun baskısından kaynaklanan dinî, idarî ve psikolojik sıkıntılar, Kırım Tatarlarının kitleler hâlinde ülkelerini terkederek Osmanlı Devleti’ne göç etmelerine yol açtı. Kırım’ın Rusya tarafından ilhak edilmesinden itibaren 150 yıl boyunca kesintisiz devam eden bu göçler, 20. Yüzyılın başında zirveye ulaştı ve Kırım Tatarları kendi topraklarında artık nüfus ve nüfuz olarak çok küçük bir topluluk olmak durumunda kaldı. Büyük göç hareketlerinin her Rus-Osmanlı savaşı patlak verdiğinde gerçekleşmesi de tesadüfi değildi.

“İnsanlık tarihinin en vahşi devlet başkanlarından biri olarak anılan Stalin yönetimindeki Rusya, özellikle 2. Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında gerçekleştirdiği sürgünlerle, milyonlarca insanı vatanlarından ederken, yüzbinlerce insanın da hayatını kaybetmesine yol açtı. 1939’daki 1,5 milyon civarındaki nüfustan sürgün edilenlerin yaklaşık 400 bini  Volga Almanı,  1943’te Rusya’nın çeşitli bölgelerine sürgün edilen 60 binden fazla Karaçay Türk’ü, 1944’te yaklaşık 500 bin Çeçen-İnguş’un Kazakistan ve Kırgızistan’a sürülmesi, yine aynı yıl 150 bin civarında Ahıska Türk’ünün vatanlarından zorla çıkartılarak zorunlu göç adı ile sürgüne maruz bırakılmaları, bu kapsamlı ve acımasız politikanın tarihteki acı örnekleridir. Bu zincirin en önemli halkalarından biri de 18 Mayıs 1944’te Sovyet Rusya’nın çeşitli bölgelerine dağıtılarak vatanlarından kopartılan 250 binden fazla Kırım Tatarının ve Kırım’da yaşayan diğer bazı unsurların sürgün edildiği hazin olaydır.”[1]

Böl, parçala ya da sürgün et…

Rusya, kendi varlığı için tehlike olarak gördüğü halkları bölüp parçalama politikası izliyordu. Uzun vadeli hedeflerine ulaşabilmek için stratejik öneme sahip bölgeleri Slavlaştırma politikasıyla sistemli hareket ediyor, diğer halklardan olan vatandaşlarını âdeta yok sayıyordu.  Öte yandan Rusya, maden, sanayi, tarım gibi alanlarda komünist rejim için çalışacak yüzbinlerce yeni işçiye de ihtiyaç duymaktaydı. Böylece sürgüne tâbi tuttuğu milyonlarca insanı yeni fabrikalarda, tarım alanlarında ve maden ocaklarında çalışmaya zorlamıştır.

Stalin döneminde gerçekleşen sürgünler sonucunda 3,5 milyona yakın kişi yaşadığı yerlerden zorla kopartılmıştır. Sürgüne tâbi tutulanların büyük çoğunluğunu Türk ve Müslüman kökenli topluluklar oluşturmaktadır. Bu durumun en önemli sebebi, Rusya’nın kendi topraklarında yaşayan Türk ve Müslüman toplulukları potansiyel bir tehlike olarak görmesidir. Sürgün kararı açıklanırken 2. Dünya Savaşı’nda Alman birliklerine yardım edilmesi gerekçe olarak gösterilir. Tarihî gerçekler bu gerekçeleri haksız çıkartmaktadır

Hakan Kırımlı, sürgün kararı verilmesine kadar geçen süreci şöyle özetler: “1930’lu yılların sonuna kadar Kırım Tatar Millî aydın sınıfının ve din adamlarının hemen tamamı doğrudan doğruya kurşuna dizilmek veya öldürülmek suretiyle ortadan kaldırıldı. 20. Yüzyılın ilk yarısındaki Kırım Tatarı,  bilim, fikir, edebiyat, sanat ve basın tarihinin en önemli isimleri (…) öldürüldü. Bu dönemde hapse atılan veya çalışma kamplarına sürülenlerin sayısını tespit etmek mümkün olmamakla birlikte çeşitli kaynaklarda, Kırım’daki Sovyet hâkimiyetinin ilk yirmi yılında yaklaşık 150 bin civarında insanın yok edildiği bilinmektedir. Terör rejimi Kırım Türklerinin kültürüne de çok büyük darbe vurdu. 1926-1928 yılları içinde Arap alfabesinden bir tür Latin alfabesine geçildi.1938’de ise Kiril alfabesi mecbur kılındı. Ayrıca müze ve kütüphanelerdeki millî kültür mirasının pek çok eseri de ortadan kaldırıldı. .Tarihî cami ve medreseler ya tamamen yerle bir edildi ya da minareleri yıktırılarak binalar başka amaçlarla kullanıldı. Resmî olarak açık gözüken birkaç camiye ise gitmek fiili olarak mümkün değildi.” [2]

İnsanlığın gördüğü en zalimlerden birisi: Stalin…

Nisan 1944’te sürgün hazırlıklarına başlayan Sovyet rejimi, SSCB İç İşleri Halk Komiseri Leonid Beriya’nın raporları doğrultusunda bir program hazırlayıp hayata geçirmiştir. Stalin’e sunulan raporda Kırımlıların Sovyet rejimine ihanet ettiklerini, dolayısıyla sınır bölgelerinde kalmalarının doğru olmadığı, tarım, sanayi ve ulaşım gibi alanlarda çalıştırılmak üzere Rusya’nın iç bölgelerine, özellikle Özbekistan bölgesine, sürülmeleri gerektiği ifade edilmiş. Bu doğrultuda da 18 Mayıs 1944’te sürgün başlamıştır.

18 Mayıs’ın ilk saatlerinde evlere yapılan baskınlarla uykularından uyandırılan Kırım halkı, karşılarında kendilerine birkaç dakika içerisinde hazırlanmalarını emreden Sovyet askerlerini bulmuşlardır. Çok kısa bir zaman diliminde, küçük bir bavul ya da hiçbir şey alamayan on binlerce insan, istasyonlara sevk edilmiş ve akılalmaz şartlarda gerçekleştirilecek ölüm yolculuğu başlatılmıştır. Sovyet rejiminin insanların, nakil esnasında can güvenliği, ,beslenme ve sağlık ihtiyaçlarının karşılanması yönündeki kararları kâğıt üstünde kalmış, aksine, yüzbinlerce insan yük ve hayvan vagonlarına tıka basa doldurulmuştur.

İnsan taşımaya uygun olmayan kıpırdayacak yerin dahi bulunmadığı vagonlarda, insanlar hareketsiz bir şekilde haftalarca yolculuk etmek zorunda kalmıştır. Bırakın insanı, herhangi bir canlıya bile uygulanamayacak şartlardaki yolculuğun her bir gününde yorgunluk, açlık, pislik ve salgın hastalık sebebiyle binlerce insan hayatını kaybetmiştir. Hayatta kalabilenler ise açlık, hastalık ve sefaletle uzun süre mücadele etmek zorunda kalmışlardır.

1944 Kırım Sürgünü’ne maruz kalan insan sayısı kesin bilinmemekle birlikte, Sovyet rejimi tarafından hazırlanan raporlarda bu rakam 228 bin, 1966’da Kırım Türk Millî Hareketi tarafından yapılan araştırmalara göre ise 238 bindir. Ancak bu rakamı 420 bin olarak saptayan araştırmalar da bulunmaktadır.

Sovyet rejiminin sürgüne gerekçe olarak sunduğu ‘vatana ihanet’ ve ‘Almanlarla işbirliği’ suçlamalarına karşılık, sürgün edilen Kırım Türklerinin yaklaşık 8.995’inin Kızıl Ordu mensubu olması, bunlardan 524’ünun subay, 1392’sinin ise astsubay olması ortaya konan “gerekçe” açısından da trajiktir.

Kırım Türk Millî Hareketi’nin yaptığı araştırmalara göre, yolculuk esnasında hayatını kaybeden 10 bin kişi civarındadır. Sürgünün ardından salgın hastalık, iklim şartları, açlık-yoksulluk gibi ağır yolculuk şartları ve sürgüne bağlı sebeplerle hayatını kaybedenler; ilk 18 ay içerisinde nüfusun yaklaşık %46’sı kadar, yani 110 bin kişi civarındadır.

Zalimlik bu kadarla da kalmamıştır. 18 Mayıs’ta Kırım Sürgünü operasyonu başlatılıp, sürgün tamamlanınca, Kırım’da Ruslar kutlama yapmaya başlarlar. Kutlamalar esnasında, Kırım’ın bir sahil köyü olan Arabat’ın unutulduğu ve bu sebeple sürgüne dâhil edilmediği haberinin ulaşması üzerine, iki saat içinde köyde tek bir Kırım Türk’ünün dahi kalmaması emri verilmiştir. Bunun üzerine, Arabat köyü sakinleri birkaç saat içerisinde apar topar bir geminin mahzenine kapatılarak denize sürülmüş ve gemi batırılarak tüm köy halkı katledilmiştir.

1953’te Stalin’in ölmesinden sonra, Sovyet rejiminin tüm suçu Stalin’e yüklenerek bir anlamda günah çıkartılması dönemi başlamıştır. 5 Eylül 1967’de ise Sovyetler Birliği Yüksek Sovyet Prezidyumu tarafından yayımlanan bir kararname ile eskiden Kırım’da yaşamış Tatar milletinden yurttaşların, Sovyetler Birliği’nin her yerinde yaşayabileceğini kabul etmek zorunda kalmış, yine de Kırım’a dönüşün önüne geçmek için her türlü engellemelere devam etmiştir.

Men bu yerde yaşalmadım…

1967’de Kırım Tatarlarının vatanları Kırım’ı “turist” olarak gezmesine müsaade edilmeye başlandı.

“Aluşta’dan esken yeller yüzüme vurdu,

Balalıktan ösken evge gözyaşım düştü.

Men bu yerde yaşalmadım yaşlığıma toyalmadım.

Vatanıma hasret kaldım ey güzel Kırım.”

diye başlayan meşhur “Ey Güzel Kırım” şarkısının hatırası da bu yıllardan kalmadır.

Cengiz Dağcı’nın “Onlarda İnsandı” ve “O Topraklar Bizimdi” kitaplarında sürgün öncesi Kırım ve sürgün sırasında Kırım, bir romancının kaleminde ne kadar gerçeğe uygun tasvir edilip dile getirilebilirse, o kadar gerçekçi şekilde insanlık belleğine miras olarak bırakılmış. Bu romanları okuyup Kızıltaş, Yalta, Gurzuf ve Akyar’daki Kırımlıların dramına şahit olmamanız imkânsız. Bekir’in tarlasıyla ilgili kurduğu hayâllerin üzerine yıkılan Kuşkaya gibi, sürgünün Kırımlılara yaşattığı tüm vahşiliği, roman sayfalarından, sürgün bugün yaşanıyormuşçasına insanlığa anlatmaya devam ediyor. Sanki yıkılan sadece Kuşkaya değil, insanlığın ta kendisi…

Bu tarihten sonra sürgündeki Kırım Tatarları Kırım’a geri dönmeye başlamıştır. Gerek Sovyet rejiminin, gerek Kırımdaki Slav yerleşimcilerin baskı ve sindirme politikalarına rağmen, Kırım Tatarları geri dönmeye devam etmiştir. 1980’lerin sonuna kadar Kırım’a dönebilen Kırım Tatarlarının sayısı 10 bin civarında kalmış, fakat 1988’den itibaren kitleler hâlinde Kırım’a geri dönüşler başlamıştır.

Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra Ukrayna sınırları içerisinde kalan ve Ukrayna’ya bağlı özerk cumhuriyet statüsüne dönüştürülen Kırım’da, 1991 yılında kurulan Kırım Tatar Millî Meclisi’nin mücadeleleri olumlu sonuç vermişti. Kırım Tatarları Kırım’da eğitim, sosyal ve kültürel alanda mücadele edip sonuçlar almaya başlamıştı. Rusya’nın Karadeniz’deki hâkimiyeti açısından bu durumun zafiyet yaratması nedeniyle, Kırım Tatarlarının görece bu “huzurlu” dönemi, Rusya’nın Kırım’ı 18 Mart 2014’te yeniden ilhak etmesi ile son buldu. Bugün dahi Kırım Tatarları,  hâlâ kendi toprakları içerisinde söz sahibi olabilmek için Ruslara karşı amansız bir mücadele sürdürmekte ve bundan hiç vazgeçmemekteler.

Kaynak:

-Saray, Mehmet “Türk-Rus Münasebetleri”

-[1] Yirminci Yüzyılda BM Güvenlik Konseyi Daimi Temsilcisi 5 Devletin İşlediği Soykırım ve Katliamlar-UHİM( Uluslararası Hak İhlâlleri İzleme Merkezi)

-[2]Kırımlı, Hakan “Kırım” İslâm Ansiklopedisi

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!
       

Yazarın MİSAK'taki yazıları