23.05.2026

İnönü ve Churchill arasındaki “Bir Adım Diplomasisi” nedir?

Türkiye, İnönü ve Churchill arasındaki “Bir Adım Diplomasisi”ni yerine getirmediği sürece diplomaside başarılı olamaz. Üstelik şimdiki Türkiye ile rahmetli İnönü’nün Türkiye’si arasında dağlar kadar fark vardır.


Tarih 4 Aralık 1943, yer Kahire. İkinci Dünya Savaşının zorlu günleri.

Roosevelt ve Churchill, Türkiye’nin bir iki ay içinde savaşa girmesini görüşmek üzere Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’yü Kahire’ye davet etmişler.

Churchill, İnönü’yü büyük bir salonda kabul edecektir. Görevli, salonun büyük kapısını açar. İnönü tam eşiktedir. Churchill salonun ucundaki masadadır. Ayağa kalkarak Hoş geldiniz ekselans” der.

İnönü eşikte durmuştur: “Hoş bulduk ekselans.” Her ikisi de kıpırdamadan durmaktadır. Churchill bir adım atarak durur. İnönü de bir adım atar ve durur. Sessizce bakışırlar. Churchill bir adım, İnönü bir adım. Eşit sayıda adımlarla ilerlerler. Salonun tam ortasında buluşurlar. (http://nacikaptan.com/?p=1517)

Diplomaside tek bir adım bile çok önemlidir. Buna dikkat etmeyen, diğer liderin ayağına gitmiş olur. Ayağına gidilen, güçlü ve yönetici olandır. İnönü, diplomasinin bu buyurgan tuzağına düşmemiştir. Buna diplomaside “mütekabiliyet” denir.

Mütekabiliyet (karşılıklı olma durumu), devletler arası ilişkilerin temel ilkesidir. İlişkilerde maruz kalınan davranışa aynı şekilde karşılık verme ilkesidir. Her bir tarafın eylemlerinin, diğerlerinin önceki eylemlerine bağlı olması ve iyinin iyi, kötününse kötü karşılık görmesi, eşit değerlerin değiş tokuş edilmesidir: “Quid pro quo” (kısasa kısas) ilkesi de denir. “Ver ve al”, “sırtımı kaşırsın, ben de seninkini kaşırım” anlamına da gelir.

Basında yer alan haber şöyledir:

“ABD’de Joe Biden yönetiminin Türkiye’ye büyükelçi olarak atadığı eski Senatör Jeff Flake, 7 Ocak’ta Ankara’ya gelecek ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a güven mektubunu sunmasının ardından resmen göreve başlayacak.”

Türkiye’nin Washington Büyükelçisi eski Eskişehir Milletvekili, kendisini ve ailesini yakından tanıdığım Doç. Dr. Murat Mercan, güven mektubunu aynı prosedüre göre sunamamıştır. Büyükelçimiz Doç. Dr. Murat Mercan, güven mektubunu Beyaz Saray Ulusal Konseyi üyesi, Avrupa ve Ortadoğu Sorumlusu Amanda Sloat’a bir restoranda verebilmiştir. (https://www.izgazete.net/diplomasi-makale,2999.html) Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Aralık 2020’de göreve atadığı Murat Mercan, 15 Mart 2021’e kadar Joe Biden’den randevu beklemişti.

 

Büyükelçi atanan Flake, Osmanlı İmparatorluğu’nun Ermenilere karşı gerçekleştirdiği toplu mezalimleri soykırım olarak tanıyarak bu konuda önceki tutumunu tersine çevirmiştir. “ABD’nin bir sonraki Türkiye büyükelçisi olmaya aday olan eski Cumhuriyetçi senatör Jeff Flake, Osmanlı İmparatorluğu’nun Ermenilere karşı gerçekleştirdiği toplu mezalimleri resmen soykırım olarak tanıyarak bu konudaki önceki tutumunu tersine çevirdi.”

Şimdi soruyorum

ABD Başkanı, 24 Nisan 2022’de geçen yıl yaptığı gibi Türkiye’yi olmayan bir soykırım yapmakla suçlayacak ama ve biz “Ermenistan’la normalleşme adımları için karşılıklı özel temsilciler atayacağız.” Buna halk dilinde, “Bu ne perhiz ne lahana turşusu” denir.

Türkiye’nin yeni Washington Büyükelçisinin akredite edildiği utanç verici sürecin ortaya çıkması.

Murat Mercan, birkaç ay bekledikten sonra, itimatnamesini Beyaz Saray’da Amerika Birleşik Devletleri Başkanı’na teslim etmek yerine, Bakanlığın ABD Doğu Avrupa ve Orta Doğu ofisi tarafından akredite edilmiş bir restorana gitmek zorunda kaldı… Amerikalılar daha sonra onu aradı, ancak randevu Beyaz Saray için değil, bir restoran içindi ve referanslar Joe Biden veya Kamala Harris tarafından değil, diplomat ve Orta Doğu ofisi Başkanı olan Amanda Sloat tarafından kabul edilecekti.” (https://newsfounded.com/greeceeng/washingtons-new-slap-on-erdogan/)

Mütekabiliyet ilkesi gereği 7 Ocak ve sonrasında Jeff Flake’in itimatnamesini Cumhurbaşkanı’na değil de Dışişleri Bakan Yardımcısına sunması bu ilkenin gereğidir.

1985-1990 yılları arasında Paris OECD Daimi Temsilciliğimizde görev yaptım. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramlarında Paris Büyükelçiliğimizdeki resepsiyonlara katılan ülkelerin hangi seviyede katıldıklarına dikkat edilir ve karşı tarafın davetine de aynı seviyede katılım sağlanırdı. Konsolos seviyesinde katılım olursa (eğer önemli bir mazeret yoksa), aynı seviyede (konsolos) katılım yapılırdı.

Uluslararası ilişkilerde temel ve vazgeçilmez bir hak olan mütekabiliyet ilkesine Türkiye uyacak mı?

Eğer bu ilke uygulanmaz ise, bunun önemli bir sebebi olmalı. O sebebin de kamuoyuna açıklanması uygun olur düşüncesindeyim. (https://www.turkishnews.com/tr/content/wp-admin/post.php?post=744220&action=edit)

Türkiye, bir adım diplomasisinin gereklerini yerine getirmediği sürece dış politikada başarılı olma şansını kaybetmeye mahkûmdur.

Türkiye, İnönü ve Churchill arasındaki “Bir Adım Diplomasisi”ni yerine getirmediği sürece diplomaside başarılı olamaz. Üstelik şimdiki Türkiye ile rahmetli İnönü’nün Türkiye’si arasında dağlar kadar fark vardır. 24 Nisan 2022’de ABD Başkanı Biden’ın geçen yıl yaptığı gibi Türkiye’yi olmayan bir soykırım yapmakla suçlayacağı kesin iken, “Ermenistan’la normalleşme adımları için karşılıklı özel temsilciler atayacağız” açıklamasını da bu kapsamda değerlendirmekte yarar vardır.

 

 

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Bakanlıkta düzenlediği 2021’e ilişkin dış politika değerlendirme toplantısında şunları söylemiştir: “Her iki taraf da özel, bundan sonra tabii özel temsilcilerin telefonla önceden görüşüp, ikili yüz yüze görüşme için tarih belirlemesi gerekiyor, yer belirlemesi gerekiyor. Bizim edindiğimiz izlenime göre ilk toplantı, Ermenistan’ın böyle bir arzusu var, Moskova’da gerçekleşecek. İlk toplantının dışında temasların biz doğrudan olmasını arzu ediyoruz. Niye? Karşılıklı özel temsilci atadık, doğrudan görüşsünler diye.”

Türkiye ve Ermenistan arasında 2009’da ilişkilerin normalleştirilmesine yönelik protokole de değinen Çavuşoğlu, protokolün iyi niyetli bir girişim olduğunu ancak protokolün en önemli kısımlarının Ermenistan Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi sonucu başarısız olduğunu açıklamıştır.

Ermenistan’dan dost olmaz. Dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün 6 Eylül 2008 tarihinde futbol maçı izlemek için Erivan’a yaptığı ziyaretin ardından atılan adımlar, Türkiye-Ermenistan arasında başlayan yakınlaşma süreci karşılıklı olmadığı için sonuç vermemiştir. Zaten vermesi de beklenmemeliydi. Sebebi aşağıdadır.

 

 

Çünkü;

  • Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Yüksek Sovyetinin 23 Ağustos 1990 tarihli Bağımsızlık Bildirisi’nin 12’nci maddesinde, “Ermenistan Cumhuriyeti, 1915 Osmanlı Türkiye’si ve Batı Ermenistan’da gerçekleştirilen soykırımın uluslararası alanda kabulünün sağlanması yönündeki çabaları destekleyecektir.”denilmektedir.
  • Ermenistan Parlamentosu, 23 Eylül 1991 tarihinde aldığı bağımsızlık kararında “Ermenistan Bağımsızlık Bildirisi’ne sadık kalacağını” açıklamış ve taahhüt etmiştir.
  • 1995 yılında kabul edilen Ermeni Anayasası’nda “Ermenistan’ın Bağımsızlık Bildirisi’ndeki ulusal hedeflere bağlı kalacağı” bir anayasa hükmü olmuştur. Soykırım yalanının uluslararası alanda tanınmasının Ermenistan’ın dış politika hedefi olduğu belirtilmiştir.
  • Erivan´da yapılan Gelişen Ermenistan Partisi’nin dördüncü kurultayına katılan Devlet Başkanı Serj Sarkisyan, “Bağımsızlık Karabağ halkının seçimidir. Uluslararası hukuk dahi bu konuda farklı yaklaşım ortaya koyamaz” demiştir.
  • Ermenistan’daki okul duvarlarında asılan haritalarda Türkiye’nin on iki ili yer almıştır.
  • Ermenistan Milli Marşı’nda “Topraklarımız işgal altında, bu toprakları azat etmek için ölün, öldürün” yazılıdır.
  • Karabağ’da katliam yapan Ermeni kuvvetlere komutanlık yapan eski Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan, İngiliz gazeteci Thomas De Waal’a, “Hocalı’dan önce Azeriler bizim şaka yaptığımızı, Ermenilerin sivil topluma karşı el kaldırmayacaklarını sanıyorlardı. Biz bunu- stereotipi- (zekâ geriliği) kırmayı başardık” demiştir.

 

 

Türk bayraklarını ayaklar altına alan, Türk ve Azerbaycan bayraklarını çöp bidonlarına koyan Ermenistan ile ilişkilerin düzelmesi için önce bu ülkenin sözde Ermeni soykırım iddialarından vazgeçmesi gerekir. Fakat bundan vazgeçmeyeceği ve “mütekabiliyet” ilkesine de uymayacağı için 2018’de olduğu gibi havanda su dövülecektir. Ermenistan, “mütekabiliyet” ilkesine uymadığı ve sözde soykırım iddialarından vazgeçmediği sürece ilişkilerin gelişmesi bence mümkün değildir.

 

Yazar

Sadık Rıdvan Karluk

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar