Aliyev'den Macron’a: “Marsilya'yı Ermenilere versinler” - MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______11.12.2020_______

Aliyev’den Macron’a: “Marsilya’yı Ermenilere versinler”

Binlerce kilometre uzaktaki ülkeler konuyu tartışıyor.  Fransa  Senatosu’nun bizim meselemizle ne ilgisi var?Fransa AGİT Minsk Grubunun eş başkanı.Bugüne kadar bir taşı taş üstüne koydu mu?Sorunun çözümü için adım attı mı?

Sadık Rıdvan Karluk

Azerbaycan Cumhurbaşkanı sayın İlham Aliyev, Fransa’ya bir öneride bulunmuştur. Aliyev “Fransa Senatosu’nun bizim meselemizle ne ilgisi var? Çok istiyorlarsa versinler Marsilya’yı Ermeniler orada kendilerine devlet kursun” diyerek Fransa’ya hak ettiği cevabı vermiştir.  Benzer bir cevap, ne Macron’a ne de  Sarkozy’ye, Türkiye aleyhine yaptıkları  eylemler, karşısında verilmemiştir.

Her 24 Nisan’da, gerçek dışı, 1,5 milyon Ermeni’nin öldürüldüğü iddia edilmektedir. Oysa bu büyük bir yalandır. Tarihi belgelere gitmeye bile gerek yoktur. Şimdiye kadar hiçbir siyasetçi bu rakamın Auschwitz- Birkenau toplama kampının önündeki tabelada da olduğunun farkında değildir. “…about one and a half million men, women and children mainly jews from various countries of Europe.”

Buradaki gerçek şudur: Auschwitz- Birkenau ölüm kampındaki rakam doğruysa ki doğru olmaması mümkün değil, bu durumda Ermeniler tarihi bir hırsızlık yaparak 1,5 milyon rakamını buradan çalmışlardır. Veya bunun tersi (vice versa) . Bence tabeladaki “1,5 milyon Yahudi” “1,5 milyon Ermeni” olarak değiştirilmiştir.  Birinci Dünya Savaşı sonrasında İtilaf Devletleri ile Osmanlı İmparatorluğu arasında, 10 Ağustos 1920 tarihinde, Paris’in batı banliyösü Sevr (Sevres) kasabasındaki Seramik Müzesi’nde  (Musée National de Céramique) Sevr Anlaşması imzalanmıştır.

Müze, Türkiye için Anlaşma’nın imzalandığı yer olması bakımından önemlidir. Bir diğer önemi de Ermenilerin, müzenin önüne 8 Mart 2001 tarihinde, sözde, Ermeni soykırım anıtı dikmesidir. Anıtın üzerinde tarafımdan çekilen fotoğrafta da görülebileceği gibi “1915’te Jön Türk Hükümeti tarafından katledilen 1,5 milyon Ermenin anısına” yazılıdır.

Paris’te 1985-1990 arasında görev yaptım. Eşim Dr. Sena Karluk göz ihtisasını Fransa’da tamamlamıştır. Fransızların Türk düşmanlığına yakinen tanık olan biriyim. Marsilya, Ermeni kökenli Fransızların yaşadığı Paris’ten sonraki ikinci büyük kenttir. Aşağıda Marsilya’daki, sözde, Ermeni soykırım anıtı görülmektedir.

Marsilya’daki sözde soykırım anıtı

Ankara’daki Cebeci Asri Mezarlığı’nda bulunan Dışişleri Şehitliği’nde “Ermenistan’ın Kurtuluşu İçin Ermeni Gizli Ordusu” (ASALA), “Ermeni Soykırımı Adalet Komandoları” (JCAG), “Ermeni Devrimci Ordusu”(ARA) tarafından gerçekleştirilen saldırılarda şehit diplomatlarımız; Dışişleri Bakanlığının sitesi ile katliamın yapıldığı ülkedeki Büyükelçiliklerimizin sayfasında yayınlanmıyor.

Acaba bir sebebi mi var? Ermeni terör örgütlerince şehit edilen Türk diplomatların fotoğrafları ve teröristlerin baskın yaptığı Türk misyonları ile tarihleri Dışişleri Bakanlığının sitesinde neden yer almıyor?  25 Aralık 2020 tarihinde Fransız Büyükelçisi Gaziantep’in kurtuluşu günü etkinliklerine davet edilecek mi? Daha önce davet edildi mi? Davet edildi de katılmadı mı? Bunlar bence önemli sorular.

Paris’te İstanbul Caddesi yerine Rue de Constantinople, Ankara Caddesi yerine Ankara Sokağı Rue d’Ankara vardır. Biri 148 metre, arka sokak, diğeri 488 metre işlek bir caddedir. Aradaki fark, 340 metre olup 3.2 kattan fazladır. Biri sokak, diğeri işlek bir caddedir. Uluslararası ilişkilerde “mütekabiliyet” esastır. Bu, devletlerarası ilişkilerde maruz kalınan davranışa aynı şekilde karşılık verme ilkesidir. Fransızların Türk ve Türkiye düşmanlıkları karşısında Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin, Ankara’da Fransız Büyükelçiliği’nin yakınındaki 148 metre uzunluğundaki bir sokağa, Paris ismini vermeme konusundaki ısrarını, birkaç defa belediyeye önermeme rağmen bu konuda girişim yapmamalarını anlamış değilim. Sayın Başkan Mansur Yavaş’a sanırım konu iletilmeyip, aşağıdaki kademelerde talebimin derin bir kış uykusuna yatırıldığını sanmaktayım.

Ankara’daki Dışişleri Şehitliği

Sayın İlham Aliyev’in babası rahmetli Haydar Aliev ile 1990 yılında, Türkiye’ye döndüğümde, Başbakanlık’ta görev yaparken, sayın Namık Kemal Zeybek ile birlikte Nahçıvan üzerinden, Azerbaycan ve Türk Cumhuriyetlerine resmi bir ziyaret gerçekleştirdiğimizde tanışmıştık. Kendisinin Türk dünyasının birliğine ne kadar önem verdiğine o zaman tanık olmuştum. Nahçıvan Sınır Kapısı ya da diğer adıyla Hasret Köprüsü, 28 Mayıs 1992 tarihinde, Süleyman Demirel ve Nahçıvan Meclis Başkanı Haydar Aliyev’in katılımıyla açılmadan önce köprü inşa halindeyken üzerinden yürüyerek Nahçıvan’a geçtiğimizi unutamıyorum.

Aliyev, Laçın’ın işgalden kurtarılması sonrasında yaptığı konuşmada “Düşmanı topraklarımızdan kovduk ve yeni bir gerçeklik yarattık. Herkes bu gerçekliği kabullenecek. Birkaç ili savaşarak geri aldık, birkaç ili de geri vermek zorunda kaldılar. Böylece Karabağ sorununu çözdük. Şimdi böyle bir sorun yok. Bu sorununun devam ettiğini düşünenler yanılıyor. Bugün Dağlık Karabağ’da yaşayanlar  Azerbaycan vatandaşıdır. Onlar  Azerbaycan devletinde hayatlarının daha iyi olacağını görecekler. Onlar sefaletten kurtulacaklar” demiştir. Aliyev,  Fransa Senatosu’nun sözde Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığının tanınması yönünde Fransız hükümetine çağrıda bulunduğu kararına ilişkin olarak şunları söylemiştir:

“Binlerce kilometre uzaktaki ülkeler konuyu tartışıyor.  Fransa  Senatosu’nun bizim meselemizle ne ilgisi var? Fransa AGİT Minsk Grubunun eş başkanı. Bugüne kadar bir taşı taş üstüne koydu mu? Sorunun çözümü için adım attı mı? Çok istiyorlarsa versinler Marsilya’yı Ermeniler orada kendilerine devlet kursun. Bu bizim tarihi başarımızdır. Nahçıvan’ı kuşatmadan çıkarıyoruz ve aynı zamanda yeni bir ulaşım koridoru açıyoruz. Bundan bütün ülkeler yararlanacak. Azerbaycan, onun ayrılmaz bir parçası olan Nahçıvan ile birleşiyor. Azerbaycan Türkiye ile birleşiyor. Rusya, Azerbaycan, Türkiye,  İran ve isterlerse  Ermenistan bu koridora katılabilir. Böylelikle bölgede beşli yeni bir iş birliği platformu oluşturulabilir. Topraklarını işgalden kurtarmak için yürütülen operasyonda şehit düşen Azerbaycan askerleri, yarın saygı duruşuyla anılacak. Ayrıca, Bakü’de Vatan Savaşı Anıtı ve Zafer Müzesi kurulması kararı alındı. Azerbaycan’ın toprak bütünlüğü için canlarını feda eden Vatan Savaşı şehitlerinin anısı, 4 Aralık saat 12.00’de saygı duruşu ile anılacak”  demiş,  Atatürk’ü anma gününe denk gelen 10 Kasım Zafer Günü’nü de 8 Kasım olarak değiştirmiştir.

Azerbaycan ordusunun 27 Eylül’de başlattığı operasyonda; 5 kent merkezi, 4 kasaba ve 286 köyün kurtarılması üzerine Ermenistan  yenilgiyi kabul etmiş, işgal altındaki Ağdam, Laçın ve Kelbecer illerini de boşaltacağını taahhüt eden anlaşmaya imza atmıştır. Ermenistan 20 Kasım’da Ağdam’dan, 25 Kasım’da Kelbecer’den, 1 Aralık’ta ise Laçın’dan çekilmiştir.

Fransa, Rusya ve ABD’den sonra en fazla Ermeni kökenlinin yaşadığı ülkedir

Aşağıda Ermenilerin yoğunlukta yaşadığı ülkeler gösterilmiştir. Ermeni kökenliler genel nüfusa oranlandığında çok önemli olmasalar da etkinlikleri çok fazladır. Sanat, ticaret ve siyaset alanlarında yaşadıkları ülkeleri kendi amaçları doğrultusunda yönlendirebilmektedirler.

Bunlardan biri de Shahnour Vaghenag Aznavourian veya bilinen adıyla Charles Aznavour’dur. Ben 1985 yılında Paris’te, OECD Daimi Temsilciliğimizde göreve başlayana kadar Aznavour’un Ermeni kökenli olduğunu bilmiyordum. Şarkılarını ve sesini çok beğenirdim. Kendisi ile yapılan bir söyleşi yazımın sonundadır.

Fransa, başta Paris Büyükelçimiz İsmail Erez ile şoförü Talip Yener (24 Ekim 1975), Oktar Cirit, Yılmaz Çolpan, (22 Aralık 1979), Reşat Moralı (4 Mart 1981), Tecelli Arı (4 Mart 1981) ve Cemal Özen’i (24 Eylül 1981) koruyamayan bir ülkedir.  Fransa,  7 Türk’ün Ermeni terör örgütü ASALA tarafından şehit edilmesini görmezden gelmeye devam etmektedir. Paris’te 5 yıl görev yaptım.

“Pont de Bir-Hakeim” köprüsünden her geçişimde bu suikastı hatırlar ve neden buraya bir anıt dikilemediğini sorgulardım. Ermeni terör örgütü ASALA, Türk diplomatlarına ve aile üyelerine karşı dört kıtada arka arkaya 27 suikast düzenlemiş, bu suikastlarda 34 şehit ve pek çok yaralı verilmiştir.

Fransa Ulusal Meclisi’nin, uluslararası hukuka göre Azerbaycan toprağı olan ve bir kısmı Ermenistan işgalinde kalan, Dağlık Karabağ’ın devlet olarak tanınmasını öngören tasarıyı oy çokluğu ile kabul etmesi, uluslararası hukuku yok saymak anlamındadır ve dünya siyasi tarihine geçecek bir olaydır.

Fransa Ulusal Meclisi’nin hükümete, Dağlık Karabağ Cumhuriyeti’ni tanıması çağrısında bulunan kararı onaylamasına ilişkin konuşan Meclis Başkanı sayın Mustafa Şentop’un “Ermenistan dahil dünyada hiçbir devletin tanımadığı, tanınması iddiasının Ermenistan tarafından dile bile getirilmediği Yukarı Karabağ’ı devlet olarak tanıma kararı alan bir parlamento ancak Fransız masallarında yer bulabilir”  açıklaması yeterli değildir.

Sözlü kınamanın hiçbir etkisi olmaz. Bunu yerine karara olumlu oy veren tüm milletvekillerine bir mektup yazarak “25 Şubat 1992’den itibaren Hocalı’ya üç koldan saldıran Ermeniler, Sovyet Kızılordusu’nun 366’ıncı Motorize Alayı’nın bütün araçlarını kullanarak şehri iki saat boyunca top ve tank ateşine tuttu. Saldırıdan bir gün sonra ise Hocalı Katliamı vuku buldu. Resmi verilere ve uluslararası insan hakları örgütlerinin raporlarına göre, Ermeni güçlerinin Sovyet Rus ordusunun da desteğini alarak düzenlediği saldırıda, 613 Azerbaycanlı katledildi. 500’e yakın sivil ağır yaralanırken 1250’den fazla kişi de esir alındı. Aralarında 68 kadın ve 28 çocuğun da bulunduğu 150 esirden bir daha hiç haber alınamadı. Ermeni makamları da esirlerin akıbetiyle ilgili bugüne kadar herhangi bir açıklama yapmadı”  deseydi çok daha etkili olurdu.

Ermenistan  “aşağılık” bir devlettir

TBMM Başkanı Erivan’daki çöp konteynırlarının Türk ve Azerbaycan bayraklarına boyanan fotoğraflarını,  Ermenistan’ın ilk Başbakanı Ovannes Kaçaznuni’nin kitabı ile Fransız yazar Yves Benard’ın Aralık 2017’de yayınlanan kitabını Fransız milletvekillerine gönderebilirdi. Sonuç yine değişmezdi ama akılları biraz karışırdı. Yoksa basit bir kınama “suya yazılan yazı” olmaya mahkûmdur.  Benard, incelediği belgelerin sözde Ermeni soykırımı iddialarını çürüttüğünü şöyle açıklamaktadır: “Soykırım yoktur, iki taraf içinde katledilmişler vardır. Şuna ikna oldum ki aslında Türkler, Ermenilerden daha fazla katliam kurbanı olmuştur.”

Fransa’da işgal altındaki Artsakh’ın acilen bağımsız devlet olarak tanınması çağırısını içeren tasarı, 3’e karşı 188 oyla Parlamento’dan geçmiştir. Tasarıda kendi topraklarını işgalden kurtaran Azerbaycan “askeri harekat başlatarak barış sürecini bozmak” gibi hukuk dışı bir gerekçe ile bu kararı almıştır. Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian, Meclis’te yaptığı açıklamada, sözde tanıma çağrısını kabul etmediğini belirterek, “Ermeni dostlarımızın kendisi bunu istemedi. Böyle bir karar alınırsa kendi kendimizi (AGİT) Minsk Grubu’ndan çıkarmış oluruz ve arabulucu rolümüzden vazgeçmiş oluruz” demiştir. İki karar da tavsiye niteliği taşırken, herhangi bir bağlayıcılığı bulunmadığı basında yer almıştır ama bu gibi kararlar Türkiye’nin başının üzerine asılı duran “Demokles Kılıcı” gibidir.

Fransa bu kararları alırken Türkiye’den benzer psikolojik etki yaratacak hiçbir tepki gelmemektedir. ABD’de ANCA, Ermeni Amerikalıları ilgilendiren bir dizi konuda Kongre üyelerini dikkatle izlemektedir. Bu bilgileri derlemekte ve her üyenin profilini okunması kolay bir “Rapor Kart” formatında sunmaktadır.116 Kongre üyesi için Kongre notları Ekim 2020’de açıklanmıştır. Tüm Meclis ve Senato üyelerinin karnelerini görüntülemek için bir harita yapılarak “Eyalet Seç”  kutusunda eyaletinizi seçme imkânı yaratılmıştır.

Seçimler sonrasında Ermeni Meclisi, Joe Biden ve Kamala Harris’i hemen kutlamış,  Türkiye ve Azerbaycan’ın ABD üzerindeki etkisinin incelenmesi çağrısında bulunmuştur.

Amerika Birleşik Devletleri’ndeki en büyük partizan olmayan Amerika Ermeni Meclisi, eski Başkan Yardımcısı Joe Biden ve Senatör Kamala Harris’i tebrik etmiştir.

Anthony Barsamian ve Van Krikorian şu açıklamayı yapmışlar:

“Yeni seçilen Başkan Joe Biden ve Başkan Yardımcısı Kamala Harris’i seçim zaferleri için tebrik ediyor ve Başkan Donald J. Trump ve Başkan Yardımcısı Mike Pence’e en iyi dileklerimizi sunuyoruz. Ermeni Meclisi, bu seçimin zorlu geçtiğini kabul ediyor. Amerika Birleşik Devletleri’nin seçimden sonra tüm Amerikalıların ve dünyanın iyiliği için olumlu bir ruhla bir araya gelmesi çağrısında bulunanlara katılıyoruz.

Dünyanın gözleri bu seçime yapışıp kalırken, Aliyev ve Erdoğan rejimlerinin Ermenistan ve Artsakh’a karşı cihatçı desteğiyle yürüttüğü soykırım girişimleri Ermeni-Amerikalıları ve dostlarımızı tüketmiştir. Barış için dua ediyoruz.  Yönetimdeki bu değişikliğin, Türkiye ve Azerbaycan’ın son yıllarda Amerika Birleşik Devletleri üzerinde uyguladığı gizli etkiye ilişkin araştırmalar üreteceğini umuyoruz. 2016’da son cumhurbaşkanlığı seçiminde belirttiğimiz gibi, ‘Türkiye’nin IŞİD ile bağları ve giderek otoriterleşen rejimi ve Azerbaycan’ın IŞİD’le bağlantıları göz önüne alındığında, her iki ülke de bölgede istikrar için bir tehdit oluşturuyordu. Ayrıca, bölgedeki güvensizlik nedeniyle risk altındaki Hıristiyanların ve azınlık topluluklarının korunmasının hayati önem taşıdığını belirttik ve ‘yeni yönetim ve yeni Kongre’yi bu savunmasız toplulukları korumak için adımlar atmaya çağırıyoruz. Ermenistan Meclisi’nin o zamanlar gündeme getirdiği sorunların bugün çok daha acil ve kritik olduğunu bilmek için Azerbaycan’ın 27 Eylül’de Türkiye’nin desteğiyle başlattığı eşi görülmemiş savaşa ve ithal DAİŞ ve ilgili teröristlerin kullanımına bakmamız yeterli.

Sadece Joe Biden ve Kamala Harris’in kayıtlarından değil, aynı zamanda kariyerleri boyunca yaptıkları ve Ermeni Soykırımı’nı yönetimin yeniden onaylamasını sağlamak için kampanyada yineledikleri açıklamalarla da cesaretlendiriliyoruz. Özgürlük Destek Yasası’nın 907. Maddesini yürürlüğe koyun. Türkiye’ye ve Azerbaycan’ın yıkıcı davranışına göz yummayın ve Amerikan ve Ermeni halkları arasındaki kalıcı ortaklığı temel alın.  2019’daki Trump Yönetimi sırasında Kongre’nin her iki Meclisi de tarihi olan Ermeni Soykırımı kararlarını kabul etti. Yönetim aynı zamanda Türkiye’deki Erdoğan rejiminin ABD’nin güvenlik çıkarlarına ve dünyadaki insan haklarına zarar vermesini sağlarken, Azerbaycan’daki eşit derecede yozlaşmış Aliyev rejimine 2018’den bu yana Hıristiyan Ermenilere karşı kullanılan askeri yardımda 100 milyon dolardan fazla bağışta bulunarak 907. maddeyi yasaklamayı uygulamadı.

Azerbaycan’a yardım ve Aliyev ile Erdoğan’ın cihatçı paralı askerler ithal etmesine ve sonuç olarak Amerika’nın düşmanlarına yardım etmesine izin veriyor. Birleşik Devletler, daha fazla masum hayat kaybedilmeden önce şimdi kararlı adımlar atmalıdır. ABD’yi Azerbaycan ve Türkiye’ye tam ekonomik ve diplomatik baskı uygulamaya çağırıyoruz. Özgürlük Destek Yasası’nın 907. Bölümü ile ilgili olarak Başkan seçilen Biden ile tamamen aynı fikirdeyiz. Askeri ve güvenlik yardımının, insan hakları zulmünü işlemek için Amerikan vergi mükelleflerinin dolarlarını kullanmaya devam eden Aliyev gibi yozlaşmış bir hanedan diktatöre verilmesini durdurmak için 907. madde uygulanmalıdır. Okulların, kiliselerin ve hastanelerin bombalanmasının veya hassas çevresel ekosistemlerde beyaz fosforun kullanılmasının mazereti yoktur. Türkiye ayrıca cihatçı paralı askerlerin askere alınması, taşınması ve konuşlandırılması da dahil olmak üzere Azerbaycan ordusunu desteklemedeki aktif rolü nedeniyle cezalandırılmalıdır.

ABD’nin Türkiye’ye yönelik politikası kapsamlı bir yeniden değerlendirmeyi gerektiriyor. Azerbaycan’ın Ermeni halkına yönelik saldırganlığına cevaben Kongre, Özgürlük Destek Yasası’nın 907. Bölümünü kabul etti.  Azerbaycan Hükümeti’nin Ermenistan ve Dağlık Karabağ’a karşı tüm ablukaları ve diğer saldırgan güç kullanımlarını durdurmak için kanıtlanabilir adımlar atmalıdır. Amerika Birleşik Devletleri, hükümetin insan hakları ihlallerine ilişkin berbat siciline rağmen 2018’den beri Azerbaycan’a 100 milyon doların üzerinde güvenlik yardımı gönderdi. American Enterprise Institute’daki akademisyen Michael Rubin, The National Interest’teki 3 Kasım tarihli makalesinde, son gelişmeleri eleştirmiştir. Dışişleri Bakanlığı’nın Azerbaycan ihlallerine göz yumması ve feragatnameyi sürdürmesi, Demokrat veya Cumhuriyetçi tüm Kongre üyelerine hakarettir. ” Rubin Biden’ı, Azerbaycan’a yaptırımlardan feragat etmemeye  (sanctions waiver: hakkından kendi isteğiyle vazgeçme)  davet etmiştir.

1972’de kurulan Amerika Ermeni Meclisi, Ermeni sorunları hakkında kamuoyunun farkındalığını teşvik eden, Washington merkezli bir organizasyondur. Meclis,  ( 501 c/ 3 ) vergiden muaftır. (mariam@aaainc.org adresinden Mariam Khaloyanrmenian-assembly.org/ 2020/11/07/(armenian-assembly-congratulates-joe-biden-and-kamala-harris-calls-for-investigations-of-turkish-and-azerbaijani-influence-on-the-u-s/)

Biden’ın yardımcı seçtiği Kamala Devi Harris, sözde, Ermeni soykırımına tam destek veren biridir. Biden görev sürecinde yaşından kaynaklanan bir sorunla karşılaşırsa Türkiye’yi zorluklar beklemektedir. ABD tarihinde başkanının yerini alan ilk başkan yardımcısı Gerald Ford’dur. Watergate skandalının patlak vermesi üzerine 1974 yılında istifa eden Başkan Richard Nixon’un koltuğu boşalınca yardımcısı Gerald Ford, seçime girmemiş biri olarak 38. ABD Başkanı olmuştur. Veraset Yasası’nın öngördüğü şekliyle bugünkü başkanlık sıralamasında ilk üç aday şu şekildedir: 1. Başkan Yardımcısı, 2. Temsilciler Meclisi Başkanı, 3. ABD Senatosu Geçici Başkanı.

Bu sebeple Kamala Devi Harris, şimdiden, sözde, soykırım konusunda bilgilendirilmelidir.  Bu görevi ben kendimce yerine getirdim. Yetkililer de yerine getirseler,  Türkiye açısından, sözde, Ermeni soykırımı yalanına inananların gerçeği görmesine katkıda bulunurlar.  Harris’e gönderdiğim  bildirim  aşağıdadır. Doğrudan  şahsi mail adresine ulaşılamıyor. Ben aşağıdaki adresten ulaştım.

(https://mail.google.com/mail/u/0?ui=2&ik=ac8bc21990&view=lg&permmsgid=msg-a:r-809357998396889464)

Harris, Biden ABD Başkanı olunca ülkenin ilk siyah başkan yardımcısı olacaktır

Kendisi 1915 olaylarının Ermeni soykırımı olarak tanınması için çalışan bir siyasetçidir.  Geçen yıl senatörler Bob Menendez ve Ted Cruz ile birlikte, ABD Senatosu’na 1915 olaylarının soykırım olarak tanınması için önerge vermiştir. Jamaikalı baba ve Hindistan kökenli annenin çocuğu olarak 1964’te Kaliforniya’da doğmuştur. Bir siyahi olarak, sözde, Ermeni soykırımının tanınması için çalışan ilk siyasetçilerden biridir. Sözde Ermeni soykırımı konusundaki hassasiyetini şöyle belirtmiştir:

“Osmanlı İmparatorluğu tarafından 1915’ten 1923’e kadar gerçekleştirilen Ermeni soykırımı, yaklaşık 2 milyon Ermeni’nin zorla tehcir edilmesiyle sonuçlandı ve bunlardan 1,5 milyonu öldürüldü. Tekrarlamamak için geçmiş hakkında her zaman rahatsız edici gerçekleri söylemeliyiz. İnsanlığın en karanlık bölümlerinden biri olan Ermeni soykırımını tanıyarak, nefret etmek için hayatlarını listeleyenleri onurlandırıyoruz ve tehdit edildikleri her yerde insan haklarını savunma taahhüdümüzü yeniden teyit ediyoruz… İnsanlık tarihinin en karanlık zamanlarından biri olan Ermeni soykırımının uygun bir şekilde tanınması için Ermeni toplumunun yanında olacağım.” (https://www.harris.senate.gov/news/press-releases/harris-colleagues-introduce-bipartisan-senate-resolution-affirming-us-recognition-of-armenian-genocide)

Fakat unuttuğu bir gerçek vardır. O da iddia ettiği 1,5 milyon Ermenin mezarları nerededir?  70 kg. ağırlığında bir insanın iskeleti 7 kilogram kadar bir ağırlığa sahiptir. O da 10.500.000 kg. eder ki bulunmaması imkânsızdır.

Çünkü “Kommagene Krallığı’nın beş büyük kentinden birisi olan ve Roma döneminde de önemini koruyan Örenli Mahallesi’nde yer alan Perre Antik Kenti’nde, 2 bin yıllık kaya mezarlarının bulunduğu alanda, yürütülen kazılarda 160 metre uzunluğunda bir merdiven yapısı ile bin 500 yıl öncesine ait erkek iskeleti bulundu. (https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/perre-antik-kentinde-1500-yillik-insan-iskeleti-bulundu-1789424 08 Kasım 2020) Bilecik’te bir apartman bahçesinde 8 bin 500 yıllık insan iskeleti bulundu.  Konuya ilişkin yapılan açıklamada, iskelet üzerinde DNA çalışması yapılacağı bildirildi.” Basından.

“Gerçek ayakkabılarını giymeden, yalan dünyayı üç kez dolaşır” sözü sözde Ermeni soykırımı yalanı için geçerliliğini koruduğu sürece, Türkiye en az Ermeniler kadar gerçeklerin ortaya çıkması için çaba harcamalı, bunun için gerekli önlemleri almalıdır. Çünkü zaman geçiyor. 24 Nisan 2021’e az kaldı. Unutma; geç yağan yağmurlar, hayat vermez kurumuş çiçeklere.

Aznavour ile yapılan röportaj

İzmirli bir anne ve Erzurumlu bir babanın çocuğu olarak Paris’te dünyaya gelen Aznavour’un, Türkiye-Ermenistan ilişkilerini, sözde soykırımı ve İsviçre Protokolleri’ni değerlendirdiği 2011 yılında yapılan röportajı aşağıdadır. Önemli olduğu için bilinmesinde yarar gördüğüm için paylaşıyorum.

Soru: Ermeni Soykırımı hakkında ne düşünüyorsunuz? Kelimenin (soykırım) kendisi rahatsız edici ve beni de üzüyor. Burada söylemek istediğim bazı Ermeniler tarafından bana karşı kullanılabilir, fakat bunun önemli olduğunu düşünmüyorum. Eğer Türkler, “soykırım” kelimesinin herhangi bir şey yapmalarına engel olduğunu söyleyecek kadar samimilerse, o zaman başka bir kelime bulalım. Yeter ki Ermenistan ve Türkiye arasındaki sınır açılsın ve Türk hükümeti bizimle diyalog başlatmayı düşünsün. Küçük bir ülke için 1,5 milyon kişinin öldürülmesi ciddi bir rakam. 2 veya 1,5 milyon. Aynı şey. İster iki çocuk, ister 1,5 milyon Ermeni, ister 6 milyon Yahudi öldürsünler. Aynı şey. Öldürdüler ve öldürmek istediler. Önemli olan bu.

Soru: “Vivement dimanche” programındaki röportajınız birçok düşmana sahip olmanıza neden oldu, öyle değil mi? Tüm bunlardan sıkıldım. Hedeflerimizi asla anlamayacağız. Düşmanlarımız, soykırım anıları aklında kalan Ermenilerin ölmesini bekliyorlar ki böylelikle bu konu sonsuza kadar kapatılabilsin. Hangi ülke bize daha önce yardım etti? Biri bile etmedi. Fransa soykırımı tanıdı ancak daha fazlasını yapmayacak. Hiçbir ülke hiçbir zaman yardıma gelmeyecek. Hiçbir zaman. Öte yandan Araplar devrimler gerçekleştiriyor ve Kemalist modele dayalı hükümetler kurmak istiyorlar. Bu, zenginleşen ve daha nüfuzlu hale gelen Türkiye için iftihar edilecek bir başarı. Türkiye, hali hazırda G-20 üyesi. Türkiye, artık Avrupa Birliği üyesi ülkelerden biri olmayı kendilerine dert edinmiyor. Ve biz nereye gidiyoruz? Bu süreçte Ermenistan ıstırap çekiyor. Ülkenin içi her gün boşaltılıyor. Yakın bir gelecekte boş bir salyangoz kabuğunu andıracak. Ve bundan kim kar sağlıyor? Üç mafya ailesi. Bu, yüzbinlerce yoksul kişi dünyanın dört bir yanına dağılırken böyle. Bu beni fazlasıyla rahatsız ediyor. Bu esnada bizler soykırım kelimesine takılı kalmaya devam ediyoruz ve Türkler bunu kendi avantajına kullanıyor.

Dolayısıyla Türklere şunu soruyorum: Eğer olaylar soykırım değildiyse, halkın tamamının imhasına ne ad veriyorsunuz? Atatürk bu durumu nasıl anlatırdı? Soykırım kavramı ortaya atılmadan önce ne deniyordu? En azından bu olayların katliamı barındırdığını itiraf edebiliriz. Eğer bu noktaya gelebilirsek bu bizim için devasa bir zafer olur. Ermenistan, büyük bir tehditle karşı karşıya ve bunların hepsi soykırım kelimesinde yerini koruyor. Bunun ülkenin ilerlemesine nasıl yardımcı olacağını anlamıyorum.

Böyle bir mantık bizi nereye götürüyor? Böylesine görüşler için beni eleştiren o insanlar nerede? Ermenistan’a yardım etmek için ne yapıyorlar? Ne zaman para gönderiyorlar? O insanlardan ders almam mı gerekiyor? Böylesine dersleri veren ilk bendim. Bunu, 300 avukat ve hukuk insanının çalıştığı ofise sahip ABD’deki Ermeni bir avukatla tartıştım. O da diğerleri gibi düşünüyordu. Ancak görüşümü anlattığımda doğru olduğumu anladı. Ben siyasetçi değilim ve o alan hakkında hiçbir şey anlamıyorum. Sadece tek bir şey biliyorum. Neredeyse ikinci kez ölmek üzere olan küçücük ve şanssız bir ülkemiz var. Ve biz hala başka şeyler hakkında konuşuyoruz.

Soru: Gerçekten ilerlemediğimizi mi düşünüyorsunuz? Ne o zaman ilerledik ne de şimdi ilerliyoruz. Ara ara Türkiye’ye davet ediliyorum. Hatta Türk Dışişleri Bakanı, tatilimi geçirmek üzere beni oraya çağırdı. Ermenilerin ne talep ettiğine ilişkin bir anlaşmada uzlaşmak istedi. Ancak burada tarafların çıkarları için siyasi oyunlar oynamayı boş verelim. Ermenistan’ın bir sonraki cumhurbaşkanının kim olacağı beni ilgilendirmiyor. Tek istediğim sınırın açılması ve böylece bu ülkenin biraz nefes alabilmesi. Yani bir nevi denize şişe içerisinde notlar bırakıyorsunuz. Evet, Türkler hakkında her zaman iyi şeyler söylerim. Bana göre ilgi çekici bir ulus. Türkiye’de, Türklerden hoşlanmayan tek bir Ermeni bile yoktur. Belki onların tutumunu, siyasetini sevmiyordur… Ancak bu halkın kendisi için böyle değildir. Benim hedefim biraz da olsa ileriye gidebilmek.

Soru: Zürih’te 2009 yılında imzalanan protokollerin başarısızlıkla sonuçlanmasından dolayı hayal kırıklığı duydunuz mu? Akşam imzalandı ve sonraki gün manasız hale getirildi. Hayal kırıklığına uğramadım çünkü böyle bir şeyin olabileceğini tahmin ediyordum. Daha önce hiçbir anlaşma, Türkiye ile böyle bir tutumla imzalanmamıştı. Onların taviz verdiği veya bizim bir şey yapmaya gücümüzün yetmediği bir an her zaman baş gösterir. Böyle bir eğilim onların stratejik pozisyonuna yarıyor. Güçlerini hissediyorlar ve taviz vermekten caymaya daha çok eğilim gösteriyorlar. O yüzden ne yapmalıyız? Umarım daha başka hiçbir şey yapmayız. Kendime biraz daha umut yüklememin alemi yok. Bu beni çok yordu. Enerjimi böyle anlamsız konulara yormak istemiyorum.

Soru: O zaman zekice mi davranmamız gerekir? Evet, bir kelimeyle söyleyeceksek öyle. Her vakada harekete geçmeli ve inisiyatifler ile ortaya çıkmalıyız. Size şunu sormak istiyorum: Türkler ne zamandır bizim topraklarımızda yaşıyor? Topraklarımızı bizden gasp ettikleri hakikati üzerine konuşmuyorum bile. Onun öncesi hakkında konuşuyorum. Yüz yıllardır. Bin yıldır. Almanlar artık Alsace-Lorraine’i istemiyor ve Fransızlar da artık Ruhr’u düşünmüyor. En azından zeki olmamız gerekir. Olayların gerçekliğini anlamalıyız. Tüm bunlar sona erdi. Daha fazlasını söyleyeceğim. Bize o toprakları geri verseler bile, oraya kim gidip yaşayacak? Kimse. Gerçekçi olalım.

Soru: Ermeni sorununa ilişkin önceliğiniz nedir? Anlaşma istiyorum. Türklerin, yaşanmış olanı tanımasını istiyorum. Bana göre soykırım veya başka bir kelime aynı şey. O kelimeyi kullansalar bile bana ne sağlar? Ben, katliamları tanımalarını istiyorum. O zamanlar kullanılan tanımlama oydu. Tüm dünya katliamlar hakkında konuştu. Sonra birden bire, 1950’lerden başlayarak, soykırım kavramına takılı kaldık. Gerçekliği vermesine rağmen, kabullenilmesi zor bir şey.

Fransızca yapılan röportaj, İngilizce çevirisinden Tolga Er tarafından Gazete Karınca için Türkçeleştirilmiştir (https://gazetekarinca.com/2018/10/sanatci-charles-aznavour-ile-ermeni-soykirimi-uzerine/)

 

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!
       

Yazarın MİSAK'taki yazıları