24.04.2024

Türk millî eğitiminin gayesi

Konusu insan olan eğitimin görevi, insanı belli ve mahdut kalıplara uydurmak değil, her çeşit sosyal kurumları ile devamlı bir gelişme seyrinde bulunan toplum içinde kendine düşen rolü gereğince yapabilecek ve devamlı surette verimli olabilecek insanı yetiştirmektir.


Nahit Dinçer tarafından yazılan bu makale,

1972 yılında TÖRE dergisinin

13. sayısında yayımlanmıştır.

9/7/1961 tarih ve 334 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, cemiyetimizin nizamını iki temel fikir üzerine oturtmuştur:

— Millî hâkimiyet ve demokrasi ruhu.

— Ferdî hürriyet.

İçinde bulunduğumuz nizam bir hürriyetler nizamıdır ve bu hürriyetler Anayasa ile teminat altına alınmıştır.

Atatürk inkılâplarının da değişmez iki prensibi vardır:

— Milliyetçilik.

— Medeniyetçilik.

Atatürk’ün yaptığı inkılâplar bu iki temel prensipten fışkırmıştır ve bu iki temel prensibin dışında mütalâa edilemezler.

Medeniyetçilik bizi, ilme ve ilmî düşünceye, çağdaş düşünceye bağlar. Milliyetçilik ise bizi Orta  Asya’ya, Doğu menşeimize, İslâmdan evvelki tarihî derinliğe ve İslâmla müşerref olduğumuz bin yılı aşan maziye bağlar. Bu bizi, tarih birliğine, dil birliğine, din birliğine ve kültür birliğine götürür. Atatürk’ün tarih tezi, bu bakımdan, dünü yarına bağlamanın ülküleri ve yaşama iradesini, şanlı geçmişi üzerine kurmanın yol gösterici eseri olarak ortadadır.

Atatürk 1 Mart 1922 tarihinde T.B.M. Meclisinin birinci devresinin üçüncü toplantısında: “Milletimizin inkişafı dehâsı bu sayede lâyık olduğu mertebei medeniyete irtikası bittabi âli meslekler erbabını yetiştirmekle millî harsımızı ilâ ile kabildir.” 15 Temuz 1921 yılında Maarif Kongresinde söylediği nutukta: “Seciyeyi milliye ve tarihimizle mütenasip bir kültür kastediyorum. Kültür zeminle mütenasittir. O zemin milletin seciyesiyle mütenasiptir.” demişler ve medeniyete yükselmenin yolunu millî kültüre, millî kültürü de tarihimize bağlamışlardır.

Geçmişe bağlamanın en iyi yolu, vaktiyle çalışmış ve canlı kalmış kuvvetlerin eserini geleceğe doğru sürdürmektedir. Dedelerimiz hayatın yenilmez gücünü taşıyordu. Hepsi hareketin, değişmenin, itmenin kuvvetleri idiler. Onlar, bu ocakları boşuna yakmadılar. Onların ocağının ateşini biz aldık. Bunun için milliyetçilik anlayışı, maziden gelen itici güçleri, hareketleri, titreşimleri istikbale doğru sürdürmektir. Eğitimin vazifesi, bu canlı, hareketli, dinamik, yapıcı ve koruyucu tarih tezine ve milliyetçilik anlayışı prensibine bağlamak olmalıdır. Tıpkı, denize doğru akarken kendi kaynağına bağlı kalan ırmak gibi. Bu anlayışla yetişecek genç nesil, atalarının gerçek mirasçıları olacaktır. Bunlar ülküleri uğrunda savaştıkları için ve savaşacakları için, ileriye doğru yürüyeceklerdir.

Hürriyet nizamında ve demokratik nizamda fert, şahsiyet sahibidir. Şahsiyet sahibi fertler, ancak, kendi kültürlerinin taşıyıcısı olabilirler. Bunun için, bu nizamda ferdin istidat ve kabiliyetlerini geliştirmek ön plandadır. O hâlde Türk millî eğitimi, hür Türk vatandaşını yetiştirecektir. Bu hürriyetin toplum menfaatleriyle çatışmaması için, fertlerin ülkücü olması gerekir. Aynı zamanda “bütün fertlerini, kaderde, kıvançta ve tasada ortak, bölünmez bir bütün hâlinde, millî şuur ve ülküler etrafında toplayan, millî birlik ruhu içinde daima yüceltmeyi amaç edinen ve Türk milliyetçiliğinden hız ve ilham alan” milliyetçi fertler yetiştirmelidir. Dünyadaki ilerlemeleri takip edecek ve onları anlayacak ve onlara erişecek kapasitede bilgili, enerjik, yurt ve dünya meselelerini iyi bilen, bilgilerini uygulayacak maharetlere sahip ahlâklı insan yetiştirmelidir.

Konusu insan olan eğitimin görevi, insanı belli ve mahdut kalıplara uydurmak değil, her çeşit sosyal kurumları ile devamlı bir gelişme seyrinde bulunan toplum içinde kendine düşen rolü gereğince yapabilecek ve devamlı surette verimli olabilecek insanı yetiştirmektir. Türkiye Eğitim Millî Komisyonu Raporunda, Türk eğitiminin gayesini şöyle tayin ve tespit ediyor: “Türk milletinin doğudaki köklerinden kopmadan batıya uzanması ve bu tarihî vazifeyi behemehal başarması gerektiğine göre, eğitim ve öğretim hayatındaki gayeleri de buna göre taayyün edecektir.” demekte ve şöyle devam etmektedir: “İçinde bulunduğumuz medeni intikâl safhasının buhranlarından kurtulmak. Doğu ve Batı medeniyetlerinin en değerli unsurlarından meydana gelecek olan yarınki Türk medeniyeti içinde millî ve İçtimaî istikrara kavuşmak…»

Böylece Türk Millî Eğitimi gaye ve maksadına varabilmek için Türk milliyetçiliğinden hız ve ilham alacak, bunu yaşarken de Türk milletinin doğudaki köklerinden koparmadan bu işi başaracaktır. Böyle bir terbiye ve terkip, Doğu ve Batı medeniyetlerinin en değerli unsurlarından meydana gelecektir.

Din eğitimi meselesi düşünülürken bugünkü dünyanın eğitim isteklerinin de göz önünde bulundurulması gerekir. Bu günkü medeniyet, yüksek vasıflı, iyi eğitim görmüş insanlar istemektedir. Eğitim sayesinde, en iyi örf ve âdetlerimizi, ananelerimiz (geleneklerimizi) koruyabilir, bu günkü cemiyetimizi ayakta tutabiliriz. Çocuklarımız için zengin ve kuvvetli bir gelecek hazırlayabiliriz. Eğitim, fertleri maddeten manen yetiştirebildiği ve gelecekte onların daha çok gelişmelerine imkân verdiği nisbette değerlidir. Ferdin değer ve haysiyeti, iyi bir eğitimin temelini teşkil eder. Eğitim sisteminde devletin ihtiyaçları ile ferdin gelişme kuvvetleri arasında ahenkli ve yapıcı bir münasebet bulunmalıdır. İyi bir eğitim, canlı ve fonksiyonel olan eğitimdir. İyi eğitimde, okul ve cemiyet arasında bir uçurum bulunmaz, bulunmamalıdır da.

“Türkiye, modern dünyada yerini almak için, sanayide, ziraate, teknikte ve eğitimde enerjik hamleler yapmak zorundadır. Bu sebeple de kuvvetli bir eğitim sistemine sahip olmasının hususî bir önemi vardır. Böyle bir eğitim sisteminin gayesi, sadece fen adamları, teknik elemanlar yetiştirmek için değil, aynı zamanda felsefede, güzel sanatlarda, dinde, idarede, iktisatta, ziratte, siyasette, kısaca her alanda —ilim ve teknik devri olan çağımızda— ehliyetle vazife görebilecek ve önderlik edebilecek kabiliyette insanlar yetiştirmektir.” İfadede görüldüğü gibi din adamlarının yetiştirilmesi zaruretine de işaret edilmiştir. Gene bu ifadede, diğer meslek mensuplarıyla birlikte din adamlarının da evsafı gösterilmiştir: “Ehliyetle vazife gören önderlik eden. Yâni, liyakat ve liderlik vasıflarının din adamlarında bulunması lâzım ve şarttır. Bütün bu açıklamaları özetler­sek, Türk Millî Eğitiminin gaye ve maksadına ulaşabilmesi için:

  1. Milliyetçilikten hız ve ilham alarak, milliyetçi fertler yetiştirme­lidir.
  2. Doğudaki köklerinden kop­madan, Türkiyemizi çağımız mede­niyet camiasına ortak edebilmelidir.
  3. Doğu ve Batı medeniyetleri­nin en değerli kısımları alınmak su­retiyle yeni bir terkibe varılmalıdır.
  4. Her meslek dalma ve dine li­yakatle vazife görecek ve önderlik edecek insanları yetiştirmelidir.
  5. Yüksek vasıflı, iyi eğitim görmüş, ahlâklı, şahsî menfaatini, toplum menfaatine feda edebilecek ülkücü gençler yetiştirmelidir.
  6. Bunu yapabilmek için eği­tim;
  7. Ferdi, maddeten ve mânen geliştirmeli, haysiyet ve millî guru­ru yükseltilmelidir.
  8. Devletin ihtiyaçları ile fer­din gelişme kuvvetleri arasında den­ge kurulmalıdır.
  9. Okul ile cemiyet arasında uçurum yaratılmamalıdır.
  10. Demokratik nizamın ve hür­riyet rejiminin istediği hür ve şahsi­yet sahibi Türk vatandaşını yetiştir­melidir.

Bunlar bizi, kültür birliği ve an­layışı meselesine götürmektedir.

 

Yazar

Töre Dergisi

Peki ben ne yapabilirim?
Bizi okuyor, beğeniyor ve “Peki ben ne yapabilirim?” diye soruyor musunuz? Bağış yaparak bizi destekleyebilirsiniz. Bağışlarınızla faaliyetlerimiz daha sık, daha geniş ve daha etkili olacaktır. TIKLAYINIZ!

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.




Benzer Yazılar