Yükleniyor...
Türkiye, Suriye ve bağlantılı stratejik meselelerle daha uzun yıllar yatıp kalkmak durumunda. Siyasi çözüm süreci ve Suriye’nin kuzeyindeki ABD destekli Kürt oluşumu sorunları yıllar alır. Üstelik ABD’nin güneşinde göveren İsrail de elini, dilini pervasızca uzatır oldu.
İktidar Suriye politikasında yaptığı stratejik hataları kısmen telafi etme çabasında. Yoğurdu üfleyerek yiyor. Meydan okuma ve zafer konuşmaları yerine dengeli ve yapıcı görünüyor. Devletin tavrının birkaç aydan beri devrede olduğu intibaı var. Yanılmamayı umarız. Süreç doğru yönetilebilirse yarın daha iyi olur.
Hatay’ın Suriye sınırları içinde gösterilmesi hadsizliği son buldu; Türkmenlerin hakları Anayasal güvenceye alınacak. Güney sınırlarımızın güvenliği pekişecek. Resmî rakamlara göre üç milyon Suriyelinin vatanlarına dönmemeleri için ne iktidarın ne kendilerinin; ne uluslararası hukuk ne insani yönden bahaneleri kaldı. Türkiye’nin Rusya ve İran’a karşı pozisyonu ve Ortadoğu’daki varlığı ve ağırlığı daha da güçlendi. ABD, Türkiyesiz bir çözüm olmayacağını görür.
Güney sınırlarımız boyunca 30-40 km derinlik ve 910 km uzunluk boyunca güvenlik koruma bölgesi tamamlansa bile geçici, bir ara çözüm. PKK uzantıları ve Kürtçüler varlığını sürdürürse, değil 40 km öteden, 150-200 km öteden bile Türkiye’ye güvenlik tehdidi oluştururlar. Sınırlar güvenlik değil; egemenlik, toprak bütünlüğü ve siyasi sınırlardır.
Devlet aklının oluşturulamadığı veya devlet aklının devrede olmadığı dönemler olmuştur. Devlet adamlığı ve devlet kurumları her zaman devrede olmayabilir. Şimdi devlet aklı devrede gibi. Türkiye’yi yönetenler de son zamanlarda geçmişte yapılan stratejik hatalar zincirinden sonuçlar çıkarmışa benziyor. Zaman gösterecek.
Umarız başımıza örülen musibetten nasihat çıkarılıyor; isabetli siyasi kararlar uygulanıyor. Durum bizim için zafer de değil hezimet de; ancak şartlar yeni fırsat kapıları açtı.
Yanı başımızdaki çökmüş ve içinde düzinelerce ideolojileri, ilgileri ve bağlantıları farklı grupların olduğu, uzun yıllar merkezî bir kamu düzeninin olmadığı ülkenin demokratik düzene, barışa kavuşması ve ayağa kalkması kolay değil.
Suriye’deki belli başlı tarafların arasına kan girdi ama kan kanla yıkanmaz. Herkesin yakını öldü, sakat kaldı veya sığıntı durumuna düştü. Bunlar bir toplum için birkaç yılda atlatılacak sarsıntılar değil. Siyasi, ekonomik, kültürel ve mezhebi gerginlikler bir yana her an bir intikam ve öfke patlamasıyla iç çatışmaya dönme riski var.
HTŞ, BM tarafından terör örgütü olarak tanımlanmış olsa da terör örgütü olmadığını eylemleri ve söylemleri ile ortaya koymaya başlayınca başta ABD ve AB ülkeleri durumu yeniden değerlendirmeye aldılar. Rusya, Çin ve AB ülkelerine Suriye’deki yabancı silahlı grupların gönderilmeyeceklerinin garantisi verilmişe benziyor. Yani Suriye’den başka gidecekleri vatanları yok. Suriye yönetiminin bu grupları etkisizleştirmesi dışında yol yok.
Suriye geçiş yönetimi Esat’ın askerlerine af çıkardı, Nusayrilerin canlarına, mallarına, kişilik haklarına dokunulmasını yasakladı. Devlet kurumlarının korunacağı ve yağmaya müsamaha edilmeyeceğini, bunların Suriye halkının olduğu, altyapının korunacağı açıklandı.
Suriye halkı kozmopolit olsa da önemli ölçüde laiklik ve bir arada yaşama kültürü olan toplumdur. Bizim Hatay gibi. Yani Suriye’den iddia edildiği gibi bir Afganistan çıkmaz.
Bizde her olan biteni, her olacağı mutlaka bir “DIŞ GÜCE BAĞLAMA HASTALIĞI” ve “EMPERYALİST GÜÇLER” ezberi var. Bu ezber tüm kapıları açan anahtar gibidir. Türkiye’de siyasi yelpazenin her yanında birazcık bu söylemin dışına çıkan emperyalistlerin adamı olmakla suçlanır. Herkes emperyalizme sözde karşıdır amma onlara bilerek bilmeyerek hizmetten de geri kalmaz.
Suriye halkının yaptığını dış güçlere, emperyalistlere bağlamak durumu yanlış okumak ve haksızlıktır. Elbette dış güçler ve emperyalistler hep devredeydiler ama hiç birinin istediği gibi olmadı. Suriye’de ABD, Rusya, İran ve Türkiye vardı ama her bir devletin orada bulunma amacı başka başkaydı. Durum Türkiye lehine görünse de süreç henüz durulma, oturma aşamasında değil.
Olan biten her şeyin ABD ve İsrail kontrolünde denmesi doğru değil. Evet, olan bitenler İsrail ve ABD’nin işine yaradı. İsrail bu arada Suriye halkının bütün hava alanlarını, askerî yapıları ve üretim tesislerini imha etti; Golan tepelerinden içlere girdi. Suriye’yi ayağa kalkamaz duruma getirme ve selden kütük kapma derdinde.
HTŞ ve Türkiye’nin desteklediği SMO dâhil diğer koalisyon silahlı güçlerin birkaç ay önce Rejim ve Rus uçaklarınca bombalayınca harekete geçtikleri ancak Türkiye’nin “zamanı değil” diye ikna ettiği anlaşılıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Esat’a görüşme çağırısı, olmayacak bir şeyin olmayacağının dünyaya açıklamasıydı; İran şimdi ne düşünüyor acaba?
Bizde bazıları Esat’ın gidişine yas tutuyor, bazıları ‘İktidar sayesinde güneyimizdeki teröristan hayırlı olsun!” diye güya ironi yapıyorlar. Ana muhalefetin durumu okuması, muhaliflerin Şam’ı teslim almasından ve Esat’ın kaçmasından bir gün önce Özgür Özel’in Kilis’te söylediği “İktidar Esat’la gerekli irtibatı sağlamalı” beyanatıyla özetlenebilir. Bazıları da gidişatın iktidarın durumunu güçlendireceği korkusu ve telaşındalar.
Mesele gündelik siyaset ve iktidar meselesi değil. İktidar yaptığı yanlışları ne kadar onarırsa bizim için o kadar iyi. Mesele Türkiye Cumhuriyeti devleti ve Türk milletinin güvenli geleceği. Çoğu zaman çözüm de sorunun içindedir.
Uzun sürecek siyasi çözüm konferansına onlarca devlet ve uluslararası kuruluşlar katılacak. BM güvenlik konseyi daimi üyeleri, ABD, İngiltere, Fransa, Rusya, Çin yanında Türkiye masaya daha güçlü oturacak. Türkiye’nin gidişatta etkili olacağının işaretleri Batı ülkelerinin beyanatlarından ve irtibatlarından belli.
Türkiye öteden beri “Suriye’nin toprak bütünlüğünden yanayız. Kimsenin bir karış toprağında gözümüz yok” diyor. Bunun anlamı “Suriye’nin parçalanıp, güney sınırımız boyunca bir Kürt devletçiğine müsaade etmeyiz” demektir. Çok parçalı bir ülkeyle ve devletçiklerle muhatap olmak yerine oturmuş bir devletle muhatap olma stratejisi var.
Ancak Suriye’nin toprak bütünlüğü içinde konfedere veya federe bir Kürt yapısı olması için ABD ve Rusya’nın baskı yapacağı da besbelli. İsrail ve uzantıları Avrupa ülkelerinin bunu desteklemesi için her türlü yolu denerler.
Rusya ve İran Suriye’den çıkmaz. Rusya Lazkiye’deki Hımeymim hava ve Tartus deniz üssünü bırakmaz. İran komutanlarının ve milis güçlerinin çoğunu çeker ama görünürlüklerini azaltarak orda kalır, Nusayriler arasında tabanları var.
Misak-ı Millî konusuna gelince, keşke öyle bir dünya olsa, öylesine bir siyasi gücümüz olsa! Ülkü güzeldir de gerçekçi idealizmden uzaklaştıkça hayati riskler doğurur. Türkiye Tel Rıfat ve Münbiç operasyonu dışında harekât yapıp tüm sınır boyunca 30 km genişliğinde geçici koruma bölgesini tamamlayamadı. Çünkü bu işler hamasetle “Misak-ı Millî sınırlarımızı gerçekleştirme zamanı” demekle olmuyor. “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak” sözünü hatırlatmak isteriz.
Hâkimiyet toprak sınırlarını genişletmek asla değildir. Genişlediğin topraklarda derdin de genişler. Oralardaki Türk kökenliler bölgede serpiştirilmiş durumdalar, çoğunlukta oldukları büyük yerleşimler yok. Oraları alınca başımıza ne dertler alacağımızı kendi tecrübemizden bilmiyor muyuz? Kürtçülerle, PKK ile 40 yıldır uğraşmıyor muyuz? Bunu diyenler 40 yıldır süren PKK belasını ve onları başımıza musallat edenleri hiç akıllarına getirmiyorlar mı?
İçimizdeki Ümmetçilerin, İslamcıların ve bazı Türk milliyetçilerinin FETİH ve ZAFER duygularıyla içleri kabarıyor, başları dönüyor da günümüz dünyası o dünya değil. “Tarih tekerrürden ibaret” değil. Tarih tekerrür etmez. Her biri zamanın şartlarıyla mukayyet. Eski imparatorluklar canlandırılamaz. ABD’nin son 40 yılda nerelere girip çıkmak zorunda kaldığını hepimiz biliyoruz.
Arkasında ABD ve Batı olmasa İsrail bu saldırganlıkları ve tehditleri asla yapamaz. Oysa bizim arkamızda da önümüzde de bizden başkası yok.
Önceki yazılarımızda bölgede bir Kürt devleti, hele Büyük Kürdistan olamayacağını tüm boyutlarıyla ifade etmiştik. Türkiye PYD/YPG/PKK’ya siyasi müzakerelerde yer vermeyeceğini kuvvetli ifade ediyor. Ancak Kürtler Suriye halkının bir parçası. Türkiye PKK uzantıları ve işbirlikçileri dışındaki Kürt toplum temsilcilerini masaya oturtma çabasında.
Kürtler akıllı ve gerçekçi davranıp, toplumsal enerjilerini ayrı bir devlet veya federasyon için harcamak yerine bulundukları ülkelerde demokratik düzenlerde özgürce yaşamanın yolunda kullanmalı.
ABD, Suriye’nin doğusunda varlığını sürdürecek. Bölgede az sayıda (900) askeri varlığı ile bölgede bayrak gösteriyorlar ama Ortadoğu’da çeşitli ülkelerde konuşlu, her türlü donanıma ve imkâna sahip 50 000 silahlı kuvveti tarafından destekleniyor.
ABD;
– Bölgede ilk safhada Irak’takine benzer bir Kürt devleti kurmak istiyor. Bu devlet kurulamasa bile Suriye Anayasasında yer alacak bir federasyon veya konfederasyon içinde yer almasına çalışacak.
– Böyle bir yapı bölgede İsrail’in hem İran’a hem de Türkiye’ye karşı gerektikçe kullanılacak bir güç olarak el altında tutulacak.
– Kendi oluşturduğu ve adına Suriye Demokratik Güçleri dediği bu yapıyı DEAŞ’la mücadelede ortak ve müttefik olarak tanımlayıp dünyaya böyle pazarlıyor. Ortada artık DEAŞ yoksa bile canlandırmak veya yenilerini oluşturmak ABD’ye sorun değil.
– Bölge petrolünü PYD/YPG’yi desteklemede kullanıyor, maaşlarını ödüyor, verdiği silahların bir kısmını finanse ediyor. ABD sırf bu yüzden oradan çıkmaz. Yoksa ABD’nin kendisi bu petrole muhtaç değil.
– Bölgede; İran’ın Suriye ve Lübnan üzerinden Akdeniz’e ulaşmasını ve İsrail’e tehdit oluşturmasını engellemek ve İran’ı çevrelemede ileri karakol ve erken uyarı gücü olarak kullanıyor.
İsrail de giderek artan bir sesle ‘Kürtler bizim müttefikimiz. DAEŞ’e karşı kahramanca savaştılar. Bir devlet olmayı hak ediyorlar’ gibi söylemleri açıkça ifade ediyor. Kısaca ABD’nin bölgeden çekilmesini İsrail asla istemez.
ABD olmayan bir DEAŞ yalanına sarılmaya devam edecek. ABD gibi bir ‘dostumuz!’ varken düşman aramamız gerek yok.
İran ağır hasar aldı, etkinliği azaldı. Milisleri ve tesisleri vuruldu, birçok general seviyesindeki komutanları öldürüldü. Suriye üzerinden Lübnan Hizbullah’ı ile doğrudan bağlantısı zayıflayacak. Hizbullah da tarihindeki en ağır darbeyi aldı. Tüm üst düzey siyasi ve askeri kadrosu öldürüldü. İran ve Hizbullah’ın Suriye’de güç kaybetmesi sadece İsrail bakımından değil Türkiye bakımından da olumlu. Hizbullah Suriye’de İranlı milislerle kan döktü, Esat’ı destekledi; PYD/YPG ile al gülüm ver gülüm ilişkisinde oldu. İran, Suriye rejimini oldum olası Türkiye’ye karşı kullandı ve Türkiye’ye dürüst davranmadı.
İran Suriye’yi batağa sürükledi. Esat’ı, nakavt olmak üzere olan boksöre çalıştırıcının ‘İyi gidiyorsun, dövüyorsun, kazanacaksın’ demesi gibi ayakta tutmaya çalıştı. Esat nakavt olunca kendi de şaşırdı. Milyonlarca vatandaşını orada burada sığıntı durumuna düşüren Esat da Rusya’da sığıntı oldu! Ne hazin son!
İran artık içine çekilecek. Yeni pozisyon arayışlarına girecek, Batı ile barışma yolu arayacak. Kudüs gücü safsatalarıyla yol alamayacağını anlamış olmalı. Bölge ülkeleri öteden beri İran’ın yayılmacılığından rahatsızdı, Irak’taki Şiiler bile İran’ı istemiyorlardı ama şerrinden çekiniyorlardı.
Çeşitli mecralardaki zafer köpürtüşleri ile felaket tellallığı ilgi alanımızda değil.
Suriye’nin siyasi olarak durulması uzun yıllar alır. Yeni bir Anayasadan sonra en azından birkaç seçim dönemi sonunda ancak siyasi taraflar kurumlaşır ve siyaset kısmen yerine oturmaya başlar. Altyapı çökmüş durumda. Ülkenin ekonomik olarak ayağa kalkması için uluslararası yardımlara ve Türkiye’nin hamiliğine muhtaç.
Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, ‘’ Birikimiyle işiyle kabiliyetiyle emeğiyle üretimiyle ülkemize katkı vererek burada kalmak isteyenlerin de başımızın üstünde yeri vardır’’ bakış açısını sorunlu gördüğümüzü de ifade etmeliyiz.
Anayasa dâhil, siyasi süreçte Türkiye mutlaka etkin olmak, Türk varlığının her türlü hak ve taleplerinin güvenceye alınmasını sağlamak ve ülkede Türkiye’ye yakın demografik tedbirleri geliştirmek durumunda.
Türk milletinin ‘bizi neler bekliyor kaygısından biz neleri bekliyoruz umudunu’ söndürmeyin. İhtiyatlı iyimserliğimizi sıkça yaptığınız iç politika popülizmine kurban etmeyin.