17.06.2021

 Çin-İran anlaşması: Çin, gerçekten kötü gün dostu mu?

Çin ve İran arasında imzalanan kapsamlı stratejik işbirliği anlaşmasının bölgesel ve küresel ölçekte hangi gelişmelere etki edebileceği konusunda Meryem Tekin Şişikoğlu'nun görüşlerini okuyucularımızın ilgisine sunuyoruz.


 

Çin Diş İşleri Bakanı Wang Yi, İranlı mevkidaşı Muhammed Cevad Zarif ile.

Uluslararası alanda başat rol üstlenen ve son yıllarda kendi sınırları dışında, özellikle Afrika ve Ortadoğu’daki faaliyetleriyle dikkat çeken Çin, İran ile bir anlaşma imzaladı. Yankıları uzun mesafelere ulaşan ve gelecek yirmi beş yılı ilgilendiren anlaşma, Çin Dış İşleri Bakanı Wang Yi’nin Ortadoğu ziyaretleri kapsamında Tahran’da ilan edildi.

Anlaşmanın tohumları, ilk olarak 2016 yılında Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in İran ziyareti esnasında İran’ın dinî lideri Ali Hamaney ile sohbetinde atılmıştı. O zamandan beri gündemde olan, ancak Çin’in herhangi bir izahta bulunmadığı anlaşma metnini, 2020 Temmuz ayında New York Times gazetesi yayımladı. Tarafların resmî ve reel adım için beklediği uygun zemin bugünlerde oluştu.

Obama yönetiminin 2015 yılında İran ile yaptığı nükleer sözleşmeden, 2018’de Trump’ın tek taraflı çıktığını duyurması akabinde bir dizi yaptırımlar İran’ı yalnız bırakmıştı. Çin, herhangi bir sebeple Amerika’nın karşısında durmaktan çekindiği için, İran’a karşı temkinli bir politika güttü. Bu sürede, İran ile Çin arasındaki petrol ticareti azaldı. İran’ın Şanghay İşbirliği Örgütü’ne tam üyelik başvurusuna Çin çekimser yaklaştı. 2020 yılı sonundaki seçimlerde, Joe Biden’ın galip gelme olasılığı ve nispeten ılımlı bir politika izleyeceği beklentisi ise, Çin’i harekete geçirdi. Ancak bu defa İran, Amerika’daki değişen koşulların ümidiyle, Çin ile yapılacak olası bir anlaşmaya mesafeli durdu. Ne var ki, Joe Biden’ın yönetimi ele almasından bugüne dek geçen sürede ikili ilişkilerde müspet bir adım atılmaması, İran yönetimini Çin’e yaklaşmaya mecbur bıraktı.

Anlaşmaya dair içeride ve dışarıdaki çekinceler

Anlaşmanın maddeleri henüz açıkça ilan edilmemiş olsa da, genel çerçeve, bu işbirliğinin yalnızca bölgede değil, dünyada da yeni gelişmelere yol açacağını göstermektedir. İranlı yetkililer, Çin yönetiminin anlaşma metninin ilan edilmesine rıza göstermediği için ayrıntı paylaşamadıklarını bildirdiler. Bu zor günlerde, ekonomik, askerî ve teknik kazanımlar elde ettiği için İran yönetiminin anlaşmaya taraftar bir tutum sergilemesine ve ülkenin, Çin‘in 400 milyar dolarlık yatırımına ihtiyacı olduğu bilinmesine rağmen, anlaşma içeriğinin net olarak bilinmemesi, halkın içinden muhalif seslerin yükselmesine sebep oldu. Esasen, anlaşmaya dair bilgilerin ortaya atıldığı 2020 yazında, İran’ın bir müttefike ihtiyaç duyduğu konusunda ülke basınında ortak bir görüş hâkimdi.

Bugün, gazetelere baktığımızda anlaşmaya dair bir fikir edinmek zor. Ancak yerli basının, yönetimin kontrolünde olduğu gerçeği unutulmamalıdır. Bu yüzden, muhalif seslerin duyulduğu yurt dışında yayın yapan kuruluşlar daha doğru bilgiler vermektedir. Bu grup, Türkmençayı Anlaşmasına atıfta bulunarak, anlaşmanın tatbikiyle İran’ın bağımsızlığının tehlikeye gireceğini dile getirmektedir.

Çin’in İran’daki askerî varlığı 

Tartışılan bir diğer konu da, Çin’in İran’daki askerî varlığıdır. Anlaşmaya mesafeli duran gruplar, İran askerî teşkilatının ve güvenlik güçlerinin yeterli sayıda olduğunu, Çin askeri varlığı ve teknolojisinin, ülkedeki iç güvenlik meselesine yardımcı olmak için getirileceğini iddia etmekteler. Bilindiği üzere, son yıllarda hızla yayılan protestolar kolayca disipline edilememişti. Bu konuda Çin’in teknik donanım ve tecrübelerinden faydalanılması hedeflenmektedir. Muhalif seslere bir örnek ise, Sistan ve Belucistan’da Cuma imamı Mevlânâ Abdülhamid’in, endişelerini dile getirerek anlaşma metninin açıkça ilan edilmesini istemesidir.

Ambargo kararlarıyla İran’ı hem içeride hem dışarıda sıkıştıran Amerika, bu anlaşmanın en yakın takipçileri arasında. İki ülke arasında gerçekleşmesi beklenen müzakerelerin öncesinde bu anlaşma İran yönetiminin elini güçlendirdi ve İran, Çin-Amerikan kavgasının ortasında kaldı. Çin ise, bu sayede İran’ın dahil olduğu her alanda söz sahibi olabilme hakkını elde etti ve bölgede İran gibi etkin bir ortak kazandı.

Rusya, bölgedeki politikası gereği Çin varlığını tehlikeli görmektedir. Rus Dış İşleri Bakanı Sergey Lavrov’un, 13 Nisan’da gerçekleştireceği Tahran ziyaretinde bu konunun da gündeme gelmesi kuvvetle muhtemel.

Türkiye yakından takip etmeli

Bir yandan Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki meselelerin çözümüyle ilgilenirken, diğer yandan Kafkaslar’da daha aktif bir rol üstlenen Türkiye için de, sınır komşusu İran’da faaliyet gösteren Çin varlığı bir tehlike olarak yorumlanmaktadır. Bilhassa, bölgedeki konumları itibariyle rekabet halinde olan İran ve Türkiye ilişkilerini de etkileyecek olan söz konusu anlaşmayla Çin-İran yakınlaşması, Türkiye’nin menfaatleri için yakından takip edilmelidir. Bölgedeki ülkelerden birinin nükleer güce ulaşması demek, onun bölgede söz sahibi olması anlamına gelmektedir.

Diğer yandan, bu anlaşma başta ekonomik, askerî ve teknolojik pek çok gelişmeyi de beraberinde getirecektir. Yine, Körfez ülkeleri de Çin’in bölgedeki varlığından rahatsızlıklarını dile getirmekteler.

Amerika’nın yaptırımlarından sonra dış politikada iyice yalnızlaşan İran yönetimi, başta Suriye, Yemen ve Irak’ta yaşananların tesiriyle, içeride küresel salgınla mücadelede ve bunların yarattığı ekonomik krizle (İran’da bugün 1 dolar: 24 Bin Tümen) Cumhurbaşkanlığı seçimine hazırlanırken zor bir yıldan yenisine geçti. Böyle bir zamanda Çin’in işbirliği teşebbüsleri İran için büyük bir destek olarak kabul gördü. Öyle ki, Dış İşleri Bakanı Cevad Zarif, konuşmasında Çin’i kötü gün dostu olarak nitelendirdi. İkili ilişkilerin bir diğer motivasyonu da, uzun süredir süregelen Amerika karşıtlığıydı.

Peki Çin neden İran gibi bir ortağa ihtiyaç duyuyor?

Çin’in ‘Bir kuşak Bir Yol’ adı verilen Yeni İpek Yolu Projesi ile ticaret yolları ve limanlar önemli hâle geldi. 2013 yılında başlayan ve 63 ülkeyi kapsayan proje kapsamında Çin, Ortadoğu’da etkin bir aktör ve küresel bir güç olmayı hedeflemektedir. Kuzeyde tesis edilen yollarla Çin, Orta Asya’ya ve Avrupa’ya bağlanmıştı. Projenin güney tarafında ise, eskiden beri İpek Yolu için konumu ve ticarî faaliyetleriyle değerli olan İran vardı. Çin, 2016’dan beri faal olan Çin-İran demir yolunu, Ortadoğu’ya açılmak ve ham petrol, doğal gaz getirmek için kullanmaktaydı. İran’ın jeo-stratejik konumu bu proje kapsamında Çin için daha da önemli hale geldi. Bu anlamda, Çin ilerlemesinin sürdürülebilirliği açısından İran’daki istikrarı önemli görmektedir. İran, gelecekte yaşanacak olası bir kriz durumunda, Çin’in en büyük enerji tedarikçisi durumundadır. Çin Dış İşleri Bakanı Wang Yi’nin ziyaret esnasında söylediği üzere iki ülke arasındaki ilişki stratejik ortaklık noktasına ulaşmıştır.

Bu ilişkilerin zemini nasıl oluştu?

İran Dış İşleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, Çin Dış İşleri Bakanı Wang Yi ile Pekin’de, 26 Ağustos 2019.

Güçlü bir tarihî geçmişe dayanan İran ve Çin ilişkilerindeki amil, İpek Yolu’dur. Milattan önceki devirlerde başlayan kültürel ilişkiler sayesinde medeniyetin ilerlemesine katkıda bulunan iki ülkenin tarih boyunca savaşmamış olmasına sürekli atıfta bulunulur. İlk diplomatik ilişkiler Kaçarlar devrinde başlamıştır. Pehlevi döneminde Batı’yla kurulan ilişkilere daha fazla önem veren İran, Çin’den uzak kalmıştır. Mesela, bu yıllarda komünist Tudeh Partisi bir tehlike olarak görüldüğü için kapatılmıştır. Musaddık yönetiminin Batı karşıtı politikaları iki ülke arasında ılımlı bir hava estirse de, 1953 darbesinden sonra yeniden idareyi alan Şah, Çin’e karşı uzak bir siyaset yürütmüştür.

1960‘lı yılların sonuna doğru Amerika ile bozulan ilişkiler ve Çin’in Sovyetler’den ayrılan politikası, Çin’in Şah yönetimindeki İran’da imajını değiştirmişti. 1967’de Çin Halk Cumhuriyeti, İran tarafından resmen tanınmıştır. Sovyetler’e karşı İran ile ittifak içine girme çabasında olan Çin, aynı zamanda İran’ın enerji kaynaklarından faydalanmayı hedeflemekteydi. İran ise, yeni ortağını Amerika ve Sovyetler’e karşı bir alternatif olarak görmekteydi. Çin Devlet Başkanının, 1978 yılında İran’a gerçekleştirdiği resmî ziyaretinin hedefi, İran ile her alanda işbirliği içinde olmaktı.

Ne Doğu ne Batı

Çin yönetimi İran İslâm Cumhuriyeti’nin kurulmasını, olumlu bir gelişme olarak yorumladı. Çünkü yeni idare, Şah’ın aksine Amerika karşıtı tutumuyla yeni ittifaklara ihtiyaç duymaktaydı. Ancak İran’ın yeni politikası, “Ne Doğu Ne Batı” anlamındaki  “نه شرقی نه غربی جمهوری اسلامی” sloganıyla, hem Sovyetler ve Amerika’dan, hem de Çin’den uzak durmayı esas almıştır. Bununla birlikte, İran’ı jeo-stratejik bir ortak olarak görmek isteyen Çin, hem içeride komünistlere karşı uygulanan sert politikaya sessiz kalmış hem de uluslararası platformlarda sürekli İran’ı destekler görünmüştür.

İran siyasî tarihinin kırılma anlarından biri olan Irak-İran Savaşı esnasında, tarafsız bir yerde durmaya çalışan Çin, barış görüşmelerinde etkin rol üstlendi. Savaş esnasında İran’a tedarik ettiği silahlar ilerideki ilişkilerin de temelini atmıştır.

Gelişen Çin’in artan enerji ihtiyacı ve İran’ın silah teknolojisindeki eksikliklerini gidermek istemesi, ikili ilişkilerde yeni bir dönemi başlatmıştır. İlişkilerin yakınlaştığı 1980’lerden bugüne, iki devlet arasındaki silah alışverişi sayesinde İran bölgedeki konumunu güçlendirmiştir. Çin, İran donanmasına, özellikle balistik füze ve tekniklerle katkı sağlarken, bugün İsfahan’daki füze yapım fabrikasını ve Scud füzesi projesini desteklemektedir.

İki ülkenin  enerji, ulaşım, teknoloji, madencilik ve sanayi gibi sahalardaki işbirliği dikkat çekmektedir. İkili ilişkiler birtakım müşterek hedef ve menfaatler çerçevesinde şekillenerek bugüne ulaşmıştır.

İran’ın Nükleer Yalnızlığında Çin Desteği

İran’ın bugün tepkilere yol açan nükleer faaliyetleri, 1957 yılında Amerika ile Almanya ve Fransa gibi Avrupa ülkelerinin desteğiyle başladı. Ancak, 1979 devriminden sonra Humeyni’nin, İslâm’a aykırı olduğu gerekçesiyle iptal etmesiyle bu proje 1986 ya kadar askıda kaldı. 1992 yılında ise, İran Çin ile Nükleer İşbirliği Anlaşması imzaladı. 1993 yılında “Joint Commission on Economic, Trade, Scientific, and Tecnical Cooperation” adıyla girdikleri işbirliği de ekonomik ve teknolojik konuları kapsadı. Ne var ki, bu gelişmeler Amerika’nın engellemesiyle Çin bundan sonra daha çekimser davranmaya mecbur kaldı. Hizbullah ve diğer radikal grupları desteklediği gerekçesiyle İran’ın nükleer programına son vermesini isteyen Amerika, Çin’i her fırsatta uyardı. Bugün, Çin bu faaliyetlerin barışçıl niyetlerle yapıldığını, tüm denetleme ve şartlara uygun gerçekleştirildiğini savunmaktadır.

Son olarak; Çin’in genişleme ve ilerleme politikasının bir ayağı olarak İran’daki varlığını yoğunlaştırması olarak yorumlanan anlaşmanın içeriği net olarak ilan edilmese de, açıklamalardan edinilen izlenimle İran’ın, Çin’e bağımlı hale geleceği yönünde fikirler çoğunlukta. Genel itibariyle anlaşma, İran’a kısa vadeli fayda sağlarken, Çin için uzun soluklu getirileri olacaktır. En büyük ikinci OPEC ülkesi olan İran, bir süredir kriz yaşadığı petrolünü satabilecek, aşı tedarik edebilecek ve bankacılık, iletişim, ulaşım gibi alanlarda bir ortak bulmuş olacak. Ancak anlaşmanın uygulanabilmesi için gerekli koşullar henüz oluşmuş değil. Bu süreci başta Amerika olmak üzere bölge ülkelerinin yaklaşımı ve anlaşma taraflarının bundan sonra atacağı adımlar belirleyecek.

 

 

Yazar

Meryem Tekin Şişikoğlu

Yorum Yap

Kayıt olmadan yorum yapabilirsiniz.