Yükleniyor...
Günümüzde edebiyat, kültürler arası köprüler kurma ve toplumsal meselelere odaklanma açısından güçlü bir araç olarak değerlendirilmektedir. Bu bağlamda coğrafi, tarihî ve kültürel zenginliklerin yanı sıra çeşitli toplumsal meselelere odaklanma eğilimi, Kıbrıs meselesinin de edebî bir tema olarak işlenmesine imkân vermiştir. Kıbrıs konusu Türk romanlarında geniş bir yelpazede ele alınmış ve farklı dönemlerde çeşitli yazarlar tarafından farklı perspektiflerden ele alınmıştır.
Kıbrıs, tarih boyunca farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmış, stratejik konumu ve kültürel çeşitliliğiyle ön plana çıkmış bir adadır. Bu zengin geçmiş, Türk yazarları tarafından da derinlemesine ele alınmış ve bu bağlamda ortaya çıkan romanlar , hem tarihî hem de kültürel bir çerçevede olayları ele alarak okuyuculara önemli bir deneyim sunmaktadır.
Genellikle çocuklar ve gençler için yazdığı eserleriyle öne çıkan Ülkü Demiray’ın 2023 Emine Işınsu Roman Ödülü’nü kazanan romanı “Cümbezin Kızı” da Kıbrıs konusunu birçok farklı yönden ele almaktadır. Roman esasen babası tarafından Filistinli bir karpuzcuya satılan ve hayatını Filistin’de çeşitli zorluklarla geçirip sonrasında halka mâl olmuş bir anlatı hâline gelen Kıbrıslı bir kadının dramını ele alıyor. Roman, İngiliz sömürge dönemindeki siyasi dengeleri, eğitim ve ekonomi politikalarını, sosyokültürel ve toplumsal cinsiyet karmaşalarını dikkatli bir şekilde inceliyor. Tüm bunların yanında bireyin içine yönelerek bedene yabancılaşma, ötekinin dönüşümü gibi hassas konulara eğiliyor.
Bilincin Karmaşası
Roman esasen Hatice’nin babasının borçları nedeniyle Filistinli bir erkeğe satılarak Ada’dan ayrılması, Filistin’e gelerek kocasının dördüncü karısı olarak kumalarıyla birlikte yaşaması, çeşme başında buluştuğu kadınlara Nenanne’den öğrendiği öyküleri anlatarak tanınması, kocası tarafından Hacer’le birlikte evden kovularak Mim Dede’nin yanında yaşaması ve öldürülmesinden meydana gelmektedir. Ancak romandaki olayların anlaşılmasında en önemli durum geriye dönmeler ve hatırlamalardır. Okuyucu bu geri dönüşler sayesinde Hatice’nin yaşam serüvenine, dostluklarına, Ada yaşamına ve bireysel buhranlarına şahit olur. Romanda bizzat bulunmayan Nenanne, Mary, Zeliş, Mustafa gibi kişiler bu anımsamalar ile romana dâhil edilir. Olaylar bu yöntemle anlaşılır hâle getirilir ve süreklilik sağlanır. Olay diziliminin dağınık olması, anlatıcı Hatice’nin bilinciyle yakından ilgilidir. Romancı, bu duruma romanının içinde de işaret etmiştir: “Kafam karışıyor. Geçmiş sürekli ve ayarsız konuşan bir hatip. Bir sırası yok anlattıklarının. Hayat gibi. Sırayı şaşan onca şey olurken sıralı anlatım beklemek de neyin nesi zaten!”(s.121). Bu durum romanın bilinç akışı tekniğiyle meydana getirildiğini göstermektedir. Öyle ki romanda Hatice’nin düşünceleri, duyguları ve izlenimleri doğrudan ve sürekli bir akış hâlinde, genellikle noktalama işaretlerinin sınırlamadığı bir biçimde ifade edilmektedir. Roman, karakterin zihnindeki anlık düşünceleri ve duygularını doğrudan okuyucuya aktararak, içsel bir monolog sunar. Hatice’nin düşünceleri sırasız ve anlık bir şekilde, sürekli bir akış hâlinde sunulmaktadır. Bilinçaltındaki düşünceler ve duygular, genellikle açık bir şekilde ifade edilir. Anlık düşünceler, bilinçaltındaki çatışmalar ve duygusal durumlar ön plandadır. Olaylar gibi zaman da sıklıkla karışık bir şekilde ifade edilir hatta geçmiş, şimdi ve gelecek arasında sık sık geçişler bulunur. Tüm bunlara bağlı olarak ortaya çıkan monologlar da dış dünyaya ait olaylar ve diyalogların geri plana itilmesine ve asıl önemli olan Hatice’nin monologlarına yoğunlaşılmasına meydan verir. Romanda yer alan tüm bu özellikler dikkate alındığında bilinç akışı tekniğinin romanın büyük bir kısmına hâkim olduğu söylenebilir. Hatice romanın büyük bir bölümünde Nenanne’ye seslenir ve onunla konuşur. Ondan yardım ister ve hayatı anlamlandırırken onu örnek alır. Bu nedenle romanın Nenanne’ye bir mektup gibi yorumlanabilmesi de mümkündür. Yine de yer yer Süleyman’a, Robert’e, Mary’e, Mustafa’ya ve Zeliş’e seslenmeler de mevcuttur. Yani Hatice’nin bilinci romanın geneline hakim olsa da yer yer olayların başka kahramanlar tarafından aktarılması dikkat çeker. Nitekim romanın belli yerlerinde İlahî bakış açısına başvurulması da hikâyenin anlaşılır kılınmasına, Hatice dışındaki kahramanların da iç dünyalarının yer yer görünür hâle gelmesine yardımcı olmaktadır.
Romanın anlatım tekniği ve yapısı üzerinde durulduğunda, bilinç akışı tekniğinin romanın temelini oluşturduğu vurgulanmalıdır. Hatice’nin iç dünyası, düşünceleri, duyguları ve anıları, bilinç akışı tekniğiyle okuyucuya aktarılarak olayların anlaşılması için geri dönüşlere ve hatırlamalara başvurulmuştur. Bu, romana derinlik katan ve karakterin karmaşık iç dünyasını zenginleştiren bir özelliktir.