Ermeni tehciri ve Almanya – MİSAK- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MDM- Millî Strateji Araştırma Kurulu
MİSAK logo

_______29.03.2019_______

Ermeni tehciri ve Almanya

Çağhan Sarı
Osmanlı Devleti, cephe gerisinin güvenliğini sağlamak, siviller arasında çatışmaların önüne geçmek, Ermeni çetelerine karşı intikam hareketlerini engellemek, asayişle beraber cephedeki ikmal hatlarındaki Ermeni çetelerinin düzenlediği sabotajları durdurmak için tehcir kararı almıştır.
“Osmanlı Devleti, cephe gerisinin güvenliğini sağlamak, siviller arasında çatışmaların önüne geçmek, Ermeni çetelerine karşı intikam hareketlerini engellemek, asayişle beraber cephedeki ikmal hatlarındaki Ermeni çetelerinin düzenlediği sabotajları durdurmak için tehcir kararı almıştır.”

İnsanlığın ortak acısı olarak kabul edilen birçok hadise 20. yüzyıla damgasını vurmuştur. İki cihan savaşının yaşanması, savaşların orduların çarpışmalarıyla sınırlı kalmayarak sivillere sıçraması ve endüstri ile teknolojinin savaş araçlarındaki gelişimi sonunda kitle imha silahlarının ortaya çıkması 20. yüzyılı özetlemektedir.[1] İki cihan savaşının sonunda, silaha başvurulmadan devletlerarası sorunların çözülmesi için üst organizasyon olarak kabul edilen mekanizmalar kurulmuş, savaş suçlarıyla beraber insanlık suçu kavramı oluşturulmuştur. İnsanlık suçları arasında bugün en çok tartışılanı, soykırımdır. 1948’de kabul edilen Birleşmiş Milletler Soykırım Suçunun Engellenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nin 2. maddesinde soykırımın tanımı yapılmıştır. Bu tanıma göre, ”ulusal, etnik, ırksal ve dinsel bir grubunun bütününün ya da bir bölümünün yok edilmesi ile girişilen şu hareketlerden herhangi biridir: grubun üyelerinin öldürülmesi; grubun üyelerine ciddi bedensel ya da zihinsel hasar verilmesi; grubun yaşam koşullarının bunun grubun bütününe ya da bir kısmına getireceği fiziksel yıkım hesaplanarak kasti olarak bozulması; grup içinde doğumları engelleyecek yöntemlerin uygulanması; (ve) çocukların zorla bir gruptan alınıp bir diğerine verilmesi” soykırım suçudur.[2] Bu tanım Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Roma Statüsü’nün 6. maddesinde de yer almaktadır. Soykırım tanımını 1944’de ilk defa kaleme alan kişi de Polonyalı Yahudi Raphael Lemkin’dir. Yunanca ‘ırk’, ‘soy’ anlamına gelen génos kelimesi ile Latince ‘katletmek’ anlamındaki cidium kelimesinin birleşiminden genocide (jenosit) kavramını türetmiştir. [3]

Bugün, tanımdan yola çıkılarak incelenmesi gereken birçok toplu katliam, uluslararası hukuk nezdinde soykırım olarak kabul edilmezken[4], kabul edilen soykırımlar arasında sinemadan edebiyata kadar uzanan bir yelpazede işlenerek, insanlık hafızasından silinmemesine gayret edilen Yahudi Soykırımı ilk akla gelenlerin başındadır. Yahudi Soykırımının yaşandığı süreç Nazi Almanya’sının daha nice savaş suçunu işlediği dönemdir. 1933’de Almanya’da Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi’nin iktidara gelmesiyle Adolf Hitler, Almanya Şansölyesi olmuştur.[5] Cumhurbaşkanı Hindenburg’un kısa bir süre sonra vefatı üzerine yasal düzenlemelerle de meşru zemine oturtarak Almanya Devlet Başkanı makamını tesis etmiş ve Führer unvanını almıştır. Hitler, siyasi yaşamına başladığı andan itibaren Yahudi karşıtlığını gizleme ihtiyacı hissetmemiştir. Başarısız sonuçlanan Münih Darbesi üzerine aldığı hapis cezasını Lansberg cezaevinde doldururken yazdığı Kavgam isimli kitabında Yahudilere karşı fikirlerinden bahsetmiştir. İktidarını sağlamlaştırdıktan sonra ülke genelinde başlatılan anti-semitizm hareketi ile Yahudilerin sosyal ve ekonomik hayattan soyutlanılmasına girişilmiştir. ”Kristal Gece” diye bilinen 9 Kasım 1938’de birçok Yahudi’nin işyeri ve evinin yağmalanması ile şiddet eylemine geçilmiştir.[6] İkinci Dünya Savaşı’nın başladığı esnada, ilk zamanlarda muhalifler ve çeşitli suçlardan hükümlülerin oluşturduğu toplama kamplarına Yahudiler, yaş ve cinsiyet ayrımı gözetilmeksizin sevk edilmiştir. Gerek bu kamplarda, gerek Alman ordusunun işgal ettiği bölgelerde ormanlık ya da kırsal alanlarda Yahudilere karşı toplu katliamlara girişilmiştir. 1942’den sonra Heinrich Himmler’in adını verdiği ”Yeni Düzen”[7] isimli katliam planıyla toplama kampları tamamen imha kamplarına dönüştürülmüştür. Müttefik ve Sovyet ordularının Almanya içlerinde ilerlemesi ile bu kamplara girilince, dünya kamuoyu yaşanan vahşeti öğrenmiştir. Savaştan hemen sonra kurulan Nürnberg mahkemesinde sağ ele geçirilen Nazi önde gelenleri, soykırım ve savaş suçlarından yargılanmıştır. Bu yargılamalar sonunda idam cezası alan Hermann Göring, infaz edilmeden intihar etmiştir.[8] Soykırımın planlayıcıları arasında bulunan Adolf Eichmann ise 1960’da saklandığı Arjantin’de İsrail gizli servisi tarafından yakalanmış ve İsrail’e getirilerek yargılanarak idam cezasına çarptırılmıştır[9]. Eichman’ın cezası 1962 yılında infaz edilirken, Hitler’in savaşın son anlarında intihar etmeyip, kaçtığı yönündeki aslı olmayan sansasyonel haberler yapılmıştır.

Almanya’nın 20. yüzyılda insanlık hafızasına kazıdığı soykırım suçu elbette bir kaç cümleye indirgenemez. Ancak, bu çalışmanın kapsamı, Almanya’nın işlediği Yahudi Soykırımı değildir. Almanya’nın insanlık hafızasında soykırım suçunu işleyen tek ülke olarak[10] kalmak istemediği için 1915’te gerçekleşen Ermeni Tehciri’ni soykırım olarak kabul etmektedir. Ermeni Tehciri’nin neden soykırım olarak Alman makamlar tarafından kabul edildiği ve Almanya’nın maksadının ne olabileceği sorularına yanıt aramak adına bu çalışma hazırlanmıştır.

Almanya, 19.yüzyıl’ın ikinci yarısından itibaren Osmanlı Devleti ile yakın ilişkiler kurarak, dünyadaki sömürge yarışında rakibi olan İngiltere’yi Ortadoğu’da geride bırakmak istemiştir.[11] Birinci Dünya Savaşı’nda alışılagelmiş ittifak anlaşmalarının ötesinde nüfuz elde ederek Osmanlı Devleti’nin müttefiki olan Almanya’nın Ermeni Tehciri’nde sorumluluğu var mıdır sorusuna yanıt ararken, soykırım iddialarını tarih biliminin ortaya koyduğu veriler ışığında reddettiğimizi ve bu gerekçeyle neden soykırım olarak kabul edilemeyeceğini etraflıca kaleme almayacağımızı vurgulayalım. Ermeni Tehciri’nin sözde soykırım olarak tanınmasına yönelik Alman yayınları da tetkik edilirken, yayın içeriklerinin uzun uzadıya düzmecelikleri üzerine değil, hadise üzerinde Alman yaklaşımının okuyucuya sunulmasına dikkat edilmiştir.

A) Türk Alman İttifakına genel bakış ve Alman Islahat Heyetleri

Birinci Dünya Savaşı’nda silah arkadaşlığı yapan iki devletin ilişkileri 18. yüzyıl itibariyle biçimlendi. 1701 yılında başlayan Osmanlı-Prusya ilişkileri, Prusya Kralı II. Friedrich’in 1762 yılında Rusya ve Avusturya’ya karşı savaşırken Osmanlı Devleti’ne müttefiklik çağrısında bulunmasıyla beraber yeni bir aşama kazandı.[12] Osmanlı Devleti, Prusya’nın müttefiklik çağrısını olumlu yanıtlayamamakla beraber bir ticaret ve dostluk antlaşması imzaladı.[13]   Prusya ve Osmanlı Devleti arasında süregelen zamanda siyaset dengelerinin tesiri ile yakınlaşmalar oldu. 30 Ocak 1790 senesinde Osmanlı Devleti ve Prusya ittifak anlaşması imzaladı.[14] Böylece Osmanlı Devleti ilk defa bir Avrupa devleti ile ittifak kurdu.[15] III. Selim döneminde Giritli Seyyid Ali Efendi, Prusya’ya ilk daimi elçi olarak görevlendirildi.[16] Osmanlı-Prusya ilişkileri Avrupa’da Fransız İhtilalı ve sonrasında Fransa’da Napolyon’un ortaya çıkmasıyla sekteye uğradı. Napolyon’un Avrupa’da harbi kaybetmesi ile Osmanlı-Prusya ilişkilerinde iyileşme görüldü. Mısır Buhranı’nın görüşmelerinde Prusya Osmanlı Devletinin menfaatlerini gözetti. 1853’de Rusya’nın Eflak ve Boğdan’ı işgalini statükonun değişmesini istemeyen Prusya protesto etti. Prusya’da Bismarck’ın şansölye olması ile birlikte güdülen siyaset değişti.[17] Alman Birliği’nin kurulmasından yana olan Bismarck, doğuda Polonya için Rusya ile mücadele etmemeyi tercih etti.[18] Osmanlı Devleti’nin aleyhine olan Rus ve Avusturya genişlemeleriyle ilgilenmedi. 1871’de Almanya’nın Fransa’yı mağlup etmesi ile Avrupa dengeleri değişti.[19] Toprak bütünlüğünü muhafaza etmek gayretinde olan Osmanlı Devleti, Avrupa’da dengeleri bozan Almanya’ya yakınlaştı. 14 Haziran 1888’de II. Wilhelm’in Alman İmparatoru olmasından sonra Almanya’da hammadde ihtiyacı ve sömürge yollarındaki menfaatleri örtüştüğü için Osmanlı Devleti’ne yakınlaştı. İstanbul, Kudüs ve Şam’ı ziyaret eden II. Wilhelm, II. Abdülhamit ile dostluğunu geliştirdi.[20] Almanya birçok yatırım ihalesi aldı.[21] İktisadi alandaki yatırımların haricinde askeri alanda da iki ülke arasındaki ilişkiler hızla gelişti. Osmanlı Devleti ordusunun modernleşmesi için Almanya’dan ıslahat heyetleri davet etti.

Bu ıslahat heyetlerinin ilki niteliğini taşıyan adım ise II.Wilhelm ve II. Abdülhamit’in dostluk ilişkilerinden yarım asır önce atıldı. Osmanlı Devleti’nde II. Mahmut’un başlattığı yenileşme hareketleri kapsamına ordu da giriyordu. Yeniçeri ocağının kaldırılmasından sonra kurulan modern ordu için Almanya’dan heyet talebinde bulunuldu. Yüzbaşı Moltke başkanlığındaki Alman heyeti 22 Aralık 1835’te göreve başladı.[22] Moltke İstanbul’da kaldığı süre içerisinde Prusya ordusu ekolünde bir nizamiye ve redif teşkilatını Osmanlı ordusunda kurdu. İstanbul su işleri hakkında plan yaptı. Heyetin diğer subayları Kurmay Yüzbaşı Baron V. Bicke ve V. Fischer ile istihkâm Yüzbaşı V. Mülhbach’tı.[23]

Moltke’nin ayrılmasından ikinci Alman ıslahat heyetinin gelişine kadar geçen sürede bir değişiklik olmadı. 1877-1878’teki Osmanlı-Rus harbinden sonra ordunun yeniden düzenlenmesi çalışmalarına başlandı. 1880’de Almanya’ya tahsil ve staj için subaylar gönderildi. Ardından General Wettendorf, İstanbul’a geldi.  Ordunun eğitimindeki aksaklıkları rapor ederek padişaha sundu. II. Abdülhamit ordunun düzene girmesi için nihayet 1882’de Bismarck’tan askeri uzmanlar istedi. Süvari Albayı Kaehler başkanlığında süvari Binbaşısı Hobbe, topçu Binbaşısı Restow, piyade Binbaşısı Kemphoevener’den oluşan heyet İstanbul’a geldi.[24] Askeri okullar müfettişliği ile göreve başlayan Von der Goltz, heyet başkanı olmasının ardından Genelkurmay Başvekilliği’ne getirildi ve Paşa unvanı aldı. seferlik nizamnamesi hazırladı. Hazır ve yedek kuvvetler için talim ve terbiye esasları tespit etti. Askeri okullarda okutulan Fransız ders kitaplarını kaldırdı yerine 4000 sayfalık Almancadan tercüme ders yayınları hazırladı. Kurmay subaylar için çalışma programlarının hazırlanılmasını emretti. Ordunun zinde durması için harp oyunları kitapçığı yazdı ve tatbikat planlarını oluşturdu.

Bu çalışmalarının haricinde boğazların savunulması için Krup firmasından toplar alınmasını istedi.  Talimatı doğrultusunda Mauser marka tüfek ve büyük Krup topları alındı.[25] 1884’de Mekatib-i Umumiye Müfettişliği’ne getirildi. Askeri okul derslerini düzenlerken o dönem mühendislik okulu olmadığı için teknik dersler ile matematiği müfredattan kaldırmadı. Yeni dersler koydurdu. Askeri coğrafya, harp tarihi, uygulamalı taktik gibi dersler ilk defa onunla birlikte harp okuluna girdi. Aynı yıl tedrisatı fenni ve askeri olarak ikiye ayırdı. Böylece mühendis yetiştirmek üzere ayrı sınıf açıldı. Almanca öğrenimi yaygınlaştırdı. Fransızca öğrenimi seçmeli ders haline geldi.[26]. Goltz Paşa’nın çabalarının neticeleri arasında 1897 Yunan Zaferi gösterilebilir.[27]

Almanlar sadece kara ordusu değil bütün askeri mekanizma üzerinde hâkimiyet kurdu. Jandarma teşkilatının da düzenlenmesi için Albay Von Rüdgisch getirildi. Ancak Rüdgisch jandarma eğitimi hakkında bilgisi yoktu. Makedonya’da jandarmayı ıslah görevi verildi. Aldığı başarısız neticeler sonrasında görevden alındı, Almanya’ya gönderildi.  Yerine Fransız Baumann getirildi ve bütün jandarma teşkilatı ona teslim edildi.[28] Rüdgisch’in gönderilmesinin yanı sıra bir başka Alman subayı Yüzbaşı Messmer’de 1902’de zimmetine para geçirdiği için cezaya çarptırıldı ancak Almanya subayını geri çağırarak cezanın infazını engelledi.[29] Donanma da ise Albay Starke ve Kalau vom Hofe 1891’de Bahriye Nezareti’nde müşavirlik görevini yapmakta idi ancak gerçek anlamda Sanders Paşa’nın gelişine kadar da donanmada Alman etkisi görülmedi.[30]

1909’da İkinci defa İstanbul’a geldiğinde Goltz, ordu için ayrılan bütçedeki kısıntıları gördü. Orduya sirayet eden politika neticesinde beliren durum moralini bozdu. Yetiştirdiği öğrencileri tarafından II. Meşrutiyet’in gerçekleşmesi ve Alman-Osmanlı ittifakının şekillenmesi, moralini düzeltti.[31]1911 yılında Müşir rütbesi aldı.  Genelkurmay Başkanı Yardımcılığı görevini sürdürürken, Birinci Dünya Savaşı başladı ve Almanya harbe girdi. Ağustos 1914’de Almanya’ya döndü, Belçika askeri valiliğine tayin oldu. Osmanlı Devleti’nin de harbe girmesinden sonra, Belçika’daki görevinden memnun olmayan Von der Goltz, İstanbul’a tekrar geldi ve 1. Ordu Kurmay Başkanı oldu.

Balkan Muharebeleri’nde alınan mağlubiyetten sonra, Goltz Paşa’ya rağmen yeni bir ıslahat heyetinin Almanya’dan davet edilmesi kararlaştırılmış idi. 22 Mayıs 1913’te resmi talep iletildi. II. Wilhelm talebi ivedilikle değerlendirdi.  Kassel’de 22. Tümen komutanlığı yapan Liman von Sanders 1913’te İstanbul’a geldi ve 5 yıllık mukavele imzaladı.[32] Bu süre zarfınca ordunun yeniden tanzimi, eğitimi, muharebe gücü, geri hizmetlerin kurulması konularında tek yetkili kılındı. 17 Ekim 1913 tarihinde imzalanan mukaveleden de anlaşılacağı gibi, Alman Islahat Heyeti geniş yetkilerle birlikte sorumluluk sahası da büyüktü.

Mukaveleye göre; General Liman von Sanders Alman Askeri Heyeti başkanı olarak ve Korgeneral rütbesiyle I. Kolordu Komutanlığı ve Askeri Şura Üyeliği görevine atanıyordu. Sanders, Osmanlı ordusundaki bütün yabancı askerlerin doğrudan doğruya amiri ordu ve yabancı uzmanlar hakkında tek yetkiliydi General Sanders’in makamı, protokolde Harbiye Nazırı’ndan sonra gelmekteydi. Sanders, Harbiye Nazırını haberdar etme koşuluyla tüm askeri kıtaları, istihkâmları, demiryollarını ve ulaşım araçlarını teftiş etme yetkisine de sahipti. Alman ordusu, Avrupa’da bir savaşa katılırsa Almanya, Liman von Sanders ile yanındaki tüm subaylarının mukavelelerini feshettirerek Almanya’ya geri çağırabilirdi. [33]

Bu mukaveleden sonra Rusya ile sorun çıktı. Rusya, Liman Von Sanders’in bir eğitmen olarak geldiği halde boğazların savunmasıyla yükümlü olan 1. Kolordu Komutanı olmasına itiraz etti.[34] Alman İmparatoru ve Rus Çarı arasındaki görüşmelerden de sonra Liman Von Sanders, kolordu komutanlığından alındı ve genel müfettişliğe getirildi. Böylece o dönem için Rusya ile olan sorunum çözülmüş oldu. Bu süreçte kırk kişiden oluşan ıslahat heyeti yetmiş iki kişiye kadar yükseldi.[35] 2 Ağustos 1914’de imzalanan anlaşma hükmünce Almanya ve Osmanlı Devleti resmen müttefik oldu. 8 maddelik antlaşmayı, Osmanlı Devleti adına Sadrazam Said Halim Paşa, Almanya adına büyükelçi Freiherr Von Wangenheim imzaladı.[36] Anlaşmanın ardından büyükelçilik ile Alman Dış işleri Bakanlığı’nda bir dizi yazışma oldu. İttifak Anlaşması’nın üçüncü maddesine göre Osmanlı savaşa girdiği anda bütün ordusunun idaresini Alman Islahat Heyeti’ne bırakmayı kabul ediyordu.[37] Bu madde için ayrıca Sanders ve Enver Paşa arasında mukavele imzalandı. Birinci Dünya Savaşı’nda Türk-Alman ittifakın doğuşunda en büyük etkenlerin başında gelen Alman askeri misyonunun varlığıdır.[38]

 

B) Almanya’nın Ermeni Tehciri’ndeki sorumluluğu ve Alman subaylarının görüşleri

19. yüzyılın ortalarından itibaren Osmanlı Devleti’nin Doğu Anadolu bölgesinde ikamet eden Ermeniler, bağımsız bir devlet kurma maksadıyla örgütlenmeye başlamışlardır. Balkanlardaki Yunan ve Sırp ayaklanmaları sonrası, bu ayaklanmalarda etkin rolü bulunan Rusya, Kafkasya ile Anadolu’nun birleştiği noktada bir Ermenistan kurulması yönündeki girişimleri desteklemiştir. İlk kez 1878’de Berlin Kongresi’nde gündeme gelen Ermeni Sorunu, ilerleyen yıllarda süratle silahlı isyan hareketi hüviyetini kazanmıştır. Kurulan Ermeni örgüt ve cemiyetleri, çeşitli soygun ve suikast gibi eylemler ortaya koyarken Rusya’nın hamiliğinde Doğu Anadolu’da büyük çaplı bir ayaklanma tasarısını hazırlamışlardır. Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla evvelden yapılan hazırlıklar pratiğe dökülmüştür. Ermenilerin kalkıştıkları ayaklanmalar arasında Van’daki hadise oldukça kanlı cereyan etmiş ve Osmanlı-Rus cephesini tesir etmiştir.

Bu durum içerisinde Osmanlı Devleti, cephe gerisinin güvenliğini sağlamak, siviller arasında çatışmaların önüne geçmek, Ermeni çetelerine karşı intikam hareketlerini engellemek, asayişle beraber cephedeki ikmal hatlarındaki Ermeni çetelerinin düzenlediği sabotajları durdurmak için tehcir kararı almıştır.[39] Bu kararla bölgede bulunan Ermeni nüfusu, yanlarında taşıyabilecekleri kadar eşya ile güneye göç ettirilerek, Suriye’de iskân edilecektir. 27 Mayıs 1915 tarihinde kabul edilen ve 1 Haziran 1915’te dönemin resmi gazetesi Takvim-i Vekayi’de yayınlanarak yürürlüğe giren tehcir kanununun adı, ‘Savaş zamanında hükümet uygulamalarına karşı gelenler için asker tarafından alınacak önlemler hakkında geçici kanun” şeklindedir[40].  Bugün Ermeni Tehciri olarak bilinen bu kanunla, sadece Ermeniler değil, cephe gerisinde asayişin sağlanması adına Osmanlı tebaasından diğer unsurlar arasından da göçe tabi tutulanlar olmuştur.[41]

Osmanlı Devleti’nin tehcir kararını almasında Almanya’nın rolüne baktığımızda elimizde tehcir kararı alması yönünde talimat veren doğrudan bir yazılı belge bulunmamaktadır.[42] Ancak Osmanlı ordusunun ıslahatı meselesinde etkin görev almış ve yukarıda vurguladığımız gibi subay eğitimini tanzim etmiş, Von der Goltz’un 1897 yılında yazdığı bir makalesi bulunmaktadır. Goltz, Osmanlı Devleti’nin Balkan topraklarından Anadolu ve Mezopotamya’ya çekilmesini, Doğu Anadolu’da nüfusun Türkler lehine düzenlenmesini, başkentin İstanbul’dan Şam’a veya Halep’e taşınmasını,  Türk-Arap devleti kimliğini daha sağlam taşıyabileceğiniz yazmıştır.[43] Goltz’un aynı makalesinde, Doğu Anadolu’da Türk nüfusu güçlendirilirken Ermenilerin demokratik reformlarla Mezopotamya’ya yerleştirilmesini tavsiye etmiştir.

Şubat 1914’te Alman-Türk Derneği’nin Berlin’de gerçekleştirdiği toplantısında konuşan Goltz, Türkler ve Ermenilerin yan yana yaşamalarının gelişen dönemde mümkün olmadığını söylemiştir. Rusya’nın son bir asırda Osmanlı’nın iç işlerine müdahale ederek yıprattığı ve Osmanlı’nın topraklarını küçülttüğünü vurgulayan Goltz, Van, Bitlis ve Erzurum gibi sınıra yakın bölgelerde yaşayan yarım milyon Ermeni’nin Türk-Rus sınırından uzaklaştırılmasını, güneye taşınarak Halep ve Mezopotamya’ya yerleştirilmesini zorunlu görmüştür.[44]

Osmanlı ordusunda çeşitli kademelerde komutanlık yapan Goltz, 19 Nisan 1916’da, Irak cephesinde 6. ordu komutanı iken tifüs nedeniyle vefat etti. Vefatından sonra,  8 Nisan 1916’ya kadar kaleme aldığı notları, Goltz Paşa’nın Hatıratı olarak yayınlandı. Hatıratında tehcirle ilgili sadece Toros’un güneyi kuzey Suriye ovası olarak tarif ettiği noktada karşılaştığı tehcir kafilelerinin sefalet içerisindeki durumun yarattığı üzüntüyü ve elinden bir şeyin gelmediğini yazmakla yetinmiştir.[45]

Tehcirde Alman sorumluluğunu ortaya koyan ikinci önemli husus Talat Paşa’nın anılarıdır. Talat Paşa,[46] harbin hemen başında gerçekleşen bir toplantıda Alman askeri otoritelerinin Rus cephe gerisindeki Ermeni çetelerinin faaliyetlerini detaylı bir şekilde masaya yatırdıklarını aktarmaktadır. Toplantıda Ermeni çetelerinin, sabotaj, baskın, pusu kurma gibi saldırılarla beraber Amerikan insanî yardım örgütlerine yanlış propaganda yapılarak uluslararası destek ve lojistik sağlama girişimleri vurgulanmış, ordunun güvenliği için askeri tedbir alınmasını istemişlerdir. Talep karşısında Türk yetkililer kesin bir yargı ortaya koymakta tereddüt yaşamışlar ancak belli bir süre daha geçtikten sonra istenen tedbir bağlamında tehciri, genel bir isim altında çıkarmayı uygun bulmuşlardır.[47]

Doğu Anadolu’daki konsolosluğunun telgrafları ve Alman Büyükelçisi Wangenheim’in Alman Başbakanına ilettiği raporlara bakıldığında, tehcir kararından önce Ermenilerin Van ve Bitlis’te isyan hazırlığı içerisinde oldukları ile Rusya’nın Ermenistan kurulması için çalışmalar yürüteceğine yönelik ifadelere rastlanmaktadır.[48] Ayrıca Almanya’nın çıkarları doğrultusunda İslam âleminde başlatılacak cihat için casusluk faaliyetleri yürüten Arkeolog Max Von Oppenheim, Ermeniler hakkında Alman çıkarlarını gözetmeyecekleri yönünde görüş bildirmiştir.[49] Osmanlı donanmasında yer alan ve Çanakkale savunmasında görev yapan Alman Amiral Guido Von Usedom da Ermenilerin Alman zaferine engel teşkil ettikleri için uzaklaştırılmaları fikrindedir.[50]

Birinci Dünya Savaşı boyunca Osmanlı ordusunda verdiği kararlarla sıkça tartışılan bununla beraber birçok Alman komutana göre Türk komuta heyetinde daha çok saygı duyulan Liman Von Sanders, tehcir sonucu kısmen boşalan Doğu Anadolu’da ziraat faaliyetlerinin durmasına dikkat çekmiştir.[51] Tehcir kararının haklılığı yahut haksızlığı noktasında bir görüş açıklamayan Sanders, Türk yetkililerin kabul edilebilir sebepleriyle tehcir kararı aldıklarını, tehcir ettirilen kafilelerin güvenliklerinin sağlanması hususunda ciddiyetle çalıştıklarını ancak yerel idareciler ve şahsi düşmanlıkların istenmeyen hadiselerin yaşanmasında etkili olduğunu aktarmıştır.

Alman subayların tehcirdeki sorumluluğu hakkında Sanders’in görüşleri şöyledir: ”Fakat anlaşılması mümkün olmayan husus, Alman subaylarının Ermenilerin kovuşturulmasına katıldıklarına dair olan Levanten iftiralarına geniş çevrelerde nasıl inanılmış olduğudur. Ermeni bölgesindeki kurmay heyetlerinde ve birliklerde görev yapmış olan çok az sayıdaki Alman subayı, en zor beslenme ve eğitim şartları altında askeri mevkilerinin icabını yerine getirmekle meşguldüler. Alman subaylar, Türk kumandanlar tarafından çoğu kez, dâhili siyasi meseleler askeri olaylar ve tedbirler hakkında bile yeterince bilgilendirilmiyorlardı. Almanların, kapsamı Türkler tarafından tam olarak belirlenmiş rütbeleri haricinde etki edebileceklerine inanmak konumlarını tamamen yanlış değerlendirmek olur”. [52]

Alman subaylarının tehcir esnasında görev alıp almamaları aslında bugün tehcirde Almanya’nın sorumluluğu var mı tartışmasının dışına çıkılması anlamına gelebilir. Tartışmanın odak merkezinin karar alma mekanizması üzerinden işlediğini göz ardı etmemek gerekir. Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı ordusunda görev yapan Alman subayların oranına bakıldığında komuta kadrosunda yer alan yüksek rütbeli alman subayların bütün komuta merkezi içerisindeki oranı bir hayli yüksek iken alt rütbeli subaylar arasında tabii olarak yüksek oranda Alman subayının bulunmayacağı ordu düzeni içerisinde belirlenmiştir. Sanders, tehcir hususunda şahsi bir sorumluluğu olmadığını da ilave ederek, harbin kaybedilmesinden sonra harpteki bütün suçların Almanlara yüklenilmesi gibi bir eğilimin olduğunu,[53] kendisinin ülkenin batısındaki birliklere komuta ederken bin kilometre uzaklıktaki bölgelerde vuku bulan hadiselerle ilişkilendirilemeyeceğini ve bu bölgelere hiç gitmediğini yazmıştır. [54]

Sanders’in Alman Askeri Misyonundaki görevine rağmen, Enver Paşa ile yakın ilişkileriyle de daha çok ön planda olan isim, savaş sırasında bir dönem Osmanlı Genelkurmay Başkanlığı görevini de yürüten General Bronsart Von Schellendorf’tur. 25 Temmuz 1915’te imzaladığı bir telgrafla amele taburlarında çalışan Ermenilerin tehcir edilmesini istemiştir.[55] 3 Ekim 1915 tarihinde aynı içerikli bir telgrafı da Bağdat Demiryolu’nun Alman Askeri Komiseri Böttrich çekmiştir. Her iki telgraf da İngiliz Dışişleri Arşivi’ndedir. Schellendorf’la beraber Sarıkamış Harekâtı’nda bulunan Albay Otto von Feldmann, Ermeni Tehciri kararının alınmasında Türk makamların Alman subaylarca yönlendirildiği belirtmiştir.[56]1

918 başında Schellendorf’un yerine Osmanlı Genelkurmay Başkanlığı’na getirilen Hans Friedrich Leopold von Seeckt, tehciri askeri bir zaruret gördüğünü, 1915’te Urfa’da cereyan eden Ermeni ayaklanmasını bastıran 4.Ordu topçu birliklerinin komutası Albay Kont Eberhard Wolffskeel von Reichenberg ise Ermenilerin tamamının deportasyon[57] etmekten başka çare olmadığı düşüncesindedir.[58]

Kaleme aldığı hatıratının güvenirliliği hususunda tartışmalar olan dönemin ABD Büyükelçisi Morgenthau, Alman Büyükelçisi Wangenheim ile Ermeni tehciri hususunda görüşmüştür. Morgenthau’nun aktardığına göre Wangenheim, görüşmede tehcirde yaşanan olaylara eleştiriler üzerine, yaşanan insanî sorunlarla ilgilenmediğini, gündeminin savaşı kazanmak olduğunu söylemiştir.[59]Alman Deniz Ataşesi Hans Humann da Morgenthau’ya, Türklerle Ermenilerin birlikte yaşamaya devam edemeyeceklerini, Ermeni tehciri kararının arkasında olduğunu ifade etmiştir.[60]  Amiral Souchon, tehcirin arkasında duran Alman subaylar arasındadır.[61] Erzurum’da bulunan III. Ordu Kurmay Başkanı Felix Guse, III. Ordunun durumu hakkında bilgi verirken, ordunun karşılaşacağı sorunları ele almıştır. Bu sorunlardan birinin Rus ilerlemesi olduğu takdirde Türkiye’deki Ermenilerin de Türklere karşı isyan çıkaracağı ihtimalinin göz ardı edilemeyeceğini yazmıştır.[62]

 

C)Soykırım iddialarına dayanak yapılan Alman belgeleri ve Johannes Lepsius

19. yüzyılın sonundan itibaren Almanya’nın Osmanlı topraklarında nüfuz elde etme politikasının başlamasıyla, ülke içinde farklı görüşlere sahip kesimler oluşmuştur. Tıpkı Türk Alman Dostluk Derneği’ni kuran Ernst Jaeckh[63] gibi Türk-Alman yakınlaşması taraftarları gibi Alman menfaatlerine Alman-Ermeni yakınlaşmasının daha uygun olacağını düşünenler de bulunuyordu. Ancak devlet politikasının Osmanlı toprak bütünlüğünden yana olması nedeniyle Alman-Ermeni dostluğu taraftarları Birinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar devletin üst kademelerinde yer bulamamışlardır. Osmanlı topraklarında diğer Avrupa devletlerinin misyoner örgütleri gibi Alman Protestan misyoner örgütleri de misyonerlik faaliyetleri için yapılanmaya başladığındaki yegâne amacı, Gregoryen Ermenileri, Protestan yapmaktır.[64]

Avrupa basınında Ermeni meselesinin fitili, ”Türkler Ermenileri katlediyor” şeklinde ateşlenmesi üzerine kiliseler aracılığıyla yardım kampanyaları başlatılırken, Alman kiliseleri devlet politikası gereği katılmamış, İsviçreli yardım dernekleri organize etmiştir.

Alman Ermeni yardım faaliyetlerini Almanya’da ilk defa Frankfurt am Main’de papazlık yapan Ernst Lohmann başlatmıştır.[65] Lohmann’ın Hıristiyanlık davası çizgisiyle başlattığı hareketin manevi liderliğini bir süre sonra Rahip Johannes Lepsius üstlenmiştir.[66]

15 Aralık 1858’de Berlin’de dünyaya gelen Lepsius, matematik, teoloji, felsefe, edebiyat ve sanat tarihi alanlarında eğitim aldı.[67] Teoloji eğitiminin ardından Berlin Kara Muhafız Alayı’nda bir yıl gönüllü olarak askerlik yaptı. 1884 yılında girdiği sınavdan başarılı olması üzerine Kudüs’te Alman cemaati papaz yardımcılığı teklif edildi. Teklifi kabul eden Lepsius, Kudüs’teki görevinden sonra Almanya’ya döndü ve 1887’de papazlığa başladı. 1893’te Nitschareuth Kilisesi’nden ilk Alman Protestan-Luther misyonerlerinin uğurlama töreninde bir konuşma yaparak misyonerlik faaliyetlerine başladı. 1895’te Alman Doğu Misyonu’nu[68] kurdu.[69] Misyonun kuruluş amacı, Müslümanlar arasında İncil’i yaymak, Alman menfaatlerine Hıristiyanlık faaliyetleri sergilemekti. Ancak 1896’da Lepsius’un Anadolu seyahatinden sonra misyon, Ermenilere yöneldi.[70]

Türk karşıtlığını Ermeni sempatisi ile harmanlayan Lepsius 1897 yılında Türklerin Ermenileri katlettiği yönünde bir kitap kaleme aldı. Hayal ürünü olan bu kitabın en önemli özelliği, Lepsius’un gitmediği yerlerle ilgili görgü şahitliği yapmasıydı.[71] Alman yazar Hans Barth, kitaptaki hayal ürünü propaganda amaçlı vahşet içeren sayfalar için ağır eleştirilerde bulundu ve yalanlarla kamuoyu oluşturulmaya çalışıldığını belirtti.[72] Lepsius’un kitabı için ‘pespaye adi bir roman’ ifadesini kullandı.[73] Barth’ın analizine rağmen, fanatik Hıristiyanlık anlayışıyla Lepsius’a katılanlar oldu. 1914’de Alman Ermeni Cemiyeti’ni kuran Lepsius, 1915’deki tehcirin bir soykırım olduğu yönünde ilk iddiayı atan kişiler arasında gelmektedir. 1917’de Almanya’dan ayrılıp Hollanda’ya yerleşti. Savaş sonu tekrar Almanya’ya döndü.

Lepsius’un Almanya’ya dönmesinden sonra soykırım yalanının ilk defa temellendirildiği eser olan Almanya ve Ermenistan 1914-1918 Toplu Diplomatik Belgeler kitabını kaleme aldı. Dönemin Almanya Dış İşleri Bakanı Wilhelm Heinrich Solf ile görüşen Lepsius, bakana savaş sonu dünyada Almanya’ya karşı bütün kötülüklerin sorumlusu olarak bir algı oluştuğunu vurgulamış, Ermenilerin çektikleri sıkıntılar karşısında da Almanya’nın suçlu tutulması için sorumluları açıkça gösterecek bir kitap hazırlamayı teklif etmiştir. Bunun için de bakanlık arşivindeki bütün belgelerin kendisine sunulmasını, belgelerin hangisinin yayınlanacağı kararının kendisine bırakılmasını ve bakanlık tarafından değil kendisinin belirleyeceği bir yayınevi tarafından basılıp dağıtımının yapılmasını koşul olarak öne sürer.[74] Koşulların kabul edilmesi ile çalışmalarına başlayan Lepsius, henüz tarih ilminin kabul edilebilir süre dolmadan belgeler üzerinde çalışmaya başlar. Kendisine verilen orjinal belgelerin kopyalarından hazırladığı kitabı Tempel Yayınevi tarafından basılır.[75] Belgelerin orjinal nüshaları 18 Haziran 1920’de yakıldığı için şuan da da araştırmacılara mikrofilme alınmış kopyalar verilmektedir.[76] Lepsius’un bugün belgeleri tahrif ettiği, soykırım iddiasında bulunan kesimlerce dahi kabul edilmektedir. Lepsius, olayları görünenden fazla şiddetle göstermek, Alman makamlarının hadiseler karşısında hiç bir sorumluluk taşımadığı yalanını kabul ettirmek için belgelerde manipülasyon yapmıştır.[77] Prof.Dr. Mustafa Çolak’ın Belleten Dergisi’nde yayınlanan makalesinde, Lepsius’ın manipülasyonları örneklerle verilmiştir.[78]

Lepsius’un belge manipülasyon ve tahrifatı hususunda Almanya’da çelişkili görüşler vardır. Gust, kritik yapmak yerine tarihçi metodolojisinde yeri olup olmadığı tartışma konusu bile edilmeyecek bir şekilde niyet okuyuculuğuna soyunarak Lepsius’un tahrifat yapması ardında Almanya’yı koruma arzusu olduğunu ve bunun bir sorun teşkil etmeyeceği görüşündeyken, Almanya’da soykırımın tanınması için uğraş veren Dr. Tessa Hofmann tarafından Lepsius belgeleri 1986 yılında yeniden basılmıştır.[79] Üstelik Dr. Hofmann, kendi yazdığı bir kitabının kapağında sözde 1916-1917 yılında öldürülen Ermeni kafataslarının üst üste yığılmasıyla piramit görüntüsü oluşan bir fotoğrafı kullanmıştır. 1985 yılında Prof.Dr.Türkkaya Ataöv, söz konusu fotoğrafın 1842-1904 yılında yaşamış Rus ressam Vassili Vereşganin’in bugün de Moskova’da sergilenen bir yağlı tablosu olduğunu ortaya koymuştur. [80]

Lepsius’un haricinde Almanya’da soykırım iddiacılarının bir diğer kaynak kabul ettikleri eser Heinrich Vierbücher’in kaleme aldığı kitaptır. İlk baskısı 1930 yılında yapılan Ermenistan 1915 Bir Halkın Türkler Tarafından Boğazlanışı, isminden de anlaşılacağı üzere, Türklerin Ermeni katleden caniler olarak göstermektedir. Hiç bir belge içermemesi ayrıca Türkleri aşağılayan Ermenileri yücelten ırkçı yorumlar içermesi bu eserin asla ciddiye alınmamasının sebepleridir.[81] Bu çalışmada da kullanılan Wolfgang Gust’un belgelerine baktığımız da da özenle seçilmiş[82], ekseriyeti Doğu Anadolu’daki altı Alman konsolosunun rapor ve telgraflardan oluştuğunu görmekteyiz.[83] Gust’un yayınladığı belgeleri Türkiye’de Ermeni soykırımı sözcülüğü yapan Belge Yayınları basmıştır. Gust’un kitabının ön sözünde belgelerin Alman Dış İşleri Bakanlığı tarafından mikrofilm olarak araştırmacılara sunulan ”Türkiye 183” başlıklı dosyalara ve müttefikler tarafından İkinci Dünya Savaşı sonrası mikrofilme alınan belgelerin Amerikan Ulusal Arşivi tarafından yayınlanmış kopyalarına dayandırıldığını belirtmiştir.[84]

Wolfgang Gust’a önsöz yazan Dadrian yine yukarıda değindiğimiz görüşleri ekseninde Almanya’yı sorumlu tutmuştur.  Gust’un yayınladığı belgeler arasında iki belge Alman idari makamlarının tehcirle ilgili görüşlerini ortaya koymak açısından önemlidir.

31 Mayıs 1915 tarihli İstanbul Büyükelçisi Wangenheim, Alman Dış İşleri Bakanlığı’na çektiği telgraf şöyledir;[85]Enver Paşa, Ermeni istihbaratını engellemek ve yeni kitlesel Ermeni başkaldırılarını önlemek amacıyla, Savaş (Olağanüstü) Hali koşullarından yararlanarak, Ermeni okullarının çoğunu kapatmak, Ermeni gazetelerini baskı altına almak, Ermeni posta haberleşmesini yasaklamak, ayaklanan Ermeni merkezlerinde oturan bütün güvenilmez aileleri Mezopotamya’da iskan etmek istemektedir. Bizden önemle kendisine engel olmamamızı rica etmektedir. Türklerin aldıkları önlemler bize düşman dünyada yine büyük tepkilere yol açacak ve aleyhimizde kullanılacaktır. Özellikle Amerikalıların okulları bundan etkilenecektir. Tabii ki bu önlemler Ermeniler için de büyük zorluklar getirecektir. Bence bu önlemleri belki bizim açımızdan yumuşatmaya çalışmalı, ama tamamen engel olmamalıyız. Rus tarafından beslenen Ermeni oyunları Türkiye’nin varlığını tehdit eder boyutlara ulaşmıştır. Lütfen Profesör Lepsius’a ve diğer Alman Ermeni komitelerine Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu siyasi ve askeri koşullarda söz konusu önlemlerin gerekli olduğunu bildiriniz. Erzurum, Musul, Adana, Halep, Bağdat konsoloslukları gizli olarak bu konuda bilgilendirilmiştir”.[86]

27 Temmuz 1915 tarihli W.Spieker’in yazdığı raporda yer alan bir Türk Yarbayı’nın sözleri de olduğu gibi aktarılmıştır. W.Spieker’in Halep’ten yazdığı, arşivde no:81’e olarak dizinlenen belgedeki ifade şöyledir[87]; ”Biz Almanlara çok kızgınız böyle bir şey yaptıkları için. Ben ona itiraz edince şöyle dedi: bizim genelkurmay başkanımız bir Alman. V.D. Goltz komutan ve birçok Alman subat var bizim ordumuzda – bizim Kuran’ımız şimdi Ermenilerin çektiği muamelelere izin vermez.”[88]

Dönemin dış işleri bakanı Zimmermann’ın İstanbul’daki Alman Büyükelçiliğine ise gönderdiği telgraf şöyledir[89]; ”Lütfen Halep’ten gelen 1645 No’lu raporu uygun bir zamanda ve uygun bir şekilde Kayzerlik Konsolosunu açığa vurmadan, Babıâli’de değerlendirin ve Ermenilere yapılanların, hükümetin niyet ve direktiflerine rağmen meydana gelmiş olduğuna kanaat getirmiş olduğunuzu belirtin. Sadece bize yapılan kışkırtma suçlamasından dolayı, kanun dışı hareketlerin bastırılmasıyla hararetle ilgilendiğimizi Türk hükümetindeki dostlarımızda anlayacaktır. Türk savaş anlayışının insanlık ve kültürel değerlere verdiği büyük önem, onu düşman savaş anlayışından ayırır ve müttefikimizin aynı anlayışı yurt içinde de göstereceğine dair teminat veririz.  Sayın Ekselans, Konsolos Rössler’i, Ermenilerin entrikaları, bizim buna rağmen onlar için olanaklar el verdiğince attığımız adımlar hakkında aydınlatsınlar ve yatıştırsınlar.[90]

Halep Konsolosu Rössler’in tamamen Ermeni kaynaklarına dayandırarak yolladığı raporlar bugün soykırım iddiacıları tarafından kullanılsa da dipnotlarda verdiğimiz kitaplarda neşredilen bu belgelerin satır araları özenle incelendiğinde bilakis soykırımın değil tehcir sırasında hükümet talimatları dışında suiistimal ve intikam hissiyle meydana gelen hadiselerin olduğu görülmektedir.[91]

Almanya Dış İşleri Bakanlığının resmi açıklamasına göre bugün Alman arşivleri 1945 öncesi döneme ait bütün belgelerini sınırsız olarak araştırmacılara sunmuştur.[92]Buna göre ”Turkei 183, Armenien” 1889-1920 yılları arasını kapsayan toplam 57 cilt dosya bulunmaktadır. Daha önceki yıllara ait belgeler, ”Turkei133 adh.13, Die armeniche Reformfrage”[93] başlığıyla 1878-1889 yıllarını kapsayan 7 ciltte yer almaktadır. Bu dosyaların bir kopyasını Türkiye de alırken, İkinci Dünya Savaşı sonunda Alman Dış İşleri Bakanlığı arşivi müttefiklerin eline geçmesi üzerine bu belgelerin kopyaları Londra ve Washington’a da götürüldü.

Alman belgelerinin ardına kadar araştırmacılara açık bir halde olduğu günümüzde, belirli yayınevlerinin belirli yazarların ve belirli enstitülerin yayınlarında yer almaktadır. Soykırım iddialarına dayanak oluşturmak için abartılı ve tarafsızlıktan uzak, bölgede açık sempatisini belli etmiş Alman konsolosluk rapor ve telgraflarından teşkil ettikleri belgelerin tek tek güvenilirliği incelenmeli, belgelerde yer alan tasvir ve rakamlar tetkik edilmelidir.

Alman Parlamentosu sözde Ermeni soykırımını tanıdı.
“Almanya,1970lerden itibaren Yahudi Soykırımının dünyada tek olmaması için Ermeni sorununu ele alış biçimini değiştirmiştir. Yahudi Soykırımını göreceleştirmek için Ermeni soykırımı iddialarını kabul etmek ve kabul ettirmek yönünde ciddi çalışmalar olmuştur.”

D) Günümüzde Almanya’nın yaklaşımı

Almanya,1970lerden itibaren Yahudi Soykırımının dünyada tek olmaması için Ermeni sorununu ele alış biçimini değiştirmiştir. Yahudi Soykırımını göreceleştirmek için Ermeni soykırımı iddialarını kabul etmek ve kabul ettirmek yönünde ciddi çalışmalar olmuştur.[94] Üstelik Fransa ve ABD gibi ülkelerde güçlü Ermeni lobileri bulunurken Almanya’da üç milyonu aşkın bir Türk nüfusu bulunmaktadır. Bu nüfusun Almanya’da ulusal azınlık statüsünde olmaması için Türk insanının bir ulus olmadığı yalanını süsleme ihtiyacı hissedenler vardır.  Yahudi Soykırımını sıradanlaştırmak isteyen revizyonistler ile Almanya’daki Türk varlığından rahatsız olan Neonaziler, Ermeni soykırımı iddialarının kabulü noktasında çıkar ilişkilerinin örtüşmesiyle ortak hareket etmektedir.[95] Alman devleti içindeki bazı görüşler, Türkiye’nin Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Ermeni, Arnavut vs şeklinde birçok etnik yapının birleşiminden olduğu teziyle Almanya’da yaşayan Türklerin ulusal bağlarını azaltmak arzusundadır. Berlin Hür Üniversitesi Türkiye ve Kafkaslarda azınlık çalışmaları yapan Dr. Tessa Hofmann, Almanya Dış İşleri Bakanlığı ve Alman İstihbarat Servisi (BND) ile bağlantıdadır.[96] Udo Steinbach’ın yönettiği ve kaynağı Alman Dış İşleri Bakanlığı bütçesinden sağlanan Hamburg Doğu Enstitüsü ve Dr. Tessa Hofmann, Alman kamuoyunda Ermeni soykırımının tanınması için mesai harcamaktadır.[97]

Özellikle Dr. Tessa Hofmann, Ermeni soykırımını Yahudi soykırımına ön ayak yapma maksadı gütmesi, hakikatleri çarpıtmak ve maksatlı yalanlarla kamuoyu oluşturmak açısından incelenmelidir. Gaz odalarının ve gulag kamplarının ilk defa Türkler tarafından kurulduğunu,[98] Mustafa Kemal Atatürk’ün 2.5 milyon Ermeni ve Rum’un katili olduğu,[99] Nazilere ilham veren katliamların bu dönem Türkler tarafından yapıldığı,[100] hatta Hitler’in Ermeni soykırımına atıfta[101] bulunduğu yalanlarını bıkmadan işlemektedirler. Yukarıda vurgulandığı gibi Hofmann’ın kullandığı dokümanlarda ve görsellerde sahtekârlık tespit edilse de bunlara bir açıklama getirmemekte, başka bir düzmece hamle ile adım atmaktadır. 2000 yılında Alman parlamentosuna sunulmak üzere, soykırımın tanınması için başlatılan bir imza kampanyasını yönetmiştir. Hofmann’ın çalışmaları, 17 Aralık 2004 tarihindeki Brüksel AB Konseyi Zirvesi sonrası Almanya’nın ulusal çıkar algısının değişmesiyle sonuç vermiştir.[102] Almanya Federal Cumhuriyeti Federal Parlamentosu’nun Türkiye aleyhine aldığı 15.06.2005 tarihli kararı ile Ermeni soykırımının tanınması yönündeki en büyük adım atılmıştır. Almanca soykırım anlamına gelen völkermord kelimesinin geçmediği metnin tam çevirisi aşağıdadır:[103]

”Alman Federal Meclisi, I. Dünya Savaşı sırasında şiddet, cinayet ve sürgün kurbanı olan Ermeni halkının anısı önünde saygı ile eğilir. Anadolu’da Ermenilerin neredeyse tamamen yok edilmesine yol açan, Osmanlı İmparatorluğu Jön Türk hükümetinin eylemlerine ilişkin birçok bilgiye rağmen, bu zulmü durdurmak için hiçbir girişimde bulunmayan, Alman İmparatorluğunun oynadığı iftihar edilmeyecek rolden üzüntü duyar”.

 ”Alman Federal Meclisi, hükümetlerinin karşı çıkmasına rağmen, çok zor şartlar altında söz ve eylemleriyle Ermeni kadın, erkek ve çocuklarının kurtarılmasına çalışan bütün Alman ve Türklerin çabalarını gururlar anar. Bu bağlamda özellikle, Ermeni halkının hayatta kalması için enerjik ve etkin şekilde mücadele eden Dr. Johannes Lepsius’un eserinin unutulmaması ve Ermeni, Alman ve Türk hakları arasındaki ilişkilerin iyileştirilmesine katkıda bulunması anlamında muhafaza edilmesi gerektiğine inanır.

”Alman Federal Meclisi, kendi deneyimiyle, bir halk için kendi geçmişinin karanlık sayfalarıyla yüzleşmesinin ne kadar zor olduğunun bilincindedir. Tarihin dürüst bir şekilde işlenmesinin, barışmanın önemli bir dayanağını oluşturacağına ilişkin inancı tamdır. Avrupa anma kültürünün temelinde özellikle, tarihin karanlık sayfalarıyla açık bir şekilde yüzleşmek yatar.”

 ”Alman Federal Meclisi bu geçmiş karşısında, bugün Türkiye’de zamanında Osmanlı İmparatorluğu’nda vuku bulan olaylar üzerinde kapsamlı bir tartışma açılmasının hala mümkün olamamasından ve Türk tarihinin bu bölümünü aydınlatmak isteyen bilim adamları ve yazarları hakkında suç kovuşturması yapılmasından ve kamuoyunda hakarete uğramasından üzüntü duyar. [104]

Bu karardan sonra Hofmann yeni hedeflerinin Almanya’nın bu kez soykırım kelimesini net telaffuz etmesini, Türkiye’nin AB üyeliği süreci kapsamında soykırımı kabul etmesini, Berlin’de bir soykırım anıtının dikilmesini olduğunu açıklamıştır. [105] Hofmann, soykırımı reddeden değerli tarihçiler Prof. Dr. Heaty Lowry’ye, Türk Büyükelçiliğinin paralı yazarı, Bernard Lewis için görüşünü değiştiren biri, Erich Feigel için de fosil diyerek, bilim ahlak ve adabının uzağında olduğunu bir kez daha araştırmacılara kanıtlamıştır.[106]

 

Değerlendirme

Almanya’nın geride bıraktığımız sene itibariyle Ermeni meselesindeki tavrı tamamen netleşmiştir. 2005 yılında parlamentonun aldığı karara rağmen gerek Ermenistan’da gerek Almanya’da soykırım taraftarları, kararı yetersiz bulmuş ve soykırım kelimesi kullanılmadıkça bunun bir kabul manasına gelmeyeceği iddiasında diretmişlerdir. Türkiye’deki Ermeni basını da bu açıdan yaklaşmış ve geçtiğimiz seneye kadar Almanya’yı soykırımı kabul eden ülkeler listesinde doğrudan yazmamışlardır.

2015 senesine gelindiğinde önce Alman parlamentosunun başkanı ardından 22 Nisan 2015’te Almanya Cumhurbaşkanı Joachim Gauck, 1915 olaylarını tanımlarken trajedi veya muadili bir kelime yerine doğrudan soykırım kelimesini kullanmışlardır.

Gauck, ‘Ermenilerin kaderi 20. yüzyıla dehşet veren bir şekilde damgasını vuran toplu kıyım, etnik temizlik, tehcirler ve evet soykırım tarihi için bir örnektir’ açıklamasında bulunmuştur. Böylelikle, öncelikle tehcirdeki Alman sorumluluğunu inkâr olarak başladıkları devlet politikası bugün son halini almıştır.

Bütün Osmanlı askeri mekanizmasına hâkim iken, ordu eğitiminde vazifeli Alman subayların tayin ettikleri rota dışına çıkılmaz iken, sözde soykırımı ispatlamak adına kendi yayınladıkları belgelerde dahi karar alma mekanizmasında etkileri ve yönlendirmeleri gizlenemiyorken önce tehcirdeki sorumluluktan sıyrılma hamlesiyle başarmışlardır. Ardından, 20. yüzyılda gerçekleştirilen en acı toplu katliamlara imza atan, sistematik yok etme esasını uygularken dünyayı şok eden bir şekilde soğukkanlı durabildiklerini gösteren Almanya, geçmişle yüzleşme adı altında işlediği soykırım suçunun örneklerini çoğaltarak sıradanlaştırmaya götürmektedir. Hatta metin içerisinde değindiğimiz gibi daha da ileri giderek işledikleri soykırım suçunun ilhamını Türklerden aldıklarını iddia edecek kadar hakikate ihanetten ayrılmayacak bir yöntemi bilim kisvesiyle tatbik etmektedir.

Almanya’nın ulusal çıkarları şayet Türkiye ile sıkı ilişkiler gerektirdiği dönemde dostane bir tavır takınacağı, tıpkı Birinci Dünya Savaşı’nda kapitülasyonların kaldırılması sonrası müttefiki Osmanlı Devleti’ne nota verdiği gibi de ulusal menfaatlerinin sona erdiği noktada şark düşüncesinde gayet sakıncalı bir şekilde yerleşmiş olan dost ülke kavramını terk edeceği açıktır. Nitekim devletlerin ortak yazgıları dahi onları dost kılmaya yeterli değildir. Almanya, bugün sorumluluğunu tabiri caizse bir mağduriyete çevirme noktasında gerçekleri tahrif ve tahrip etmiştir.

 

Ekler

Almanya’nın Ermeni Tehciri’ni ”Soykırımı” Kabul Etmesi [107] 

2 Haziran 2016 tarihinde Alman parlamentosu Bundestag, Ermeni Tehciri’ni ”soykırım” olarak tanıdı ve çalışmamızda değindiğimiz hususlardaki gayelerine yönelik son adımı attı. Alman Yeşiller Partisi eş başkanı Cem Özdemir tarafından soykırım önergesini 2015 sonbaharında Bundestag’a getirme girişiminde bulunmuş ancak bunu 2016 yazı öncesine ertelediklerini açıklamıştı. Önerge Yeşiller, Hıristiyan Demokrat Birliği(CDU/CDS), Alman Sosyal Demokrat Parti(SPD)  tarafından ortaklaşa verilirken Sol Parti ayrı bir önerge verdi. [108]

Türk kamuoyunca dikkatle izlenen süreçte, Türk hükümeti, Alman parlamentosundan soykırım kabulü yönünde karar çıkması halinde iki ülke ilişkilerinin zedeleneceği ve çeşitli konularda ihtilaf yaşanabileceği uyarısında bulundu. Alman hükümeti ise parlamentonun kararının hükümet sorumluluğunda olamayacağını belirterek kesin bir tavır sergilemedi. 2 Haziran günü, Alman parlamentosunda önerge üzerine açılış konuşmasını Federal Parlamento Başkanı Norbert Lammert yaptı. Lammert’in konuşmasında yer alan dikkat çekici ifade,  kararın Türkiye Cumhuriyeti’ni sanık sandalyesine oturtarak yargılama amacı taşımadığını, bugün Türkiye devletinin yaşanan ‘soykırım’dan ötürü sorumlu tutulamayacağı oldu.

Hükümet partileri adına ilk konuşmayı Alman Sosyal Demokrat Parti Meclis Grup Başkan Yardımcısı Rolf Mützenich yaptı.Mützenich, 1915 olaylarını soykırım olarak niteledi, konuşmasının ekseninde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin iç işlerine karışan bir tema belirdi. Muhalefetteki Sol Parti sözcüsü ile abartılı rakamlar ile bilimsel verilerle ispat edilmesi mümkün olmayan, sloganlaşmış bir ifadeyle ”1.5 milyon Ermeni’nin katledildiğini” söyledi.[109] Hıristiyan Demokrat Birliği adına konuşan CDU/CSU Meclis Grubu Başkan Yardımcısı Franz-Josef Jung konuşmasında Almanya’nın ”soykırım’ı engellemediği ve sorumluluğunun göz ardı edilemeyeceğini vurguladı. Yeşiller adına konuşan Türk asıllı Alman milletvekili Cem Özdemir konuşma yaptı. Bundestag’ın bu oturumunda Başbakan Angela Merkel, Başbakan Yardımcısı ve SPD Genel Başkanı Sigmar Gabriel ve Federal Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier oylamaya katılmadı. Hükümetin önemli isimlerinin oylamaya katılmaması ilerleyen dönemde tarih yazımındaki değerlendirmeler açısından taşıdığı değer için bir yargıda bulunulması erkendir.

Beş sayfalık tasarının bir özeti okunduktan sonra oylamaya geçildi. [110] Oylamaya katılan vekillerden tek ret oyu Hıristiyan Demokrat Birliği vekili Bettina Kudla’dan, tek çekimser oy da aynı partinin vekili Oliver Wilttke’den geldi. Kabul kararının çıkması üzerine bir grup Ermeni diasporası üyesi, ellerinde Danke! (Teşekkürler!) yazan pankartlar kaldırdı.  On bir Türk asıllı Alman milletvekilinin evet oyu vermesi, Türkiye’de değişik tepkilere neden olurken, Türkiye, büyükelçiliğini Ankara’ya çağırdı. Bu kararın Türk-Alman ilişkilerinde yaratacağı etki ilerleyen yılarda hazırlanacak çalışmalarda tartışılacak, ortaya çıkan siyasi ve sosyal bilanço tespit edilecektir.

(2.06.2016 tarihinde Alman parlamentosunun aldığı karar metninin ilk sayfası)
2.06.2016 tarihinde Alman parlamentosunun aldığı karar metninin ilk sayfası (http://dip21.bundestag.de/dip21/btd/18/086/1808613.pdf)

 

15.06.2006 tarihinde Alman parlamentosunun aldığı karar metninin ilk sayfası
(15.06.2006 tarihinde Alman parlamentosunun aldığı karar metninin ilk sayfası)

 

III. Ordu komutanı Mahmud Kamil Paşa'nın Harbiye Nezaretine gönderdiği şifreli yazı. 27 Mayıs 1915'te çıkarılan kanun kapsamında tehcir uygulaması bu mesajla başlamıştır. Orjinali ATASE'de bulunan bu belge 19.04.2015 tarihinde Habertürk gazetesinde Murat Bardakçı tarafından yayınlanmıştır.
III. Ordu komutanı Mahmud Kamil Paşa’nın Harbiye Nezaretine gönderdiği şifreli yazı. 27 Mayıs 1915’te çıkarılan kanun kapsamında tehcir uygulaması bu mesajla başlamıştır. Orjinali ATASE’de bulunan bu belge 19.04.2015 tarihinde Habertürk gazetesinde Murat Bardakçı tarafından yayınlanmıştır.

 

(Johannes Lepsius'un manipülasyonlar ve tahrifatlar içeren kitabının kapağı. Alıntı kaynağı: Selami Kılıç, Türk-Alman Arşiv Belgeleriyle Ermeni Sorunu ve Almanya, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2015, s.331.)
(Johannes Lepsius’un manipülasyonlar ve tahrifatlar içeren kitabının kapağı. Alıntı kaynağı: Selami Kılıç, Türk-Alman Arşiv Belgeleriyle Ermeni Sorunu ve Almanya, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2015, s.331.)

 

 

 

[1] Bkz:Sven Lindqvist, Bombalamanın Tarihi, Yeni İnsan Yayınevi, İstanbul 2009.

[2] Şeref Ünal, Uluslararası Hukuk Açısından Ermeni Sorunu, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2011, s.368.

[3] Ünal, a.g.e. s.375.

[4] 18 Mayıs 1944’de öz yurtları olan Kırım’dan sürgün edilen Kırım Türkleri, sistematik bir yok edilişe maruz bırakılmışlardır. İnguşya’da ve Çuvaş’ta da SSCB’nin benzer uygulamaları görülmüştür.

[5] Bkz: İan Kershaw, Hitler (1889-1936),  c.I, İthaki Yayınları, İstanbul 2007.

[6] Jane Caplan, Hitler Almanyası 1933-1945, çev. İdem Erman, İnkılap Kitabevi, İstanbul 2012, s.261.

[7] William L. Shirer, Nazi İmparatorluğu, c.III, çev.Rasih Güran, İnkılap Kitabevi, İstanbul, İstanbul 2002,                  s.1182

[8] Shirer, a.g.e. s.1439.

[9] Adolf Eichmann için bkz: Hannah Arendt, Kötülüğün Sıradanlığı, Metis Yayınevi, İstanbul 2009.

[10] Bu çalışmanın hazırlandığı sırada Bosna Müslümanlarını katleden Radovan Karadziç, Lahey’de Birleşmiş Milletler Savaş Suçları Mahkemesi’nde soykırım ve savaş suçu işlediği gerekçesiyle 40 yıl hapis cezasına çarptırılmıştır. Ancak Srebrenitsa Katliamı olarak bilinen dokuz bine yakın Boşnak’ın katledilmesi henüz soykırım olarak nitelendirilmemiştir.

[11] Yunus Kobal, Birinci Dünya Savaşı Öncesinde Almanya, Gece Kitaplığı, Ankara 2014, s.121.

[12] Kemal Beydilli, 1790 Osmanlı-Prusya İttifakı, İstanbul Üniversitesi Yayınları, İstanbul 1984, s.11.

[13] İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, c.IV/1,  Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1978, s.200-202.

[14] Beydilli, a.g.e. s.61.

[15] İ.H. Uzunçarşılı, a.g.e. s.561; Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi c.VIII, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2007, s.164.

[16] Veli Yılmaz, 1.Dünya Harbinde Türk-Alman İttifakı ve Askeri Yardımlar, Cem Yayıncılık, İstanbul 1993, s.21.

[17] Bismarck için bkz: Jonathan Steinberg, Bismarck, çev. Hakan Abacı, İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2015.

[18]Otto Von Bismarck, Düşünceler ve Hatıralar, c.I, çev. Nijad Akipek, Milli Eğitim Basımevi, Ankara 1991, s.471-477.

[19] 1870 Savaşı olarak bilinen Alman-Fransız savaşıdır. Savaştaki çarpışmaların en büyüğü olan Sedan muharebesi sonrası Alman orduları Paris’i kuşatmıştır. Fransa’daki muhtelif direniş hareketleri ve Paris ablukasını kırma girişimleri sonuç vermeyince imzalanan barış anlaşmasıyla Almanya’nın siyasi birliği süreci tamamlanmıştır.

[20]Nicolae Jorga, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, c.V, çev. Nilüfer Epçeli, Yeditepe Yayınevi, İstanbul 2009, s.515.

[21]Bkz: Albayrak Mustafa, ”Osmanlı-Alman İlişkilerinin Gelişimi ve Bağdat Demiryolu’nun Yapımı”, Ankara Üniversitesi Osmanlı Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Dergisi, Sayı: 6 s.001-038, (1995)

[22] Karal, a.g.e. s.165.

[23] Kazım Karabekir, Türkiye’de ve Türk Ordusunda Almanlar, Emre Yayınevi, İstanbul 2001, s.69.

[24] Enver Ziya Karal, a.g.e. s.366-367; Matthew Smith Anderson, Doğu Sorunu 1774-1923 Uluslar arası İlişkiler Üzerine Bir İnceleme, çev.İdil Eser, YKY, İstanbul 2001, s.239.

[25] Rifat Önsoy, Türkiye’deki Almanya 1914-1918, Atlas Yayıncılık, Ankara 2004, s.18.

[26] Zeynep Güler, Osmanlı Ordusun Modernleşmesinde Von Der Goltz Paşa’nın Rolü, (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi), Mersin Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Mersin 2007, s.115-127

[27] Kemal Karpat, Osmanlı’dan Günümüze Asker ve Siyaset, Timaş Yay. İstanbul 2010, s. 99.

[28] Odile Moreau, Reformlar Çağında Osmanlı İmparatorluğu Askeri ‘Yeni Düzen’in İnsanları ve Fikirleri 1826-1914, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul 2010, s. 62.

[29] O. Moreau, a.g.e. s,62.

[30] A.g.e. s,63

[31] Karpat, a.g.e. s.99

[32] Klaus Wolf, Gelibolu 1915 Birinci Dünya Harbi’nde Alman-Türk Askeri İttifakı, çev.Eşref Bengi Özbilen, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2014, s.41.

[33] Yavuz Özgüldür, ”Yüzbaşı Helmut Moltke’den Müşir Liman Von Sanders’e Osmanlı Ordusunda Alman Askeri Heyetleri”. Ankara Üniversitesi Osmanlı Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Dergisi Sayı: 4 s.30.

[34] Carl Mühlman, İmparatorluğun Sonu 1914, çev. Kadir Kon, Timaş Yayınları, İstanbul 2009, s.31.

[35] Wolf, a.g.e. s.44.

[36] Mühlman, a.g.e. s.83.

[37] Feroz Ahmad, Bir Kimlik Peşinde Türkiye, Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul 2010, s.78.

[38] İlber Ortaylı, Osmanlı İmparatorluğu’nda Alman Nüfuzu, İletişim Yayınları, İstanbul 2003, s.123-126.

[39]  Bülent Bakar, Ermeni Tehciri, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara 2009, s.71.

[40] Bakar, a.g.e. s.75.

[41] Bkz: Bülent Özdemir, Süryanilerin Dünü Bugünü, Birinci Dünya Savaşı’nda Süryaniler, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2009.

[42] Almanya’nın Ermeni Tehciri ile ilgili kaynaklara, çalışmanın bir sonraki bölümünde değinilmiştir. Tehcir sırasında Almanya’nın sorumluluğu ile ilgili bir kaynağa dair bilgileri de metin akışını bozmamak için dipnotta vermeyi tercih ettik. Öncelikle Almanya’nın tehcir kararında aktif rol aldığını ispatlayan bir belge bulunmamaktadır. Alman belgeleri diye bilinen belgeler, bölgedeki önemli şehirlerde bulunan konsolosların, İstanbul’daki Alman Büyükelçisi’ne, İstanbul’daki Büyükelçi’nin de Almanya’ya sunduğu rapor, telgraf ve yazışmalardır. Tehcir sırasında Osmanlı ordusunda görevli Alman subayları arasında hatıratı bulunan subayların görüşleri metin içinde yer almıştır. Goltz’un ve diğer Alman subaylarının sorumluluğunu irdeleyen eser, Vahakn N. Dadrian’ın kaleme aldığı German Responsibility in the Armenian Genocide’tir (Blue Crane Books, Cambridge 1996). Dadrian’ın bazı çalışmaları Türkçeye çevrilirken bu eseri henüz çevrilmemiştir. Bu konuya değinen Kerem Çalışkan, Alman Cihadı ve Ermeni Sürgünü  isimli kitabında Dadrian’ın bu çalışmasından yararlanırken, Türkçe’ye çevrilmesi yönünde çağrıda bulunmuştur. Dadrian, soykırım iddiasını ileri süren diğer araştırmacıların önemli kısmından farklı olarak soykırım planlayıcısı olarak Almanya’yı görmektedir. Almanya’nın ilk soykırımı olarak nitelendirirken, Osmanlı Devleti’ne karşı diğer araştırmacıların öne sürdükleri suçlayıcılıktan ayrılmamıştır. Dadrian’ın görüşlerine göre, II. Wilhelm, Mezopotamya ve Doğu Anadolu’da Alman kolonisi oluşturma ve Berlin-Bağdat Demiryolu bağlamında Ermeni burjuvazisini Alman çıkarlarına göre kullanma planları yapmıştır. Bu planlara mani teşkil edebilecek bir Ermenistan’ın kurulması ihtimalini bertaraf etmek için tehcir Osmanlı Devleti’ne önerilmiştir.

[43] Kerem Çalışkan, 100 Yılın Rövanşı, Caretta Kitap, İstanbul 2012, s.38.

[44] Ünal, a.g.e. s.105.

[45] Colmar Von der Goltz, 20. Yüzyıl Başlarında Osmanlı-Alman İlişkileri, yay.haz.Faruk Yılmaz, İz Yayıncılık, İstanbul 2012, s.131-132.

[46] Berlin’de 15 Mart 1921 tarihinde Talat Paşa, Taşnak tetikçisi Soğomon Tehliryan tarafından suikasta uğradı. Talat Paşa hayatını kaybederken, suikastçı Tehliryan’ın yargılandığı mahkeme hukuki skandalla sonuçlandı. Ciddi bir delil olmaksızın mahkemede deli rolü yapan Tehliryan, ‘yaşadığı acılar sonucu cinnet geçirdiği’ gerekçesiyle tahliye oldu. Mahkemede Liman Von Sanders’in şahitliğine başvurulur. Sanders’in mahkemede hür irade ile Talat Paşa’yı savunamadığını ifade eden görüş, Prof. Dr. Mustafa Çolak’ın Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi’nin 63. sayısında yayınladığı ‘‘Talat Paşa” Kararına Berlin’deki Müslümanların Tepkisi ve Alman Hükümeti’nin Tutumu’ isimli makalesinde değinilmiştir.  Talat Paşa suikastının  Alman Gizli Servisi tarafından, tehcirdeki Alman sorumluluğunun ört bas edilmesi için yapıldığını iddia ederek, Sanders’in de bu gerekçeyle mahkemede kesin ifade veremediği görüşündedir. Bu görüş akademi içerisinde kabul görmemektedir.  Mahkemenin diğer şahidi olan Johannes Lepsius, meseleyi Ermeni Soykırımı olarak benimsemekte ve kendisini Ermeni dostu olarak tanıtmaktadır. Davaya şahit olarak dahil olmak isteyen Schellendorf’un talebini mahkeme reddetmiştir. Schellendorf bunun üzerine 24 Nisan 1921 günü Deutsche Allgemeine Zeitung gazetesinde ‘Talat Paşa İçin Tanıklık’ başlıklı bir metin kaleme alır. Metinde, Doğu Anadolu’da Ermeni mezalimi ve tehcirin askeri zaruret olduğu açıkça vurgulanmaktadır. Metnin Türkçesi’ni okumak için bkz: Kerem Çalışkan, Alman Cihadı ve Ermeni Sürgünü, Remzi Kitabevi, İstanbul 2015, s.130-137

[47] Kerem Çalışkan, Alman Cihadı ve Ermeni Sürgünü, Remzi Kitabevi, İstanbul 2015, s.125-128.

[48] Ünal, a.g.e. s.106-107.

[49] Kadir Kon, Birinci Dünya Savaşı’nda Almanya’nın İslam Stratejisi, Küre Yayınları İstanbul 2013, s.69

[50] M. Nail Alkan, ”1915 Ermeni Tehciri Kanunu ve Almanya’nın Etkisi”, Gazi Üniversitesi Akademik Bakış Dergisi,  Cilt:8, Sayı:15, Kış 2014 Ankara, s.98.

[51] Liman Von Sanders, Türkiye’de Beş Sene, çev.Eşref Bengi Özbilen, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2010, s.211.

[52] Sanders, a.g.e. s.212.

[53] Berlin’de İmparatorluk Parlamentosu’nda 7 Ekim 1915 tarihinde düzenlenen basın toplantısında basına Ermeni olayları karşısında sansür uygulaması getirildiği bildirilmiştir. Basına iletilen tebliğ şöyledir: ”Türkiye ile olan dostluk ilişkilerimiz, Türkiye’nin iç işlerine ilişkin olaylar yüzünden tehlikeye atılmak bir yana, hâlihazırdaki zor şartlar altında inceleme konusu dahi yapılamamaktadır. Bu nedenle, şu andaki yükümlülük susmaktır. Daha sonra dış dünyadan ‘Almanların suça olduklarına’ (deutscher mitschuld) ithamıyla doğrudan saldırdıkları takdirde konu büyük bir dikkat ve çekingenlikle değerlendirilmeli ve Ermenilerin Türkleri ağır şekilde tahrik ettikleri hususu daima vurgulanmalıdır. Çalışkan, Alman Cihadı… s.140; Ünal, a.g.e. 291.

[54] A.g.e. s.212.

[55] Çalışkan, Alman Cihadı…. s.115.

[56] A.g.e, s.116

[57] Sürgün

[58] Çalışkan, Alman Cihadı…. s.117.

[59] Burhan Oğuz, Faşizm, Alman Kimliği ve Türkiye ile İlişkileri, Anadolu Aydınlanma Vakfı Yayınları, İstanbul 2008, s.277; Wolfgang Gust, Ermeni Soykırımı 1915-16 Alman Dış İşleri Bakanlığı Siyasi Arşiv Belgeleri, çev.Zekiye Hasançebi & A.Takcan, Belge Yayınları, İstanbul 2012, s.134.

[60] Oğuz, a.g.e. s.277.

[61] Serdar Dinçer, Alman Belgelerinde Alman-Türk Silah Arkadaşlığı ve Ermeniler, İletişim Yayınları, İstanbul 2011, s.396.

[62] Selami Kılıç, Türk-Alman Arşiv Belgeleriyle Ermeni Sorunu ve Almanya, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2015, s.90.

[63] Dinçer, a.g.e. s.402.

[64] Uğur İnan, Osmanlı Devleti’nde Almanların Protestan Misyonerlik Faaliyetleri, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2015, s.313.

[65] İnan, a.g.e. s.318.

[66] A.g.e. s.320.

[67] Zübeyir Bütüner ”Tarihte Türklere Karşı Soykırım İddialarının Mimarı Portreler- Bir Alman Din Adamı Dr.Johannes Lepsius 4”, Hoşgörüden Yol Ayrımına Ermeniler, c.IV, Erciyes Üniversitesi Yayınları, Kayseri 2009, s.426.

[68] Deutscher Orient Mission

[69] İnan, a.g.e. s.321.

[70] Tamer Bacınoğlu & Andrea Bacınoğlu, Modern Alman Oryantalizmi, ASAM Yayınları, Ankara 2001, s.203.

[71] Bacınoğlu, a.g.e. s.204

[72] Mustafa Çolak, ”Hans Barth’ın ‘Türk Kendini Savun’ Adlı Eserine Göre Ermeni Meselesinin Doğuşu ve Avrupa”, Hoşgörüden Yol Ayrımına Ermeniler, c.III, Erciyes Üniversitesi Yayınları, Kayseri 2009, s.239-240.

[73] Bacınoğlu, a.g.e. s.204.

[74] Mustafa Çolak, ”Kaynak Kritiği ve Tehcir Olayında Belge Tahrifatı – Johannes Lepsius Örneği”, Belleten Dergisi, c.66, sayı:247, Ankara 2002, s.974.

[75]  Gust, a.g.e. s.176.

[76]  A.g.e. s.177.

[77] Ermeni soykırımı iddialarının temellendirilmesi için ortaya konan belgelerdeki sahtekarlıklar Lepsius belgeleri ile sınırlı değildir. Diğer yayınlanmış belge sahtekarlıkları için bkz: Türkkaya Ataöv, Ermeni Belge Düzmeciliği, İleri Yayınları, İstanbul Ankara 2006.

[78] Bkz: Mustafa Çolak, ”Kaynak Kritiği ve Tehcir Olayında Belge Tahrifatı – Johannes Lepsius Örneği”, Belleten Dergisi, c.66, sayı:247, Ankara 2002 (s.967-984)

[79] Barış Özdal, ‘Doğu Sorunu Kapsamında Almanya’nın Ermenilere Yönelik İzlediği Politikalar – Tessa Hofmann’ın İddialarının Analizi ve Kritiği”, Hoşgörüden Yol Ayrımına Ermeniler, c.I, Kayseri 2009, s.314.

[80] Özdal, a.g.m. s.318.

[81] Kılıç, a.g.e. s.273.

[82] Türkçeye tercümelerde kelimelerin dahi özenle seçildiği metin içinde dipnotlarda vurgulanmış ve farklı tercümelerle kıyaslama okuyucunun takdirine bırakılmıştır.

[83] Gust, a.g.e. s.19.

[84] A.g.e. s.35.

[85] Ünal’ın eserinin 291. sayfasında aynı belgenin tercümesi ile Gust’un kitabında yer alan Zekiye Hasançebi’nin tercümesi arasında bazı kelime farklılıklarının anlam değişikliğine sebebiyet verecek durumda olmasından ötürü bu tercümeyi de aktarıyoruz: ”Enver Paşa, Ermenilerin kitle ayaklanmalarını bastırmak ve Ermeni casusluğunu önlemek amacıyla, savaş ve olağanüstü hal ortamında da yararlanarak, çok sayıda Ermeni okulunu kapatmak, Ermenilerin posta aracılığıyla haberleşmesini yasaklamak, Ermeni gazeteleri üzerinde baskı kurmak ve pek de masum olmayan Ermeni ailelerini Mezopotamya’ya göç ettirmek niyetindedir. Bu konuda bizden ısrarla, kendisini engellememizi rica etmektedir. Türklerin bu tedbirleri, doğal olarak bize düşman olan dünyada heyecan uyandıracak ve bize karşı sömürü aracı olarak kullanılacaktır. Bu önlemler kuşkusuz Ermeni halkı açısından çok serttir. Ancak ben, bizim bunları yumuşatmamız ve fakat ilke olarak engellememiz gerektiği düşüncesindeyim. Rusya tarafından beslenen Ermeni çabaları, Türkiye’nin varlığını tehdit eden bir boyuta ulaşmıştır. Lütfen Dr.Lepsius ve Alman-Ermeni komitelerini buna uygun olarak, alınan önlemlerin Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasi ve askeri durum karşısında, kaçınılmaz olduğu konusunda bilgilendiriniz. Erzurum, Adana, Halep, Musul, Bağdat konsoloslukları tarafımdan gizlice bilgilendirilmiştir.”

[86] Gust, a.g.e. s.243.

[87] Kıvanç Galip Öner’in yayınladığı tercümede bir Türk Binbaşı olarak geçmektedir.

[88] Gust, a.g.e. s.335; Kıvanç Galip Öner, Alman Belgelerinde Ermeni Meselesi 1915, Kaknüs Yayınları, İstanbul 2007, s.95.

[89] Öner’in eserinin 96. sayfasındaki aynı belgenin tercümesi ile Gust’un kitabında yer alan Zekiye Hasançebi’nin tercümesi arasında  bazı kelime farklılıklarının anlamda değişikliğe sebebiyet verecek durumda olmasından ötürü bu tercümeyi de aktarıyoruz: ‘‘Lütfen Halep’ten gelen 1645 no’lu raporu uygun bir zamanda ve uygun bir şekilde Babı’ali’deki İstanbul konsolosunu mümkün olduğu kadar küçük düşürmeden, değerlendirin ve Ermenilere yapılanların sizin niyet ve direktiflerinize karşı olduğuna kanaat getirmiş olduğunuzu belirtin. Sadece bize yapılan kışkırtma suçlamasından dolayı kanun dışı hareketlerin bastırılmasıyla hararetle ilgilendiğimizi Türk meclisindeki arkadaşlarımız da anlayacaktır. Türk savaş anlayışının insanlık ve kültürel değerlere verdiği büyük önem onu düşman savaş anlayışından ayırır ve müttefikimizin aynı anlayışı yurt içinde de göstereceğine dair teminat verir. Konsolos Rölsser Ew.pp. Ermenilerin entrikalarına ve buna rağmen bizim onlar için attığımız adımlara işaret ederek mümkün olduğu kadar açıklamak ve sakinleştirmek istiyor.”

[90] Gust, a.g.e. s.335.

[91] Öner, a.g.e. s.67.

[92] A.g.e. s.11.

[93] Ermeni Reformu Sorunu

[94] Bacınoğlu, a.g.e. 198; Kılıç, a.g.e. s.266.

[95] Kılıç, a.g.e. s.266.

[96] Alman İslamı, İşçi Partisi Yurtdışı Temsilciliği, Kaynak Yayınları, İstanbul 2002, s.55

[97] A.g.e. s. 56

[98] Bacınoğlu a.g.e. s.200; Kılıç a.g.e. s.267 ;Özdal, a.g.m. s.318.

[99] Alman İslamı... s.57; Kılıç a.g.e. s.275 ;Özdal, a.g.m. s.319.

[100] Bacınoğlu a.g.e. s.200; Kılıç a.g.e. s. 267 ;Özdal a.g.m. s.318

[101] Bacınoğlu a.g.e. s.201; Kılıç a.g.e. s. 267.

[102] Özdal, a.g.m. s.320.

[103] Alman parlamentosunun kararının ilk sayfası Ekler bölümünde verilmiştir.

[104] İnan, a.g.e. s. 289.

[105] Özdal, a.g.m. s.322-323.

[106] Kılıç, a.g.e. s.277.

[107] Bu kısım, kitabın baskıya girmesinden hemen önce ilave edilmiştir. Usul olarak Değerlendirme kısmından sonra metne devam edilmesi metot ihlâline sebebiyet vereceği için, bu başlığın Ek bölümünde yer alması uygun bulunmuştur. Metnin insicamını korumak ve son gelişmeler ışığında metnin geçerliliği muhafaza etmek amacıyla ilave olunmuştur.

[108] http://www.milliyet.com.tr/turkiye-almanya-daki-oylamaya/dunya/detay/2255705/default.htm (son erişim 01.08.2016)

[109] http://www.bbc.com/turkce/haberler/2016/06/160602_almanya_soykirim_oylama (son erişim 01.08.2016)

[110] Karar metninin Almanca kopyasının ilk sayfası ek bölümünde verilmiştir. Türkçe tercümesi için bkz: http://www.cnnturk.com/dunya/almanya-meclisindeki-ermeni-soykirimi-tasarisinin-tam-metni (son erişim 01.08.2016)

Kaynakça

AHMAD, Feroz, Bir Kimlik Peşinde Türkiye, Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul 2010 .

ALKAN, M. Nail, ”1915 Ermeni Tehciri Kanunu ve Almanya’nın Etkisi”, Gazi Üniversitesi Akademik Bakış Dergisi,  Cilt:8, Sayı:15, Kış 2014 Ankara, s.91-104.

Alman İslamı, İşçi Partisi Yurtdışı Temsilciliği, Kaynak Yayınları, İstanbul 2002.

ANDERSON, Matthew Smith, Doğu Sorunu 1774-1923 Uluslar arası İlişkiler Üzerine Bir İnceleme, çev.İdil Eser, YKY, İstanbul 2001.

BACINOĞLU, Tamer & BACINOĞLU, Andrea, Modern Alman Oryantalizmi, ASAM Yayınları, Ankara 2001.

BAKAR, Bülent, Ermeni Tehciri, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara 2009.

BEYDİLLİ, Kemal, 1790 Osmanlı-Prusya İttifakı, İstanbul Üniversitesi Yayınları, İstanbul 1984.

BİSMARCK, Otto Von, Düşünceler ve Hatıralar, c.I, çev. Nijad Akipek, Milli Eğitim Basımevi, Ankara 1999.

BÜTÜNER, Zübeyir, ”Tarihte Türklere Karşı Soykırım İddialarının Mimarı Portreler- Bir Alman Din Adamı Dr.Johannes Lepsius 4”, Hoşgörüden Yol Ayrımına Ermeniler, c.IV, Erciyes Üniversitesi Yayınları, Kayseri 2009.

CAPLAN, Jane, Hitler Almanyası 1933-1945, çev. İdem Erman, İnkılap Kitabevi, İstanbul 2012.

ÇALIŞKAN, Kerem, Alman Cihadı ve Ermeni Sürgünü, Remzi Kitabevi, İstanbul 2015.

__________, Kerem, 100 Yılın Rövanşı, Caretta Kitap, İstanbul 2012.

ÇOLAK, Mustafa, ”Hans Barth’ın ‘Türk Kendini Savun’ Adlı Eserine Göre Ermeni Meselesinin Doğuşu ve Avrupa”, Hoşgörüden Yol Ayrımına Ermeniler, c.III, Erciyes Üniversitesi Yayınları, Kayseri 2009.

______, Mustafa,

DİNÇER, Serdar, Alman Belgelerinde Alman-Türk Silah Arkadaşlığı ve Ermeniler, İletişim Yayınları, İstanbul 2011.

GOLTZ, Colmar Von Der, 20. Yüzyıl Başlarında Osmanlı-Alman İlişkileri, yay.haz.Faruk Yılmaz, İz Yayıncılık, İstanbul 2012.

GUST, Wolfgang, Ermeni Soykırımı 1915-16 Alman Dış İşleri Bakanlığı Siyasi Arşiv Belgeleri, çev.Zekiye Hasançebi & A.Takcan, Belge Yayınları, İstanbul 2012.

GÜLER, Zeynep, Osmanlı Ordusun Modernleşmesinde Von Der Goltz Paşa’nın Rolü, (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi), Mersin Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Mersin 2007.

JORGA, Nicolae, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, c.V, çev. Nilüfer Epçeli, Yeditepe Yayınevi, İstanbul 2009.

KARABEKİR, Kazım, Türkiye’de ve Türk Ordusunda Almanlar, Emre Yayınevi, İstanbul 2001.

KARAL, Enver Ziya, Osmanlı Tarihi c.VIII, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2007.

KARPAT, Kemal, Osmanlı’dan Günümüze Asker ve Siyaset, Timaş Yay. İstanbul 2010.

KILIÇ, Selami, Türk-Alman Arşiv Belgeleriyle Ermeni Sorunu ve Almanya, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2015.

KOBAL, Yunus, Birinci Dünya Savaşı Öncesinde Almanya, Gece Kitaplığı, Ankara 2014.

KON, Kadir, Birinci Dünya Savaşı’nda Almanya’nın İslam Stratejisi, Küre Yayınları İstanbul 2013.

MOREAU, Odile, Reformlar Çağında Osmanlı İmparatorluğu Askeri ‘Yeni Düzen’in İnsanları ve Fikirleri 1826-1914, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul 2010.

MÜHLMAN, Carl, İmparatorluğun Sonu 1914, Timaş Yayınları, İstanbul 2009.

OĞUZ, Burhan, Faşizm, Alman Kimliği ve Türkiye ile İlişkileri, Anadolu Aydınlanma Vakfı Yayınları, İstanbul 2008.

ORTAYLI, İlber, Osmanlı İmparatorluğu’nda Alman Nüfuzu, İletişim Yayınları, İstanbul 2003.

ÖNER, Kıvanç Galip, Alman Belgelerinde Ermeni Meselesi 1915, Kaknüs Yayınları, İstanbul 2007.

ÖNSÖY, Rifat, Türkiye’deki Almanya 1914-1918, Atlas Yayıncılık, Ankara 2004.

ÖZDAL, Barış, ”Doğu Sorunu Kapsamında Almanya’nın Ermenilere Yönelik İzlediği Politikalar – Tessa Hofmann’ın İddialarının Analizi ve Kritiği”, Hoşgörüden Yol Ayrımına Ermeniler, c.I, Kayseri 2009.

ÖZGÜLDÜR, Yavuz ”Yüzbaşı Helmut Moltke’den Müşir Liman Von Sanders’e Osmanlı Ordusunda Alman Askeri Heyetleri”. Ankara Üniversitesi Osmanlı Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Dergisi Sayı: 4.

SANDERS, Liman Von, Türkiye’de Beş Sene, çev.Eşref Bengi Özbilen, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2010.

SHİRER, L. William, Nazi İmparatorluğu, c.III, çev.Rasih Güran, İnkılap Kitabevi, İstanbul, İstanbul 2002.

UZUNÇARŞILI, İsmail Hakkı, Osmanlı Tarihi, c.IV/1,  Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1978.

ÜNAL, Şeref, Uluslararası Hukuk Açısından Ermeni Sorunu, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2011.

WOLF, Klaus, Gelibolu 1915 Birinci Dünya Harbi’nde Alman-Türk Askeri İttifakı, çev.Eşref Bengi Özbilen, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2014.

YILMAZ, Veli, 1.Dünya Harbinde Türk-Alman İttifakı ve Askeri Yardımlar, Cem Yayıncılık, İstanbul 1993.

 

       

Yazarın MİSAK'taki yazıları